09.12.2018 - Gazete Ataşehir

“ZORDUR BU ÜLKEDE KADIN OLMAK, MÜCADELE ETMEK”

“ZORDUR BU ÜLKEDE KADIN OLMAK, MÜCADELE ETMEK”

CHP Ataşehir Kadın Kolları 3.Olağan Kongre açılışında konuşan CHP Ataşehir Kadın Kolları Başkanı Nihan Baykal Erol; “Bu ülkede kadın olmak hayatınızın her alanında var olabilmek için mücadele etmek zorunda kalmaktır. Kendi partinizin, evinizin içinde bile. Hayatınızın her anında ”Ben de varım!” diye haykırmak istemektir. Birileri tarafından sesinin hep kısılmasıdır. Öteki olmaya zorlanmaktır. Kısacası zordur bu ülkede kadın olmak” dedi.

Ataşehir CHP İlçe Başkanlığı Kadın Kolları 3.Olağan Kongresi Novada İş Merkezi Cemal Süreya Etkinlik Salonun da yapıldı.

Kongreye Başkan Nihan Erol’un konuşması damgasını vurdu.

CHP Ataşehir İlçe Kadın Kolları Başkanı Nihan Baykal Erol’un konuşması partili kadınlar tarafından ayakta alkışlanarak kendisine sevgi gösterisinde bulundular. Baştan sona mücadeleci, arada sitem ve engellenmelerin de yapıldığının altını çizen Nihan Erol, konuşmasının sonunda mevki makam ne olursa olsun parti ile birlikte mücadelede ön saflarda yer alacağını vurgulaması partili kadınlar tarafından ayakta alkışlandı.

İşte o tarihi konuşmadan kısa satırbaşları şöyle:

“SEÇME VE SEÇİLME HAKKIMIZI ULU ÖNDER ATATÜRK’E BORÇLUYUZ”

“Sevgili arkadaşlarım, dostlarım, bugün itibarıyla 2 yıldır üstlendiğim CHP Ataşehir Kadın Kolu Başkanlığı görevim bitmiş olup bu onurlu görevi bir başka arkadaşımıza devretmiş bulunmaktayım. Sevgili Kadınlar, Zübeyde annemiz, Sultan Ahmet’teki Halide Edip, Erzurum’da ki Nene Hatun, Kürsüdeki Afet İnan, katledilen Bahriye Üçok, hasta yatağında zindanlara gönderilen Türkan Saylan, fabrikada, tarlada, okulda, hayatın her alanında yaşama değer katan demokrasi mücadelesinin yılmaz, yorulmaz savaşçıları hepinizi saygı ve sevgiyle kucaklıyorum. 

Şu dakikalarda mevcut CHP Kadın Kolu Başkanı olarak sizlere alıştığınız, sıradan, ağdalı, sıkıcı bir konuşma yapmayacağım.2 senelik süreçteki çalışmaları hiç anlatmayacağım çünkü biz çalıştık, bir çoğunu da birlikte başardık. Eğer bugün burada özgürce seçme ve seçilme hakkımızı kullanmak için bulunuyorsak bunu öncelikle Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ e borçluyuz” diye ifade etti.

“ADALET KADIN ADI OLARAK KALDI”

Son 16 yılda Türkiye son derece önemli ve hatta dramatik diyebileceğimiz bir değişim yaşadığının altını çizen Nihan Erol; “Acıyı ve gözyaşını kan olup akıtan bir iktidara karşı seçim kazanamadık. İşsizlik artmış, yoksulluk artmış, yolsuzluk tavan yapmıştır. Atatürk’ün stadyumlara dahi isminin verilmesine tahammül edemeyenlerin, milli bayramlarımıza engelleme getirmeye kalkışanların, eğitim müfredatından Atatürk’ü çıkarmaya cüret edenlerin iyi niyet, gerçek sevgi ve samimiyetlerine inanmıyoruz. Bununla beraber özgürlükler budanmış, geleceğe güven azalmış, hukuk kavram olarak kalmış, Adalet ise sadece bir kadın adı olarak isimler sözlüğünde yerini almıştır. Kadın, her alandan elini çekmeye mevcut iktidar yüzünden mecbur bırakılmaya çalışılmaktadır” şeklinde konuştu.

“ ZORDUR BU ÜLKEDE KADIN OLMAK”

Nihan Erol; “ Bu ülkede kadın olmak hayatınızın her alanında var olabilmek için mücadele etmek zorunda kalmaktır. Kendi partinizin, evinizin içinde bile. Hayatınızın her anında ”Ben de varım!” diye haykırmak istemektir. Birileri tarafından sesinin hep kısılmasıdır. Öteki olmaya zorlanmaktır. Kısacası zordur bu ülkede kadın olmak. Evde ev kadını olarak, okulda öğrenci olarak, iş dünyasında çalışan olarak, siyasette seçilmeyen olmaktır”..

