YERİN 4 METRE ALTINDA TÜNEL AĞI BULUNDU

TSK ve ÖSO, Afrin’de PYD/PKK’dan ele geçirdiği Kastel Cündo köyünde örgüte ait yeraltı sığınakları ve tünelleri ortaya çıkardı.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarının Afrin’de PYD/PKK’dan temizlediği bir köyde, yerin 4 metre altında tünel ağı ve sığınaklarortaya çıkarıldı.

TSK ve ÖSO’nun, Zeytin Dalı Harekatı kapsamında yürütülen operasyonlarda Burseya Dağı’nın temizlenmesinin ardından teröristler, Kastel Cündo köyüne çekilmişti.

Köy civarındaki mevzi ve gözetleme kulelerinin Türk savaş uçakları tarafından vurulmasının ardından TSK ve ÖSO’nun kara unsurlarının ilerlemesiyle köy ele geçirilmişti.

PYD/PKK’dan arındırılan mevzilerde başlatılan aramalarda, teröristlerin savaş uçakları ile diğer ağır bombardımanlardan korunmak amacıyla yerin 4 metre derinliğinde inşa ettikleri sığınak ve tünel ağı tespit edildi.

İncelemelerde tünel ağının sözde komuta merkezleri ile terör örgütü açısından önemli çeşitli mevki ve gözetleme kulelerini birbirine bağladığı anlaşıldı.

AA’nın görüntülediği tünel ve sığınakların elektrik tesisatı döşenerek aydınlatıldığı ve çeşitli yaşam malzemeleriyle 24 saat kullanılabilecek şekilde tasarlandığı dikkati çekti.

Ayrıca, sıvanarak boyandığı görülen sığınaklardan birinin, örgüt tarafından sözde merkez büro olarak kullanıldığı tespit edildi.

Sığınakta, teröristlere ait Türkçe ve Kürtçe yazılmış günlükler, çok sayıda siyasi doküman ve terörist elebaşı Abdullah Öcalan’a ait resimler bulundu.

PYD/PKK’nın yaklaşık 7 yıldır yoğun şekilde yuvalandığı Afrin’de, kayalık ve dağlık bölgelerde çok sayıda tünel ve sığınak yaptığı biliniyor.

 

KONGREDEN ‘ANAYASA KOMİTESİ’ KARARI

Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen, muhaliflerin katılmadığı Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nde anayasa komitesi kurulması kararlaştırıldı.

Tarafların üzerinde uzlaştığı ve AA’nın elde ettiği bildiride, kongre katılımcılarının süregelen çatışmaları en kısa sürede sonlandırmak istediği ifade edildi.

Ülkenin yeniden bütünleştirilmesi için uluslararası topluma yardım çağrısı yapılan bildiride, bu amaçla anayasa komitesi kurulduğu kaydedildi.

Bildiride, rejim delegasyonunun yanı sıra “geniş temsilli muhalefet delegasyonundan oluşan komitenin anayasal reform taslağı hazırlamak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına katkıda bulunmasına karar verildiği” ifadeleri kullanıldı.

Anayasa komitesinde rejim, muhalefet, Suriye uzmanları, bağımsızlar, aşiret liderleri ve kadınların yer alacağı belirtildi.

Bildiride, anayasa komitesinin yetkileri, prosedür kuralları, seçilme kriteri gibi hususlar üzerindeki nihai anlaşmanın BM gözetimindeki Cenevre sürecinde yapılacağı vurgulandı.

Bildirinin sonunda, Suriye Özel Temsilcisini anayasa komitesinin Cenevre’deki işlerine yardımcı olarak ataması için BM Genel Sekreterine çağrı yapıldı.

Gündüz saatlerinde Türkiye Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Ankara’dan gelen muhalefet heyetinin rejim bayraklı resim ve logolara tepki göstererek ülkeye giriş yapmak istemediği bildirilmişti. Açıklamada, bu nedenle muhalefet heyetinin Kongre’ye katılmama kararı aldığı ve kendisini temsil etme yetkisini Türk heyetine verdiği, ilan edilmesi beklenen anayasa komisyonunun oluşturulması konusunun Türkiye tarafından takip edileceği kaydedilmişti.

“50 KİŞİLİK ANAYASA KOMİTESİ KURULACAK”

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, Rusya’nın Soçi kentinde gerçekleştirilen Suriye görüşmelerinde 50 kişiden oluşacak bir anayasa komitesi kurulmasına karar verildiği söyledi.

De Mistura, Soçi’deki Suriye görüşmelerinin ardından video konferans yoluyla BM’deki gazetecilerin soruları yanıtladı.

”Verimli” olarak değerlendirdiği Soçi görüşmelerinden ”somut” sonuçlar aldıklarını belirten de Mistura, görüşmelerde 50 kişiden oluşan bir anayasa komitesi kurulması kararı alındığını ifade etti.

Garantör ülkeler Türkiye, Rusya ve İran’ın BM’ye 50 kişiden oluşan üç ayrı liste sunacağını anlatan de Mistura, taraflarla istişare ettikten sonra 150 kişi arasından 50 kişilik bir komisyon oluşturacağını ve teoriden uygulamaya geçileceğini söyledi.

Kurulacak anayasa komitesini ”özel bir proje” olarak nitelendiren de Mistura, daha önce Suriye rejimi ve muhaliflerin bir araya gelerek anayasa konusunu görüşmediklerini ve bu nedenle oluşturulacak komitenin önemli olduğunu söyledi.

Cenevre’de yürütülen görüşmelerin de anayasa komitesinin kurulmasıyla askıya alınmayacağını ve en kısa sürede barış görüşmelerin bir sonraki turunu başlatmayı planladığını söyleyen De Mistura, Afrin operasyonun Soçi’deki görüşmeleri hiçbir şekilde etkilemediğini sözlerine ekledi.

 

SURİYE ULUSAL DİYALOG KONGRESİ SOÇİ’DE BAŞLIYOR

Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi öncesinde, garantör ülke heyet başkanları hazırlık toplantısında bir araya gelecek. Yaklaşık bin 600 Suriyeli delegenin katılacağı ana toplantı yarın yapılacak.

Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi kapsamında garantör ülke heyet başkanları istişare toplantısı yapacak.

Suriyeli delegeler, yarın yapılacak Suriye Ulusal Diyalog Kongresi için kente gelmeye başladı.

Türkiye, Rusya ve İran heyetlerinin başkanlarının TSİ 13.00 sularında hazırlık toplantısı yapması bekleniyor.

Türkiye’yi, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Önal temsil ediyor.

Kongre’nin ana gündemini anayasa komisyonu seçimi oluşturuyor.

Yaklaşık bin 600 Suriyeli delegenin kongreye katılması bekleniyor.

