Kalp cinsiyet dinlemiyor

  BUGÜN KALBİNİZ İÇİN NE YAPTINIZ?

 

Ülkemizdeki yaklaşık 3,5 milyon koroner kalp hastasına her yıl 120 bin kişi daha eklenmektedir. Bu ortalamanın senede %3’lük bir oranla artmasının en büyük nedeni ise sağlıksız yaşam alışkanlıklarıdır. Hayat düzeninizde yapacağız küçük değişikliklerle kalp sağlığınızı koruyarak daha mutlu bir yaşam sürebilirsiniz. Memorial Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Azmi Özler 7-13 Nisan Kalp Haftasında kalp hastalıklarından korunmaya yönelik önerilerde bulundu.

Kalp cinsiyet dinlemiyor

Kalp hastalıkları açısından erkeklerin kadınlara göre daha çok risk altında olduğunu söyleyebiliriz; ancak sigara içen kadınlarda bu risk oranı eşittir. Menopoz dönemi sonrası erkek ve kadınlar arası bu risk oranı eşitlenmektedir. Kadınlık hormonu, kalp damar hastalıklarına karşı kadınları koruyan bir kalkandır. Sigara içen kadınlarda ise maalesef bu koruma olmamaktadır. Ülkemizde her 100 bin kişi içinde erkeklerde 760, kadınlarda 380 kişi kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirmektedir.

Hastalığa göre kalp alarm veriyor

Kalp hastalıkları, hastalığın türüne bağlı olarak belirtiler göstermektedir. Örneğin; kalp kapak hastalıklarında çarpıntı, nefes darlığı yakınmaları ön planda olmaktadır. Kalp damar hastalığı olan kişilerde ise hareketle gelişen göğüs, kol ve sırt ağrıları ilk ve önemli bulgulardır. Bu hastalıkların oluşmasında genetik geçiş, yaş ve cinsiyet faktörlerinin yanı sıra; şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, kötü beslenme, sigara içmek, hareketsiz yaşam, stres kalp hastalığının en önemli nedenleri arasındadır.

Gençler de risk altında

Genç yaşta sıklıkla doğumsal kalp hastalıkları ve ritim bozuklukları veya çocukluk çağlarında geçirilen enfeksiyonlara bağlı gelişen kalp rahatsızlıkları gözlemlenmektedir. Ancak son yıllarda kötü beslenme alışkanlıkları, sigara tüketiminin artması, hareketsiz yaşam koroner kalp hastalıklarını genç yaşlarda görünür hale getirmiştir. Bunun için özellikle spor yapacak kişilerin spora başlamadan önce mutlaka kalp kontrolünden geçmeleri gerekmektedir. Genetik yükü fazla olan gençlerin kontrolün yanı sıra ileriye yönelik önlem alması açısından da kalp muayenelerini olmasında fayda vardır.

Hangi yaşta hangi kalp hastalığı daha sık görülüyor?

Kalp hastalıkları her yaşta görülebilmektedir. Ancak çoğunlukla çocukluk çağında; doğumsal kalp hastalıkları, ergenlik çağında geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı kalp rahatsızlıkları görülebilmektedir. Erişkin çağlarda; enfeksiyonlara bağlı kalp rahatsızlıkları ve diyabet, hipertansiyon, sigara içimi, hareketsiz yaşam ve strese bağlı olarak gelişen kalp damar hastalıkları olmaktadır. Yaşlılık periyodunda ise; kalp damar hastalıklarının yanı sıra kalp kapak bozuklukları gözlenmektedir.

Kalp sağlığınızı bitkisel ilaçlar ile bozmayın

Bitkisel kaynaklı olduğu söylenerek televizyon ya da ve internette kalp hastalıklarını tedavi etmek amacı ile satılan ilaçlara itimat edilmemelidir. Bunların ticari kaynaklı para tuzağı olabileceğini, sağlığınız zarar verebileceğini unutmayın ve mutlaka doktorunuza danışın.

Bel çevreniz riskinizi belirler

Bel çevresi son zamanlarda yapılan araştırmalarda oldukça önem kazanmıştır. Bel çevresi ölçüsünün artışı ile kalp damar hastalığı arasında doğru orantılı bir artış vardır. Bel çevresi erkeklerde 94, kadınlarda 88 cm’den fazla olmamalıdır.

3 beyaz masum değil

Bembeyaz olsalar da hiç de masum olmayan 3 beyaz; yani şeker, tuz ve un (karbonhidrat) kalbi tehdit eden ve uzak durulması gereken gıdalardır. Fast food adı verilen hazır yiyecekler de kullanılan yağlar ve pişirme teknikleri açısından kalp sağlığına zararlıdır. Beslenme bir alışkanlıktır. Bu nedenle çocukluk çağlarında sağlıklı beslenme eğitimi verilmeye ve bu alışkanlık kazandırılmalıdır.

Kalbiniz için yapmanız gerekenler

Kalp sağlığı ve genel sağlığınız açısından her gün mutlaka “Bugün kendim için ne yaptım?” sorusuna cevap vermelisiniz. Eğer her gün yarım saat yürüyüş yapmıyorsanız; beden ve ruh sağlığınız açısından sporu yaşam tarzı olarak benimsemediyseniz; akşam yemeklerinizi belirli bir saatte (özellikle en geç 19.00 gibi) ve çok ağır olmayan yiyeceklerle yapma felsefesini benimsemediyseniz kalp sağlığınız tehlike altındadır. “Kahvaltını kimseyle paylaşma, öğle yemeğini dostunla üleş, akşam yemeği ise düşmanına ikram et” atasözündeki gibi kahvaltı etmenin sağlıklı yaşam sürdürmekteki önemini, akşam yemeğinin ise en hafif şekilde yapılması gerektiğini unutmayın.

 

 

 

 

Öğretmenler yarışacak

Ataşehir’de öğretmenler çevre için yarışacak

Ataşehir Belediyesi tarafından, İlçe sınırları içerisinde yer alan İlkokul, Ortaokul ve Liselerde görev yapan öğretmenlere yönelik “Çevre Konulu Afiş Yarışması” düzenleniyor.

Çevresel sorunların çözümünde toplumun tüm kesimlerine önemli görevler düştüğü vurgusuyla; çevresel kaynakların korunması, kirliliğin önlenmesi ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak için herkesin çevreyi koruma bilincine sahip olması gerekliliğiyle başlatılan yarışmada çeşitli ödüller de verilecek.

Çağdaş eğitim sürecinde çocuklarda çevre bilincini sağlamanın sorumluluğunu taşıyan öğretmenlere yönelik düzenlenen yarışmayla, öğretmenlerin gözünden çevre sorunlarının dile getirilmesi amaçlanıyor.

Ataşehir İlçesi sınırlarındaki ilkokul, ortaokul ve lise öğretmenlerine açık olan yarışmada yarışmacıların afiş tasarımlarından;  hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, ambalaj atıkları, geri dönüşüm, küresel ısınma, çevre koruma vb. konularda bir sloganla birlikte tasarım yapması beklenecek.

Son teslim tarihinin 05 Mayıs 2014 olduğu yarışmada jüri değerlendirmesi 09 Mayıs 2014 tarihinde yapılacak.

Yarışmada 1.’lik ödülü 5.000 TL,  2.’lik ödülü 4.000 TL,  3.’lük ödülü 3.000 TL ve mansiyon ödülü olarak 1.000 TL belirlendi.

Afişlerin elden, posta veya kargo yoluyla en son 05 Mayıs 2014 Pazartesi günü saat 17.00’a kadar; Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’ne teslim edilmiş veya ulaştırılmış olması gerekiyor.

 

 

Ölüm Nedeni İstatistikleri,

Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2013

Türkiye’de ilk sırada

 Sigaradan kaynaklanan akciğer kanseri Türkiye’de ilk sırada!

İçinde 4 bin çeşitten fazla kanser yapıcı ve zehirli madde bulunan sigara, akciğer, gırtlak, idrar torbası gibi pek çok kanser türüne sebep oluyor. 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle bir açıklama yapan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. İhsan Karaman, ülkemizde her yıl 50 bin yeni akciğer kanseri vakasının ortaya çıktığını ve bunların %80-90’ının tütün ürünlerin tüketiminden kaynaklandığını açıkladı.