“YORULMADIK AMA KIRILDIK”

Görevde oldukları iki yıl boyunca kadının siyasette var olduğu mücadelesini her alanda verdiklerini belirten Erol; “ Partimizin üst organları tarafından düzenlenen eylemlerin yanında iktidarın kadın haklarına yönelik uygulamalarına karşı sesimizi duyurmaya çalıştık. Bu çabalarımız sırasında bazen içerideki dirençle mücadele etmekten yorulmadık ama usandık. Boşaltılan salonlardan tutun da, gelmeyen otobüslere kadar. Soğukta çok bekledik. Çok çalışmayın, geçin bunları dendi.. Yardımlarımıza incik boncuk işi dendi.. Maddi olarak Tüzük’te yazan hakkımızı hiç almadık, alamadık.. Yorulmadık ama kırıldık. Bize samimi olmadığımızı söyleyen ilçe başkanım, aslında samimi olmayan kimdi diye soruyorum? Oysa biz aynı çatı altında değil miyiz? Yoksa farklı mı tenimizin rengi, saçımızın rengi…?”

“KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURABİLEN KADINLARIZ”

Nihan Erol; “Bizler çağdaş ilmin ve bilimin ışığıyla aydınlanmış, üretici, örgütleyici, her şeyden önce kendi ayakları üzerinde durabilen, gücünü sadece kendinden ve kadınların oluşturduğu örgütten alan, mevki, makam sahibi erklere ihtiyaç duymadan yörüngesine girme zafiyetine düşmeyen, gerektiğinde tüm Ataşehir örgütüne sahip çıkıp, gasp edilen kadın haklarına sahip çıkmak için çalıştık” şeklinde ifade etti.

“BİZLER ATAŞEHİR İÇİN DEĞİL ÜLKEMİZ İÇİN ÇALIŞTIK”

‘Sadece Ataşehir de değil, vatanımızın her karışına elimiz ve gücümüz yettiğince elimizi uzattık’ diyen Nihan Erol sözlerine şöyle devam etti.. “Öyle ki sadece Bitlis’in Güroymak ilçesinde aynı anda 17 okula, kırtasiye, giysi, ayakkabı, kadınlara giysi, yaşlılara potin, aklınıza ne gelirse birileri için incik boncuk ya da gereksiz  olarak nitelendirilen yardımlarda bulunduk. Hiç tanımadan gönül bağı kurduk partililerimizle. Onlara destek olduk.. Dönüşümü de oradaki ilçe başkanımızın gayretli çalışmalarıyla refarandum da Hayır olarak yansıdı.. Oysa CHP’ye çıkan, daha önceki  seçimde oy sayısı sadece 1007…İstersek, çalışırsak oluyor.. Bu süreçte ilk sene 400,ikinci sene 300  partili olmayan evlere birebir gruplar halinde girildi, sayısız hasta ziyareti ki edeptendir girdiğimiz evlerin mahremiyetini göstermemek için fotoğraf çekmedik. İhtiyaç sahibi evlere gıda kolilerini ulaştırdık. Kolilerin fotoğraflarını çektik ama kimseyi rencide etmedik ihtiyaç sahibidir diye.. Cenazelere katıldık ama merhuma saygımızdan cenazedeyiz diyerek gülerek öz çekimler yapıp yer bildirimi yapmadık.. Biz baba evinde böyle öğrendik.,. Tunceli’den Erzincan’a, Erzurum’a, Zonguldak’a, Suruç’a, Diyarbakır’a çocuklara ulaştık, bazen giydirdik bazen okuttuk.. İstedik” dedi.

“DEĞİŞİM ANCAK SİZ İSTERSENİZ OLUR”