Muhalifleri BM gözetimindeki Cenevre görüşmelerinde temsil eden Müzakere Yüksek Komitesi, siyasi geçişi Cenevre’de görüşmek istediklerini belirterek, toplantıyı boykot edeceğini açıklamıştı.

Kongre’nin ambleminde yalnızca Esed rejiminin bayrağının kullanılması da muhalifler arasında rahatsızlık uyandırmıştı. Toplantıda Birleşmiş Milletler’i Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura temsil ediyor.

BM temsilcisi 26 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Soçi’ye, Kongre’de çıkacak kararın Cenevre’ye taşınması şartıyla katılacağını söylemişti. Anayasa hazırlığına ilişkin tüm adımların Cenevre’de BM gözetimindeki süreç kapsamında atılacağını vurgulayan De Mistura, anayasa komisyonunda Cenevre’deki sürece katılan muhalifler, rejim, Suriye uzmanları, sivil toplum üyeleri, aşiret liderleri ve kadınların yer alacağının altını çizmişti.

Terör örgütü PYD/PKK ve ilişkili kişiler, Türkiye’nin itirazı nedeniyle Kongre’ye davet edilmemişti.

 

 

“GEREKİRSE CANIMIZI VERMEYE HAZIRIZ”

Mehmetçiğin Suriye’de başlattığı güvenli bölge oluşturma operasyonu ile ilgili gazetemize konuşan CHP Ataşehir İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak; “Bu ülkenin Ana Muhalefet ve kurucu partisinden destek dışında başka bir şey beklenemez. Tam desteğimiz vardır. Eksiklerimizi, yanlışlarımızı daha sonra oturup kendi aramızda konuşuruz. Milli birliğimizi koruma, bayrağımızın bulunduğu her yerde ordumuzun, devletimizin arkasında olmanın ötesinde bir işimiz olamaz. Gerekirse canımızı vermeye hazırız” diyerek ülkenin bütünlüğü için birlikte olmanın milli bir görev olduğunu vurguladı.

“BU ÜLKE BİZİM”

Altınkaynak; Türk ordusunun ülkenin güvenliği için sınırımızda kümelenerek tehdit oluşturan gruplara karşı başlattığı harekâta tam destek verdiklerini söyleyerek;“Bu ülke bizim. Bu topraklara göz dikenlere ve emperyalist güçlere karşı hükümetimizin, ordumuzun ve devletimizin arkasında duruşumuzu göstermeye devam edeceğiz. Bu bize yakışan hem bir yurttaşlık görevi hem de onurlu bir yurttaşın sesidir” dedi.

“BU BİR MİLLİ MESELEDİR”

Artık ok yaydan çıktı. Yok, sen şunu yaptın, yok sen bunu yaptın demenin bir yararı olmaz.  Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Bizler kazada, tasada değerlerimizi hep birlikte yaşatacağız diyen Altınkaynak; “Suriye politikasının ta başından beri yanlış olduğunu söyledik ama sonuçta tarihi süreç bizi öyle bir yere getirdik ki bir bütün olarak ülkemizin bekasını birlikte düşünmek zorundayız.  Bu bir milli meseledir.  Ordumuz bugün artık cephede,  düşmana ya da ülkenin bütünlüğüne uzanan kirli ellere karşı taarruz durumuna geçmiştir.  Onun için Mehmetçiğin bir an önce burada görevini yapıp muzaffer olarak ülkesine geri dönmesini beklemekten öte bir şeyimiz yok” diye konuştu.

“GEREKİRSE CANIMIZI VERMEYE HAZIRIZ”

Biz bu ülkenin sorumlu yurttaşları olarak ve ortak değerlerimizin simgesi olan bayrağımızı Kurucu irade Mustafa Kemal’imizi, ülkemizin bağımsız ve güçlü bir şekilde olmasının ötesinde hiçbir şey düşünemeyiz diyen Altınkaynak; “Bu hususta gerekirse canımızı vermeye hazırız. Bu ülke bizim. Bu topraklara göz dikenlere ve emperyalist güçlere karşı hükümetimizin, ordumuzun ve devletimizin arkasında duruşumuzu göstermeye devam edeceğiz. Bu bize yakışan hem bir yurttaşlık görevi hem de onurlu bir yurttaşın sesidir” şeklinde ifade etti.

DEAŞ BİTİYOR MU DÖNÜŞÜYOR MU?

Terör örgütü DEAŞ, işgal ettiği toprakların büyük bölümünü kaybederken militan kadrosunun akıbeti merak konusu.

İslam dünyasına büyük yıkımlar getiren terör örgütü DEAŞ, işgal ettiği toprakların büyük bölümünü kaybetti. Ancak örgüt, onbinlerce militanından geriye kalan binlercesiyle yeni stratejilere yönelme potansiyelini koruyor.

Suriye’de 2014 sonunda toprakların üçte ikisini işgal ederek zirve noktasına ulaşan DEAŞ, 2015’ten bu yana hızla elindekileri kaybediyor.

DEAŞ, Ayn el-Arab (Kobani) kuşatmasının ardından ABD ve uluslararası koalisyonun desteği alan PKK/PYD’ye karşı Halep’in doğusunda ve Rakka kuzeyinde giriştiği çatışmaları kaybederek bu bölgeleri boşaltmıştı.

Böylece 2016 eşiğinde Halep kuzeyinden Rakka güneyine uzanan bir eğride sıkışmıştı.

Rusya ve rejim karşısında da Halep ve Humus’ta büyük alanlar kaybeden örgüt Deyrizor bölgesine çekilmiş, Rakka’da kent merkezinde ABD destekli terör örgütü PKK/PYD tarafından kuşatılmıştı.

DEAŞ’ın Suriye’de kendisini var eden yabancı savaşçı merkezli politikasının tıkanması ve insan kaynağı sorunu yaşaması askeri olarak kaybettiği alanları geri kazanma girişimlerinin sonuçsuz kalmasına neden oldu.

Rakka kuzeyinden başlayan ABD ve uluslararası koalisyonun PKK/PYD işbirliği ile saldırılarına karşı, 2016 yılında öldürülen, örgütün sözcüsü Adnani yaklaşık 2 yıl önce çöllere çekiliriz açıklaması yapmıştı.

Örgütün bu kayıpları, öngördüğü ve devlet iddiasını kendilerinin de tam olarak somutlaştıramadığının ilk göstergesi idi.

HUMUS ÇÖLÜNDE KUŞATMA İHTİMALİ

Bugün ise öldürülen Ebu Muhammed Adnani’nin dediği gibi DEAŞ, Suriye’nin doğusunda hızla geri çekiliyor. Deyrizor’un Irak sınırına bakan kuzeydoğu kırsalında sıkışan örgüt, aynı şekilde Haseke’de de El Hul’un güneyinden Deyrizor’da kendi alanlarına ve Irak’ın batısındaki Enbar’a ve Enbar çölüne açılan sınır boyu hattını elinde tutuyor.

