UZUN YAŞAMANIN SIRRI

UZUN YAŞAMANIN SIRRI

Bunu yapan 20 yıl uzun yaşıyor! İşte ömrünüzü uzatacak o tüyo…

 İngiltere’de yapılan bir araştırma günde tüketilen besinlerin yüzde 40 azaltılması durumunda çok daha uzun yaşanılacağını ortaya koydu.
Londra Üniversitesi’nde yaşlanma hızı hakkında araştırma yapan bilim adamları, “Tüketilen besinler yüzde 40 oranında azaltılırsa ortalama bir insan ömrü 20 yıl uzar” açıklamasını yaptılar. Kobay fare üzerinde yapılan çalışmayı yürüten Doktor Matthew Piper, “Beslenme düzeni ve genetik yaşam süresini uzatma ve yaşlanmayı engellemede etkili.
Deneylerimizde fareye verilen yemeği yüzde 40 oranında azaltınca hayvanın ömründe de uzama görüldü” dedi. Piper, yaşlanmayı geciktirmek için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

VATAN DIŞ HABERLER


 

 

 

İKİ ESKİ DOST, DAMAR DÜŞMANI!

İKİ ESKİ DOST, DAMAR DÜŞMANI!

ALKOL + MEZE = DAMAR TIKANIKLIĞI

Bakırköy Dr Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Klinik Şefi Doç Dr Ahmet Akgül, kalp ve/veya bacak damar tıkanıkları nedeniyle yaptığı birçok ameliyat sonrasında hastalardan aldığı geri bildirimi yorumladı.

Havaların ısınmasıyla halk sağlığımızı ilgilendiren önemli bir tehlike mevcut. Akşamları mangal başında, açık havada içilen alkol ve “eski dostu” mezeler hem kalp krizi hem de özellikle bacak damarları olmak üzere tüm damarlarda bozulma ve tıkanmalara neden oluyor. Konuyla ilgili kalp krizi ve damar tıkanıklıkları nedeniyle sayısız ameliyat yapan Dr Akgül’e göre “Halkımızda kulaktan dolma bilgiler sayesinde 1 kadeh alkolün kalbe iyi geldiği inanışı vardır. Bu konuda bilimsel araştırmalar da yapıldı, alkol damar genişletici etkisi olan bir maddedir ama alınmasında tıbbi hiçbir yarar yoktur. Çok çeşitli zararları mevcuttur. Diğer organ sistemlerine örneğin karaciğere, metabolizmaya, insülin direncine,kolesterol yüksekliğine, şeker hastalığı oluşmasına, bel çevresini artırarak metabolik sendroma yol açması gibi sayısız zararları mevcuttur, burada vurgulamak istediğim ‘kalbe iyi gelir’  inancının doğru olmadığıdır. Yaptığım birçok kalp krizi ve bacak damar tıkanıklığı hastasının geçmişlerinde hem kalıtımsal yani ailede herhangi bir damar veya kalp sorunu yoktu. Bu hastaların bazıları ise hayatta sigara bile içmemişlerdi. Şeker, tansiyon gibi risk faktörleri de yoktu ama son zamanlarda artan kilo artışı ve kolesterol yükseklikleri vardı. Anlattıklarında her akşam “çok az” alkol aldıklarını söylüyorlardı. Ama dikkat etmedikleri başka bir şey daha vardı ki bunu hep ben sorduktan sonra söylediler yani önemsemediler:Meze. Aslında  kalbe olmasa da- ki doğru değil- alkolün karaciğeri bozduğunu bildikleri için fazla içmemeye özen göstermişlerdi veya eşleri kendilerini durduruyordu. Ama durmadıkları bir yer vardı ki işte bize gelme nedenleri bu dönemde başlıyordu. Alkol, mezesiz onsuz olmazdı. Eşleri de ‘yeter ki içmesin de, mezeler de bitsin’ dediler.

“öncelikle şunu belirtiyim ki alkol kalbe yararlı değildir, bilakis uzun süre tüketilmesiyle ‘myopati’ denen kalp kası bozulmasına neden olur. Kalp artık eski gücünde çalışamaz. Daha da kötüsü ameliyat şansı bile kaçar, geriye tek seçenek kalp nakli veya yapay kalp cihazlarıdır. Bununla birlikte “olmazsa olmaz” denilen meze ayrı bir risktir. Özellikle bu tüketimler akşam muhabbetlerinde yapılır ve alkolünde etkisiyle kişinin uykusu gelir ve masadan kalktıktan çok az bir süre sonra uyur. Mezeyle alınan yüksek kolesterol artık yakılamaz ve direkt olara damarlarda birikmeye başlar. Nihai sonuç kalp veya bacaklardaki damar tıkması olacaktır ve kişi bize göğüste agrı veya bacaklarda ağrı, yürüyememe ile gelir. Erken önlemini almayan veya bize bu şikayetler başladığında gelmeyen de kalp krizi veya bacak damar tıkanıklığıyla bu sefer mecburen gelir. Eğer kalpte mezelere bağlı damar tıkanıklığı olup, aşırı da alkol almışsa kalp kas dokusu da bozulmuş olacak yapacağımız ameliyat riski çok daha artacaktır. Sorun yalnızca bacak tıkanıklığı ise de alınan alkolden karaciğer ve metabolizma bozulduğu için ameliyatı daha da zor hale gelecektir.Sigaranın zararları tartışılırken alkol ve hele hele yanındaki sinsi “dostu” olan mezenin tehlikesi gözden kaçırılmaktadır, özellikle bu güzel yaz akşamlarında…”

“KLİMA”YA DİKKAT!

“KLİMA”YA DİKKAT!

 

Ülkemizin hemen hemen her bölgesinde klimaya ihtiyaç duyulmaktadır. Evlerde, işyerlerinde ve arabalarda sürekli klima kullanıyoruz, klima kullanımı hızla artıyor. Fakat klimalar bilinçsiz kullanıldığında sağladığı fayda kadar zarar da verebiliyor. Klima kullanımının doruğa çıktığı sıcak yaz aylarında klima seçiminden, montaj yerine, kullanımına, bakımına kadar dikkat edilmesi gereken birçok konu var.

Klima Konusunda Dikkat Edilecek Hususlar

Klima seçimi, montajı ve kullanımı son derece önemlidir. Vatandaşlarımız özellikle şu hususlara dikkat etmelidirler:

Öncelikle klima kapasitesi seçimini mutlaka yetkili bir Makina Mühendisi yapmalıdır.

Gereğinden fazla kapasitede seçilmiş klima cihazı dur-kalk‘lardan dolayı daha fazla elektrik tüketimine ve ilk kurulum esnasında daha fazla para ödenmesine neden olacaktır.

Klimalarda BTU/h (British Thermal Unit: İngiliz ısı birimi) değeri klimanızın bir saatte ortamdan taşıdığı ısı miktarını belirtmek için kullanılır. Evlerde 9 bin 600, 12 bin, 14 bin BTU gibi değerlerdeki klimalar kullanılıyor. Bu değeri tespit ederken, klimanın kullanılacağı odanın hacminin kaç metreküp olduğu, coğrafi olarak hangi bölgede olduğu, pencerelerin büyüklüğü ve yönleri, perdeyle panjurla kapalı olup olmadığı, odada kaç kişinin yaşadığı gibi ölçütler değerlendirilecektir.

COP, klimaların üzerinde bulunan etiket değerlerinden biridir. Performans Katsayısının İngilizce kısaltması olan COP, cihazın ısıtma verimi hakkında bilgi verir. Klimanızın kışın iyi ısıtma yapmasını istiyorsanız veya yüksek elektrik faturası ödemek istemiyorsanız COP değeri yüksek klima tercih etmelisiniz.

Ayrıca klima alırken öncelikle klimanın verimliliğine bakılmalıdır. Klimanın verimini belirleyen faktör COP değeridir. Bu değer bütün klimaların etiketlerinde mevcuttur. COP değeri klimada ne kadar büyükse o klima o kadar verimli çalışıyor demektir.

Alacağınız klimaların mutlaka ulusal ve uluslararası standartlara uygunluk belgeleri olmalıdır.

Klimaların servis hizmetlerini verecek yetkiliye kolaylıkla ulaşılabilmelidir. Yani satış, dağıtım, kurulum gibi hizmetleri standartlaştırılmış, bayilik ağları iyi işleyen firmaların klimaları tercih edilmelidir.

Kullanacağımız klimanın ısıtma ve soğutma kapasitesi binanın yapısına, iç ve dış ortam şartları gibi birçok parametreye bağlıdır ve mutlaka bir Makina Mühendisi tarafından hesaplanmalıdır.

