19.10.2019 - Gazete Ataşehir

Ataşehir Depreme Hazır mı?

Ataşehir Depreme Hazır mı?

Silivri açıklarında meydana gelen depremden sonra gözler yine İstanbul’da beklenen büyük depreme çevrildi. Ve bilim adamları zaman veremedikleri büyük depremin olacağından hem fikirdirler.

Olabilecek ve beklenen büyük İstanbul depremi ve Ataşehir depreme hazır mı? 36 yılını teknik birimlerde yönetici olarak geçirmiş ve depremler konusunda araştırmalar yapan Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Kayhan gazetemize yaptığı değerlendirmede,  bu araştırmalarım ve çalışmalarım sonucunda kafamda oluşan tablo iyi değil dedi.

Ataşehir Belediye Başkan yardımcısı Sadık Kayhan araştırmalarına ve edindiği tecrübelere dayanarak gazetemize şu açıklamaları yaptı.

“KAFAMDA OLUŞAN TABLO İYİ DEĞİL”

Bildiğiniz gibi 36 yıldır yerel yönetimlerde çalışıyorum.  Bu görev süremin tamamında teknik birimlerin içerisinde oldum ve hemen hemen tamamını yönetici olarak geçirdim. 1999 depremi hatta daha ilerisinde olan depremler nedense benim ilgi alanım oldu ve epeyce bu konuyla ilgili de çalıştım. Dolayısıyla alt yapıların durumdan tutun birçok konularda fikir sahibi olmaya çalıştım. Bu çalışmalarım ve araştırmalarım sonunda benim kafamda oluşan tablo iyi değil.

“İSTANBUL’DA Kİ BİNALARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU RİSK ALTINDA”

İstanbul’da ki yapı stokuna baktığımız zaman herhangi bir teknik hizmet almadan yapılmış yapıların kullanılan malzemesi belli değil. Projeye bağlı kalınmamış ya da projede aykırılıklar var.  Bu nedenle de yapılarımızın çok büyük kısmı yani yapılan tespitlerde %70’in bu şekilde yapılmış olduğu ortaya çıkıyor.

İstanbul 1.Derecede deprem bölgesine 1998 yılında alındı. Yani 1998 yılından önce yapılan projelere uyulsa bile o bina bile 1998 tarihinden sonra yapılan incelemelerde gerek kesitler açısından gerek donatılar açısından baktığımız zaman ciddi farklar çıkıyor. Yani bu şu demektir.  O tarihten önce yapılan binalar 1.Derecede deprem bölgesine uygun olarak yapılmamıştır. Demek ki İstanbul’da ki binaların büyük çoğunluğu risk altında. Adapazarı ve Kocaeli depremine baktığımız zaman tamamen yerle bir olan binalar var, yıkılmış olanlar ve çok hasarlı olanlar, az hasarlı veya hiç hasar görmemiş binalar var.  Bu anlamda binaların %70’i yıkılacak diye bir sonuç çıkmaz. Ama çok büyük bir miktarda yıkım olacağı, çok büyük miktarda ekonomiyi etkileyeceği ve çok ciddi sonuçlar doğuracağını da inkâr edemeyiz.

İstanbul’un veya bir başka yerdeki depremi bizim durdurmamız mümkün değil. Bu bir doğa olayıdır. Silivri açıklarında meydana gelen 5,8’lik deprem orta şiddette kabul ettiğimiz bir depremdir.  Kilometrelerce uzakta olmamıza rağmen hepimiz hissettik.  Oysa bizim Marmara’da beklediğimiz yani bulunduğumuz bölgeleri de çok ciddi etkileyecek depremin beklenen şiddeti bundan çok daha güçlü.

“BİRİNCİ ÖNCELLİĞİMİZ BİNAMIZI SAĞLAMLAŞTIRMANIN YÖNTEMLERİNİ BULACAĞIZ”

Toplumda şöyle bir kanı var. 5.8 böyleyse 7’de bundan biraz daha fazladır gibi. Hâlbuki ki öyle değildir. Bilim insanlarının tespitlerine göre yaşadığımız 5,8’lik depremden 70-80 hatta 100 kat daha güçlü bir depremi hayal etmek lazım. Bırakın oturduğumuz yerde ayakta durma şansımız bile olmaz. Duvardan duvara vuracak şiddete bir deprem.  7 şiddetindeki bir depremde kaçarak kurtulma şansınız olmaz.