Bu bölgelere ek olarak örgüt Humus’un doğusundaki Palmira’dan geçen aylar içinde çekilerek yine Humus çölünde varlığını korumaya çalışıyor. Ancak Deyrizor’da Fırat vadisi üzerinde Esed rejimi ve İran destekli terörist grupların Rus hava desteği ile kuzeyden Mayadin ve Irak sınırına yakın Elbu Kemal’i ele geçirerek daralttığı alan, DEAŞ’ın Humus çölünde kuşatmaya alınacağına dair işaretleri güçlendiriyor.

HÜCRELER, EYLEMLER VE YILDIRIM HAREKATLARI

Elbette örgütün burada kuşatmada kalmaktansa çekilmeyi seçmesi de muhtemel. Çünkü cephede kaybettiği bölgelerde örgütlediği hücreler ile yıldırım askeri harekatlar geliştirebilen bir örgütten söz ediyoruz. Yakın zamanda Karyeteyn örneğindeki gibi gizli hücrelerini hızlıca askeri bir operasyona devşirebilen örgütün, cephe savaşında kaybettiği toprakları başka bir eylem biçimine motivasyon olarak kullanabildiğini anlıyoruz.

Tüm bu büyük alanların dışında, Suriye’de DEAŞ’ın kontrolü altındaki iki alan dikkati çekiyor. Şam’ın güneyinde daha önce Filistinli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı Yermük ile Dera ilinin batısında İsrail işgalindeki Golan sınırında bulunan Cevlan, Advan, Tasil gibi yerleşimler.

Örgütün ana hattından oldukça uzakta ve kuşatmada olmalarına rağmen uzun süredir varlığını sürdüren militanların Yermük’teki var olma stratejisi, hava gücüne sahip ve lojistiği güçlü olan Esed rejimi ile dönemsel anlaşmalar yaparak muhaliflere saldırmak. Dera’da ise batısında İsrail ordusu bulunan örgütün temel stratejisi, Neva ve Cisr es-Aşri üzerinden Dera’ya uzanan karayoluna ulaşmaktı. Suriyeli muhalifler ile bu amaçla savaşan örgütün askeri olarak lojistiği nasıl sağladığı ise halen cevaplanmamış bir soru.

Örgütün görünür kontrol alanları azalırken cephe arkasına sarkan ve uyuyan hücreleri ile Suriye içinde rejim ve muhalif alanlarda eylemlere girişmesi ise büyük bir ihtimal.

Geçen ay içinde Hama kuzeydoğu kırsalında Esed rejimi kontrolündeki alandan Hama doğusu ve Halep güneyine denk düşen muhalif alanlara geçerek saldırı başlatan DEAŞ’ın bu hamlesi de örgütün hayatta kalmak için her türlü işbirliğine açık olduğunu gösteriyor.

DEAŞ’LILAR İMHA EDİLİYOR MU ?

DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu toplantılarında özellikle son dönemde bilhassa ABD ve Avrupa ülkeleri, örgüt kadrolarını bulundukları yerde imha stratejisine vurgu yapıyor.

Batı ve Rusya, bilhassa Suriye’yi, “radikal unsurları içine kısıldıkları kapanda imha edecekleri bir uluslararası havuz” şeklinde görüyor.

Nitekim, Batı ve Rusya, yıllarca söz konusu unsurların kendi topraklarından ayrılarak Suriye ve Irak’a akışına müsade etti.

Şimdiyse geri dönüşlerine izin verilmeden yerlerinde imha edilmelerini istiyorlar.

Diğer yandan binlerce yabancı savaşçısı olduğu iddia edilen örgütün ele geçirilen bölgelerinden dünyaya duyurulan “yabancı DEAŞ militanları” ile “yoğun çatışma” haberlerine rağmen hiçbir tutuklama veya ölüm bilgisinin paylaşılmaması dikkatlerden kaçıyor.

Bu durum, özellikle ABD ve Rusya tarafından dillendirilen binlerce yabancı savaşçının şu anda ne olduğuna dair durumu açıklayamıyor.

DEAŞ’ın askeri manadaki esnekliği ile hayatta kalma refleksleri geçmişteki anlaşma ve uzlaşma girişimleri düşünüldüğünde örgütün yeni bir stratejiye geçebilecek potansiyele sahip olduğuna işaret ediyor.

AA’nın 15 Ekim’de duyurduğu ve BBC’nin dün bazı tanıklıklarla haberleştirdiği Rakka’da DEAŞ-PKK/PYD tahliye anlaşması bu çerçevede değerlendirilmeli.

EN MUHTEMEL SENARYO

Örgüt açısından ele alınacak en muhtemel senaryo, Arapça konuşan Körfez ve Mağrib kökenli yabancılarının, Suriyeli kimliğine bürünerek mukim haldeki cephe gerisi hücrelere dönüşmesi veya mülteci kimliği ile başka ülkelere geçmeleri. Arapça konuşmayan yabancı savaşçılar için ise durum oldukça farklı.

Rakka kuşatması sırasında karşılaştığımız tablo, örgütün yabancı savaşçı senaryosunu bu bakımdan resmediyordu. Arap kökenli ve yerli unsurlarını Rakka’dan anlaşma ile çeken örgüt, geride komutan ve emir pozisyonu dışında Arap olmayan unsurlarını bırakıyordu.

Bu tercih, IŞİD’in yeni dönemdeki hedefinin muhtemel bir Arap ülkesi olduğuna dair görüşleri destekliyor.

Yine de başta ABD ve Rusya, kontrol edildiğini iddia ettikleri ve haklarında onlarca veri yayınladıkları yabancı savaşçıların DEAŞ bölgelerinden boşaltılmasına yerel ortakları olan terör örgütleri ve terör rejimleri ile izin veriyor.

Bu minvalde örgütün tercihinin, ilerde yeni bir coğrafyada kullanılmak üzere göz yumulmuş bir manivelaya dönüşüp dönüşmeyeceğini bekleyip göreceğiz.

Örgütün kendi içerisindeki (Araplar/Arapça konuşanlar, elit savaşanlar/savaşamayanlar) ayrıştırıcı tutumunu, ABD ve Rusya’nın göz yumduğu anlaşmalı tahliyelerle birleştirdiğimizde, muhtemel senaryoların Suriye ve Irak’ın güneyindeki Arap ülkelerini risk grubuna aldığını söylemek mümkün.