Diğer taraftan ısıtma veya soğutma bakımından yanlış sıcaklık değerlerinde çalışan, iç ünite bakımları, temizlikleri düzenli yapılmayan, ortam içerisinde uygun olmayan hava akımları yaratan klima cihazları sağlık açısından ciddi riskler yaratabilir. Ayrıca taze hava transferi olmayan klima sistemlerinde ortama taze hava girişi olmadığından dolayı ortamın iç hava kalitesi kolaylıkla bozulur. Bu nedenle, kalp, astım gibi hastalıkları olanların bu ortamlarda uzun süre kalmaları tehlikeli olabilir. Klima bir konfor aracıdır, doğru kullanıldığında sağlıklı bir yaşam ortamı oluşmasını sağlar. Özellikle iş ve alışveriş merkezi yönetimleri, işletme masrafını düşürmek amacıyla taze hava oranlarını Yetkili Mühendisler tarafından hesaplanan standardın altına düşürmemelidir. Bu durumda, sürekli aynı kirli hava dolaştırılmış olacağından, sağlığı tehdit eden sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir.

Klima cihazları iç ve dış ortamda değişik hava şartlarına maruz kalan cihazlardır. Cihazların ısı transfer yüzeylerinde meydana gelen kirlenmeler, cihaz performansında düşüklüğe neden olur. Ayrıca, cihaz içerisindeki soğutucu gazın işletme basıncında mevsime göre düzeltme yapılması gerekir. Bu nedenle klima cihazlarında yılda iki sefer bakım yapılması son derece önemlidir. Bakımı yapılmayan klimalar verimi düşecek, enerji sarfiyatı artacaktır.

Ortamın tozluluk derecesine göre filtre temizlik işareti yandığında duvar tipi ve multi sistem klima cihazlarının filtreleri 15 günde bir, tavan tipi klima cihazlarının filtreleri ise yılda bir kez temizlenmelidir. Bu süreler ortamın tozluluk derecesine göre değişebilir. Split ve Multi tip klima cihazlarının ön tarafında yer alan ve havayı temizleyen elektrostatik filtreyi her 3 ayda bir değiştirmelisiniz.

Klimaların temizliğinin periyodik olarak yapılması  sağlıklı bir yaşam için şarttır. Bakımı yapılmayan klimalar,  ideal filtreleme yapamayacağından toz ve partiküller ortamda kalır,  küf mantarları oluşur. Baş ağrısı, sinüzit, kronik yorgunluk, burun kanaması, yüz felci, alerji ve lejyoner, astım gibi hastalıklara neden olur. Split klimalar, mevcut ortamdaki havayı sirküle ederek çalışır. Ortamdaki havaya hapşırık ya da öksürük yoluyla salınan virüs, klimanın çalışma prensibi gereğince, havayı iç ünitenin içinden geçirerek tekrar bulunduğu ortama bırakacağından o ortamın sağlıksız olmasına neden olur. Zamanında değiştirilmeyen filtrelerin, sağlığınızı tehdit edebileceğini, özellikle bundan çocukların ve yaşlıların daha çok etkileneceğini unutmayın.

Sağlık açısından özellikle;

•          Klimanın sıcaklık ayarı 23 derecenin altına getirilmemeli,

•          Nem düzeyi %50 olmalı,

•          Klimanın önünde terli oturulmamalı,

•          Araç klimaları yüze ve göğse değil, ön cama doğru olmalıdır.

Terli sıcak havadan klimalı ortama girince vücudumuzda aniden buharlaşma meydana gelir. Bu da bel ve boyun kaslarında tutulma ve ağrıya neden olur. Özellikle çocuklar ve yaşlılar aniden soğuk ortama girince vücut dirençleri düşer. Bu da hastalanmalarını kolaylaştırır.

Toplum yararı ve kamusal denetim anlayışımız gereği meslek alanlarımızla ilgili konularda toplumu bilgilendirmeyi görev saymaktayız. Uyarıyoruz! Klima alırken mutlaka yetkili bir Makina Mühendisi ile görüşün; kullanımı, seçimi ve takılması konusunda detaylı bilgi alın ki; KONFOR ARAYIŞINIZ SAĞLIĞINIZA ZARAR VERMESİN!

N. Cenk CİHANGİR

TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI
İSTANBUL ŞUBE SEKRETERİ

ENGELLİLER ENGEL TANIMIYOR

ENGELLİLER ENGEL TANIMIYOR!

CHP Beykoz İlçe Başkanlığı Engelliler Komisyonu Başkanı Fatih Ekiz, gazetemizi ziyaret ederek çalışmaları hakkında bilgi verdi..

Ekiz, oluşumundan bu yana faaliyetini sürdüren Engelliler Komisyonu, yeni çalışmaların ışığında her kesime hitap etmeyi ve belediyelerle ortak çalışma alanları oluşturmayı amaçlarken vatandaşların da bu konuda duyarlı olmalarını istedi.

Amaçları doğrulusunda tam gaz ilerlediklerini söyleyen Komisyon Başkanı Ekiz, konuyla ilgili ayrıntıları gazetemiz çalışanlarından Elif Ateş’e anlattı.

     Engelliler Komisyonu faaliyetlerini ne zamandır sürdürüyor?

Komisyonumuz her türlü faaliyetini Belediyemiz varolduğundan bu yana sürdürüyor.

    Engelliler Komisyonu kaç kişiden oluşuyor?

Komisyon 40 kişiden oluşuyor. Yalnız bu 40 kişinin içinde sadece engelli vatandaşlarımız değil, normal vatandaşlarımız da faaliyette bulunuyorlar. Burada herkes birlik ve beraberlik içindedir.

    Komisyonunuzun şu ana kadar ne gibi çalışmaları oldu?

Komisyonumuz henüz köklü bir çalışmaya imza atmış değil. Lakin bununla ilgili projelerimiz var. Zamanı geldiğinde bu projelerimizin gerçekleştiğini göreceğiz.

Hazırladığınız projelerden biraz bahseder misiniz?

Tabi. Öncelikle Komisyon olarak engelli vatandaşlarımızın engelini ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. Bu doğrultuda onların kaliteli bir eğitim almaları için çalışıyoruz. Bunun için de en başta engelli vatandaşlarımıza özel eğitim okulu yaptıracağız. Projemizi kimseden maddi yardım talep etmeden gerçekleştireceğiz.

  Engelliler Komisyonu olarak neler amaçladığınızı kısaca anlatır mısınız?

Bizim amacımız kimseden maddi yardım beklemeden, sadece kendi çabamızla bir yerlere gelebilmemiz ve büyük işler başarmamızdır. Engelli vatandaşlarımıza her konuda yardım etmek, onların sorunlarını dinlemek ve çözüm arayışı içersinde olmak komisyonumuzun amaçlarını oluşturur.

   Komisyonla ilgili son olarak neler söylemek istersiniz?

Amaçlarımız doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Önümüzdeki yıllarda çok ‘Çılgın Proje’lerimiz olacak. Hedefimiz 2014 yılında köklü projelere imza atmaktır.

SICAK HAVADA SERİNLETEN İÇECEK: AYRAN

       

Sıcak havalarda ihtiyacımız olan su ve mineral kaybını nasıl karşılayabiliriz?

ERCİYES Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Neriman İnanç, yaz sıcaklarında en yararlı içeceğin ayran olduğunu, bunu yüzde yüzlük meyvasuları ile karpuz ve kavun gibi su oranı yüksek olan meyvelerin izlediğini söyledi.
 
Erciyes Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Neriman İnanç, günlük sıvı ihtiyacı yaklaşık 3 litre olmakla birlikte bireylerin yaşı, fiziksel aktivitesi, cinsiyeti ve ortamın ısısından etkilendiğini söyledi. Yaşa göre değişmekle birlikte yaklaşık yüzde 60-70’i sıvı olan insan vücudunun bir günde ortalama solunum yoluyla, idrarla, terle ve dışkı ile 2.5 litre sıvı kaybettiğine dikkati çeken Prof.Dr. İnanç, şöyle dedi:
 
’Kaybedilen sıvı günlük tükettiğimiz su, karpuz kavun gibi su oranı yüksek olan meyve gibi besinler ve süt, ayran, çay, meyve suyu gibi diğer içeceklerle sağlanmaktadır. Günümüzde giderek artan sağlıklı beslenme bilinci ile birlikte besinlerin sağlık üzerine fonksiyonel özellikleri ve hastalıklardan koruyucu etkileri ön plana çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, her yaş grubunda sağlığın korunması için ‘bir günde 5 programı’ çerçevesinde sağlıklı bir diyetin elzem bileşenleri olan sebze ve meyvelerin tüketimini arttırılmasını önermektedir.”
 