“ Değerli Kadınlar, DEĞİŞİM ancak siz isterseniz olur. Siz birlik olmaz ve istemezseniz kim olursa olsun tek başına ancak yeldeğirmenine karşı savaş açar. Olmaz. Örnek vereyim yaşadıklarımızdan.. Yakın zamanda mahalle delege seçimlerinden örnek vereceğim. İlçemizde 17 mahallenin 12 sinde cinsiyet kotası uygulanmadı.. Belki, çoğunuzun haberi bile yok ya da farkında değil.. 2 mahallede hiç kadın yazılmadı. Biri Mimar Sinan, diğeri Yeni Sahra.. Haklısınız bizim açığımız Mimar sinan mahallesinde Kadın yoldaşımız yok neredeyse ama Yeni Sahrada var. Neden bu mahallelerde hiç kadın delege yok dediğimde ilçe başkanı “Kadınlar istemedi” dedi. Aradaki konuşmaları anlatmıyorum bile.. Hayır efendim var ,Yeni Sahra Mahallesi’nde 3 kadın arkadaşımız bana dilekçe verdi.. Bize sorulmadı bile dediler… Önce ilçeye sonra İl’e BAKTIK Kadını takan yok. Oysa kadınlar her yerde, evlerde, sokaklarda.. En sonda Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’na çıktık.34 kadının cinsiyet kotası uygulansın diye verdiği dilekçeyle. Teşekkür ederim cesaretiniz için 34 yoldaşım. Süreci anlattık. 2 sene önce cinsiyet kotasıyla ilgili kendisine sorduğum soruya kadınlar da hakkını aramıyor diye cevap veren Genel Başkanımıza “kadınların hakkını aramak için geldim” dedim. “Ben, gerekli talimatı veriyorum” dedi . Elbette bundan duyulacak rahatsızlıkları, bize dönecek riskleri göze alarak ,sizlere karşı aldığımız sorumluluğumuzu yerine getirdik. Güçlü kadın profilinden rahatsız olanların bizi kendilerine cephe aldığını bilerek gittik, Ankara’ya. Beklediğimiz gibi oldu. Ve dönüşte gidiş amacımız saptırılarak farklı mecralara çekilmeye çalışıldı. Bunlarla da mücadele ettik. Oysa ki suçumuz KADIN HAKLARINI ARAMAKTI SADECE.

“SESİMİZİ DUYUN DİYE HAYKIRIYORUZ”

“Biz zaten daha önce de kadın hakkı dediğimiz için  kendilerince cezalandırıldık, çok üzücü ve trajikomik günlerdi… Göreve geldiğimiz ilk aylar.. İlçe başkanımız, Kadın kolunu bir başkan yardımcısına bağlamak istedi. Buna karşı çıktık, genelgeyi gösterdik, kararın uygun olmadığını dile getirdik ve iptalini sağladık. o akşam ilçe binamız içinde, evimizde sözlü olarak şahsım vasıtasıyla aslında tüm kadınlara sesini yükseltme gafletinde bulunan ilçe başkanımıza sevgilerimi gönderiyorum.. Kadınlar baş tacımız değil mi? Sonucunda ilçe başkanımız tarafından mı göklerden gelen bir kararla mı bilmiyorum ama  6 ay kadar yönetim kurulu toplantılarına alınmayarak cezalandırıldık. Bu zihniyet değişmedikçe partimiz 2019 da çok zarar görecek.. Sesimizi duyun diye haykırıyoruz artık. Tabanı, kadınları duymak gerek. Biz kadınlar bir olmadan, var olan bu kadarmış zihniyetini kabullendikçe, arka kapılarda serzenişte bulunup işi eylemi dökmeye gelince evden çıkmıyorsak bu iş olmaz. Önce kendi evimizde hakkımızı tam anlamıyla aramalıyız ve bunu kabullendirmeliyiz. Tutup da birilerinin iteklemesiyle, istemesiyle aday  da olunmaz..”

“KADIN KOLU BAŞKANLIĞI’NA SOYUNMUŞ NE ÇOK ERKEK VARMIŞ”

“ Kadın Kolu Başkanlığına soyunmuş ne çok erkek varmış. Gerçi tüzüğümüzde kadın kolu başkanlığına erkek aday olamaz diye bir yazı da yok… Siz kadınları mı yetersiz buluyorsunuz  da kendi menfaatleriniz ve istekleriniz için karışıyorsunuz, bilmek isterdim? Erkekler, biz kadınların yol arkadaşı olmalı bizi dizayn eden değil bizimle yol yürüyen, fikirlerimize, duruşumuza, saygı duyan arkadaşımız olmalı.. Yan yana omuz omuza.. Biz kadınlar kendi hür irademizle, birilerinin söylemiyle değil, birileri istediği için aday oluyorsak ve sonunda da o makama geliyorsak ancak başkalarının başkanı oluruz. Sırf birileri susmanızı istiyor diye kadının hakkını aramayacaksanız, durumu olduğu gibi kabullenecekseniz, tüzükte yazılı olan %33 CİNSİYET KOTASI  için savaşmayacaksanız lütfen o koltuğa geçmeyin. Bir de şu var aslında.. Hakkımız olan %33 DEĞİL %50 OLUNCA EŞİTLİKTEN BAHSEDEBİLİRİZ. Kadın Kollarının seçimini dizayn etmeye kalkışan erkekler bu davranışınızla kadının aklına mı fikrine mi saygı duymuyorsunuz  ve bunu da dizayn edilmesine izin veren kadınlar size de bir çift sözüm var: Siz birilerinin etekleri altında olduğunuz sürece yöneten değil; yönetilen olursunuz.”