Hala iç ve sınır güvenliğini tamamlayamamış Suriye ve Irak’ta ne kadar DEAŞ üyesinin Arap kimliği üzerinden cephe gerisindeki alanlarda hareket ettiği, ne kadarının mülteci statüsü kullanarak geçişken sınırları aştığı bilinmiyor.

Mevcut parametrelerin analizi, iki Arap ülkesi, Ürdün ile Suudi Arabistan’ı risk grubunun ilk sırasına taşıyor.

DEAŞ YENİLİYOR MU, DEĞİŞİYOR MU?

DEAŞ, Suriye’de eline geçirdiği Haseke’nin güneyi ile Deyrizor, Rakka, Humus’un doğu kesimleri ve Halep doğusunda oluşturduğu hattı bugün büyük ölçüde kaybetmiş durumda.

Örgütün Musul ve Ramadi’den Halep’e uzanan alanları bir anda ele geçirmesi ve demografik, etnik ve siyasi dönüşümlere neden olan 3 yılda kaybetmesi, bölgeyi yeni birçok sorun ile karşı karşıya bıraktı.

Ne var ki bu sorunların en hafife alınanı, üzerinde en az konuşulanı binlerce yabancı savaşçısı olduğu iddia edilen DEAŞ’ın bu kadrolarının nerede olduğu.

Art arda Rakka, Deyrizor, Mayadin ve Bukemal gibi büyük merkezleri kaybeden örgütün bu merkezleri yabancı savaşçı deposu olarak kullandığı iddiaları, ya çoğu çöllük kırsalda sıkışan DEAŞ konusunda pek çok parametrenin gözden geçirilmesine neden olacak ya da DEAŞ’ın cephe gerisinde çok farklı bir savaş stratejisini giyindiğini bize gösterecek.

Çeşitli dillerde ve kökenlerde savaşçılara sahip olan örgütün toprak kaybını bir yenilgi olarak değerlendirmesi, örgüt sosyolojisi açısından kabul edilemez bir durum.

Diğer yandan örgütün kendi içine ve sempatizan kitlesine seslenen yayın araçlarında dil ve söylem sürekliliğinin korunduğu dikkate alınmalı.

Malum gözlemler ve çıkarımlar ile kökenlerinde El Kaide benzeri yeni tip bir örgüt ile Irak BAAS’ı gibi bir istihbarat birleşiminin yattığı DEAŞ’ın, askeri manada cephe savaşında yenilse bile, varlığını devam ettirmek amacıyla askeri stratejisinde değişime gitmiş olması muhtemel.

 

‘ACI’YI LEZZETE DÖNÜŞTÜRÜYORLAR

Ülkelerindeki iç savaş nedeniyle 5 yıl önce Suriye’nin İdlip kentinden kaçarak Türkiye’nin önemli biber üretim merkezlerinden Gaziantep’e yerleşen aileler, yemeklere lezzet veren acı biberlerin tarladan sofraya yolculuğunda emek harcıyor.

Ülkelerindeki iç savaş nedeniyle yaklaşık 5 yıl önce Suriye’nin İdlip kentinden kaçarak Türkiye’nin önemli biber üretim merkezlerinden Gaziantep‘in İslahiye ilçesine yerleşen Suriyeliler, yemeklere lezzet veren acı pul biberin tarladan sofraya yolculuğunda emek harcıyor.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş‘tan sonra Türkiye’nin önemli biber üretim merkezleri arasında yer alan Gaziantep’te biber hasadı tamamlandı. Tarlalardan toplanan biberler, işleme tesislerine getiriliyor.

İslâhiye’deki pul biber üretim tesisinde yöre halkının yanı sıra Suriyeli aileler de yevmiye karşılığında çalışıyor.

Sabah erken saatlerde geldikleri iş yerlerinde sap ve çöplerinden ayırdıkları biberleri makinelerde çekerek tesis içindeki alana seren ve bu sayede güneşte kurumasını sağlayan işçiler, zaman zaman 35 dereceyi aşan sıcaklıkta ekmek parası kazanmanın mutluluğunu yaşıyor.

Günlük ortalama 200 kilogram biber ayıklayan aileler 50-60 TL kazanıyor.

TÜRKİYE’YE MİNNETTARLAR

Suriyeli Muhammed Husrum, AA muhabirine yaptığı açıklamada, evlerinin bombalanması nedeniyle 5 yıl önce İdlib kentinden kaçarak Türkiye’ye sığındıklarını ardından da İslahiye’ye yerleştiklerini söyledi.

Bütün Suriyeliler gibi savaş ve acıdan kaçtıklarını, 2’si kız 9 çocuğu bulunduğunu belirten Husrum, “İdlib’te marangozdum. İş yerim vardı, evim vardı ama artık hepsi geride kaldı. Biz Müslümanlar kadere inanırız. Bunun da kaderimiz olduğuna inanıyoruz. Çok sıkıntılar çektik, yorulduk. Savaşın bitmesini ve ülkemize, evimize dönmeyi istiyoruz. Zor zamanımızda Türk halkı, Türk hükümeti bize sahip çıktı. Herkese, özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

Husrum, İslahiye’de kirada oturduklarını çocukları ve eşiyle birlikte ekmek parası için çeşitli işlerde çalıştıklarını ifade ederek, “Büyük oğullarım başka yerde çalışıyor. Eşim ve ben biber temizleme işine geliyoruz, diğer çocuklarım da bize yardım ediyor. Ekmek paramızı çıkarıyoruz. Bize çalışma imkanı veren Türkiye’ye minnettarız. Tek hayalimiz bir gün evimize dönebilmek.” dedi.

Ayşe Husrum ise daha önce tarlada çalıştığını şimdi de biber ayıkladığına işaret ederek, şöyle devam etti: “Biber acı elimizi yakıyor ama biz daha büyük acılara katlandık. Şu anda huzurumuz yerinde. Türk halkına bize kucak açtığı için ne kadar teşekkür etsek az. Evimizi geçindirmek için çabalıyoruz. İnşallah ülkemizde barış sağlanır ve evimize dönebiliriz.”

 

200 DEAŞ’LI ÖLDÜ

Rusya’nın Suriye’nin Deyrizor şehrine giden DEAŞ’a ait konvoya yönelik hava operasyonunda 200 DEAŞ militanının etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Rusya‘nın Suriye’de düzenlediği hava operasyonunda 200 DEAŞ militanının etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Rusya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Suriye’nin Deyrizor şehrine giden DEAŞ’a ait konvoya yönelik hava operasyonu yapıldığı belirtildi.

Operasyonda, 200 DEAŞ militanının öldürüldüğü ifade edilirken, konvoyda bulunan 20 askeri aracın, aralarında tankların da bulunduğu bazı zırhlı araçların ve mühimmat taşıyan birçok tırın imha edildiği aktarıldı.

