Ataşehir siyasetinde Pazartesi günü CHP Meclis Grubu'nda yaşananlar, kamuoyunda cevap bekleyen önemli soruları beraberinde getirdi.
Yazayım mı, yazmayayım mı diye çok düşündüm. Ancak vatandaşın sesi olmak, sokakta karşılaştığımız insanların sorularını dile getirmek ve Pazartesi günü CHP Meclis Grubu'nda yaşananlara bir cevap aramak adına yazmaya karar verdim.
Çünkü yaşananların ardından kamuoyunun merak ettiği sorulara henüz tatmin edici bir açıklama yapılmadı.
Pazartesi günü mecliste yaşananların nedeni yalnızca grup sözcülüğü koltuğu veya komisyonlara verilecek üyeler konusunda yaşanan anlaşmazlık mıydı? Yoksa mesele, makam ve görev paylaşımının çok daha ötesinde miydi?
Bu soruların cevabını bekliyoruz.
Ne acıdır ki düne kadar birlikte siyaset yapan, omuz omuza mücadele eden kişilerin bugün birbirlerine ağır ithamlarda bulunması, hatta geçmişte savundukları isimleri farklı ifadelerle suçlaması karşısında sessiz kalınması düşündürücüdür. Yaşananlarla ilgili ne CHP İlçe Başkanlığı'ndan ne de YENİ Parti İlçe Başkanlığı'ndan kamuoyunu aydınlatacak bir açıklama geldi.
Atanmışlara ve seçilmişlere soruyorum: Pazartesi günü mecliste sergilenen tablo gerçekten içinize sindi mi?
Kapalı kapılar ardında neler konuşulduğunu bilmiyoruz. Ancak kamuoyu önünde yaşananlar, bir muhalefet partisine yakışan bir görüntü ortaya koymadı. Bu tabloyu normal karşılayanlar, bunun hesabını kendilerine oy veren vatandaşlara vermek zorundadır.
Bir başka önemli konu da meclisin canlı yayınında yaşanan komisyon üye seçimleriydi.
CHP Grup Başkan Vekili olarak oturan Kaya Uluyılmaz'ın, bazı komisyonlar için yalnızca kendi ismini ve Ferda Altıntaş'ın ismini önermesi, kamuoyunda ciddi soru işaretleri yarattı.
Peki, bu tercihler yapılırken partinin diğer meclis üyeleri ve temsil ettikleri seçmen hiç düşünüldü mü?
Vatandaş ekran başında bunları izliyor ve soruyor:
Sizin için vatandaşın beklentileri mi önemli, yoksa oturduğunuz koltuk ve elde edeceğiniz unvan mı?
Asıl sorgulanması gereken mesele tam da budur.
Mecliste sahip olduğunuz siyasi gücü ve temsil imkânını muhalefetteki AK Parti'ye kaptırmışken, bugün grup sözcülüğü ve komisyon görevleri için mücadele etmenin kamuoyuna nasıl açıklanacağını düşünmek gerekiyor.
Önceliğiniz kimin grup sözcüsü olacağı, hangi partinin komisyonlarda temsil edileceği olmamalıdır. Önceliğiniz, size oy veren ve temsil etmeniz için görev veren vatandaşlara karşı sorumluluğunuz olmalıdır.
Unutmayın; o koltuklar kimsenin şahsi malı değildir. O makamlar, vatandaşın verdiği yetkiyle taşınan sorumluluk alanlarıdır.
Grup sözcülüğü koltuğuna kimin oturduğu, komisyonlarda CHP'li ya da YENİ Partili hangi meclis üyesinin görev aldığı, bugün beni arayan ve sokakta karşılaştığım vatandaşların öncelikli meselesi değil.
Vatandaşın merak ettiği çok daha önemli bir konu var: Kendilerine verilen oyların karşılığında neden böyle bir siyasi tablo ortaya çıktı?
Bu nedenle herkes önce kendisini sorgulamalıdır. Kişisel beklentiler, siyasi hesaplar, makam ve unvan mücadeleleri uğruna seçmene karşı sorumluluklarınızı göz ardı etmeyin.
Son olarak, CHP'den ve meclis üyeliğinden istifa eden Hüseyin Gültekin'in yaptığı açıklamaların da dikkatle okunmasını öneriyorum. Yaşananları anlamak ve değerlendirmek isteyenler için bu açıklamalar önemli mesajlar içeriyor.
Siyaset koltuk kazanma yarışı değil, vatandaşın güvenine layık olma mücadelesidir.
Kamuoyunun beklediği şey de budur: Sessizlik değil açıklama, koltuk kavgası değil sorumluluk, kişisel hesaplar değil halkın beklentilerine cevap.
Saygılarımla.











Yorum Yazın