Sigara, alkol ve yasadışı bağımlılık yapıcı maddeler organizmayı olumsuz yönde etkileyip sağlığımıza zarar veriyor. Görülme sıklığında artış gözlemlenen kanserler bu zararların başında önemli bir yer tutuyor.  Türkiye Yeşilay Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. İhsan Karaman, tütün ve tütün ürünleri ile ilişkili kanserlerin Avrupa ve Amerika ile kıyaslandığında, Türkiye’de çok daha yüksek olduğunun saptandığını belirtiyor. Karaman “Türkiye’nin kanser bütçesi, Avrupa’daki 6. büyük bütçe. Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin yaklaşık beşte biri kanser tedavisine harcanıyor. Türkiye’de en sık görülen kanser türleri içinde akciğer-bronş kanseri ilk sırada yer alıyor. Halen ülkemizde 3 milyon müzmin bronşit hastası var ve her yıl 50.000 yeni akciğer kanseri olgusu ortaya çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü 2030’a gelindiğinde tütün kaynaklı yıllık ölümlerin 8 milyonu geçeceğini öngörüyor. Bu tablo karşısında bir an önce sigarayı bırakmak sağlığınız için atacağınız en önemli adımlardan biri” diye konuştu.

Karaman: “Geç olmadan uzaklaşın, bağımlılıklar kanser yapıyor”

Bağımlılık yapıcı maddelerin başında gelen sigaranın insanları, kanserojen maddelere, yüksek oranda bağımlılık yapan  nikotine, karbonmonoksit ve birçok toksik maddeye  maruz  bıraktığını belirten Prof. Dr. İhsan Karaman, çok geç olmadan nikotin bağımlısı kişilerin uzmanlardan destek almaları ve bağımlılıklardan uzaklaşmaları çağrısında bulundu.

Sigara kullananlarda mesane kanseri görülme oranının kullanmayanlara göre iki kat daha yüksek olduğunu ifade eden Karaman, özellikle sigaranın, kalp damarlarını tıkaması sebebiyle kalp krizlerine, genç yaşta ani ölümlere, kol-bacak damarlarında tıkanıklıklar nedeniyle kol bacak kaybına, beyin damarlarını tıkaması sebebiyle felce, müzmin bronşite, kadınlarda ve  erkeklerde üreme yeteneğinin kaybına, anne ve babası sigara içen çocuklarda astım, kulak ve akciğer iltihaplarına yol açtığını söyledi. Karaman tütün kullanımından kaynaklanan diğer kanser türlerinin ise boğaz ve ağız kanserleri olduğunu sözlerine ekledi.

Avrupa’da her yıl alkolün sebep olduğu 136 bin kanser vakası görülüyor

Alkol, kullanan kişinin fiziksel sağlığını bozmasının yanı sıra ruhsal sağlığını da olumsuz etkiliyor. Çeşitli kanser türlerinin yanı sıra alkol tüketimi, yaralanmalar, ruhsal ve davranışsal hastalıklar, gastrointestinal rahatsızlıklar, kalp damar hastalıkları, immünolojik bozukluklar, akciğer hastalıkları, kas ve iskelet sistemi rahatsızlıkları, düşük doğum ağırlığı ve artmış düşük riskini içeren üreme ile ilgili bozukluklar ve doğum öncesi hasarlar gibi 60 değişik hastalık ve rahatsızlığa neden oluyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre yaklaşık 600 milyon nüfuslu Avrupa’da erkeklerin yüzde 13.9’u ve kadınların yüzde 7.7’si alkolün sebep olduğu etkenlerden dolayı hayatını kaybediyor. Yasadışı bağımlılık yapan maddelerin ise sigaradan beş kat daha fazla akciğer kanserine neden olduğu araştırmacılar tarafından gösterilmekte ve uzun süre kullanımı ile de bronşit ve akciğer kanseri gibi solunum yolları hastalıkları ortaya çıkıyor.

Nargile, içicinin kanser ve KOAH olma riskini artırıyor

Türkiye Yeşilay Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. İhsan Karaman, 1990’lı yıllardan itibaren bir tütün ürünü olan nargilenin popülaritesinin hızla artması ve özellikle gençler arasında kullanımının yaygınlaşmasının nargile salgınını halk sağlığında yeni bir mücadele alanı olarak gündeme almayı gerektirdiğini belirtti.

Karaman, Türkiye Yeşilay Cemiyeti olarak nargile konusunda farkındalık geliştirmek, yanlış algıları düzeltmek ve davranış değişikliğine yönlendirmek için büyük bir kampanyanın hazırlıkları içerisinde olduklarını açıkladı.

Tüm kanserlerin yüzde 43′ünden korunmanın mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. İhsan Karaman, bunun için alkol, tütün ve tütün mamullerinin kullanılmaması, sağlıklı ve düzenli beslenme ile fiziksel aktivitenin yaşam felsefesi haline gelmesi gerektiğini vurguluyor.

Seçimde kan döküldü

Hatay’ın Kırıkhan İlçesi, Gölbaşı köyünde muhtarlık seçimi nedeniyle çıkan kavgada 2 kişi öldü; 9 kişi yaralandı. Şanlıurfa’nın Hilvan İlçesi Yuvacık köyünde de yine muhtarlık kavgasında 6 kişi öldü, 5 de yaralı var. Rize, Yozgat, Urfa ve Antep’teki kavgalarda 18 yaralı var

Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde, oy verme işleminin devam ettiği sırada muhtar adayları arasında çıkan kavgada biri kadın 2 kişi öldü; biri ağır 9 kişi yaralandı.

URFA’DA ÖLÜ SAYISI 4’E YÜKSELDİ, 5 YARALI

Şanlıurfa’ nın Hilvan İlçesi Yuvacık köyünde de muhtarlık kavgası çıktı. Hilvan İlçesi’nin Yuvacık Köyü’nde, 2 muhtar adayı ile yakınlarının tartışması silahlı kavgaya döndü. Ortalığın savaş alanına döndüğü kavgada 6 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.

Olay, öğle saatlerinde Yuvacık Köyü’nde meydana geldi. Mevcut köy muhtarı ve yeniden aday olan Ertem Çelik ile diğer aday Abit Tanık arasında seçmenleri yönlendirdikleri iddiasıyla tartışma çıktı. İddiaya göre, köy okulunun bahçesindeki tartışma muhtar adaylarının yakınlarının katılmasıyla kısa sürede kavgaya dönüştü. Jandarmanın müdahalesiyle önlenen ve okul bahçesinden çıkarılan Çelik ve Tanık ailesinin fertleri, bu kez köy meydanında kavga etti. Kavga sırasında Çelik ve Tanık ailesi fertleri birbirlerine tabanca, av tüfeği ve kalaşnikof tüfekle ateş açarak çatışmaya başladı.

Şanlıurfa’daki hastanelerde tedavisine başlanan yaralılardan muhtar adayı Ertem Çelik ile Bedirhan Çelik, Semih Çelik ve Davut Çelik ile Orhan Tanık ve Suphi Tanık yaşamını yitirdi. Tedavisi süren diğer 4 yaralının da hayati tehlikesinin sürdüğü bildirildi.

HATAY’DA NELER OLDU?

Alınan bilgiye göre, ilçeye bağlı Gölbaşı köyündeki İskan İlköğretim Okulu bahçesinde, muhtar adayları arasında oy verme sırası nedeniyle tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine tarafların yakınları da kavgaya katıldı.

Silahların kullanıldığı kavgada Ayşe Y. ve İsmail B. hayatını kaybetti, biri ağır 9 kişi yaralandı. Yaralılar, Antakya ve Kırıkhan’daki hastanelerde tedavi altına alındı.

BİRİ AĞIR DOKUZ YARALI

Köyde, çevre ilçelerden de takviye kuvvetler getirilerek güvenlik önlemleri alındı.

Hatay Valiliğinin internet sitesinde konuyla ilgili yapılan açıklamada da şu bilgilere yer verildi:

“Elde edilen ilk bilgilere göre, saat 11.45 sıralarında Kırıkhan ilçesi Gölbaşı İskan İlköğretim Okulu bahçesinde muhtar adayları arasında, oy verme sırası nedeniyle tartışma çıkmıştır. İki tarafın yakınlarının olaya karışması ve tartışmanın büyümesi neticesinde A.Y. isminde bir bayan ve İ.B. isimli bir erkek olmak üzere iki vatandaşımız hayatını kaybetmiş, biri ağır olmak üzere dokuz vatandaşımız da yaralanmıştır. Bölgede görev yapan güvenlik güçlerinin takviye edilmesiyle taraflar kontrol altına alınarak tartışma sona erdirilmiştir. Gölbaşı köyünde hayat normale dönmüş olup, konuyla ilgili inceleme sürdürülmektedir.” (DHA)

Kahvaltıdan sonra uyumayın !!

KAHVALTIDAN SONRA UYUMAYIN !!

