Zayıflamak İsteyenler Dikkat!

Stres hormonu olarak bilinen kortizol, metabolizmayı yavaşlatıyor ve iltihaplanmayı artırıyor. Göbek bölgesi yağlarından kurtulmak ve stres hormonuyla baş etmek için beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekiyor.

UNDAN KAÇININ
Yapılan araştırmalar, stres hormonu olarak bilinen kortizolün, metabolizmayı yavaşlatma ve iltihaplanmayı artırma etkisi sebebiyle göbek bölgesi yağlanmasının sebepleri arasında yer aldığını gösteriyor. O halde göbek bölgesi yağlarından kurtulmak için stresten uzak durmanız gerektiğini söyleyebiliriz. Stres hormonuyla başetmek için beslenmenize de dikkat etmeniz gerekir. Göbek bölgesinde biriken kilolardan kurtulmak için yağ, un ve şekerden uzak durmanız gerekir. Yapılan araştırmalar; C vitamininin, kortizol seviyesini düşürmeye yardımcı olduğunu gösterdi. Portakal ile birlikte, iltihaplanmayı ve göbek bölgesinde yağ depolanmasını azalttığı bilinen tekli doymamış yağlar bakımından zengin olan avokado tüketin. Avokado ve portakalı bir arada tüketmenin lezzetli bir yolunu arayanlar, dilimlenmiş bir adet avokadoyla üç adet dilimlenmiş portakalı karıştırabilir, ardından tuz ve zeytinyağı ilave ederek lezzetli bir salata hazırlayabilirler. Bu salatayı her gün öğle saatlerinde tüketmek, hem uzun süre tok kalmanıza, hem de göbek bölgesinden zayıflamanıza yardımcı olacaktır.

AZ YAĞLI SÜZME PEYNİR TÜKETİN
Kalçalarda toplanan kilolar, en az göbek bölgesindekiler kadar önemlidir. Bu bölgede biriken kilolarından kurtulmak isteyenler, yağ oranı düşük ve kalsiyum oranı yüksek bir diyete tabi olmalıdır. Bunun için az yağlı süzme peynir ve siyah fasulyeyi bir arada tüketebilirsiniz. Yapılan araştırmaların bir kısmı, kalçalarda biriken yağların östrojen seviyesindeki artışla bir ilgisi olduğunu iddia ediyor. Hazırlayacağınız bu karışım, östrojen seviyenizi düşürmenize de yardımcı olacaktır. Kalçalarınızdan kilo vermek istiyorsanız daima az yağlı (yağsızlight değil) süt ürünlerini tercih etmelisiniz. ‘Benim problemim tüm bölgelerde, bunca yoğunluğun arasında her biri ile tek tek ilgilenmem imkansız’ diyorsanız, tüm bedeninizi harekete geçirecek bir desteğe ihtiyacınız var demektir. Yapılan araştırmalar, son yıllarda popülerliği artan Brezilya kestanesinin aradığınız şey olduğunu söylüyor. Brezilya kestanesi, biriken yağların yakımında ihtiyaç duyulan büyüme hormonu seviyesini doğal yoldan arttıran L-arginin açısından oldukça zengindir ve metabolizmanızı hızlandırmak için son derece önemli bir takviyedir. Kokusundan dolayı yemekten uzak durduğumuz çiğ soğan da şişkinliği hafifletmede size yardımcı olabilir. Soğan pişirildiğinde bu özelliğini kaybettiğinden çiğ tüketmeniz gerekmektedir. Brezilyakestanesi ve soğanı birlikte tüketmek her ikisinin de etkisini artıracağından tavsiye edilebilir. Kavurduğunuz Brezilya kestanesinin üzerine soğan doğrayabilir ve bu karışıma kinoa ekleyebilirsiniz.