Ayran’ın yaz aylarında en mükemmel ve yararlı bir sıvı içecek olduğunu vurgulayan Prof.Dr. İnanç, “Sıvı ihtiyacımızı karşılayacağımız diğer bir içecek ise geleneksel besinlerimizde biri olan yoğurttan yapılan ayrandır. Yoğurt ve ayran probiyotik içeren ürünlerdir. Probiyotik kelimesi Yunanca bir terim olup ’yaşam için’ anlamına gelmektedir. Yoğurt yapımında kullanılan bakteri bağırsaklarımızdaki florayı değiştirerek sağlığımız için yararlı etkileri oluşturur. Bu etkiler bağışıklık sisteminin güçlenmesi, K, biyotin, B12, niasin vb vitaminler, zararlı maddelerin (toksinler) kan dolaşımına geçmesinin engellenmesi, besin alerjilerinin, ishalin ve kabızlığın tedavisi ve bazı kanser türlerinin önlemesidir. Bu nedenle yaz aylarında, sağlığa yararlı etkileri nedeniyle de ayranın, sıcakla terle kaybettiğimiz potasyum gibi bazı mineralleri yerine koymak için meyve suları yeterli ve dengeli beslenme profili içinde uygun miktarlarda tüketilmelidir” uyarasında bulundu.

Kadınlar kemikleri için meyve-sebze tüketmeli

Meyve ve sebze, kadınlarda kemik kırılması riskini azaltabilir.

Kanada’nın McGill Üniversitesi’nden Lisa Langsetmo ve ekibinin yaptığı araştırmaya, 50 yaş ve üzerindeki 3 bin 539 kadın ile 1649 erkek katıldı.

Kemik kırılmaları ve besin yoğunluğu arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimadamları, menopoza girmiş kadınlardan sebze ve meyveyi çok tüketenlerde kemik kırılmalarına az rastladı.

Meyve ve sebzenin besin yoğunluğunun tatlı ya da bisküvilerden daha fazla olduğunu belirten araştırmacılar, günlük tüketilen besin yoğunluğu fazla yiyeceklerin yüzde 40 artırılmasının, kadınlarda 10 yılda kemik kırılması riskini yüzde 14 azalttığını vurguladı. Bilimadamları, erkeklerde bu oranın daha az oluğunu bildirdi.
Araştırma, “American Journal of Clinical Nutrition” dergisinde yayımlandı. Konuya ilişkin makale, Fransız “Le Point” dergisinin internet sitesinde de yer alıyor.

 

GÖZLERİNİZİ KORUYUN

GÖZLERİNİZİ KORUYUN

Avrupagöz Aksaray Başhekimi Op. Dr. Said Edipsoy, baharın gelişiyle yüzünü daha fazla gösteren güneşin göz sağlığını tehdit eden ultraviyole (UR) ve infra red (IRA) ışınlarına karşı daha dikkatli olmak konusunda uyarılarda bulunuyor.

Dünyamıza ulaşan ultraviyole ışınlarının yazın, kışa oranla üç katına çıktığını belirten uzmanlar, gerekli tedbirler alındığında bu durumun yarattığı risklerin en aza ineceğine dikkat çekiyor.

Atmosfer, zararlı ışınların büyük bir kısmını filtre etmesine rağmen, gün ışığında göze zarar verecek derecede UV (daha küçük dalga boyundaki) ve IR (daha büyük dalga boyundaki) ışınlara engel olamıyor. 80’li yıllardan bu yana sıkça gündeme gelen ozon tabakasındaki incelme ve bunun sonucunda yeryüzüne daha fazla zararlı ışının ulaşması sağlık açısından önemli bir risk teşkil ediyor. Bu zararlı ışınların içinde özellikle UV-C’nin gözler için çok zararlı olduğunu hatırlatan Avrupagöz Aksaray Başhekimi Op. Dr. Said Edipsoy konuyla ilgili şunları söylüyor: “Ultraviyole ışınlar, göz kapaklarını kaplayan deride kanser, konjanktiva tabakasında kansere, gözde et (piterjium) olarak adlandırılan büyümeye, saydam tabakada ağrılı enflamasyona ve uzun dönemde kornea yüzeyinde bozulmaya sebep olabilir. Ultraviyole ışınlarının katarakt oluşumu riskini artırdığı da bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış durumda.”

Güneşin zararlı ışınlarından korunmak için güneş gözlüğü takmadan güneşe çıkılmaması gerektiğinin altını çizen Edipsoy, bu konudaki hassasiyetin çocuklar söz konusu olduğunda bir kat daha artması gerektiğini belirterek şöyle devam ediyor: “Güneş gözlüğünü aksesuar olarak değil, göz sağlığı için gerekli bir araç olarak takılması gerektiğini küçük yaşlardan itibaren küçüklere aşılamalıyız. Çocukların göz merceğinin ultraviyole ışınları süzebilme yeteneğinin yetişkinlerden daha az. Özellikle bu konuda nasıl bir güneş gözlüğü takmamız gerektiğiyle ilgili bir yazı paylaşacağım.”

Zararlı ışınlardan korunmak için gözlerimizi kısmak, gözlerimizi kaçırmak yerine uzmanların önerilerini dikkate alıp ideal bir güneş gözlüğü kullanmak gerekiyor. Güneş gözlüğü camının UV korumalı ve polarize cam olmasına özen gösterilmeli. Ayrıca gözde tam koruma sağlayabilmesi için, üstten, yandan ve yansıyan ışınlardan da koruyacak şekilde dizayn edilmiş olması avantaj sağlayacaktır.

 

EMNİYET’TEN ANLAMLI BAĞIŞ

EMNİYET’TEN ANLAMLI BAĞIŞ

 

Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü çalışanları, “14 Haziran Dünya Gönüllü Kan Bağışı Günü” dolayısıyle gönüllü olarak kan bağışında bulundular.

Kızılay Ataşehir Şube Başkanı Rahman BAKİ’nin de katıldığı kan bağışına, merkez çalışanları da büyük ilgi gösterdi.

Emniyet Müdürlüğü binasının giriş katına kurulan kan alma standlarına, kan bağışlama Talep Formu’nu dolduran resmi ve sivil polisler sırayla alınırken, ilk defa kan verecek olan polislerin heyecanı da görülmeye değerdi.

Merkez çalışanları kan verme işlemine devam ederken, Kızılay Ataşehir Şube Başkanı Rahman Baki konuyla ilgili basın açıklaması da ”Kan çok önemli, kan hayat demektir. Bu konuda insanımızı duyarlı olmaya çağırıyoruz” dedi. Hedeflerinin 60 ila 100 ünite kan almak olduğunu da söyleyen Baki, kampanyayla ilgili çalışmalarının devam ettiğini, Ataşehir halkının da bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

2011 yılında 33 kampanya ile 1148 ünite, 2012 yılının ilk başlarında 28 kampanya ile 778 ünite kan bağışı olduğunu belirten Baki, “Bir ünite kandan, 3 ayrı kan ürünü elde edildiğinde, bir kişi 3 hayatı kurtarır demektir” dedi.

 

FOTO GALERİ:

 

 

“LENS” KULLANIRKEN DİKKAT!

 

“LENS” KULLANIRKEN DİKKAT!

 

Yaz aylarında lens kullanımında artış görülüyor

Avrupa Göz Küçükçekmece şubesi hekimi Op. Dr. Hasan Oğuzhan, göz problemi olanların yaz aylarında daha çok talep gören lenslerin daha pratik ve estetik olmasıyla kullanımının arttığını ve direkt göz ile teması olduğu için dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

Günümüzde kontakt lensler görme kusurlarının düzeltilmesinde ve kornea yüzeyinin hassas ve bozulmuş olduğu durumlarda kullanılsa da, özelikle yaz aylarında göz renginin değiştirilmesi ve daha rahat güneş gözlüğünü takabilmek amacıyla lenslere olan talepte artış görülüyor.

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte lens kullanımında da artış başladığını belirten Avrupagöz Op. Dr. Hasan Oğuzhan “Güneşin zararlı ışınları, ultraviole A ve B dalgaları cildinizde bazı hasarlara neden olduğu gibi, gözünüzün dokularında da; özellikle makula da (keskin görme noktasında) erken yaşlanma bulgularına, hücrelerde bozulmalara neden olabilmektedir. Kornea ve konjonktivada pterjium, gözyaşı düzensizlikleri güneş ışınlarının yoğun olduğu ortamlarda daha fazla ortaya çıkar.” dedi.