Açıklamada, Rakka ve Batı Humus’ta güç kaybeden DEAŞ’ın ağustos ayı boyunca Deyrizor şehrindeki yapılanmasına odaklandığı vurgulanarak, terör örgütünün Deyrizor kentinde mağlup edilmesinin stratejik öneme sahip olduğu kaydedildi.

 

TRUMP’TAN OBAMA’YA SURİYE ELEŞTİRİSİ

Lübnan Başbakanı Hariri ile Beyaz Saray’da ortak basın toplantısı düzenleyen ABD Başkanı Trump, “Başkan Obama kuma kırmızıçizgiler çizdi. Ardından kimyasal da dahil korkunç şeyler yapıldı” dedi.

Lübnan Başbakanı Saad Hariri ile Beyaz Saray’da ortak basın toplantısı düzenleyen ABD Başkanı Donald Trump, Beşşar Esed rejiminin Suriye‘de yaptıklarının ve dönemin ABD Başkanı Barack Obama‘nın gerekli adımları atmamasının ülkede yıkıma yol açtığını söyledi.

Trump ile Hariri, Beyaz Saray’daki görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Suriye’deki insani yıkımla ilgili değerlendirmeler yapan Trump, önceki Başkan Barack Obama ve yönetimini “Suriye’de üzerine düşeni yapmamakla” suçladı.

“ESED’İN HAYRANI DEĞİLİM”

“Esed’in hayranı değilim. Onun kendi ülkesine ve insanlığa karşı yaptığı şeyler korkunç. Bunu uzun zamandır söylüyorum.” diyen Trump, Esed’in yaptıklarını uzaktan izleyecek biri olmadığını vurguladı.

Obama döneminde kimyasal silah kullanımı noktasında kırmızı çizgiler çizildiğini, ancak Esed rejiminin bu silahları kullanmasının ardından hiçbir şey yapılmadığını dile getiren Trump, “Başkan Obama kuma kırmızı çizgiler çizdi. Ardından kimyasal da dahil korkunç şeyler yapıldı. Ben bir adım ileri gittim ve Obama’nın yapması gereken şeyi yaptım. (Gereken yapılsaydı) Suriye’de ne İran ne de Rusya olurdu.” şeklinde konuştu.

“HİZBULLAH LÜBNAN İÇİN BÜYÜK TEHDİT”

Hizbullah’ı Lübnan için en büyük tehditlerden biri olarak niteleyen Trump, İran etkisi altındaki örgütün ülkeye ve Lübnanlılara zarar verdiğini savundu. Trump, Lübnan’ın DEAŞ, El Kaide ve Hizbullah’a karşı bir sınır hattı olduğunu belirterek, Lübnanlıların ülkelerini güvende tutmak için çok çaba harcadığını ifade etti.

“Hizbullah; Lübnan devleti, Lübnanlılar ve tüm bölge için bir tehdittir. Örgüt aynı zamanda İran’ın da desteğiyle Suriye’deki insani yıkımı körüklüyor.” ifadelerini kullanan Trump, Beyrut yönetimine terörle mücadelesinde daha fazla destek sözü verdi.

Lübnan’ın çok sayıda Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmasından övgüyle bahseden Trump, tüm bölge ülkelerinin mülteci sorunuyla ilgili somut adımlar atması ve bu insanların evlerine dönmesine yardımcı olması gerektiğini belirtti.

HARİRİ MÜLTECİ SORUNUNA DİKKAT ÇEKTİ

Lübnan Başbakanı Hariri ise ülkesinin terörle mücadele, Suriyeli mültecilerin barınması ve ülkeyi ilgilendiren diğer sorunlarla ilgili konularda kararlı olduğunu kaydetti. ABD’nin Suriyeli mülteciler konusunda verdiği desteğe teşekkür eden Hariri, bu konuda çok çaba harcadıklarını söyledi.

Katar kriziyle ilgili bir soruya cevap veren Hariri, “Diyalog bu sürecin çözümü için en iyi yoldur.” dedi ve son günlerdeki çabaların önemli olduğunu vurguladı.

ABD Kongresinde Hizbullah’a yeni yaptırımlar öneren tasarının gündeme geldiğini belirten ve Beyaz Saray’ın bu konudaki pozisyonunu soran bir basın mensubuna Trump, ilgili komutan ve yetkililerle gerekli görüşmeleri yaptığını ve 24 saat içinde konuyla ilgili bir açıklama yapabileceğini dile getirdi.

“ADALET BAKANINDAN DOLAYI HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIM”

Öte yandan son günlerde yoğun şekilde eleştirdiği ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions ile ilgili bir soruya da cevap veren Trump, “Adalet Bakanından dolayı hayal kırıklığına uğradım. Kendini (Rusya soruşturmasından) geri çekmemeliydi. Eğer geri çekilecekse görevi devralmadan önce bunu bana söylemeliydi. Ben de başkasını seçebilirdim.” dedi.

Sessions’ın istihbarat bilgilerinin basın sızması konusunda daha sert olması gerektiğini söyleyen Trump, bu süreçle ilgili neler yaşanacağını zaman için göreceklerini söyledi.

 

İran’dan Astana açıklaması

Astana’da yapılan Suriye görüşmelerini değerlendiren İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in başdanışmanı Ali Ekber Velayeti, “Türkiye Astana görüşmeleri ile Suriye hükumetinin meşruiyetini kabul etmiş oldu” iddiasında bulundu.

Iraklı bir grup Ezidi ve parlamento üyesini kabul ettikten sonra konuşma yapan Velayeti, Suriye sorununa siyasi çözüm bulmak amacıyla Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılan müzakereleri değerlendirdi.

Velayeti, “Astana görüşmeleri, Türkiye ve ona bağlı grupların Suriye rejiminin meşruiyetini kabul ettiğini göstermiş oldu. Astana’da hazır olamayan bazı diğer ülkeler bile dolaylı veya dolaysız şekilde Suriye hükumetinin meşruiyetine boyun eğmiş oldu” yorumunu öne sürdü.

DHA

ABD: Suriye görüşmelerinde PYD olsun..

TÜRKİYE’nin, terör örgütü olduğu gerekçesiyle verdiği destekten dolayı eleştirdiği ABD’den yeni bir PYD açıklaması geldi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner, Suriye görüşmelerinde gelinecek süreç içinde, Suriyeli Kürtlerin oluşturduğu PYD’nin de masada yer alması gerektiğini söyledi.

Sözcü Yardımcısı Mark Toner, başkent Washington’da düzenlediği günlük basın toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Suriye’de barışın sağlanması sürecinde, Birleşmiş Milletler’in (BM) öncülük edeceği çözüm arayışlarının tek çözüm yolu olduğuna ilişkin ABD’nin görüşünün değişmediğini belirten Toner, barış görüşmelerinde kimlerin yer alacağının, barış görüşmelerine önderlik eden gruplara ve Suriye halkına bağlı olduğunu söyledi.