 
Yaz gitgide yaklaşırken fazla kilolardan kurtulmak herkesin hedefi haline geldi…Fazla kilolardan beden aklı ile zayıflayarak kurtulma konusunda Obezite ile ilgili çalışmalar yapan Dr.Fevzi Özgönül bilgiler verdi.
Akşam yemeğe davetliyim düşüncesiyle sabah kahvaltısı veya öğle yemeğini atlamak/azaltmak. Davetli olduğunuz günlerde sabah ve öğlen çok iyi doyun, akşam gittiğiniz davette tok olduğunuz için yiyemediğiniz yemekleri tabakta bırakın.
Ödem olduğunu düşünerek; ödem söktürücü kürler yapmak veya ilaçlar kullanmak. Bedenimiz eğer ödem yaptıysa bir bildiği vardır. Bırakın o istediği zaman ödemi atsın. Fakat çok çay ve kahve içiyorsanız azaltın, bol su içmeye gayret edin, çok tuzlu yemeyin.
Daha çok kilo veririm düşüncesiyle ÇOK FAZLA SPOR yaparak ÇOK FAZLA enerji harcamak. Hareketi, sindirim sistemini çalıştırmak için yapmalısınız, spor yapmanın da en iyi zamanı akşam saatidir. Akşam saatlerinde spor yapmak, yediğiniz sabah kahvaltısı ve öğle yemeklerinin sindirimine yardımcı olur, yediklerinizin içerisinde bulunan, sindirimi en zor olan protein ve yağların sindirimini sağlar. Sporu enerji harcamak için değil enerji kazanmak için yapmalısınız.
Daha çok kilo veririm düşüncesiyle sabah kahvaltısı ve öğle yemeğinde daha az yemek.
Daha az yerseniz hem akşamları acıkırsınız hem de yetersiz beslendiğiniz için bağ dokunuzu tamir edemezsiniz, küçülemez ve kilo kaybedemezsiniz
Daha hızlı kilo veririm düşüncesiyle, çeşitli gıdalar tüketmek. ( yeşil kahve çekirdeği, alkali su vb. ) Doğadaki diğer canlılar, doğada bulunan suları tüketerek sağlıklı yaşıyorsa sizin de aynı su ile sağlıklı yaşamanız gerekir. Bu nedenle yeşil çay, yeşil kahve, alkali su gibi sıvılara güvenmeyin, siz doğal olan suyu tercih edin.
Sabah uyanınca ev halkına kahvaltı hazırlayıp, en son kahvaltı yapmak. Sabah önce kendi kahvaltınızı yapın. Kahvaltı ne kadar erken yapılırsa, öğlen o kadar iyi acıkırız ve gece acıkmayız. Kahvaltı ve öğle yemekleri arasında en az 6 saat olmasına özen gösterin ama saat tutmayın. İyice acıkmadan yemek yemeyin.
Kahvaltıdan sonra uyumak. Kahvaltı yaptıktan sonra uyursak sindirim sistemi çalışmaz ve böylece yediğimiz kahvaltılıklar sindirilmez. Öğle yemeğine kadar acıkmayız, enerjimiz düşer.

f1
Kahvaltıyı evde yapmak yerine iş yerinde yapmak. Kahvaltımızı iş yerinde yaparsak iş arkadaşlarımızın tacizine uğrayabiliriz, sonrasında hareketsiz olduğumuz için sindirilmeyebilir ve en önemlisi geç saate kayabilir.
Öğünlerde kilo alırım düşüncesiyle çerez yememek. Çerez yemezsek yeteri kadar kalorili beslenmediğimiz için, hem erken acıkırız hem de tatlı ve hamur işi gıda isteğimiz tekrar başlar.
Öğle yemeğinde ekmek tüketmek.Öğle yemeğinde de ekmek yersek, vücudumuz şekeri ekmekten sağladığı için yediğimiz çerezleri ve diğer yemekleri sindirmez, küçülemeyiz.
Aralarda çayın yanında bir şeyler atıştırmak veya arada çerez yemek. Tedavimizin başında, yediğimiz yemeklerin tam olarak sindirilebilmesi için 6-8 saate ihtiyaç vardır. Eğer biz yediklerimiz tam sindirilmeden 1-2 saat sonra yeni bir yiyecek maddesi yersek, sindirim sistemi resetlenir ve sil baştan çalışmaya başlar, böylece yediğimiz yemeklerin içerisinde bulunan vücudumuzun yapılanması için gerekli olan yağlar ve proteinlerin sindirimi bozulur, gece küçülme işlemimiz gerçekleşmeyebilir. Sindirim sistemimiz zamanla kuvvetleneceği için ileride böyle bir risk olmaz.

Başta bu kurala tam uymamız gerekir
Tatlı isteği olduğunda, hemen tatlı yemek, “ 1 lokmadan bir şey olmaz “ zannetmek
Belki ilk tatlı yediğimizde bir şey olmaz ama her yediğimiz 1 lokma, tatlı isteğini körükler.
Gün içerisinde çok fazla çay, kahve tüketip SU İÇMEMEK. Çay ve kahve su içme isteğimizi azaltır, ödem yapar bu nedenle çok çay kahve içmemeliyiz.
Akşam acıkınca hafif olsun diye salata ve meyve tüketmek. Akşamları çiğ salata ve meyve yerseniz sindirimi zor olduğu için gece rahat uyuyamazsınız. Hem küçülme işleminiz olmaz hem de sabah yorgun ve tok kalkabilirsiniz.
Kalorisi az ( light ) ürünler tüketmek, ( Light süt, light yoğurt, light meyve suyu vb. ) Acıktıysak bunun anlamı vücudumuz enerji istiyor demektir. Eğer biz içerisinde enerji olmayan diyet ürünleri kullanırsak, enerji alamadığı için tekrar tekrar acıkırız.
Sabahları geç uyanıldığında; kahvaltı yapmadan öğle yemeğini beklemek,
Tedaviyi herkese anlatmak, “ ayy çok kilo vermişsin, yeter artık “ diyenlere inanmak, veya hiç değişmemişsin diyenler yüzünden motivasyonunu kaybetmek. İştah sizin, başka kimseyi, vücudunuzu beslemenize karıştırmayın. Bırakın yorumları ve önerileri kendilerine kalsın. Kimseye söylemeyin ki onların önerilerini dinlemek zorunda kalmayın.
“ Bu kadar yemek yersen kilo veremezsin “ diyenleri dinleyip daha az yemek. Vücudumuzun isteğinden az yemek gece acıkmamıza, tatlı ve ekmek isteğine yol açar.
Ramazan ayı dışında arada bir oruç tutmak, Tutmanız gereken orucunuz varsa en az 5 gün üst üste tutmalısınız ki vücudun dengesi bozulmasın
Kaçamak yaptım, kilo aldım diyerek randevuya gelmemek.
Randevularınızı aksatmayın, denge için, zararın neresinden dönerseniz kârdır.
TARTILMAK Vücudumuzdaki enerji dengesini kurabilmek için beden aklımızı kullanmamız gerekir. Miktarına ve zamanına beden aklımız karar verirse doğadaki tüm canlılar gibi bedenimizin ihtiyaçlarını sağlar, sağlıklı bedene kavuşuruz. Tartılırsak bu bizim aklımızı ön plana çıkarır ve beden aklını kullanamayız, ne kadar yememiz gerektiğini, kilo verip veremediğimize göre ayarladığımız için enerji dengemiz bozulur küçülmemiz durur. TARTILMAYIN! bırakın beden aklınız sizi yönlendirsin, ideal bedene geri dönebilelim.
Hafta sonları hem cumartesi hem Pazar günü geç kahvaltı ve geç öğle yemeği yemek.
Haftanın sadece 1 günü geç kahvaltı ve geç öğle yemeği yiyin hatta bazen onu bile zamanında yapmaya çalışın, enerjiniz çok daha hızlı dengelensin ve sizde küçülün.

“Dünya Su Günü” etkinliği

Doğa Koleji Ataşehir 2 Butik Anaokulu 22 Mart Dünya Su gününü kutladı.
Doğa Konseptli Eğitim Modeli ile çevre konusundaki duyarlılığını, eğitim felsefesinin bir parçası olarak benimseyen Doğa Koleji Ataşehir 2 butik anaokulu öğrencileri, her yıl 22 Mart Dünya Su Günü’nü birçok etkinliğin yer aldığı bir organizasyonla kutladı. Dünya Su Günü etkinleri ile tüm çocuklar su tüketimi konusundan bilinçlendiriliyor, çocukların çevre sorunlarına duyarlı ve bu konuda çözüm üreten bireyler olarak yetişmesini sağlıyor. Anaokulunda Su günü kutlamaları kapsamında, drama gösterileri, danslar, oyunlarıyla farkındalık yaratılıp, suyun önemi vurgulanarak, hayat kaynağı olan suyun insanlık için önemine dikkat çekildi.