Yeni teknolojilerle üretilen çeşitli kozmetik veya optik amaçlı lenslere UV filtre özelliği eklenmiştir. Lenslerden ultraviole filtreli olanların seçilmesi bu nedenlerle önemlidir. Yaz sporlarının birçoğunda kontak lens kullanımı gözlük kullanımından daha güvenlidir. Yeni kullanmaya başlayacak sporcular göz hekimlerinin kontrolünde bu konforu yaşamalıdır.

Deniz ve havuzlara girerken lenslerin çıkartılması ve hijyenik ortamda saklanması gerekmektedir. Oğuzhan, “İleri düzeyde bozuk olan gözlerde, havuz ve deniz de kontakt lens kullananların yüzücü gözlükleri ile birlikte kullanarak görme sorunu çözebilinir olduğunu” vurguladı. Sudaki çeşitli kimyasal maddeleri ve kirliliği tutabileceğinden ve su altında gözlerden lenslerin çıkması daha kolay olduğundan yüzücü gözlük kullanılması öneriliyor.

SÜPER BABA OLMAK HİÇ DE ZOR DEĞİL!

SÜPER BABA OLMAK HİÇ DE ZOR DEĞİL!

Bütün çocuklar babalarını “evin direği” ya da “eve para getiren kişi” olarak tanımlar. Oysaki siz çocuğunuza arkadaş ve sırdaş olmak isteyebilirsiniz. Çocuklarınız için “süper bir baba” olmak istiyorsanız öncelikle yapmanız gereken, kısa da olsa, onlara zaman ayırmak olacaktır. Memorial Ataşehir Hastanesi’nden Çocuk ve Ergen Psikolojisi Uzmanı Özge Merve Türk’ün, sağlıklı bir baba-çocuk iletişimi hakkında bilgi verdi.

Sağlam ilişkinin temellerini baştan atın

Bebeklik döneminden itibaren anne ile paylaşım içerisinde çocuğun temel bakım ve gereksinimlerine katılan,  sınır ve kuralları ihmal etmeden çocuk ile eğlenen, oynayan, anlayan bir baba modeli baba-çocuk ilişkisi için ideal bir model oluşturmakta, ergenlikteki sorunlarla daha iyi baş edebilmeye zemin hazırlamaktadır.

Çocuklar nasıl bir “Baba” ister?

Erken dönemde baba ve çocuk arasında kurulan ilişki oldukça önemlidir. Çocukluk döneminde baba ve çocuğun oyun oynaması, zaman geçirerek birbirleri ile iletişim içinde olmaları ergenlik sürecini de etkilemektedir. Ergenler otorite sahibi, güvenilir bir baba figürüne sahip olmak isterler. Üç-beş yaşları cinsel kimliğin oluşmaya başladığı yaşlardır ve bu yaşlarda erkek çocuğun özdeşim figürü “baba” olmaktadır. 

Ona “güven veren” olun

Ergenlik büyümektir, değişimdir. Ergenin fiziksel ve ruhsal açıdan değiştiği bu dönemleri bilmek, tanımak gerekir. Ergen, toplum içinde yeni bir kimlik edinmeye çalışmaktadır, yeni düşünce ve inanç sistemleri ortaya çıkar. İşte bu dönemde baba destekleyen, yönlendiren olmalıdır. Sorunları tehdit ve azar olmadan paylaşmalısınız. Birlikte zaman geçirmek ve güven veren konumda olmak ergen-baba ilişkisinde temel noktalardır. Bu, anlaşmazlıkların en aza indirgenmesini sağlar.

Aranızdaki yaş farkı kaç olursa olsun paylaşım önemli

Çocuğunuz ile aranızdaki yaş farkı kaç olursa olsun aranızdaki paylaşım çok önemlidir. Oyun oynayarak zaman geçirmek, beraber etkinlik yapmak baba-çocuk etkileşimini arttırır. Sürekli olarak emirler yağdıran, tehdit eden bir baba çocuk ile iyi iletişim kuramaz. Anlamak, dinlemek ve düşünceleri paylaşmak gerekmektedir. Bir baba olarak çocuğunuz ile beraber katılacağınız çeşitli aktivitelere bulun. Kısacası zaman geçirmek için ortam yaratın. Tabi burada çocuğun nelerden hoşlanabileceği göz önünde tutun Yaş farkına odaklanmak çocuk ile geçirilecek kaliteli zamanı engeller. Geçirdiğiniz zamanın süresine takılmayın. Önemli olan kaliteli zaman geçirmek; yani çocuğunuz ile geçirdiğiniz sürede neler paylaştığınız, iyi bir iletişim içinde olunduğu zamandır.

Sevgi ve saygı bir bütündür.

Sevgi ve saygı iletişimde bir bütündür. İkisi olmadan iyi bir iletişim söz konusu değildir. Aşırı sevgi göstermeye çalışan babalar zaman zaman baba otoritesini çocuğa bırakmakta; yani çocuğun yönettiği, kuralları koyduğu bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu yanlıştır, çocuğa her zaman baba olduğunuzu ve sınır-kuralları koyduğunuzu göstermelisiniz. Aynı zamanda onunla eğlenceli vakit geçirebilmeli, sorunları ile ilgili olarak paylaşmalı, yanında olduğunuzu hissettirmelisiniz. Bu şekilde karşılıklı sevgi-saygı zemini oluştuğunda iyi bir baba –çocuk ilişkisinin temelleri atılmış olmaktadır.  

Babalar her şeyi en son mu duymalı?

Bu durumda annenin rolü çok önemlidir. Anne ve baba ortak bir noktada buluşabiliyor ise babanın ne tepki göstereceği endişesi en az seviyede olur. Çocuk, baba ve annenin bir olaya nasıl tepki göstereceğini tahmin edebilir. Buna göre davranışlarını düzenleyebilir. İstenilmeyen davranışta sorun baba ile paylaşılır ve baba çocuk ile karşılıklı konuşarak, çocuğun sebeplerini anlar ve kendi düşüncelerini paylaşarak ona nasıl davranması gerektiğini anlatmaya çalışır. Bu noktada korkutmamak, tehdit etmemek önemlidir. Korkulan bir baba figürü çocuğun daha fazla hata yapmasına neden olur. Çocuk birçok konuyu paylaşmaz, yalan söyleyebilir. Bu nedenle net, anlaşılır şekilde sorunları doğrudan konuşarak paylaşmak, karşılıklı duygu paylaşımı sorunları daha iyi çözümlemeye yardımcı olacaktır.  

DOĞURSAK MI DOĞURMASAK MI

Her zaman olduğu gibi okurlarımızın gönderdiği yazıları değerlendirip yayınlıyoruz.  Sizler de  yazılarınızı Ataşehir’liler le paylaşmak isterseniz, gazete@atasehir.com.tr adresine gönderebilirsiniz.

Okurumuz Hamiyet Ardıbatan’nın gönderdiği yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.

DOĞURSAK DA MI SAKLASAK DOĞURMASAK DA MI SAKLASAK

Her gün onlarca kadının öldürüldüğü bu ülkede sayın devlet büyükleri durum karşısındaki acziyetlerini, gizlemek için adına cinayet dedikleri kürtajın peşine düşmüşler. Ne yazık’ki kutsal olan yaşam hakkının korunması yerine daha doğmamış  bebekler, pardon ceninler üzerinden yaşam hakkı kutsaldır engellenemez gibi komik felsefi saçmalıklarla  gündemi beklenenin çok üzerinde meşkul ettiler. Yani tam  isabet.

Öyle ki; yazılı ve görsel medyadan aşina olduğumuz pek çok yüz, konuyla ilgili günlerdir süren hararetli tartışmalara imza attılar. Bir yanda işin dini boyutu, diğer yanda işin sağlık boyutu ha birde çengelli iğne ile tutturulmuş gibi iğreti duran  demokrasi boyutu, malum ülkede ileri demokrasi var.

İleri demokrasinin yaşandığı ülkemde GÜL DÜNYALAR, AYŞE PAŞALILAR öldürülürken yaşam hakkı kutsaldır diye mangalda kül bırakmayanlar o zaman neredeydiniz azizim.Her gün acımasızca devam eden kadın cinayetleri bitti mi? Sorunu çözdünüzmü ki kürtaja sıra geldi.

Koca ve aile şiddetinden kaçarak korunma taleb ettikleri halde, korunamayıp öldürülen kadınlarımızın suçu neydiki aldınız yaşam haklarını ellerinden.

Sizler gerçekten eminmisiniz yaşam hakkını korumak için olduğuna bu sergilenen komedinin.

Komedi diyorum çünki iş artık akıl, mantık sahibi insanların dinlerken ve seyrederken çaresizce güldükleri boyutta seyrediyor.Tam kara mizah dediklerimizden.