Mark Toner, bir soruya verdiği yanıtta; Suriyeli Kürtleri temsil eden PYD’nin terör örgütü IŞİD’e karşı en etkili mücadele eden grup olduğunu ve PYD’nin de, barış görüşmelerinin yapılacağı masada olması gerektiğini savundu. Toner, ‘PYD savaşta varlığı olan bir grup. Suriye’deki çözüm arayışlarında da seslerinin duyulması gerekiyor. Bize göre, bir noktada bu sürecin bir parçası olmak zorundalar’ diye konuştu.

Toner, ABD’nin PKK’yı terör örgütü olarak gördüğünü, PYD’yi ise terör örgütü olarak görmediklerini, kendilerine silah desteği vermediklerini, taktiksel destek sağladıklarını söyledi. Toner, ‘Eğer PYD PKK değilse neden onlara silah vermiyorsunuz’ sorusunu da ‘YPG IŞİD’e karşı önemli ve etkili bir güç. Türk hükümetinin PYD ile duyarlılığını göz önünde bulunduruyoruz’ diye yanıtladı.

Toner, ‘Savunma Bakanı Ash Carter’ın, geçtiğimiz Nisan ayı sonlarında Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham’ın soruları üzerine, ABD’nin, Türkiye’nin tüm karşı çıkışlarına karşın silah ve maddi yardım sağladığı PYD ve PKK arasında işbirliği olduğunu bildiği’ sözlerinin anımsatılması üzerine, ‘Carter’ın açıklamaları şu an önümde olmadığı için buna ilişkin değerlendirme yapamayacağım’ dedi.

Toner, Türkiye’de anayasa ve sistem değişikliği için yapılan çalışmalara ilişkin sorulara verdiği yanıtlarda, gelişmeleri yakından izlediklerini belirtti ve ‘Bir ortak ve müttefik olarak gelişmeleri yakından izliyoruz. Türk parlamentosu ve halkının karar vereceği içişleri konusuna girmeyeceğim. Daha önceleri de söylediğimiz gibi, Türkiye’nin demokrasisi bizim için önemli, bize göre Türk halkı için de önemli, bunun farkındayız’ dedi.

Toner, başka bir soru üzerine de, ABD’nin süreç içerisinde PYD’nin de Suriye görüşmeleri masasında yer alması gerektiği görüşünü, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Suriye’nin Dostları Grubu’na bağlı ülkelere aktarıldığını da belirtti.

 

ABD İTİRAF ETTİ

ABD’den, Suriye’de politik bir geçiş süreci sağlama yönündeki diplomatik girişimlerde başarısız oldukları itirafı geldi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Suriye’de politik bir geçiş süreci konusunda diplomatik girişimlerinin başarılı olmadığını söyledi.

Kirby, başkent Washington’da düzenlediği günlük basın toplantısında kendisine yöneltilen, ‘Dışişleri Bakanı John Kerry’nin şunu daha iyi yapabilseydik diye düşündüğü bir konu var mı’ sorusuna verdiği yanıtta, “Dışişleri Bakanı’na soracak olsaydınız, size Suriye’de içinde bulunduğumuz durumdan dolayı nasıl hayal kırıklığı yaşadığımızı söyleyecek ilk kişi olurdu. Bizim Suriye’de politik bir geçiş sürecine ulaşma, Suriye halkının sesinin duyulacağı, daha iyi, daha güvenli ve birleşik bir Suriye konusundaki diplomatik girişimlerimiz başarılı olmadı. Bu önümüzdeki bir kaç hafta içinde değişmez demek değil. Bir ay daha görevini sürdürecek, bizi istediğimiz noktaya getirmeye çalışacak. Sanırım kendisi bu konuda daha başarılı olabilmeyi dilediğini söylerdi ” dedi.

Kirby, Halep’in yeniden Esad güçlerinin eline geçmesiyle ilgili bir soruya verdiği yanıtta da, Haleplilerin güvenliğinden, gereksinimlerinin karşılanmasından Suriye hükumetinin sorumlu olduğunu söyledi.

Kirby, “Elbette sorumlular. Aynı zamanda Halep’in alınması sürecinde yol açtıkları yıkımdan, açlıktan, felaketten de sorumlular” diye konuştu.

 

Bir hafta içinde 23 şehit

KAYSERİ’de gerçekleşen terör saldırısının ardından Suriye’den gelen acı haberlerle birlikte 5 günde 23 şehit verdi.

Cumartesi günü Kayseri Talas Bulvarı’nda Zincidere Komando Tugayı’ndan çarşı iznini kullanmak için yola çıkan askerlerin bulunduğu özel halk otobüsüne yönelik hain terör saldırısı sonucunda 14 asker şehit oldu, 1’i sivil olmak üzere 56 kişi de yaralandı. Saldırının ardından hedefin, bugüne kadar PKK’ya en ağır darbeleri vuran ve aynı zamanda Fırat Kalkanı operasyonunda da Suriye’de mücadele eden Kayseri Komando Tugayı olduğu belirtildi.

1965 yılında kurulan 1’inci Kayseri Komando Tugayına, hain terör saldırısının ardından Fırat Kalkanı operasyonundan da acı haberler geldi. Edinilen bilgiye göre, Suriye’de devam eden Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında El Bab’da DAEŞ militanlarının bombalı saldırısında şehit olan 16 askerden 9’unun Kayseri Komando Tugayı’ndan bölgeye giden askerler oldukları belirtildi. Buna göre, Kayseri Komando Tugayı 5 günde 23 şehit verdi.

Kayseri Komando Tugayı’ndan Fırat Kalkanı Harekâtında katılan ve şehit düşen görevli uzman çavuşlar Mehmet Kökkaya ile Osman Çelik Kayseri’de Cuma namazı sonrasında kılınacak cenaze namazıyla son yolculuklarına uğurlanacak.

 

Ruhani’den Esad’a ‘Halep’ kutlaması

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Suriyeli mevkidaşı Beşar Esad’ı ‘Halep’ dolayısıyla kutladı.
İran Cumhurbaşkanlığı sitesinde yer alan açıklamaya göre, ikili arasında yapılan telefon görüşmesinde Ruhani, “Bu zafer, Suriye’ye kutlu olsun. Suriye’nin en büyük ikinci şehri Halep’in, halkın bağrına yeniden geri dönmesi, Suriye halkının teröristler ve onları destekleyenlere karşı büyük başarısıdır. Umarım Halep zaferi, nihai zaferin başlangıcı olur ” dedi.