D1
Anaokul Müdüresi Ebru Eyüboğlu Su günüyle ilgili yaptığı konuşma da;  “Su, öncelikle yaşamamız için gerekli temel bir maddedir ve herkesin bu maddeye ulaşmaya hakkı olduğu gibi, suyun, korunması, savunulması ve doğru kullanılması gerektiğini vurguladı. Ekolojik sistemin bir parçası olduğunun bilinci etkinleştirilerek yaygınlaştırılmalıdır” dedi.
Ayrıca küresel ısınmanın her yıl giderek artmasından ve bu yıl olası kuraklık tehlikesinin yaşanacak olmasına dikkat çeken  Eyüboğlu; ” Su yaşamın var olması için bu kadar önemliyken, dünya su kaynaklarının gittikçe azalması, rezervlerin tükenmesi, suyun dikkatsizce ve kontrolsüzce harcanması, yanlış yönetilmesi ve fazla kullanılmış olması çocukları küçük yaşlarda bilinçlendirmek için harekete geçme zamanıdır” dedi.

 

İstatistiklerle Yaşlılar, 2013

İstatistiklerle Yaşlılar, 2013

Türkiye’nin yaşlı nüfus oranının 2023 yılında yüzde 10,2’ye yükselerek yaşlı nüfus yapısına sahip ülkeler arasında yer alacağı tahmin ediliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye’nin yaşlı nüfus oranının 2023 yılında yüzde 10,2’ye yükselerek yaşlı nüfus yapısına sahip ülkeler arasında yer alacağının tahmin edildiğini bildirdi.

Kanser Riskini Azaltmanın 8 Yolu…

Kanser Riskini Azaltmanın 8 Yolu…

Kanserin oluşumunda genetik faktörün rolü göz ardı edilemez, ne kadar sağlıklı yaşamaya çalışırsanız çalışın kansere yakalanma riskiniz olsa da yapılan araştırmalar tüm erişkin kanser vakalarının en az üçte birinin kişinin yaşam tarzı ile bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır.

Kanserden korunmak için değiştirmeniz gereken yaşam tarzını Hisar Intercontinental Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Bekir Öztürk ile konuştuk…

  1. Sigarayı bırakın! Kanserden ölüm oranlarına bakıldığında akciğer kanserinin birinci sırada yer aldığı görülmüştür. Akciğer kanserinin büyük bir kısmı da sigara kullanımından kaynaklanır. Aynı zamanda diğer tüm kanserlerin nedenlerinin başında da sigara gelir. Amerikan Tıp Derneği Dergisi’nin yaptığı çalışmaya göre günde bir paket sigara içenler, sigarayı yarı yarıya azalttığında akciğer kanseri riskinin %27 oranında azaldığı görülmüştür. Sigara içmeseniz bile sigara dumanına maruz kalmak da riskinizi artırmaya devam eder. Akciğer kanseri teşhisi konulan kişilerin büyük bir bölümünün de sigara dumanına maruz kalmaktan kaynaklandığı yapılan araştırmalarda görülmüştür.

  1. Sağlıklı kilonuzu koruyun. Şişmanlık ve obezitenin kanserden kaynaklanan ölümlerin %14’ünü ve her yıl görülen kanser vakalarının %3’ünü oluşturduğunu biliyor muydunuz? Kanser riskinizi azaltmak istiyorsanız sağlıklı bir kilo aralığında ve mümkün olduğunca vücudunuzu yağlandırmadan kalmanız gerekir. Çünkü fazla kilo ve vücudun aşırı yağlanması özafagus, pankreas, safra kesesi, meme, rahim ve böbrek kanserinin önemli risk faktörlerinden biridir.

  1. Egzersizi hayatınızın rutini haline getirin. Fiziksel aktivite kanserin birçok türünde önemli bir koruyucu faktördür. Her gün orta düzeyde yapılan egzersizin birçok yaygın kanser türünü engelleme konusunda çok önemli bir rolü olduğunu yapılan çalışmalar göstermiştir.

  1. Sağlıklı beslenin. Likopen içeren domates, karpuz gibi gıdalara sofranızda yer açın. Ancak nişasta içeren sebze ve meyvelerden uzak durun.

  1. Alkolden uzak durun! Yapılan çalışmalar alkol tüketiminin pek çok hastalıkta olduğu gibi kanseri de tetiklediğini göstermiştir. Özellikle alkol ve sigara bir araya geldiğinde risk giderek artar.

  1. Stresinizi yenemiyorsanız yönetmeyi öğrenin. Stresin kanser oluşumunda bağımsız bir risk faktörü olduğunun hiçbir inandırıcı kanıtı olmasa da; insanların stresle başa çıkmak için yaptıkları aşırı yemek, sigara ve ilaç tüketmek gibi sağlıksız davranışlar kanser riskini yükseltir. Bu nedenle stres altındaysanız meditasyon, yoga gibi rahatlama yöntemlerini ya da günlük tutmayı deneyin.

  1. Rutin kontroller ve tarama testlerinizi ihmal etmeyin. Mamogram, PAP Smear, kolonoskopi ve prostat spesifik antijen (PSA) testi gibi birçok tarama testi, kanseri önlemek amacıyla değil; erken zamanda yakalayarak tedavi etmek amacıyla yapılır. Bu tarama testlerini yaptırırken mutlaka aile öykünüzü de (ailenizde kanser riski varsa tarama testlerinin niteliği ve zamanlaması değişebilir) dikkate alarak hareket edin.

  1. Aile öykünüzü öğrenin. Ailenizde kanser riski varsa, bu riski azaltmak ve erken dönemde yakalamak için kişisel bir strateji oluşturabilirsiniz.

Genç kalmak elinizde

YAŞLANMAYLA SAVAŞMAK İÇİN ÖNERİLER
Genç kalmak ve genç görünmek şüphesiz ki herkesin hayalidir.Eğer vücudumuza iyi bakarsak yaşlanmaya karşı da o kadar iyi savaşmış oluruz..Beslenme Danışmanı Dr.Gönül Ateşsaçan yaşlılıkla savaşmak için yapılması gerekenler hakkında bilgiler verdi.
Yaşlılıkla Savaş İçin
Aynı saatte yatın ve aynı saatte uyanıny2
Aşırı alışkanlıklardan uzak durun
Üç Çeyrek Kuralı:
Karnımız üçte bir doyunca masadan kalkın
Daha sık beslenin
Güneş varken beslenin, güneş batınca hafif gıdalarla geçiştirin
Gerçek ve canlı gıdalarla beslenin
Daha az tuz tüketin
Çay –Antioxidandır
Zencefil-İltihabı iyileştirir, canlılık verir, mide bulantısını engeller, pıhtılaşmayı önler
Sarımsak içinde Allisin vardır, sütte haşlayarak tüketilebilir.İltihabı iyileştirir, kanı sulandırır, kolesterole iyi gelir.
Omega 3: kalp damar sağlığına iyidir, rahatlama, sedasyon yapar
Yeşil elma; kolon kanserini önler, kan şekerini dengeler
y3Kahverengi pirince kan şekerine iyi
Berry grubu meyveler:C ve E vitamini içerir, yaşlanmayı geciktirir, antioksidan etkilidir
Yosun: Dolaşımı düzenler, zayıflamaya destek olur.Çok çiğnemek sindirimi destekler
Yemekler az pişmelidir.
Ceviz, kuşkonmaz, avakado, balık antioksidan etkilidir,
Gazlı içeceklere lütfen dikkat edin,kemik erimesi yapabilir.Kafeinsiz kahve tüketirseniz kalbinizi korur.
Katkı maddesi , hazır gıdalara ve suni tatlandırıcıya hayır
Enginar silimarin içerir, karaciğer için çok iyidir.
Şeker yerine meyve tüketiniz.

 

Bir kan, bir can

Emre Optik, Türk Kızılayı işbirliği ile kan bağışı kampanyası düzenledi.

Emre Optik sahibi Recep Akçay yaptığı açıklamada, geçen yıl olduğu gibi bu yılda kan bağışı kampanyası düzenlediklerini ifade ederek, “Sosyal sorumluluk faaliyetlerini, sosyal sorumluluk bilinci ile desteklemeye devam ediyoruz. Hayati öneme sahip Türk Kızılayı’na geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, bir günlük kan merkezi olarak bu faaliyeti gelenekselleştirme yolunda gönüllüğümüzü sürdüyoruz” şeklinde konuştu.

Emre Optik’in Küçükbakkalköy mağazasında yapılan kan bağışına, çalışanlar ve vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.

IMG_6289

14 Mart 1919

Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adlı tıp okulunun açılış tarihi olan 14 Mart 1827, ülkemizde modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul ediliyor.