Birisi çıkıyor ekranlarda doğmamış bebekten pardon bir ceninden gelen mektubu iki gözü iki çeşme okuyor. Bu kadar şiddetle niye ağladığını anlamak güç doğrusu merak ettim. Bu güne kadar binlerce insan öldü töre diye terör diye kendileri hiç ölüm görmemiş bir düyadamı yaşıyorlar ki bu kadar etkiliyor onları bir ceninin ağzından okunan bu mektup.

Birisi çıkıp diyorki; onlar doğursun bakmazlarsa devletimiz bakar. Merak ettim, devletin bakma önceliği yaşayanlara değil mi? Bakılması gereken bunca çocuk varken, doğmamış çocuk üzerinden hesap yapmak niye.? Sokaklar zaten çocuk dolu değil mi? Hani adlarını sokak çocuğu, tinerci koyduklarımızdan görünce ellerine üç ,beş kuruş verip yanlarından koşarak uzaklaşırken nasılda rahatlamış hissederiz vicdanımızı.

Yada mendil,sakız,su alırız, olmadı ayakkabılarımızı boyatırız değilmi maksat vicdanımız rahatlasın nede olsa onlar bizim,onlar bu ülkenin çocukları. Peki bu çocukların yaşam hakkı ne olacak? Dahası insanca yaşama hakları sokakta köprü altında değilde okulunda ,yuvasında,sıcak yatağında olmak onlarında hakkı değil mi? Gece,gündüz kış kıyamet demeden sokakların acımasızlığına sığınan bu çocuklarda bir cenin kadar düşünülmeyi haketmiyormu? Üstelik çoğunun hayatının ıslah evinde yada bir bıçağın ucunda sonlanacağını bilirken.

Birde kürtaj yasaklanırsa artacak kadın ölümleri var. Ha zaten kadın sayısı çok fazla ölmeyle falan bitmez diyorsanız bak onu bilemem.

Peki ya tecavüze uğrayan kadın tecavüzcüsünden hamile kalırsa doğacak çocuğu kürtajla öldürmek yerine kendini öldürsün diyen zihniyet sana diyecek bir şey bulmakta zorlanıyorum ama dilim döndüğünce bir şey sormak istiyorum.

Böyle tarifi imkansız talihsiz bir olay senin sevdiğin tanıdığın birinin başına gelse acaba ne yapardın kadınımı öldürürdün yoksa ne yapalım olmuş bir kere der doğacak çocuğu bağrına basıp gerçekten severmiydin.Hiç sanmıyorum.

Şimdi gelelim meselenin özüne bir hayat kurtarmaksa gerçekten mesele o zaman kadın cinayetlerini durdurmakla başlayalım işe.

Bir hayat kurtarmaksa mesele o zaman sayısını tam bilemediğimiz sokak çocuklarını kurtaralım mümkünse.

Bir hayat kurtarmaksa mesele ihmaller zinciri ile gelen iş kazalarını durdurun lütfen insanlar yanarak ölmesin uyurken.

Bir hayat kurtarmaksa mesele vekile yaptığın zammın azıcık ucundan veriver işçiye,memura malum asgari ücret açlık sınırının çok altında e açta yaşanmıyor.

Bir hayat kutarmaksa mesele ceza evlerindeki tacizi,işkenceyi,ölümleri durdur hiç olmazsa harcanıp giden hayatların hesabını sor daha makul değimli.

Yada daha basit bir şey yapın lütfen mademki demokrasi diyoruz hatta bizde ilerisi var . Çekin ellerinizi kadının bedeninden, ruhundan, vicdanından bizde biliyoruz günahı, vebali, sevabı, dünyaya getirdiğin çocuğa bakamamanın ne demek olduğunu da bir anneden daha iyi kimse bilemez. O yüzden bize bırakın bu işin dünya ve ahiret muhasebesini.

HAMİYET ARDIBATAN

                                                            

 

ÇOCUKLAR ÇEVRE İÇİN YÜRÜDÜ

ÇOCUKLAR ÇEVRE İÇİN YÜRÜDÜ

05 Haziran Dünya Çevre günü etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen Çevre Yürüyüşünde öğrenciler daha temiz ve sağlıklı bir çevre için sloganlar atıp, pankartlar açtı.

05 Haziran Dünya Çevre Günü etkinlikleri Ataşehir’de Mustafa Zeki Demir İlköğretim Okulu’nda düzenlenen tören ve çevre yürüyüşü ile kutlandı. 05 Haziran Dünya Çevre Günü kutlama törenine Ataşehir Kaymakamı Turgut Çelenkoğlu, İlçe Milli Eğitim Müdürü Halil Asılsoy, Ataşehir Belediyesi Başkan Yardımcıları Hüseyin Hışman ile İsmail Kabakçı, Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal, öğretmen ve öğrenciler katıldı.

Törende konuşan Ataşehir Kaymakamı Turgut Çelenkoğlu şunları söyledi: “Avrupa ülkeleri daha çok kazanmak ve dünyaya hakim olmak için bilinçsizce ve çevreyi umursamadan tesisler kurdular. Sonra baktılar ki çevre kirleniyor ve bunun zararlarını kendileri de çekiyorlar, Birleşmiş Milletler’e başvurarak bu günün Dünya Çevre Günü olmasını istediler. Bizde de durum farklı değil. Biz de özellikle Marmara Bölgesi’ne tesisler kurduk. İstanbul’un en güzel yerlerine fabrikalar kurdurduk. Haliç’i kirlettik, çevremizi kirlettik. Bunlara engel olmak ve daha sağlıklı bir çevre için hepimize görevler düşüyor. Daha sağlıklı bir çevre için hepimiz çalışmalıyız.”

İlçe Milli Eğitim Müdürü Halil Asılsoy da konuşmasında daha sağlıklı bir çevre için herkesin bir duruş sergilemesi gerektiğini belirterek, “Sağlıklı bir çevre için yürüyerek gidebileceğimiz bir mesafeye araba ile gitmemeli, sigara izmaritlerini sokağa atmamalıyız. Bireysel olarak da sağlıklı ve temiz bir çevre için üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz” dedi.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman da, 3 yıl önce kurulan Ataşehir Belediyesi’nin temiz ve yaşanabilir bir çevre için sürekli proje üretip hayata geçirdiğini vurguladı. Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin çevreye karşı son derece duyarlı ve gelecek nesillerin sağlıklı bir çevrede büyümesi için belediyenin tüm birimlerine talimat verdiğini anlatan Başkan Yardımcısı Hışman, “Ataşehir Belediyesi temiz bir çevre için yaptığı çalışmalar nedeniyle çok sayıda kamu ve özel kuruluşlarca en çevreci belediye ödülüne layık görülmüştür. Biz, gelecek nesiller için özellikle çocuklarımızla beraber temiz ve yaşanabilir bir çevre için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

5 Haziran Dünya Çevre Günü kutlama programında çevre ile ilgili yarışmalarda dereceye giren okullara da plaketleri verildi. Ataşehir’de “En Çevreci Okul” Yarışması’nda birinci İhsan Kurşunoğlu İlköğretim Okulu, ikinci Nuri Cıngıllıoğlu Lisesi, üçüncü ise Özel Fenerbahçe Lisesi oldu. “Okullar Çiçek Açıyor” yarışmasında ise Şehit Öğretmen Hasan Akan İlköğretim Okulu birinci, Ataşehir Anadolu Lisesi ikinci, Orhan Veli İlköğretim Okulu ise üçüncülüğü elde etti.

Törenden sonra çevre için yürüyen ve “Çevre Miras Değil Gelecek Nesillere Emanettir”, “Yeşil Düşün Çevreyi Koru”, “Sağlıklı Yaşam Sağlıklı Çevre ile Olur” yazılı pankartlar taşıyan öğrenciler, yürüyüşte çevreyle ilgili sloganlar atarak, daha temiz ve sağlıklı bir çevre istediklerini söylediler.

 FOTO GALERİ

 

YAZ İSHALLERİ TEHLİKELİ OLABİLİR !

YAZ İSHALLERİ TEHLİKELİ OLABİLİR !

Yazın gelmesiyle beraber yaşlı,çocuk demeden hemen herkesi ele geçiren yaz ishalleri tehlikeli boyutlara ulaşabiliyor.Beyoğlu Özel Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meral KAYAHAN yaz ishalleri ile ilgili önemli bilgiler verdi.

İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. İshal nedeni ile barsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Günde bir veya iki kez katı ve şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde 3-4 kez veya daha fazla dışkılıyorsa ya da dışkı cıvıklaşmış, su gibiyse veya sümüksü olmuşsa ishalden bahsede biliriz.