“DÜNYADA HİÇBİR ÜLKE BU KADAR DÜZENSİZLİĞİ VE HUKUKSUZLUĞU KALDIRAMAZ”

“ Ülkece içinde bulunduğumuz durumun hepimiz farkındayız. Çocukların evlendirilmeleri için yasa yapanlarla aynı havayı solumaya aynı topraklarda yaşamaya dahi artık tahammülüm yok benim! Ya adam gibi yönetim kadroları oluşturup insan gibi bunlarla mücadele ederiz ya da kadınları ve çocukları korumayan  yasaları olan bir zihniyetin bundan sonraki sapıkça  yasalarına boyun eğmeye devam ederiz.! Dünyada hiçbir ülke bu kadar düzensizliği, hukuksuzluğu ve adaletsizliği kaldıramaz. Orduda, emniyette, bürokraside hatta sanatta bile liyakati hâkim kılamayan devletler güçlü devlet olamazlar. Türkiye’nin her alanda yaşadığı en önemli sorun; işini iyi yapan, konusunda uzman, hak ettiği için o konuma yükselmiş insan sayısının azlığı. Liyakat denilen ve aslında “hak edenin hak ettiği noktaya gelmesi” demek olan sistem nerden bakarsanız bakın yok olmuş durumda. İşin üzücü yanı, bu sorunun sadece kamuya özgü olmaması… Artık öyle bir noktaya gelindi ki siyasette de sorun var.Her bir hukuksuzluk aslında topyekûn milletin devletine ve hukuk düzenine olan inancını değiştiriyor. Bu yüzden yurdun dört bir yanında milyonlarca insan dürüst olanın, namuslu olanın, yalan söylemeyenin “asla başarılı olamayacağına” inanıyor. Böylece liyakat yerine sadakat öne çıkıyor. Hak etmenin değil biat etmenin önemli olduğu duygusu dalga dalga tüm yurda yayılıyor. Bu da çürümeyi hızlandırıyor her alanda. Özellikle de siyasette.. Liyakat ve sadakat meselesine daha fazla odaklanmak gerek. Dünyayı yakalamak için liyakati esas alan bir yeni düzen kurulması lazım. Zira dünyada şahsi sadakat kriteri üzerinden başarı sağlamış bir devlet yok! Cumhuriyet’in 95. yılında muasır medeniyetler seviyesinin ötesine geçebilmenin yolu liyakat. Cumhuriyetle ve medeniyetle işimiz yok diyorsanız o ayrı mesele tabii.

Ve 450 Km yol yürüyen ve bu yolu sadece Adalet, Hak ve Hukuk için yürüyen tüm söylemlerinde kadının hakkını görmezden gelmeyin diyen genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu boşuna mı yürüdü diye de soruyorum?

“Kaybedecek ne kaldı ki” düşüncesinde olup umursuzca laf ebeliği yapanlar bile var etrafta. Akıl insana bahşedilen en büyük nimettir ve bundan sonra attığımız her adımı akıllıca atmak ve mantığımızla hareket etmek zorundayız. Bu adımlar da, yenilikçi, özgürlükçü, ülke çıkar ve menfaatleri doğrultusunda ve geleceğimizi düşünerek atılmalı ki keşkelerle, pişmanlıklarla uğraşıp zaman öldürmeyelim.”

“BİZ HAKKIMIZI ARIYORUZ”

Üzücüdür ki CHP Ataşehir Kadın Kolu olarak Kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 84.yıldönümünü kutlamamıza rağmen parti tüzüğümüzde yazılı olan %33 cinsiyet kotasının uygulanması mücadelesini vermek zorunda kaldık. Her yerde kadınlar olmalı denmesine rağmen; bunun sadece sözlerde kaldığına tanık olduk.Kadının sorunları çözülmeden ülkenin sorunlarının çözülemeyeceği, kadınlar sisteme dahil olmadan ülkenin muasır medeniyetler seviyesine ulaşamayacağı nettir.