GÜNDE 3 FİNCAN MATCHA ÇAYI İÇİN
Tüm bedenden zayıflamanın en önemli kuralı, metabolizmayı hızlandırmaktır. Son yıllarda toz (pudra şekeri kıvamında) yeşil çay yani matcha yeşil çayı, oldukça popüler. Yapılan araştırmalar, matcha’nın metabolizmayı hızlandırdığı bilinen EGCG polifenol açısından oldukça zengin olduğunu gösterdi. Bu çayın toz halinde oluşu, yaprak çaylara oranla daha etkili olmasının sebebidir. Böylece yapraklarını da tüketmiş ve hiçbir sağlık kaynağını ıskalamamış olursunuz. Günde üç fincan matcha çayı, metabolizmanızı hızlandırmak için tavsiye edilen miktardır. Günümüzde marketlerde kolaylıkla bulabileceğiniz papaya da zayıflamaya yardımcı bir diğer besindir. Adını yağ yakımında önemli rol oynayan protein sindirimi ve emilimini hızlandıran papain adlı enzimden alır. Papayayı günün her saati tüketebileceğiniz gibi, yumurtayı dahil ettiğiniz kahvaltıda tüketebilirsiniz; böylece yararlı bir metabolizma hızlandırıcı kombinasyon elde etmiş olursunuz.

Gazlı İçecekler Bağımlılık Yaratıyor!

Gazlı İçecekler Bağımlılık Yaratıyor!

Özellikle hararet giderme konusunda buzdolabımızdan eksik etmediğimiz gazlı içecekler ve meyve sularının, aslında içerdikleri doğal olmayan katkı maddeleri nedeniyle, sağlığımızı nasıl olumsuz etkilediğini biliyor muydunuz?

Meyve suyu yerine, meyvenin kendisini tüketmenin daha sağlıklı olduğuna dikkat çeken Hisar Intercontinental Hospital Klinik Laboratuvarlar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık; ‘Meyveler bütün olarak sindirim sistemimizden düzenli emilir ve vücudumuza daha fazla yarar sağlar. Meyve suyu ya da şekerli içecekler gibi kan şekerini ani yükseltmez, ani insülin salgılanmasına neden olmaz. Marketlerde satılan meyve sularında, meyve özünün yanı sıra oranları değişen sofra şekeri, fruktoz şurubu gibi katkı maddeleri de bulunur. Bu nedenle çok fazla tüketildiğinde yüksek oranda şekerin vücuda girmesine, dolayısıyla kan şekerinin yükselmesine, sonuçta diyabet (şeker hastalığı) ve obezite gibi hastalıklara yol açarlar’ diye konuştu.

Gazlı içecekler bağımlılık yaratıyor!

Gazlı içecek olan meşrubatların üretimi sırasında su, meşrubat şurubu (fruktoz) ve karbondioksitin karıştırılmasıyla Karbonasyon adı verilen bir işlem yapılır. Bu işlemde kullanılan karbondioksit, meşrubatların gazlı özellik kazanmasını sağlayarak, içilirken kabarcıklı etkiyi oluşturur. Gazlı içeceklerin zararı, içinde bulunan karbondioksitten değil; her tüketildiğinde daha fazla tüketme isteği uyandırarak bağımlılık yaratmasıdır. İçeriğindeki tatlandırıcı, antioksidan, boya, aroma gibi katkı maddeleri de ayrıca sorgulanabilir. Organik ve doğal olmayan, hem de sentetik olan bir içeceğin aşırı tüketimi başlı başına çok büyük tahribatlara yol açar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) , içecekler konusunda, özellikle de kafeinli enerji içecekleriyle ilgili çalışmalar yapmış, halk sağlığını etkileyecek düzeyde olduğuna dair raporlar yayınlamıştır. Uyarıcı etki yapması ve geçici olarak performans artırıcı özelliği ile tanıtılan ve özendirilen bu içeceklerin gençler, hatta çocuklar tarafından fazla miktarda tüketilmesi bazı ülkelerin önlem almasına sebep olmuştur.

İştah kontrolünün püf noktaları !