İshale neden olan pek çok sebep vardır. Bu sebeplerin başında mikrobik ishaller gelmektedir. Bunun dışında çeşitli mide, barsak hastalıkları, hormonal hastalıklar, ani ısı değişimleri, stres, heyecanlanma, üzüntü, korku gibi psikolojik sebepler, malignite ve kullanılan antibiyotikler diğer sebeplerdir.

Konumuz olan yaz ishallerinin nedeni mikrobiktir. İshale neden olan mikroplar, bakteriler ve protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.

Havaların ısınması ile yaz ishali nedeni ile polikliniklere müracaat edenlerin sayısında artış görülmektedir.

Isı artışı ile kişilerin su ihtiyaçları artar ve yaz aylarında daha fazla su tüketir. Sağlıklı ve temiz olmayan suların tüketimi veya bu sularla yıkanan meyve sebzelerin yenilmesi ile mikroplar vücuda girmiş olur.

Her zaman kullanılan suların sağlıklı ve temiz olup olmadığı bilinemez.

Hasta hayvan ve insanların dışkıları ile de sulara ve yiyeceklere kontaminasyon olabilir. Dışkı ile kontamine olmuş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sulardan, kanalizasyonun karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme sularında uzun süre canlı olarak kalır ve çoğalır. Bu suların kullanılması, içilmesi veya bu sularla yıkanmış veya hazırlanmış gıdaların alınması ile mikroplar ağız yolu ile alınır, insanların bağırsaklarına yerleşir.

Tuvalet hijyenine uyulmaması, el yıkanmaması ayrıca market ve şarküterilerde gıdaların uygun koşullarda saklanmaması yaz ishallerine neden olabilir.

Sıcak havalarda yeterince soğuk ortamda saklanmayan gıdalarda bakteriler hızla çoğalır. Bu gıdaların alınması ile mikroplar direkt vücuda girmiş olur.

Yaz ishalinde en önemli belirti sık aralıklarla ve sulu, cıvık şekilde dışkılamaktır.

Dışkı sümüksü, iltihaplı, sulu ve bazen kanlı olabilir veya su gibi dışkılama görülebilir.

Kalın barsak tipi ishallerde dışkı miktarı az ancak dışkılama sayısı fazladır, buna karşılık ince barsak tipi ishalde ise dışkı miktarı fazladır.

En sık görülen Giardia denilen protozoonun neden olduğu su gibi tariflenen ishallerdir. Bu tip ishallerin en ciddi ve öldürücü olanı ise dışkının pirinç suyu gibi tariflendiği kolera bakterisinin yaptığı ishaldir.

Yaz ishallerinde diğer belirtiler, karın ağrısı, karında buruntu hissi, bulantı, bazen kusma, yüksek ateş, baş ağrısı, yaygın vücut ağrıları olabilir. Aşırı sıvı ve tuz kaybına bağlı olarak baş dönmesi, senkop, bayılma, ağız kuruması, ciltte kuruma görülebilir.

Elektrolit kaybına bağlı olarak kalp damar sistemine, böbreklere, sinir sistemine ait bulgular, ritim bozuklukları, böbrek yetmezliği, şuur kaybı gibi belirtilerde olabilir.

Tedavi olarak kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konması ve mikrobik ishalde antibiyotik tedavisi gerekir.

BİR ENGEL DAHA AŞILDI

BİR ENGEL DAHA AŞILDI

Ataşehir Engelliler Dayanışma Derneği’nin düzenlediği  “3. Etap Mavi Kapak Toplama Tekerlekli Sandalye Dağıtım Töreni “ Küçükbakkalköy Prof. Dr Faik Somer Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi’nde yapılan bir etkinlikle gerçekleştirildi. Çok sayıda öğrenci ve vatandaşın katıldığı tören, hava muhalefeti nedeniyle okul bahçesinden spor salonuna alındı.

Ataşehir Belediyesi’nin öncülük etttiği “ Ataşehir Tane Tane Kapakları Topluyor Adım Adım Engelleri Aşıyor” kampanyası ilçe sınırlarını aşarak, yurt genelinde büyük yankı uyandırmıştı. Kampanyanın 3.etabında ise tam 50 engelli vatandaşımız tekerlekli sandalyelerine kavuştu.  Ataşehir Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman yaptığı konuşmada, Ataşehir Belediyesi olarak sosyal sorumluluk projelerinin devam edeceğini belirterek, “Aslında kampanya kapsamında 37 tekerlekli sandalyemiz olmuştu fakat belediye başkanımız sayın Battal İlgezi bu sayıyı 50’ye çıkarttı.” dedi.

MİLLİ EĞİTİM BAKANIN’DAN MESAJ

Dernek başkanı Birol Ekşi ise kampanya süresince kendilerine destek olan tüm kişi ve kurumlara teşekkür ederek, proje kapsamında emeği geçen,  Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ile Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal’a plaket verdi.  Plaketi Başkan İlgezdi adına Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman aldı.  Yoğunluktan dolayı törene katılamayan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun mesajlarını da okuyan Ekşi, “ Engellesiz bir yaşam için herkesin dayanışma içerisinde olması gerekiyor.” dedi.

 

FOTO GALERİ

 

KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTIN

KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTIN

Kalp krizi riskinizi yarı yarıya azaltmak elinizde.

Sigara bana çok keyif veriyor,  neden bırakayım?” Zaten ben dudak tiryakisiyim, içime çekmiyorum ki!” “Ağızlık kullanıyorum, sigaranın zararını azaltıyor.” Sigara kullananların içlerini rahatlatmak için kullandıkları bu cümleler aslında onların ne kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduklarından habersiz yaşadıklarını gösteriyor. Sigara kullanmadan sadece 1 gün geçirmek bile sağlıklı bir yaşamın değerini anlamaya yetiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İlkay Keskinel, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü’nde sigarasız geçen bir günün kişiye neler katacağını anlattı ve sigaranın zararları konusunda bilgi verdi.

Bırakın bir günde farkı hissedin

Sigara, beyinde bir “ödül mekanizması” çalıştırarak bağımlılık yapar. Herhalde kimse, durduk yerde, keyif verici, sıkıntılı anlarında bir kurtarıcı gibi gördüğü “dost”undan ayrılmak istemez. Sigarayı bırakırken, özellikle ilk günlerde zorlanmanız çok doğaldır. Ancak, bunun geçici bir süre olduğunu, sigarasız geçirdiğiniz her gün ile birlikte sıkıntılarınızın azalacağını, kendinizi daha iyi hissedeceğinizi, nefesinizin rahatlayacağını, efor kapasitenizin giderek artacağını göreceksiniz. Sigara içen kişiler, alışkanlıkları nedeniyle çoğunlukla ne kadar kötü koktuklarının, aslında çok da rahat soluk alamadıklarının, tat ve koku duyularının eskiye göre köreldiğinin pek de farkında değildir. Sigarayı bırakan kişiler zamanla hayat kalitelerinin yükseldiğini fark ederler.

Sigarayı bırakınca:

  • 1-2 gün içinde tat ve koku alma duyularınız düzelecek.

  • 12-24 saat içinde nikotin ve karbon monoksitin etkisi kaybolacak.

  • Sigarayı bıraktıktan sonraki 1 gün içinde kalp krizi geçirme riskiniz yarı yarıya azalacak.

  • Fiziksel kapasitenizde artış olacak, daha rahat soluk alıp vereceksiniz.

  • Haftalar içinde bağışıklığı baskılayıcı etki ortadan kalkacak.

  • Pek çok organ ve dokunun kanseri, gastrit/mide ülseri, KOAH gibi sigaranın yola açtığı hastalıklara yakalanma riskiniz azalacak

  • Zamanla dişlerinizdeki ve cildinizdeki nikotine bağlı lekeler kaybolacak.

  • Öksürük ve balgam miktarında geçici bir artış olabilir. Sanılanın aksine bu bir iyileşme belirtisidir, bronşlarınızdaki titrek tüylerin iyileşip solunum yollarınızın temizlenmeye başladığını gösterir.

Light daha az zararlı diye bir şey yok!

Sigara içenlerin çoğu, “light” ya da “mild” sigaraların daha az zararlı olduğunu düşünür. Oysa İngilizce’de “hafif” anlamına gelen light sigaralar, normal sigaralar kadar, hatta belki biraz daha fazla zararlıdır. Çoğu light sigaradaki tütün miktarı, normal sigaralardaki kadardır. Light sigaralar normal sigaralara oranla daha az katran içeriyor olabilirler. Ancak sigara, hem ruhsal, hem fiziksel bağımlılık yapabilen bir maddedir ve kişi light sigara içmeye başlasa da vücudunun alışık olduğu nikotin miktarı değişmez. Bu nedenle sigara bağımlısı, nikotin ihtiyacını light sigarayı daha derine çekmekle, sigaradan daha uzun nefesler almakla, sigarayı sonuna kadar içmekle ya da içe çekilen nefesi daha uzun süre akciğerde tutmakla gidermeye çalışır. Hatta bazen kişi günde birkaç adet daha fazla light sigara içme ihtiyacı bile duyabilir. Bu şekilde günlük toplam nikotin gereksinimini telafi etmiş olur.