İlçe kongresi için tablomuz daha da üzücü. Kusura bakmayın Sayın İlçe başkanı veya her kim bunu uygun görüp hesapladıysa.. Nasıl hesapladığınızı bilmiyorum ama, 17 nin %33’ü 5,61 yani ana kademede 6 kadın arkadaşımız olmalıyken bu sayı 3.. Siz değil misiniz kadınlar başımızın tacı, her yerde kadın olmalı, diyen… Lafla olmuyor bu, görmek istiyoruz.. Şu anda İlçe yönetiminde 3 erkek, 3 kadının yerini işgal etmektedir, gasp etmektedir… Vicdanınız rahatsa sıkıntı yok. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti biz kadınlara ve gençlere emanet etmiştir. Siz erkeklere değil… Şöyle anlatayım. 1927 Martında Türk Kadın Birliği İstanbul’da bir kongrede toplandı. Başkan Nezihe Muhittin Hanım kadınlara, 13 kadın yoldaşı ile birlikte oy hakkı ve yerel seçimlere katılma hakkı istedi.

Dernek tüzüğünde de bu konuda değişiklik yapıldı. Hiç biri ilk mecliste yer almadı ama 18 Kadını o meclise yerleştirdiler.. Biz de şansa 13 kadın arkadaşımızla ilçe seçim kuruluna itirazda bulunduk. Hale bakın ki aradan 90 yıl geçmiş hala aynı yerdeyiz. Sayımız bile aynı. Hala kadınların hakkını arıyoruz. Yazılı ama, sadece kâğıtta. Netice hayal kırıklığı. Bu arada ilçe yönetim kurulu yedek listesinde bulunup asile taşınması için hakkını aradığımız kadınların sadece 2’si yanımızda oluyorsa ve diğerleri seyirci kalıyorsa bu da sorundur. Bu da bizim ayıbımızdır. Bakın şu çok net anlaşılsın istiyorum. Biz partimizi şikayet etmiyoruz. Biz hakkımızı arıyoruz..”

“ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ ÇALINIYORSA, BUNUN TELAFİSİ YOKTUR”

“Önümüzde 2019 yılı ve ülkemiz için dönüm noktası olacak bir seçim var. ‘Ya kazanacağız, ya kazanacağız!’ Tercih bizim, tercih hepimizin, tercih sağduyulu olmak ve dikkatli adımlar atmaktır. Kaybedilen bir seçim gelecek dönemde kazanılabilir. Kaybedilen paralar çok çalışılarak yerine konabilir. Cumhuriyet değerleri yeniden onarılabilir ancak bizlerin, çocuklarımızın GELECEĞİ çalınıyorsa bunun telafisi yoktur. Kaybedilen bir kimlik ve ruhla, ilkesizlikle artık kazanılacak bir şey olamaz. Kimliğimizden, ruhumuzdan, ilkelerimizden ve geleceğimizden vazgeçmeyelim.”

“HERKESE TEŞEKKÜR EDİYORUM”

Konuşmasını şu sözlerle bitiren Nihan Baykal Erol; “ Öncelikle göreve geldiğim günden beri daima yanımda olan ve bugüne kadar yanımda durmaya devam eden yönetim kurulumdaki yol arkadaşlarıma ve aileme, görev süremiz içinde bizimle birlikte olan, çalışmalarımıza destek veren herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz. Köstek olup arkamızdan sadece konuşmuş olmuş için konuşanların, duruşu olmayanların, laf taşıyanların, menfaatçilerin ve koltuk sevdalılarının öğrettiklerine de teşekkür ederiz. Mevcut siyasi konjonktürde yeniden yönetime talip olmayacağız. Ama dün olduğu gibi, bugün de, yarın da her zaman partimizin hizmetinde, Laik Türkiye Cumhuriyetini muhafaza etme mücadelesinin içinde olmaya devam edeceğiz. 2019 da yaşanacak olan büyük demokrasi mücadelesinde örgütüme, kadın kollarına, gençlere büyük görevler düşmektedir. Parti içerisindeki konumumuz ne olursa olsun ben ve arkadaşlarım bu mücadelede en önde olacağımıza örgütümüzün önünde söz veriyoruz. Kongreyi saygı ve sevgiyle selamlarken sözlerimi Büyük Usta Nazım Hikmetin dizeleriyle bitirmek istiyorum..

Ve kadınlar, 

bizim kadınlarımız : 

korkunç ve mübarek elleri, 

              ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle 

                                        anamız, avradımız, yârimiz 

ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen 

ve soframızdaki yeri 

                 öküzümüzden sonra gelen 

ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız 

ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki 

ve karasabana koşulan 

ve ağıllarda 

ışıltısında yere saplı bıçakların 

oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan 

                                           kadınlar, 

                                                 bizim kadınlarımız

 

 

 

 

 

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