14 Mart 2005 Tıp Bayramı, ilk kez, 1. Dünya savaşı sonunda, İstanbul’un işgal edildiği günlerde, yabancı işgal kuvvetlerine karşı tıp öğrencilerinin bir tepkisi olarak 1919 yılında kutlandı. Günümüze kadar gelen bu 14 Mart kutlamaları, artık içinde bulunduğu haftayı da kapsayacak şekilde, “Sağlık Haftası” olarak kutlanıyor.

Tıbbın ilk insanla birlikte başladığı söylense de, genelde kabul görmüş olan ilk tıp büyüğü Aesculapius’dur. Kendisinden ilk kez İlyada’da Homeros bahsetmiştir: “Çağır Asklepios oğlunu, kusursuz hekimi” demektedir. Önce Zeus’un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla öldürülen Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından tıp tanrısı olarak ilan edilir. Tıp amblemlerinde yer eden, temeli doğu kültürüne dayanan ve tarihi M.Ö. 3000’ lere uzanan yılan figürü de, Asklepios ve O’nun asası ile bütünleşmiştir. Hatta Asklepios sözcüğünün grekçe “Askalabos” sözcüğünden geldiği söylenir ki, bu da yılan anlamına gelir. Ve Asklepios’un şifa veren gücünü yılandan aldığı, halkın da adaklarını Asklepios’a değil de bu yılana sunduğu söylenir. Öyle ya da böyle, yılanlı asası ile Asklepios tıp tarihinin önemli dönemeçlerinden birini tutan bir sembol olarak yerini almıştır.

Mitolojiden öte, yaşadığı kesin olarak bilinen ve hizmetleri sonucu tıbbın babası olarak kabul gören ise Hippocrates olmuştur. M.Ö. 460–450 yılları arasında Kos adasında doğan ve babası da doktor olan Hipokrat’ın tıbba katkıları ve getirdiği felsefe dünya tıp çevrelerince hâlâ kabul görür ve bu sebeple birçok ülkede hekimler mezun olurken “Hipokrat Andı” adı altında meslek yemini ederler.

KİŞİLER DEĞİL, OLAYLAR YÖN VERMİŞ

Ülkemiz tarihine baktığımızda, bütün dünyanın kabul ettiği ve bu kadar eskilere dayanan tıp büyüklerimizin olmadığını görmekteyiz. Türk Doktorunun Bayramı’nda yer eden kişiler değil de olaylar olmuştur.
Osmanlı tıbbı 15. ve 16. yüzyıllara kadar İslam tıbbının etkisi altında kalmış. Bu sırada batıda 14. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans 15. ve 16. yüzyıllarda bütün Avrupa’ya yayılmış. Tıp alanında da birçok buluş ve ilerlemeler kaydedilmiş. Osmanlı’da ise 17. yüzyıldan itibaren her sahada ortaya çıkan bozulmalar tıp eğitiminde de kendini göstermiş ve tıp medreseleri eskisi kadar yeni bilgilerle donatılmış hekimler yetiştiremez olmuş. Ayrıca batıda yazılan Latince, İtalyanca, Almanca tıp kitaplarını hekimler takip edememişler, dil bilen sayısının az olması, matbaanın Osmanlı’ya geç giriş ve kitap basmanın 1729’da başlamasından dolayı kitaplar tercüme edilmemiş ve yeterince basılamamış. Az sayıda bazı Osmanlı hekimleri ve bilim adamları kendi çabaları ile dil öğrenerek bu yenilikleri takip etmişler ve bu bilgileri de katarak kendi kitaplarını yazmışlar. Ama bu bilgileri yine de hekim adaylarına yeterince iletememiş.

19. yüzyıla geldiğinde durum tıp eğitimi açısından pek iç açıcı değilmiş. Tıp medreseleri eski parlak dönemlerini kaybetmiş, hatta bazıları kapanmış. Bu arada ortalığı azınlıklardan ve Avrupa’dan gelen, yabancı hekimler sarmış. Mütabbib (tabip olmayan sahte hekim) hekimler serbest hekimlik yaparak, orduda da görev alarak birçok insanın ölümüne sebep olmuşlar. Bunların önlenmesi için birçok ferman çıkarılmışsa da engel olunamamış. Çünkü yeterli tıp eğitimi verilmediği gibi yeterli sayıda hekim yetiştirilemiyormuş. İtalyanca ve Fransızca bilen az sayıda hekim gelişmeleri takip ederek çevresinde yararlı olmaya çalışmışlar. Bunlardan Şanizade Mehmet Ataullah (1771–1826), Mustafa Behçet Efendi (1774–1834) gibi büyük hekimler bu durumdan çok rahatsız olmuşlar ve yeni tıbbın tıp eğitimine girmesini savunmuşlar.

III. Selim zamanında yeni tıp eğitimi veren, bir Tıphane açılması düşünülmüş. Teşrih (anatomi) yasağından dolayı ulemadan çekinen III. Selim buna cesaret edememiş, Rumlara tıp fakültesi kurmaları için izin vermiş. (1805). O dönemin hekimbaşısı 21 yaşında ilk hekimbaşılığını yapan Mustafa Behçet Efendi’ymiş. Bu dönemde de yeni tıp eğitimi veren bir Tıphane kurulması için çaba sarf etmiş, ama amacına ulaşamamış. Nitekim Mustafa Behçet Efendi, II. Mahmut zamanındaki hekimbaşılığı sırasında (53 yaşında) tıp eğitiminin düzeltilmesi için yeniden büyük bir çaba içine girmiş ve 1827 yılında bu amacına ulaşmış.
Sultan II. Mahmut 1826 yılında uzun zamandır uğraştığı bir meseleyi halletmiş. Düzeni tamamen bozulmuş olan yeniçeri Ordusu’nu ortadan kaldırıp (17 Haziran 1826) yeni bir ordu kurmuş (Askair-i Mansure-i Muhammediye). Bu yeni orduya bir hekim ve cerrah yetiştirilmesi gerekiyormuş. Bunu fırsat bilen hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi 26 Aralık 1826’da II. Mahmut’a, arada da üç dilekçe vererek, yeni tıp okulunun kurulmasının amacını, bu okulun nasıl ve nerede kurulacağı konusunda teklifini yapmış ve Padişah da onaylamış.

14 MART 1827’DE TIP OKULU AÇILDI

Bizde tıp bayramının ne zaman kutlanacağı, ya da hangi tarihle ilişkilendirilmesi gerektiği sorusu ancak yakın tarihimizde cevap bulabilmiş. Sultan II. Mahmut’un yenilikçi hareketleri sonucu, hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin de katkılarıyla batılı anlamda ilk tıp mektebi olan, Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire 14 Mart 1827 Çarşamba günü Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda kurulmuş. Bu şekilde, tıp tarihimizde 14 Mart yerini almış. Aynı bina içinde Tıphane ve Cerrahhane eğitimlerini ayrı ayrı yapıyormuş. Tıp eğitimi o yıllar batıda olduğu gibi dört yılmış, son sınıfta hocalar tarafından usta ve yetenekli olanlar tesbit edilerek sınava alını ve başarılı olanlar askeri hastanelere veya ordunun tabur alaylarına muavin tabip unvanı ile tayin ediliyorlarmış. Orada bir hekimin gözetiminde birkaç sene çalışıp deneyim kazandıktan sonra da serbest hekim oluyorlarmış.

Tıphane-i Amire 1827’den 1836’ya kadar Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağında gündüz eğitimi yapıyormuş. 1836 yılında Sarayburnu’ndaki Askeri Kışla’ya (Otlukçu Kışlası’na) taşınmış. Ayrı binada eğitim gören Cerrahhane de burada tıp eğitimi ile birleşip, eğitim yatılı hale getirilmiş. Bu binanın yetersiz hale gelmesi ile Galatasaray’daki Enderun ağaları okulu tekrar elden geçirilip duzenlenmiş ve Tıbbiye 1839’da Galatasaray’ya taşınmış. Bu okula Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adı verilmiş.

Bu okulun 17 Şubat 1839’da açılışı Sultan II. Mahmut tarafından yapılmış ve eğitiminde yeni düzenlemeler getirilmiş. Eğitim dili Fransızca olmuş ve öğrenci alınmaya başlanmış. Eğitim dilinin Fransızca olması zamanla hekim sayısında azalmaya yol açmış. Nitekim 1867 yılında Türkçe tıp eğitimi yapan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Mektebi) açılmış. 1870 yılında da askeri tıp okulunda dersler Türkçeleşmiş. 1878 yılında şimdiki Sirkeci Tren İstasyonu yanındaki Demirkapı Askeri Kışlası’na taşınmış. 1894 yılında Sultan II. Abdülhamit’in emriyle Haydarpaşa’daki Tıbbiye Binası inşa edilmeye başlanmış. Bu görkemli binaya 6 Kasım 1903’te taşınılmış. Önce Askeri Tıbbiye sonra, Sivil Tıbbiye taşınmış ve 1909 yılında iki mektep birleştirerek Darülfünun Tıp Fakültesi olmuş.