İŞTAH KONTROLÜNÜN PÜF NOKTALARI !
Dünyada çok fazla sayıda kişi ya fazla kilolu veya obez. Kilo ile mücadele modern tıbbın en büyük mücadeleyi verdiği alanların başında gelmektedir.Obezite ile ilgili çalışmalar yapan Dr.Fevzi Özgönül iştah ve kontrolü hakkında bilgiler verdi.
Peki sağlıklı beslenme ve zayıflama nedir ?
Saat 07:00 – 08:30 arası yapılan bir kahvaltıdır…Zayıflatan kahvaltıda yediklerimizin vücudumuzu yapılandırabilecek besinler olması gereklidir. Yaş,cinsiyet gözetmeksizin hepimiz için besinler büyük önem taşımaktadır.Besinler,sağlığımız için gerekli olduğu kadar vücudumuzun yapılanmasında da önemli rol oynar.Diyet ile ilgili her şeyi unutun sadece kendinizi beslemeyi düşünün.. Doğada sadece beslenmeyi düşünüp o mantıkla yaşayan tüm canlılar ideal bedende ve sağlıklıdır.Çok acıkıyor diye kişinin iştahını kesmekle çok benzin harcıyor diye arabanın benzin göstergesindeki ışığı kapatmak aynı şey, Sizce doğru mu? İştahı kısaca kişinin yemek yeme arzusu olarak tanılayabiliriz.İştahsız olmak kadar iştahı fazla olmakta sağlıksızdır. İştahı kesecek tek şey yemek yemektir. Bir hap veya ı2iğne değil. Ne kadar kaliteli ve kalorili yersek o kadar az acıkırız. Tatlı yiyerek enerji aldığını düşünmek, yıldırımı elektrik enerjisi olarak kullanmayı düşünmek gibidir. İkisi de enerjilidir ama ikisi de sizi yakar. Arada bir tatlı yemek, yıldırımlı bir gökyüzünü seyretmek gibi mutluluk verir ama her gün yıldırımlı hava ne kadar mutluluk verebilir ki? Tatlı besleyici bir yiyecek değildir. Ekmek ve hamur işi gıdalar da sadece doyurur. Yemek yemek besler. Demek ki o zaman yemek yemeliyiz. İnşaat yaparken kum ve çimentoya birlikte ihtiyacımız olduğu gibi vücudun kendisini yapılandırması için karbonhidrat ve proteini beraber yememiz gerekir. Karbonhidrat ve proteini ayrı ayrı yersek vücut ikisini de kullanamaz ve yapılanamaz. Kilo verebiliriz ama zarar görürüz.
Kalori hesabına hiç girmeyin, sağlıklı vücut ile obez vücut farklı çalışır. Sonuçta obezitede 2×2=4 olmadığı için evdeki hesap kiloya uymaz. Kafanızı hiç kimsenin karıştırmasına müsaade etmeyin.Tek yapmanız gereken acıkınca doyana kadar yemek yemek ve bunu gündüz yapmak, ekmek yerine fındık, ceviz yemektir. Yemek yerken yediklerinizin bir kısmında posalı olan besinleri de tercih etmeniz de de fayda var. Posa sindirim sürecini yavaşlatır bu durumda daha iyi sindirim sağlanır. Sonuç olarak yedikleriniz daha iyi sindirildiği için daha yüksek enerji gelir ve böylece iştahınız azalır. İştahınızı azaltırsanız bu da sindirimin yavaşlatılması, kan şekeri seviyenizin çok hızlı çıkıp düşmesinin azalması anlamına gelir. Bir de sağlıklı beslenmek için yemekleri, yemek için acele etmeyin. Yavaş yavaş yiyin ve iyi çiğneyin ki sindirim sisteminiz daha rahat çalışsın ve yediklerinizin içerisindeki enerjiyi tam olarak sindirsin, sizden tekrar istemesin, siz de doyduğunuzun farkına varın. Unutmayın, ihtiyacı karşılanan beden açlık hissetmez !