İran olarak Suriye’yi desteklemeyi bir “ görev” olarak gördüklerini ifade eden Ruhani, “ İran, teröristlerin Suriye’den çıkarılıncaya kadar Suriye devleti ve halkının yanında olacak” diye konuştu.

İran’ın Halep’e insani yardım göndermeye hazır olduğunu kaydeden Ruhani, diğer ülkeleri de yardıma çağırdı.

ESAD: ASLA UNUTMAYACAĞIZ
Telefon görüşmesinde Beşar Esad, Suriye’ye verdiği destekten dolayı İran’a sonsuz teşekkürlerini dile getirerek, “Bunları asla unutmayacağız” ifadesini kulandı.

DHA

ATAŞEHİR’DEN HALEP HALKINA YARDIM ELİ UZANDI

Ataşehir Kızılay Derneği savaş nedeniyle mağduriyet yaşayan Halep halkına 2 Tır dolusu kışlık giyim ve bot gönderdi.

Ataşehir Kızılay Derneği Suriye’de devam eden savaşta son zamanlarda çok etkilenen bölge olarak Halep kentine 2 Tır dolusu 30 bin parçadan oluşan kışlık giysi ve bot göndererek yaralarına bir nebze de olsa merhem oldular.

Malzemelerin gönderilmesinde Ataşehir Kızılay Derneği başkan ve yöneticilerinin yanı sıra Kaymakam Zafer Karamehmetoğlu ve İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili Cemalettin Saydam, Eğitim Derneği Başkanı İsmail Dağ ile Ataşehir Yerel basını hazır bulundu.

dscf4956

Ataşehir Kızılay Derneği Başkanı Rahman Baki; “Kızılay Ataşehir Şubesi olarak, mazlumun ve mağdurun yanında bulunma amacıyla yeni bir çalışmaya imza atmış bulunmaktayız” dedi.

dscf4964

Kızılay misyonu ve kuruluş amacı gereği her zaman mazlum ve mağdur coğrafyamızın yanında olmaya devam edeceğini söyleyen Baki; “Günümüzde Ortadoğu’da ve özellikle Suriye’de tüm Müslümanlar bir kargaşa ve iç savaş halindedir. Bugün Halep’te meydana gelen olaylar malumunuz insanlık suçu derecesine gelmiştir. Bizler de Ataşehir Kızılay Şubesi olarak bugün Halep’e 2 tır bot dâhil kışlık giysi yola çıkarıyoruz. Bir nebze de olsa Halep’li kardeşlerimizin yaralarını sarmaya çalışıyoruz. Yardım kampanyamıza bundan sonra da devam edeceğimizi belirtmek istiyorum” şeklinde konuştu.

dscf4960

Ataşehir Kaymakamı Zafer Karamehmetoğlu; Ataşehir Kızılay Derneği’nin Halep halkına yardım etmesi güzel bir olay. Katkı sunan, destek veren herkesten Allah razı olsun diye konuştu.

dscf4961

“Birliğimizi bozanlara izin vermeyeceğiz”

Birliğimizi bozanlara izin vermeyeceğiz”

 

CHP Ataşehir İlçe Örgütü, Cumhurbaşkanlığı Seçimi nedeniyle 1.Bölge sandık kurulu üyeleri, gözlemcileri ve bina sorumluları için bilgilendirme toplantısı düzenledi.

Novada İş Merkezi belediye Nikah Salonunda verilen eğitime CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, İl yönetim kurulu üyesi Doğan Çakmak, CHP 1.Bölge ilçe başkanları, Ataşehir İlçe başkanı Hakkı Altınkaynak ve ilçe yönetimi, Gençlik Kolları, Kadın Kolları, belediye meclisi 1. başkan vekili Sadi Özata ile seçimde görev alan partililer katıldı.

c4

Açılış konuşmasını yapan Altınkaynak özetle şunları söyledi. “ Sizlerin burada oluşunuz bu olaya ne kadar değer verdiğinizin bir göstergesidir. İnanıyorum ki Pazar günü sandık başına kendi sorumluluk bilincimizle oylara sahip çıkarak, halkımızın iradesinin doğru bir şekilde yansıtılmasını birlikte sağlayacağız.”

c2

Başbakanın ‘Benim için Affedersiniz  Ermeni diyorlar’ sözlerini eleştiren Salıcı konuşmasında; “ ‘Affedersiniz’ bir Cumhurbaşkanımız var. Ama ben bu ülkenin ve CHP’nin bir ferdi olmaktan büyük gurur duyuyorum. Ama affedersiniz Erdoğan’la gurur duymuyorum. O Ermeni yurttaşlarımız için maalesef böyle ayıp, ağza alınmayacak kelimeler söylemesi, ayrıştırıcı davranması doğru değildir. Daha önce Gürcü idi, şimdi Türk oldu. Biz Hiçbir ayırım yapmadan herkesimle olmaktan gurur duyuyoruz” diyen Salıcı “ Başbakanın gelecekle ilgili bir korkusu var. Cumhurbaşkanı adaylarından biri Zaza’dır, yani Kürtler siz ona oy vermeyin diyor. Genel Başkanımıza Alevidir. diyor yani Sünniler ona oy vermeyiniz diye uyarıda bulunuyor. Bu ülkede Cumhurbaşkanlığı, başbakanlığı yapmış olanlar toplum içinde başları öne eğik dolaşmıyorlar. Ama başbakan 10 Ağustos seçimlerini kaybederse ortalıkta gurur duyulan bir siyaset adamı olarak dolaşmayacak.Muhtemelen kendini taraftarları arasında bulacak. Bu korkuyu yalnız kendisi için değil ailesi için yaşıyor, sıfırlamayı yapanlar içinde yaşıyor.Aslında  sorun bu. Türkiye’de siyaset bu kadar çirkefleşti” dedi.

c1

Bulunduğumuz coğrafyayı değerlendiren Salıcı; “ Bölgemizde bir terör belası ile karşı karşıyayız. Her nedense başbakan terör örgütü diye ağzına almıyor. Bakın Irak’ta, Suriye’de bir mezhep çatışması var. Başbakan bu ülkede de bunu yaratmaya çalışıyor. Irak göz göre göre bölünüyor. Bu ülkenin sınırları Kurtuluş Savaşı verilerek çizilmiştir. Bu sınırlar içinde yaşayanlarda Erdoğan’dan öncede Müslümandılar. Bu ülkede inananlarla, inanmayanlar, Müslümanlar, Gayrimüslimler hep bir arada barış içinde yaşamışlar. Bir Cumhurbaşkanlığı sevdası ile yola çıkan ve bu birliği bozmaya çalışan Erdoğan’a müsaade etmeyeceğiz” diyerek konuşmasını şöyle sonlandırdı. “ Biz 10 Ağustos’ta sadece Erdoğan’la hesaplaşmayacağız. Aynı zamanda bu zihniyetle savaşacağız. Cumhurbaşkanı olma adına Türkiye’yi başkanlık sistemine, giderek otoriterliğe, diktatörlüğe götürmek isteyen bir zihniyetle savaşacağız. Örgüt olarak adayımız Ekmeleddin İhsanoğlu’na şu ana kadar nasıl sahip çıktıysak, sandıklarda da aynı duyarlılıkla hareket edeceğiz. 89 seçimlerinde anketlerde hiç görünmeyen Nurettin Sözen nasıl bir tabloyla çıktıysa, aynı tabloyu yeniden yaratabiliriz.”