Sigara sizi pek çok farklı kanser türüne sessizce davet eder!

Ağız, dil, gırtlak, soluk borusu, yemek borusu, mide, pankreas, böbrek, mesane, rahim ağzı kanserleri sigara içenler için büyük bir tehdit unsurudur. 

Kaç yıldır içiyorsanız için, bırakmak için geç değil!

En yaygın sağlık zararlısı olarak kabul edilebilecek sigaradan kurtulmak için hiçbir zaman geç değildir. Sigarayı bırakmak isteyen kişi, daha önceden bırakmayı deneyip de bırakamadıysa, bu motivasyon kırıcı olmamalıdır. Çünkü sigarayı bırakmış olanların neredeyse büyük bir kısmı, bunu 3-4 defada başarmış olan kişilerden oluşmaktadır. Sigarayı bırakırken, Göğüs hastalıkları uzmanlarınca yürütülen sigara polikliniklerinden yardım alabilirsiniz. Bu polikliniklerde, önce sigara bağımlılığınız tipi ve derecesi değerlendirilir. Daha sonra gereğine göre kan, akciğer filmi, solunum testi gibi tetkikleriniz istenebilir. Doktorunuz size uygun bir ilaç başlayacak ve sizi kontrole çağıracaktır. Bir tedavi yöntemi başarılı olmadıysa, diğer bir tedavi yönteminden yararlanılabilir. Unutulmamalı ki, sigara bırakma süreci ne kadar zorlu bir süreç gibi zannedilse de, sigaraya devam edilmesi durumunda oluşacak hastalıkların belirtileri ya da tedavileri, çok daha yıldırıcı olabilir.

FOTO GALERİ

 

ATAŞEHİR’DE 3.ÇEVRE ŞÖLENİ TÖRENİ

ATAŞEHİR’DE 3.ÇEVRE ŞÖLENİ TÖRENİ

Ataşehir Belediyesi 3. Çevre Şöleni Ödül Töreni yapıldı

Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü tarafından düzenlenen 3. Çevre Şöleni’nde; “En Çevreci Okul” ve “Maket Yarışması” ödül törenleri yapıldı.

05–11 Haziran Çevre Haftası etkinlikleri kapsamında düzenlenen Çevre Şöleni süresince çevre bilincinin geliştirilmesi için; maket yarışması, çevre konulu tiyatro gösterimi, uçurtma şenliği, çevre yürüyüşü ve kent konseyinin düzenlediği atölye çalışması gerçekleştirilecek. 

Ataşehir Zübeyde Hanım Öğretmenevi’nde gerçekleştirilen ödül törenine; Ataşehir Kaymakamı Turgut Çelenkoğlu, Belediye Başkanı Battal İlgezdi, İlçe Milli Eğitim Müdürü Halil Asılsoy, belediye başkan yardımcıları, belediye meclis üyeleri, birim müdürleri ve çok sayıda öğretmen ile öğrenci katıldı.

Maket yarışmasında jüri tarafından; maketlerde ne kadar çok geri dönüşüm malzemesi kullanıldığı, doğaya zarar veren maddelerden yapılıp yapılmadığı, estetik ve maketin mesajı konularına dikkat edilerek yapılan seçimde kazananlar açıklandı.

Maket yarışmasında; birinci olan Yahya Kemal Beyatlı İlköğretim Okulu’na dizüstü bilgisayar, ikinci olan Hasan Akan İlköğretim Okulu’na projeksiyon cihazı, üçüncü olan Halil Atamavcı İlköğretim Okulu’na handycam kamera, dördüncü olan Kayışdağı Arif Paşa İlköğretim Okulu’na proje masası ve ekipman, beşinci olan Piri Reis İlköğretim Okulu’na da masa tenisi takımı hediye edildi.

En çevreci okul yarışmasında ise; Özel Adıgüzel İlköğretim Okulu birinci olarak bir dizüstü bilgisayar kazanırken, Orhan Veli İ.Ö.O. ve Özel Bostancı İ.Ö.O. ikinciliği paylaşarak 5’er adet satranç takımı, İhsan Kurşunluoğlu İ.Ö.O. ve Fenerbahçe İ.Ö.O. da üçüncülüğü paylaşarak birer org sahibi oldu.

Projeye desteklerinden dolayı Belediye Başkanı Battal İlgezdi tarafından, Ataşehir Kaymakamı Turgut Çelenkoğlu ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Halil Asılsoy’a plaket verildi.

Yahya Kemal Beyatlı İlköğretim Okulu müzik grubunun şölene katılanlara verdiği mini konser büyük ilgi gördü. Çevre Şöleni’ne katılan Ataşehir’de yaşayan Tiyatro sanatçısı Veysel Diker de kazananları tebrik etti.   

Çevre ve Doğayı korumak için ne yapıldı?

29 Mart 2009 Yerel Seçimleri sonrası kurulan Ataşehir Belediyesi, Başkan Battal İlgezdi’nin çevre ve doğaya duyarlılığını ön plana çıkardığı projelere imza attı. Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’nün ülke genelinde büyük ilgi gören, çevre ve doğayı korumaya yönelik kampanyaları ve elde edilen sonuçlar ise dikkat çekici.

Ataşehir Tane Tane Kapak Topluyor, Adım Adım  Engelleri Aşıyor” Kampanyası:

100 ton plastik kapak toplandı.

850 adet tekerlekli sandalye ihtiyaç sahiplerine teslim edildi.

Ataşehir Ayrı Topluyor, Geleceğini Kazanıyor” Kampanyası

17 bin 800 ton ambalaj atığı,

322 ton bitkisel atık yağ,

680 ton atık motor yağ,

10 ton atık pil,

6 ton elektronik atık geri dönüşüme kazandırıldı.

Kutu Kutu Bisiklet” Kampanyası

670 bin adet metal içecek kutusu toplandı.

1000 adet bisiklet çocuklara verildi.

 FOTO GALERİ

.

 

 

 

ATAŞEHİR’E DENTALL KLİNİK

Ataşehir’e Dentall Klinik

Ataşehir, çağdaş bir dental klinik kazandı. Açılış kurdelasını Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin kestiği merkez için bir açıklama yapan Başkan İlgezdi; “Ağız ve diş sağlığının her geçen gün biraz daha önem kazandığı ülkemizde, böylesine çağdaş ve donanımlı merkezleri görmek, hele bunları Ataşehir’de görmek benim için övünç kaynağıdır” dedi.

Toros Alcan, Bekir Baysal ve Cenk Kalyoncu girişimi ile…

Konusunda isim yapmış diş hekimleri Doç. Dr. Toros Alcan, Bekir Baysal ve Cenk Kalyoncu tarafından kurulan merkez, Ataşehir girişindeki Acıbadem Hastanesi arkasında yer alıyor. Toplam 5 katlı olarak hizmete giren merkezde, 8 diş hekimi ve uzmanlar, ağız ve diş sağlığı ile ilgili bütün branşlarda hizmet verecekler.

En son teknoloji ile donatılmış olan merkezin bir odası, çocukları ile gelmek zorunda olan annelerin çocuklarına oyun odası olarak ayrılmış. Geniş otoparkı ve bekleme salonları olan merkezin, bazı sigorta şirketleri ile de anlaşması mevcut.

(Haber-Kadir Toprakkaya)

FOTO GALERİ

.

 

KANSERDEN KORUYAN 10 İPUCU!

  • Okulları ve sınıfları havalandırın, çocukları kanserden koruyun
    Çocuğunuzu 13’üne kadar cepten koruyun, modem ve bilgisayarı odasına koymayın
    Evinizi baz istasyonuna ve gerilim hattına uzak yerden alın
    Haftada yarım kilodan fazla et yemeyin, bol sebze makul meyve tüketin
    Gece 12’den sonra ışıkları kapatın, deliksiz 7.5 saat uyuyun
    İşe gidermiş gibi spora gidin

Kanserden korkmak yerine korunmak için önlemler almak gerektiğini söyleyen Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Argon, kanserden koruyan ipuçlarını verdi:
Doç. Dr. Andaç Argon, günümüzün vebası haline gelen kanserden korkmak yerine önlem almak gerektiğini belirterek, kanserden koruyan on ipucunu verdi:

Tüttürmekten vazgeçin:

1- Sigara: Çalışmalar gösteriyor ki; günde tek bir tane dahi sigara içilmesi, kansere sebebiyet verebilir. Bu bağlamda nargile, puro ve pipo gibi diğer tütün türevlerini içmek ve pasif içicilik de risk taşıyor. Örneğin; bir nargile seansında yaklaşık 50 adet sigara içmiş gibi olduğunuzu unutmayın! Yanınızda sigara içen birisine asla müsamaha göstermeyin.