O halde geriye iki çözüm noktası vardır. Bunlardan bir tanesi güçlü binalarda oturacaksınız, güçlü binalarda çalışacaksınız. Ama bu tercih sadece sizin imkânlarınızla olmuyor.  Bu bir arazi taramasını gerektiriyor. Bu bir planlamayı gerektiriyor ve bu bir teşviki ve anlaşmayı gerektiriyor.  O halde devlet ve yerel yönetimler vatandaşında işbirliği ile çözüm üretmesi gerekiyor. Birinci önceliğiniz sağlam binanız olacak. Japonya’da 7 ve üzeri depremler oluyor ölen olmuyor neden? Çünkü bütün binalar sağlam yapılmış. Bir başka bölgede İran’da, Türkiye’de orta şiddette bir deprem oluyor bir bakıyorsunuz onlarca işler çıkıyor, can kayıpları, yaralamalar büyük hasarlar meydana geliyor. Bunu bir kader olarak görmeyeceğiz aklımızı kullanacağız.  Önce binaların güçlendirmesini talep edeceğiz, devlet buna öncülük edecek, gerekirse faizsiz uzun vadeli kredilerle sağlamaya çalışacak. Yani birinci öncelliğimiz binamızı sağlamlaştırmanın yöntemlerini bulacağız.

“DEPREM KONUSUNDA EĞİTİMLER VEREREK UYGULAMALAR YAPMAK LAZIM”

Bunu dışında ölümlerin çok büyük kısmı binadaki kullanım hatalarından dolayı doğan ölümler.  Yani evdeki dolap ve benzeri malzemeleri duvara monte etmiyoruz.  Basit kendini koruma yöntemlerini bilmiyor ya da yapmıyoruz.  Bunları da zaman zaman okullardan başlayarak, mahallerden başlayarak öğretmek ve uygulatmak lazım. Böylece ölümlerin bir kısmını önleme olanağı çıkar karşımıza.

Ataşehir Belediyesi Meclis Üyesi ve Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Kayhan Ataşehir özeli ile ilgili şunları söyledi.

“ÖNCELİKLE MÜLKİYET SORUNLARININ ÇÖZÜLMESİ VE PLANLARIN ÇIKMASI GEREKİR”

Ataşehir özeline baktığımız zaman İstanbul’da yapılan istatistiklerin hemen hemen ortalaması gibidir. Yani birçok mahallemizde bina stoklarımız çok eski ve depreme karşı dayanaklı durumda değiller.  Örnek verecek olursak Yeni Çamlıca dediğimiz 3 mahallemiz de 70 ve 80’li yıllarda yapılmış, hiç teknik hizmet almamış, para buldukça üstüne kat çıkmış, deniz kumu kullanılmış, demir var mı yok mu bilmiyoruz. Çoğunluğu böyle. Yine bitişiğimizdeki Yenisahra, Barbaros ve İçerenköy Mahallesinin bir kısmı gibi. Mahallelerimizde ciddi riskler var. Bu mahallelerin önce mülkiyet sorunlarının çözülmesi, planların yapılması, sorunların çözülmesi ve bu mahallelerde kentsel dönüşümü sağlayacak özendirici kuralların getirilmesi gerekiyor.  Hatta kurallara uymamakta ısrar edenler varsa bazı düzenlenecek yasalarla da zorlayıcı tedbirlerin alınması gerekiyor.  Sadece sizin kendinizi riske atmanız yetmiyor. Diyelim ki 20 dairelik bir apartmanda oturuyorsunuz. Siz orada her şeye karşı çıkan tiplersiniz.  İşte bizim 6306 Sayılı yasa muhalif olarak üçte iki çoğunluk sağlayamıyorsunuz. Orada konulan tavır diğerlerinin yaşamını da riske atıyor. Bunlara karşı tedbirler almak gerekiyor.

“RİSKLİ BİNALARIN TESPİTİNİ YAPMIYORUZ, YAPAMIYORUZ”

Şimdi Belediyenin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının tüm teknik kadroları çok iyi biliyorlar ki binalarımızın çoğu risk altında. Gidip o riskli binaların tespitini yapmıyoruz, yapamıyoruz.  Kişi kendisi müracaat ederse kontrol ediyoruz ve riskli ise sen bu binada oturamazsın kardeşim diyebiliyoruz. Yanındaki bina belki ondan daha kötü koşullarda ama raporu olmadığı için o binada oturmaya devam ediliyor. Vatandaşın risksiz binalarda oturması için devletin çıkaracağı yasa ile vereceği teşviklerle belki vereceği kredilerle de buna da çözüm bulması gerekiyor.  Diyecek ki belediyeye git bunun analizini yap gerekirse parasını öderim. Çünkü finans açısından belediyenin de maalesef böyle bir gücü yok.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