Sağlıklı Ağız İçin 7 İpucu

Sağlıklı Ağız İçin 7 İpucu

Güvenle ve bembeyaz dişlerle gülümsemek sizin için önemliyse dikkat etmeniz gereken 7 ipucunu Hisar Intercontinental Hospital Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Banu Okur Çakmakcı’dan öğrendik…

  1. Diş hekiminizi ziyaret edin: Yılda en az 2 defa yaptıracağınız kontrollerle erken aşamadaki çürük, diş eti hastalığı, travma ya da kanser gibi problemlere büyümeden müdahale edebilirsiniz.

  2. Asitli içeceklerden uzak durun: Fosforik ve sitrik asit içeren içecekler diş minesinin hassasiyetini artırarak daha kolay aşınmasına neden olur.

  3. Şekerden uzak durun: Şeker diş çürümesinin en büyük suçlusudur. Bakteri ve asit oluşumuna neden olarak diş minesini ve diş etlerini yıpratır. Şekerden vazgeçmeniz zorsa, azaltın; her yemek ya da aperatif sonrası dişlerinizi fırçalayın ve diş ipi kullanın.

  4. Sigarayı bırakın: Sigaradaki nikotin ve katran dişlerinizde sarı, çirkin lekelere neden olur. Ayrıca dişlerde ve diş eti çizgisi boyunca bakteri ve plak oluşumuna yol açar. Bu durum diş ve diş etlerinize zarar vererek diş kaybı riskinizi artırır. Daha da kötüsü sigara ağız kanserinin en büyük nedenlerinden biridir.

  5. Doğru diş fırçası kullanın: Diş yapınıza göre hekiminiz belirleyeceği nitelikte diş fırçası kullanın. Böylece fırçanızın diş ve diş etlerinizi yaralamasına engel olurken; fırçanızı ne zaman değiştirmeniz gerektiğini de fark edebilirsiniz.

  6. Uygun teknikle diş fırçalayın: Diş fırçanızı 45 derecelik açıyla tutun ve diş eti çizgisine doğru nazik ve kısa, dairesel hareketlerle en az 2 dakika dişlerinizi fırçalayın. Ancak bunu yaparken kuvvet uygulayarak aşırıya kaçmayın. Çünkü agresif fırçalama diş ve diş etlerinize zarar verebilir.

  7. Diş ipi kullanın: Diş ipi sağlıklı diş ve diş etleri için vazgeçilmezdir. Fırçalama gibi yanlış yapıldığında diş eti hattına zarar verebilirsiniz. Bunun için diş ipini yaklaşık 30 cm kesin. Her iki elinizin orta parmaklarına sarın. İki dişin arasına yerleştirin. Dişi sararak ipi yukarı çekme hareketiyle temizleyin. İpi kesinlikle aşağı yukarı itmeyin.