İLK KUTLAMA 1919’DA

İlk tıp bayramı 14 Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da, tıp öğrencileri tarafından kutlanmış. Tepkilerini bu şekilde dile getirmeye çalışan öğrencilerin bu törenine Dr.Fevzi Paşa, Dr.Besim Ömer Paşa, Dr.Akil Muhtar (Özden) gibi dönemin ünlü hocaları da katılmış.


1933’de “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” İstanbul Üniversitesi’ne dâhil olmuş. Peşinden de 1945’te Ankara Tıp Fakültesi, 1954’te Ege Tıp Fakültesi kurulmuş. Derken bugünlere gelinmiş…

 

İştah kontrolünün püf noktaları !

İŞTAH KONTROLÜNÜN PÜF NOKTALARI !
Dünyada çok fazla sayıda kişi ya fazla kilolu veya obez. Kilo ile mücadele modern tıbbın en büyük mücadeleyi verdiği alanların başında gelmektedir.Obezite ile ilgili çalışmalar yapan Dr.Fevzi Özgönül iştah ve kontrolü hakkında bilgiler verdi.
Peki sağlıklı beslenme ve zayıflama nedir ?
Saat 07:00 – 08:30 arası yapılan bir kahvaltıdır…Zayıflatan kahvaltıda yediklerimizin vücudumuzu yapılandırabilecek besinler olması gereklidir. Yaş,cinsiyet gözetmeksizin hepimiz için besinler büyük önem taşımaktadır.Besinler,sağlığımız için gerekli olduğu kadar vücudumuzun yapılanmasında da önemli rol oynar.Diyet ile ilgili her şeyi unutun sadece kendinizi beslemeyi düşünün.. Doğada sadece beslenmeyi düşünüp o mantıkla yaşayan tüm canlılar ideal bedende ve sağlıklıdır.Çok acıkıyor diye kişinin iştahını kesmekle çok benzin harcıyor diye arabanın benzin göstergesindeki ışığı kapatmak aynı şey, Sizce doğru mu? İştahı kısaca kişinin yemek yeme arzusu olarak tanılayabiliriz.İştahsız olmak kadar iştahı fazla olmakta sağlıksızdır. İştahı kesecek tek şey yemek yemektir. Bir hap veya ı2iğne değil. Ne kadar kaliteli ve kalorili yersek o kadar az acıkırız. Tatlı yiyerek enerji aldığını düşünmek, yıldırımı elektrik enerjisi olarak kullanmayı düşünmek gibidir. İkisi de enerjilidir ama ikisi de sizi yakar. Arada bir tatlı yemek, yıldırımlı bir gökyüzünü seyretmek gibi mutluluk verir ama her gün yıldırımlı hava ne kadar mutluluk verebilir ki? Tatlı besleyici bir yiyecek değildir. Ekmek ve hamur işi gıdalar da sadece doyurur. Yemek yemek besler. Demek ki o zaman yemek yemeliyiz. İnşaat yaparken kum ve çimentoya birlikte ihtiyacımız olduğu gibi vücudun kendisini yapılandırması için karbonhidrat ve proteini beraber yememiz gerekir. Karbonhidrat ve proteini ayrı ayrı yersek vücut ikisini de kullanamaz ve yapılanamaz. Kilo verebiliriz ama zarar görürüz.
Kalori hesabına hiç girmeyin, sağlıklı vücut ile obez vücut farklı çalışır. Sonuçta obezitede 2×2=4 olmadığı için evdeki hesap kiloya uymaz. Kafanızı hiç kimsenin karıştırmasına müsaade etmeyin.Tek yapmanız gereken acıkınca doyana kadar yemek yemek ve bunu gündüz yapmak, ekmek yerine fındık, ceviz yemektir. Yemek yerken yediklerinizin bir kısmında posalı olan besinleri de tercih etmeniz de de fayda var. Posa sindirim sürecini yavaşlatır bu durumda daha iyi sindirim sağlanır. Sonuç olarak yedikleriniz daha iyi sindirildiği için daha yüksek enerji gelir ve böylece iştahınız azalır. İştahınızı azaltırsanız bu da sindirimin yavaşlatılması, kan şekeri seviyenizin çok hızlı çıkıp düşmesinin azalması anlamına gelir. Bir de sağlıklı beslenmek için yemekleri, yemek için acele etmeyin. Yavaş yavaş yiyin ve iyi çiğneyin ki sindirim sisteminiz daha rahat çalışsın ve yediklerinizin içerisindeki enerjiyi tam olarak sindirsin, sizden tekrar istemesin, siz de doyduğunuzun farkına varın. Unutmayın, ihtiyacı karşılanan beden açlık hissetmez !

Sağlıklı Ağız İçin 7 İpucu

Sağlıklı Ağız İçin 7 İpucu

Güvenle ve bembeyaz dişlerle gülümsemek sizin için önemliyse dikkat etmeniz gereken 7 ipucunu Hisar Intercontinental Hospital Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Banu Okur Çakmakcı’dan öğrendik…

  1. Diş hekiminizi ziyaret edin: Yılda en az 2 defa yaptıracağınız kontrollerle erken aşamadaki çürük, diş eti hastalığı, travma ya da kanser gibi problemlere büyümeden müdahale edebilirsiniz.

  2. Asitli içeceklerden uzak durun: Fosforik ve sitrik asit içeren içecekler diş minesinin hassasiyetini artırarak daha kolay aşınmasına neden olur.

  3. Şekerden uzak durun: Şeker diş çürümesinin en büyük suçlusudur. Bakteri ve asit oluşumuna neden olarak diş minesini ve diş etlerini yıpratır. Şekerden vazgeçmeniz zorsa, azaltın; her yemek ya da aperatif sonrası dişlerinizi fırçalayın ve diş ipi kullanın.

  4. Sigarayı bırakın: Sigaradaki nikotin ve katran dişlerinizde sarı, çirkin lekelere neden olur. Ayrıca dişlerde ve diş eti çizgisi boyunca bakteri ve plak oluşumuna yol açar. Bu durum diş ve diş etlerinize zarar vererek diş kaybı riskinizi artırır. Daha da kötüsü sigara ağız kanserinin en büyük nedenlerinden biridir.

  5. Doğru diş fırçası kullanın: Diş yapınıza göre hekiminiz belirleyeceği nitelikte diş fırçası kullanın. Böylece fırçanızın diş ve diş etlerinizi yaralamasına engel olurken; fırçanızı ne zaman değiştirmeniz gerektiğini de fark edebilirsiniz.

  6. Uygun teknikle diş fırçalayın: Diş fırçanızı 45 derecelik açıyla tutun ve diş eti çizgisine doğru nazik ve kısa, dairesel hareketlerle en az 2 dakika dişlerinizi fırçalayın. Ancak bunu yaparken kuvvet uygulayarak aşırıya kaçmayın. Çünkü agresif fırçalama diş ve diş etlerinize zarar verebilir.

  7. Diş ipi kullanın: Diş ipi sağlıklı diş ve diş etleri için vazgeçilmezdir. Fırçalama gibi yanlış yapıldığında diş eti hattına zarar verebilirsiniz. Bunun için diş ipini yaklaşık 30 cm kesin. Her iki elinizin orta parmaklarına sarın. İki dişin arasına yerleştirin. Dişi sararak ipi yukarı çekme hareketiyle temizleyin. İpi kesinlikle aşağı yukarı itmeyin.

Acil Durum Ve Yangın Davranışları

Ofis Ve Konut Binalarında Acil Durum Ve Yangın Davranışları

 1.   Ofis ve konutlarda yöneticilik yapanların Acil Durum ve Yangın sorumlulukları, nelerdir?

Ofis binaları ve konut binalarının acil durum ve yangın konularındaki sorumluluk bina yöneticilerine aittir.

Öncelikle konut yöneticilerini ilgilendiren temel hususları kısaca şu şekilde açıklayabiliriz.

Konut ve site yöneticilerinin acil durum ve yangınla ilgili görev ve sorumlulukları, Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmelik ve İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkındaki Yönetmelik’te belirtilmiştir. ( Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmelik madde 48 )

yangin11Konutların projeye uygunluğu Belediyeler tarafından kontrol edilerek oturma izni verilmektedir. Yöneticiler, ortak kullanım için yapılmış olan kaçış yollarının kullanılır durumda olmasından sorumludur. Kaçış yolları amacı dışında veya şahsi kullanım alanı olarak kullanılamaz. Olası bir acil durum sırasında oluşacak zararlardan yöneticiler sorumludur. ( Madde 38.)