 

 

 

 

 

 

 

“IŞİD’in Türk Birliği”

 “IŞİD’in Türk Birliği”

 

Adını İslam Devleti olarak değiştiren ve kamuoyunda daha çok Irak Şam İslam Devleti olarak tanınan IŞİD konusunda analiz haber yayınlayan Alman Die Welt gazetesi, Arapların dışında IŞİD’e en çok Türklerin katıldığına vurgu yaptığı haberine “IŞİD’in Türk Birliği” başlığını verdi.

Budapeşte bürosundan Boris Kalnoky imzasıyla yayımlanan haberde, IŞİD’e Avrupa’nın birçok ülkesinden militan katılımı olmasına karşın, Arap olmayan ülkelerden IŞİD saflarında savaşanların en çok Türkler olduğu yer alıyor.

AVRUPA’DAN BİN 200 MİLİTAN
Avrupa ülkelerinin istihbarat birimlerine göre, Avrupa’dan bin 200 dolayında militanın Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek IŞİD saflarına katıldığı belirtilen haberde, militanların savaştıktan sonra yine Türkiye üzerinden Avrupa’ya geri döndüğü, bunun AB ile Türkiye ilişkilerini yakın zamanda olumsuz etkilemesinin kaçınılmaz olacağı belirtiliyor.

‘SAYILARI BİNİ AŞTI’
“Ankara’nın elindeki bilgilere göre, IŞİD saflarına katılan Türk vatandaşlarının sayısı bini aşmış durumda” ifadelerine yer verilen haberde, 10-15 bin dolayında olduğu tahmin edilen IŞİD militanlarının  en az yüzde 10’unun Türk olduğu bilgisi yer alıyor.

Almanya, Fransa, Belçika, Avusturya ve diğer Avrupa ülkelerinin vatandaşı olan Türk kökenlilerden de IŞİD’e katılım olduğuna vurgu yapılan haberde, böylece IŞİD içerisinde Türk unsurunun önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekiliyor.

‘EĞİTİLEN MİLİTANLAR TÜRKİYE’YE GÖNDERİLDİ’
Basında yer alan ve IŞİD komutanlarına ait olduğu öne sürülen kimi iddialara göre, çok sayıda Türk kökenlinin IŞİD tarafından eğitildikten sonra tekrar Türkiye’ye döndüğü hatırlatılan haberde, Türkiye’de pasif durumda bekleyen militanların zamanı geldiğinde Türkiye içerisinde harekete geçeceği iddiaları da yer alıyor.

‘TAM BİR İRONİ’
Türkiye’nin IŞİD’e, Esad’a karşı savaşması konusunda başından beri destek verdiği belirtilen Die Welt’in analiz haberinde, şimdi IŞİD’in Türkiye’yi tehdit eder hale gelmesinin tam bir ironi olduğu belirtiliyor.

(Ahmet YILDIRIM – DORTMUND / DHA)

“Rojava devrimi bir modeldir”

Rojava devrimi bir modeldir

BDP Ataşehir ilçe örgütü Rojava Devrimi ve 2014 Mart Yerel Seçim sonuçları ile ilgili basın açıklaması yaptı.

1 Mayıs Mahallesi’nde ki yürüyüş sonunda yapılan basın açıklamasında, AKP’nin seçim sonuçlarına açık bir şekilde müdahale ettiği belirtilerek “Halkın iradesi AKP tarafından gasp edilerek, hukuksuzluk devlet şiddetiyle pekiştirilmiştir. Ceylanpınar, Viranşehir, Birecik, Kozluk, Kurtalan, Ağrı, Ahlat, Kağızman, Gevaş, Akdeniz. Dağpınar, Tatvan ve Norşin’de halkın oyları resmen çalınmış, yırtılmış ve kaybedilmiştir. Demokratik yöntemlerle kazanamayan devlet, her türlü hile ve zor yoluyla buraları kazanmak istemektedir” 

b1

Saldırıların altında Rojava’nın bölge halklarına model olmasının yattığı belirtilen açıklamalarda özetle şunlar söylendi. “Rojava’da devrim gerçekleştiği günden bu yana saldırıların Uluslar arası güçler ile bölgesel güç olan İran, Suriye, Türkiye ve işbirlikçi güçlerin direkt ya da dolaylı bir biçimde yer aldıkları planlamalarla sürdürülmektedir. Kobani’ye yönelik saldırılar tüm devrimi ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. AKP’ye ve Rojava devrimine saldırıların parçası olan bütün kirli güçlere buradan sesleniyoruz. Rojava devrimi halkların birlikte yaşamını öngören yeni dünya paradigmasıdır. Bu nedenle Rojava devriminin ruhuyla tüm emekçi, yurtsever ve demokrat yurttaşlarımızı 1 Mayıs’ta Taksim Meydanına direnmeye davet ediyoruz.”  

Türkiye’den giden o yardımlar…

Türkiye’den giden o yardımlar…

Suriye’ye giden yardımları IŞİD militanları dağıtıyor

İç karışıklıkların sürdüğü Suriye’de, Türkiye’den gönderilen yardım malzemelerinin El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti güçleri tarafından sivillere dağıtıldığı video görüntüleri yayınlandı.

Türkiye’nin çeşitli kentlerinde toplanan yardımlar Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve Kilis’teki sınır kapılarından Suriye’ye gönderilmeye devam ediyor. Suriye’nin çeşitli kentlerinde depolarda toplanan yardımlar, muhalif güçler tarafından vatandaşlara dağıtılıyor. Suriye’de, Türk markalarından oluşan gıda malzemelerinin depolardan paketlenerek, vatandaşlara dağıtılmasıyla ilgili sosyal paylaşım sitelerinde video paylaşıldı.

Videoda, son günlerde Türkiye sınırına yerleşen Irak Şam İslam Devleti’ne mensup yüzleri maskeli ve silahlı kişilerin, kamyonetlere yükledikleri paketleri ev ev dolaşarak Suriyelilere teslim ettiği görülüyor.

DHA (Vatan Gazetesi İnternet Sitesi)