Kiloya Ve Mutfağa Çeki Düzen Verin

2- Beslenme alışkanlığı ve ideal kilo: İdeal kilomuzda yaşarsak, kanserden en uzakta yaşamış sayılırız. Kabaca ideal kilomuz, boyumuzun son iki rakamı veya ondan en fazla 5 kg kadar daha fazlası olarak tanımlanabilir. Tüm yaşamımız boyunca ideal kilomuzu koruyacak bir beslenme sitili yaratmalıyız. Bunun için:
a-Yarım Kilo Et: Haftada yarım kilodan fazla et yememeliyiz
b-Beyazlara Veda: Unlu ve şekerli gıdalardan olabildiğince uzak durmalıyız.
c-Doğru Yağ Seçin: Mutfağımıza sağlıklı yağlar dediğimiz zeytinyağı, fındık yağı, kanola yağı ve mısır yağı dışında yağ sokmamalıyız.
d-Bol Sebze Makul Meyve: Her gün karışık salata, sebze yemeği ve makul ölçülerde mevsimin meyvelerinden yemeliyiz.
e-Tütsülemeyin: Kızartma, mangal ve tütsüleme gibi sağlıksız tekniklerle hazırlanmış gıdaları yememeliyiz.
f-Alkole Dikkat: Alkolü çok az miktarlarda almalıyız ya da hiç kullanmamalıyız.
g-Organikten Şaşmayın: Tüm gıdalarımızın doğal, organik, katkı ve koruyucu maddeler içermeyen gıdalar olmasına özen göstermeliyiz. Sürekli organik ürünler talep etmeliyiz. Genetiği değiştirilmiş gıdalardan uzak durmalıyız.
h-Yatarken Yemeyin: Yatmadan 3 saat evvel yiyecek tüketimine son vermeliyiz.

İşe Gider Gibi Spora Gidin

3- Spor: Gerek ideal kilomuzu korumak, gerekse de bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için düzenli spor yapmalıyız. Haftada en az 3-4 gün, ideali her gün yapılacak olan yarım saatlik tempolu koşu aslında yeterlidir. İlaveten yapılacak aletli, aletsiz egzersizler sağlığımıza ek katkılar sağlayacaktır. İşe gidiyormuş gibi spor salonuna gitmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.

Gece 12’den Sonra Işıkları Kapatın

4- Düzenli uyku: Erişkinlerin günde 7.5 saat aralıksız uyumaları zorunludur. Ayrıca en geç gece yarısı saat 12’de, ışıksız bir ortamda uykuya geçmemiz lazım ki bizi kanserden koruyan melatonin hormonu salgılanmaya başlasın. Gündüz telafi uykuları aynı faydayı sağlamamaktadır.
Okulları Ve Sınıfları Havalandırın
5- Mesken gazları: Her sabah evimizi, işyerlerimizi, çocuklarımızın saatlerce vakit geçirdiği okullarımızı ve sınıflarımızı 5-10 dakika havalandırıp, gece boyunca biriken başta radon olmak üzere kanserojen gazlardan kurtulmamız lazım. Radon gazı, akciğer kanserinin en önemli nedenlerinden birisidir. Özellikle hiç sigara içmeyen insanlarda görülen akciğer kanserlerinden sorumlu olabilir.

Çocuğunuzu Cepten Uzak Tutun

6- Elektro-manyetik radyasyon: Nükleer bir savaş ya da en son Japonya’da olduğu üzere nükleer bir kaza sonucu maruz kalınacak iyonizan radyasyondan hepimizi daha çok ilgilendiren iyonizan olmayan radyasyondan korunmalıyız. Bunun için:
a-Cepe Sınır Koyun: Beyin gelişimini henüz tamamlanmadığı 12-13 yaşına dek çocukla-rımızı cep telefon-larından uzak tutmalıyız. Erişkinlerin de günde en fazla 30 dakika ve kulaklıkla cep telefonu kullanması gereklidir.
b-Modemi Kapatın: Küçük ev aletlerinin ciddi elektromanyetik radyasyon yaydığını unutmayın. Gece yatarken odanızda kablosuz modem, cep telefonu vs bulundurmayın. Isıtıcıların yatağınıza en az 2 metre uzaklıkta olmasına dikkat edin. Mümkünse evinizin baz istasyonları ya da yüksek gerilim hatlarından uzakta olmasına dikkat edin.

Güneşten Korunmayı Öğrenin

7-  Güneş: Özellikle yaz aylarında ya da karlı yüksek rakımlı bölgelerde yaşayanların kış aylarında da dikkat etmeleri gereken husus; güneşin tehlikeli ultraviyole-B ışınlarıdır. Yazın saat 10-15 arasında asla denize girilmemeli; sokağa çıkarken de güneşten korunacak şekilde giyinmeliyiz. Özellikle sarışın, çilli ve vücudunda 20’nin üzerinde beni bulunan insanların güneşten korkmaları gerekir. Güneş kremlerinin asla gerçek koruma sağlayamayacağı unutulmamalıdır. Solaryumlara asla gidilmemelidir.

Erken Teşhis Sizin Elinizde

8- Koruyucu tıp uygulamaları: Kanserden korunmanın en ucuz ve en etkili yöntemi ona yakalanmamaktır. Bunun için:
a-Check-Up Lüks Değil: Herkesin yılda bir kere check-up programına katılması gereklidir.
b-Hekiminizle Konuşun: Meme, kalın barsak, rahim ağzı, akciğer ve prostat kanseri gibi bazı kanserlerin rutin tarama programları vardır; hekiminizle konuşun.
c-Aşıları Unutmayın: Bazı aşı programları (hepatit, rahim ağzı gibi) kansere karşı koruma sağlar.
d-Hormondan Uzak Durun: Menopoza girmiş kadınlarımızın sıkıntıları için uygulanan hormon replasman tedavisi dediğimiz hormon ilaçlarının yerine başka ilaçlar kullanmalarını tavsiye ediyoruz.
e-Genlere Dikkat: Genetik yatkınlığı olanlar, onkologları ile risk değerlendirmelerini yapıp, gerekli önlemleri almalı.

Patronla Konuşun Önlem Aldırın

9- Çeşitli kimyasal ve endüstriyel maddelerden korunma:
a-İşyeri Kanser Etmesin: Kanserlerin önemli bir kısmında neden, yaptığımız işle ilgilidir. Özellikle işyerlerimizde çeşitli kimyasal maddelere, boya maddelerine ve endüstriyel tozlara (asbest, silika, kömür) maruz kalıyorsak; işverenden endüstriyel hijyeni sağlaması için gerekli önlemleri almasını talep etmeliyiz. Bunun için özel korumalı giysiler ve maskeler, uygun havalandırmalı odalar ve kabinler oluşturulması, düzenli sağlık kontrolleri, sık sık istirahatlar temin edilmelidir.
b-Ne Giydiğinizi Bilin: Kimyasallara maruz kaldığımız diğer bir husus özellikle uzak doğudan ithal edilen giysiler ve oyuncaklarda kullanılan azo boyarlar ve tehlikeli kimyasallardır. Bu ürünlerden uzak durmalıyız.
c-Saç Boyaları Masum Değil: Saç boyalarının özellikle kan ve kemik iliği kökenli kanserlerde rol oynadığını unutmamalıyız.
d-Mevsiminde Beslenin: Organik olmayan gıda maddelerinde yüksek oranda kimyasallar olduğunu unutmayın. Bu nedenle en iyisi mevsimin sebze ve meyvelerini tüketmektir.
e-Egzoz Gazından Korunun: Trafikte uzun zaman geçiriyorsak; başta dizel egzozları olmak üzere bir çok kansere neden olan gazlara maruz kaldığımızı unutmayalım.

Stresliyim Demeyin Çözümler Üretin

10-  Stresle başa çıkma teknikleri: Eğer yaşamımızda ciddi stres oluşturan bir faktör varsa en iyisi ondan kurtulmaktır. Bu mümkün değilse stresle baş etme yöntemlerini uygulamalıyız. Örneğin; düzenli spor yapabilir, seyahat edebilir, hobiler edinebiliriz. Sanatla ilgilenebilir, çeşitli sosyal faaliyetlerde bulunabiliriz. Bunlar bizi günün stresli rutininde kurtaracaktır. Ruh sağlığımızı tehdit eden stresler için kesinlikle profesyonel destek almalıyız.