Yukarıda bahsedilen hususlar yeni binaları kapsamakta olup, 2002 yılı öncesi yapılmış olan konutlarda, Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmelik’in Onuncu Kısım Birinci Bölümünde yer alan Mevcut Binalar Hakkında Uygulanacak Hükümler madde 158’de yer almaktadır.

İlave çıkış ve kaçış merdiveni, yağmurlama sistemi, yangın dolabı ve itfaiye su alma ağzı, algılama ve uyarı sistemi gibi sistemlerin tamamlatılması gereği (Madde 141- 144)  kat malikleri ve mal sahiplerinin sorumluluğundadır.

igg12.    Konutlarda yangın önleyici tedbirlerle ilgili ödenekler, nasıl karşılanacaktır?

Yangınla mücadele için gerekli giderler bina sahibi, kat mülkiyetine tabi binalarda kat malikleri ve bina yöneticileri, diğer özel kurum ve kuruluşlarda işyeri sahipleri tarafından, tüzel kişiliklerde ise ana sermayeden karşılanır. Binaların yangından korunması için sarf olunması gerekli olan bu ödenekler başka bir amaçla kullanılamaz, şeklinde açıklanan hüküm, ikinci fıkrada:  Yangınla  mücadele amacıyla alınması zorunlu  olan mal ve hizmetlerde herhangi bir sebep ileri sürülerek kısıtlama yapılamaz, şeklinde açıklanmaktadır. ( Madde. 135 )

3.   Ticarethane, ofis,  vb. gibi birden çok maksatla kullanılan binalarda yöneticilik yapanların yasal sorumlulukları, nelerdir?

Birden çok işyerinin bir arada bulunduğu binaların yöneticileri sadece Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmelik değil, “6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu” ve kanun kapsamında hazırlanarak yürürlüğe girmiş olan “İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkındaki Yönetmelik” ve İSG Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği hükümlerinden de sorumludur.

İşverenler ve işveren vekilleri, kendi işyerlerine ait risk değerlendirmesinin yapılmasından ve acil durum planlarının hazırlanmasından sorumludur.

İçinde birden çok işyeri bulunan binaların yöneticileri, her bağımsız işyerinden acil durum planı ve risk değerlendirmesi yaptırmasını istemelidir.

Bina yönetimi yılda bir kere yapılması zorunlu olan acil durum ve tahliye tatbikatlarının planlamasını yapar. Bina Yönetimi tahliye tatbikatının yapılacağını yazılı olarak 3 gün önceden itfaiye, komşu bina ve kolluk kuvvetlerine bildirmelidir.

Birden çok işyeri bulunan binaların ortak yönetiminden sorumlu yöneticiler, acil çıkışlar, yangın dolapları ve yangın söndürücüler, acil durum aydınlatma ve yönlendirme işaretleri, acil durum asansörü gibi acil durum sistemlerinin idamesinden sorumludur.

Bina yüksekliklerine göre asansörlerin yangın senaryosuna uygun çalıştırılması, acil durum asansörünün kullanılması gibi hususlarında yer aldığı asansör çalıştırma talimatını hazırlatarak kullanıcılar tarafından uyulmasını sağlayacaktır.

4.  Birden çok işyeri bulunan binalardan tahliye, nasıl olacaktır?

İşyerlerinde kaçış yolu olarak düzenlenen alanlar, çalışan sayısı da dikkate konutlardan farklı olarak düzenlenmiştir.

Birden çok işyeri bulunan ofis binalarında ve ticarethanelerde her bağımsız birimin tahliye sorumlusu ve yangın sorumlusu belirlenerek, ortak yönetime bildirilmelidir. Bina yönetimi acil durum planını hazırlarken bu isimleri, acil durum planına eklemelidir.

Kat tahliye sorumluları, tüm katın boşaltıldığından emin olduktan sonra katın emniyetini alarak, binayı terk eder ve toplanma alanına giderek bina yönetimine mevcut durumu rapor etemlidir.

 

5.    Toplanma bölgesindeki davranışlar nasıl olmalıdır?

Toplanma bölgesinde her birim kendi çalışanını sayarak eksik olup olmadığını, belirler.  Hava şartlarına bağlı olarak toplanma bölgesinde kalınarak veya daha emniyetli bir alan seçilerek öncelikle yaşlı ve çocuklar emniyete alınmalıdır. Özellikle depremden sonra uzun süre binaya girilemeyecek olması yaşlı ve çocukların emniyetinin sağlanması için farklı önlemlerin alınmasını gerektirir.  Bina yöneticileri olası acil durumlara karşı planlarını hazırlarken;

–          Engelli çalışanlar için tahliye sırasında yardımcı olacak refakatçi belirlemelidir.

–          Şeker ve diyaliz hastalarının tespiti yapılarak, yardım alınacak kurumları belirlemelidir.

–          Yaşlı ve yalnız yaşayan bakıma muhtaç kişilerin tespiti yapılmalıdır.

–          Bir yönetimin sorumluluğunda bulunan binaların ve kişilerin sayısı dikkate alınarak yaralıların ayrıştırılması için triaj merkezi oluşturulmalı, olası acil durumda yaralıların, sağlık merkezlerine nakli sağlanmalıdır.
igg2

6.  Acil durumlara karşı hazırlıklı olmak için hangi eğitimler alınmalıdır?

Yöneticiler, acil durum planının hazırlanması ve ekiplerinin oluşturulması ve eğitiminden sorumludur.

Konutlarda meydana gelebilecek mutfak yağ yangınları ve doğalgaz yangınlarına karşı önlem olarak eğitim planlanmalı ve eğitim vermeye yetkili kurumlardan hizmet alınmalıdır. Öncelik,  ilk müdahale söndürücüsünün/ yangın dolabının kullanılması ve tahliye davranışlarının öğretilmesi  olmalıdır.

İşyerlerinde eğitimler, yıllık İSG eğitim planı kapsamında planlanmalı ve Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri ve yetkili kurumlardan hizmet alınmalıdır.

Eğitimlerin kapsamında ev ve işyerlerinde yangına sebep olacak davranışlarda yer almalıdır. Özellikle çocukların bulunduğu ortamda eğitim verilirken yanlış anlaşılmaların önlenmesi için anlatılan diyalog ürkütücü olmamalı ve çocukların davranışlarında bozukluk oluşturmamalıdır. Çocuklar için planlanacak acil durum eğitimleri için mutlaka çocuk psikoloğundan destek alınmalı ve diyalog paylaşılmalıdır.

 

 

Hazırlayan: Yankı Eğitim Danışmanlık & Yankı OSGB

YANKILOGO1 YANKIOSGBLOGOimage description

Kalbinizin ritmini koruyun

KALBİNİZİN RİTMİNİ KORUYUN

Kalp ritim bozuklukları, yaşlılarda daha sık rastlansa da her yaşta görülebilen bir kalp rahatsızlığıdır. Bazen hiçbir hayati risk taşımayan bu hastalık bazen ani ölümlere yol açabilir.  Liv HOSPİTAL’dan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Enis Oğuz vücudumuzda hayati önem taşıyan kalbin ritminin korunması için yapılması gerekenleri anlattı.

 –         Kalp ritim bozukluğunun sebebi nedir?

Kalp kasının kasılması için elektrik uyarı gereklidir. Kalbin sağ kulakcığında düzenli aralıklarla elektrik uyarı çıkaran hücreler vardır. Bahsedilen elektrik uyarının kalbin her tarafına yayılması gerekir. Elektriğin kalp içinde yayılırken izlediği peş peşe dizilmiş hücrelerden oluşan elektrik kablosu gibi hatlar vardır. Kalp kası da bu elektrik iletiye cevap verir. Bahsi geçen bu yapılardaki anormallikler kalp ritminin bozulması ile sonuçlanır. Ritim bozukluğu bazen kalbin hızlanması (taşikardi); bazen teklemesi (erken atım); bazen de yavaşlaması (bradikardi) şeklinde ortaya çıkar.

–         Belirtileri nedir?

En sık belirti çarpıntı hissidir. Hastalar bu hissi anlatmak için ‘Kalbim kuş kanadı gibi çırpıyor’, ‘Göğsümden fırlayacak gibi oluyor’, ‘Kalp atışlarım dışarıdan görülüyor’, ‘Kalbim ağzımdan çıkacak gibi oluyor’ şeklinde ifadeler kullanır. Çarpıntı genelde aniden başlar ve bazen saniyeler, bazen dakikalar, bazen de saatler sürüp birden sonlanır. Diğer bir bulgu baş dönmesi ve bayılma olabilir. Ritim bozukluğuna bağlı bayılmalar genelde hayati önemi olan ritim bozukluğu türlerini işaret eder.

–         Hangi yaş aralığında görülür?

Ritim bozukluğu her yaş grubunda görülebilir. İleri yaşlarda ritim bozuklukları daha sıktır ve diğer kalp hastalıklarıyla ilişkilidir. Tüm yaş grupları hesaba katıldığında toplumun yüzde 2’sinde; 80 yaş üzeri nüfusun ise yüzde 10’unda atriyal fibrilasyon (kalbin kulakçıklarından kaynaklanan ritm bozukluğu) olduğu biliniyor. Bu oranlar kalp ritim bozukluklarının toplum sağlığı için nedenli önemli olduğu ortaya koyuyor.

–         Ritm bozuklukları için ne gibi testler uygulanıyor?

Kalp ritim bozukluğunun tanısında en önemli yöntem EKG dediğimiz kalbin elektiriğinin kayıt edilmesidir. Bununla beraber EKG’nin tanı koydurucu olması için ritim bozukluğu olduğu anın kayıt edilmesi gerekir. Örneğin çarpıntı atağı başlayan hasta, çarpıntı devam ederken en yakın sağlık kuruluşuna gidip EKG çektirirse ritim bozukluğunun türü de bu şekilde belirlenmiş olur. Bununla beraber bazı ritim bozuklukları kısa sürelidir; bu şekilde kayıt ettirebilme imkanı yoktur. Bu gibi durumlarda hastaların yanında taşıyabildiği, cep telefonu büyüklüğünde kayıt ediciler vardır. Amaç ritim bozukluğu olduğu anda hastanın kendi ritmini kendisinin kayıt edebilmesi imkanını sağlamaktır.

3 yıl kalp ritmi kaydediliyor

Nadir görülen ritim bozukluklarını kayıt etmek için ise cilt altına operasyonla yerleştirilen kayıt ediciler vardır. Böylece 3 yıl boyunca sürekli kalp ritmi kayıt edilebilir. Bu yöntemlerle ritim bozukluğu ortaya konamadığında elektrofizyolojik çalışma denen girişimsel yöntem kullanılabilir. Bazı durumlarda ise ekokardiyografi, kardiyak MR, koroner angiografi gibi tanısal yöntemler gereklidir. Ayrıca vazovagal senkop adı verilen bir bayılma sebebini ortaya koymak için özel bir test uygulanır. Bu hastalıkta refleks olarak kalp ritmi yavaşlaması; hatta geçici durma görülebilir. Epilepsi ile karışabilen ve nöroloji kliniklerinde tanı konması için çabalanan birçok hastada bu basit yöntemle ayırt edici tanı yapılabilmektedir.

– Ritim bozukluğu olan hastalara diyet uygulaması gerekir mi?

Ritim bozukluğu yaşayan hastalar için diyet önemlidir. Bazı maddeler kalbin elektrik sistemi için uyarıcı özellik taşır. Bunlar ritim bozukluklarının tetiklenmesine neden olabilir. Çay, kahve, sigara etkileri bu etkenler arasında sayılabilir. Ayrıca birçok ilaç da ritim bozukluğuna yol açabilir. Bazen kalp ilaçları, tansiyon ilaçları kalbin yavaşlamasına, yani bradikardiye yol açabilir. Örneğin göz tansiyonu için kullanılan ilaçlarda kalp hızını yavaşlatıcı etkisi olan maddeler bulunabilir. Bazen bir ritim bozukluğunu tedavi etmek için verilen bir ilaç başka ritim bozukluğuna yol açabilir. Genel kalp sağlığını koruyucu önlemler ritim bozukluklarından korunmak için de geçerlidir. Stres yönetimi, ideal kilo, düzenli egzersiz, hayvansal ve transyağlardan sakınan bir diyet, tuz alımının azaltılması, sigara içilmemesi, alkol alımının azaltılması veya hiç alınmaması bu önlemlerin en önemlileridir.

 

 

Afet eğitimleri başlıyor

 “Temel Afet Bilinci Eğitimleri” başlıyor

 

Ataşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) ve Akut Enstitüsü,  “Deprem Haftası” nedeniyle iş birliği yaparak,  liselerde “Temel Afet Bilinci Eğitimleri” verecek.  24 Şubat’ta başlayacak olan eğitimler 4 Mart’a kadar sürecek.

24 Şubat Pazartesi günü iki grup şeklinde verilecek eğitimlerin yapılacağı okullar ve saatleri şu şekilde;

Dr. Nurettin Erk-Perihan Erk Anadolu Teknik Lisesi, saat:09.00 -12.00

Esatpaşa Anadolu Ticaret Meslek Lisesi, saat:09.00-12.00

Habire Yahşi Anadolu Lisesi, saat: 13:30 – 16:00

Mustafa Kemal Anadolu Lisesi, saat: 13:30 – 16:00

Kapak düşüklüğünden kurtulabilirsiniz

GÖZ KAPAĞI DÜŞÜKLÜĞÜNDEN KURTULABİLİRSİNİZ
Travma, felç ve doğumsal bozukluklar sonucu görülebilen veya ilerleyen yaş ile birlikte ortaya çıkan göz kapağı düşüklüğü, estetik görünüm açısından pek çok insanı rahatsız etse de genellikle tedavi yoluna gidilmemektedir. Ancak göz kapaklarındaki bu sorun ileriki yıllarda göz sağlığı için önemli sıkıntılara neden olabilir. Memorial Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ümit Beden, göz kapağı düşüklüğü ve tedavisi hakkında bilgi verdi.
Sıklıkla yaşlanma sonucu görülüyor
Bir insana karşıdan bakıldığında göz bebeği üstten 1-2 mm kapakla örtülüdür. Eğer bu düşüklük daha fazla ise, kirpikli kenar göz bebeğini 4-5 mm örtüyorsa, hatta ortadaki görme aksını kapatıyorsa bu duruma “ göz kapağı düşüklüğü (ptozis)” adı verilir. Göz kapağı düşüklüğü ileri yaşta yaşlanmaya bağlı olarak dokuların gevşemesiyle oluşabilmektedir. Çocuklarda ise; doğuştan meydana gelebilmektedir. Bunun dışında travma, kaza, felç, beyin problemleri geçirenlerde de ortaya çıkabilmektedir. Kapaktaki sinir ve kas sorunları, göz ameliyatları ve tümör gibi nedenler de bu soruna yol açmaktadır. Bunlara ek olarak kontakt lens kullanımı da alerji yaparak gözde kapak düşüklüğüne sebep olabilir.
Yetişkinlerde ve çocuklarda farklı tedavi yöntemlerine başvuruluyor
Göz kapağı düşüklüğü tedavisinde cerrahi müdahale uygulanmaktadır. Ancak bu yöntem çocuk ve ileri yaş olmak üzere ikiye ayırılmaktadır. Çocukta göz tembelliği de mevcutsa kapama tedavisi ve gözlük tedavisi de sürece dahil edilmektedir. Yetişkinlerde ise tedavi görme fonksiyonları ve kozmetik görüntünün düzeltilmesine yönelik planlanır.
Tedavide “levator rezeksiyonu” ve “frontal askı” adı verilen yöntemler kullanılmaktadır. Göz kapağını oynatan kas dokusunun problemli olması, göz kapağını aşağı çekiyor ise bu durumda küçük bir kesi ile göz kapağı kasına ulaşılarak, kas kısaltılmakta ve şikayetlerin önüne geçilmektedir. Göz kapağı düşüklüğü doğuştan ise, sinir hasarı ile oluşmuşsa ve kas çalışmıyorsa göz kapağı içeriden olacak şekilde kaşı kaldıran kasa asılır. Hasta kaşını kaldırdığında ve indirdiğinde göz kapağını kaldırıp indirmiş olur.
Ameliyattan sonra göz kapağı sağlıklı bir görünüme kavuşuyor
Hastaların pek çoğu ameliyattan sonra göz kapağının çok açık kalacağından endişe etmektedir ancak bu yanlış bir inanıştır. Uzman doktorlar tarafından yürütülmesi gereken bu tedavi sonrası hasta ameliyattan sonra gözünü rahatlıkla açıp kapatabilmektedir. Ameliyat genelde lokal anestezi ile yapılmaktadır. Bu nedenle hasta ameliyattan hemen sonra evine gidebilir, ertesi gün kontrole gelip, pansumanı yapıldıktan sonra normal hayatına dönebilir. Hastanın bu işleme bir gününü ayırması yeterlidir. Kişi 1-2 hafta kontrole çağırılır ancak bu tedavi hastanın günlük hayatına engel değildir.