Kapak düşüklüğünden kurtulabilirsiniz

GÖZ KAPAĞI DÜŞÜKLÜĞÜNDEN KURTULABİLİRSİNİZ
Travma, felç ve doğumsal bozukluklar sonucu görülebilen veya ilerleyen yaş ile birlikte ortaya çıkan göz kapağı düşüklüğü, estetik görünüm açısından pek çok insanı rahatsız etse de genellikle tedavi yoluna gidilmemektedir. Ancak göz kapaklarındaki bu sorun ileriki yıllarda göz sağlığı için önemli sıkıntılara neden olabilir. Memorial Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ümit Beden, göz kapağı düşüklüğü ve tedavisi hakkında bilgi verdi.
Sıklıkla yaşlanma sonucu görülüyor
Bir insana karşıdan bakıldığında göz bebeği üstten 1-2 mm kapakla örtülüdür. Eğer bu düşüklük daha fazla ise, kirpikli kenar göz bebeğini 4-5 mm örtüyorsa, hatta ortadaki görme aksını kapatıyorsa bu duruma “ göz kapağı düşüklüğü (ptozis)” adı verilir. Göz kapağı düşüklüğü ileri yaşta yaşlanmaya bağlı olarak dokuların gevşemesiyle oluşabilmektedir. Çocuklarda ise; doğuştan meydana gelebilmektedir. Bunun dışında travma, kaza, felç, beyin problemleri geçirenlerde de ortaya çıkabilmektedir. Kapaktaki sinir ve kas sorunları, göz ameliyatları ve tümör gibi nedenler de bu soruna yol açmaktadır. Bunlara ek olarak kontakt lens kullanımı da alerji yaparak gözde kapak düşüklüğüne sebep olabilir.
Yetişkinlerde ve çocuklarda farklı tedavi yöntemlerine başvuruluyor
Göz kapağı düşüklüğü tedavisinde cerrahi müdahale uygulanmaktadır. Ancak bu yöntem çocuk ve ileri yaş olmak üzere ikiye ayırılmaktadır. Çocukta göz tembelliği de mevcutsa kapama tedavisi ve gözlük tedavisi de sürece dahil edilmektedir. Yetişkinlerde ise tedavi görme fonksiyonları ve kozmetik görüntünün düzeltilmesine yönelik planlanır.
Tedavide “levator rezeksiyonu” ve “frontal askı” adı verilen yöntemler kullanılmaktadır. Göz kapağını oynatan kas dokusunun problemli olması, göz kapağını aşağı çekiyor ise bu durumda küçük bir kesi ile göz kapağı kasına ulaşılarak, kas kısaltılmakta ve şikayetlerin önüne geçilmektedir. Göz kapağı düşüklüğü doğuştan ise, sinir hasarı ile oluşmuşsa ve kas çalışmıyorsa göz kapağı içeriden olacak şekilde kaşı kaldıran kasa asılır. Hasta kaşını kaldırdığında ve indirdiğinde göz kapağını kaldırıp indirmiş olur.
Ameliyattan sonra göz kapağı sağlıklı bir görünüme kavuşuyor
Hastaların pek çoğu ameliyattan sonra göz kapağının çok açık kalacağından endişe etmektedir ancak bu yanlış bir inanıştır. Uzman doktorlar tarafından yürütülmesi gereken bu tedavi sonrası hasta ameliyattan sonra gözünü rahatlıkla açıp kapatabilmektedir. Ameliyat genelde lokal anestezi ile yapılmaktadır. Bu nedenle hasta ameliyattan hemen sonra evine gidebilir, ertesi gün kontrole gelip, pansumanı yapıldıktan sonra normal hayatına dönebilir. Hastanın bu işleme bir gününü ayırması yeterlidir. Kişi 1-2 hafta kontrole çağırılır ancak bu tedavi hastanın günlük hayatına engel değildir.

DOĞRU TEKNİK ÖNEMLİ !!

BURUN ESTETİĞİNDE DOĞRU TEKNİK ÖNEMLİ !!

Burun estetiği ameliyatında doğal görünüm en önemli unsurdur. Bu nedenle mutlaka kişiye özel olmalıdır.Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Bahadır Baykal burun ameliyatlarında açık tekniğin avantajları hakkında bilgiler verdi.
Tüm dünyada estetik son yıllarda her yaş grubunda oldukça popüler uygulama oldu, sanırım burun estetiği de en sık yapılanlardan biridir.
Dünya genelinde yılda 15 milyon insan estetik müdahale geçiriyor, bunların çok büyük kısmı saç ve deriye yönelik girişimsel olmayan uygulamalar, rinoplasti ise ülkeden ülkeye değişkenlik gösteriyor. Nüfusa göre oranlandığında Avrupa’ da İtalya, Asya’ da ise Güney Kore burun estetiğinde birinciliği kimseye kaptırmıyor. Ancak ilginç bir durum İran’da her yıl 200.000 kişi burun estetiği olmak için ameliyat masasına yatıyor, Amerika’da ise her sene 500.000 kişi “ acaba burnumu yaptırsam mı ? “ diye ön görüşme için doktora başvuruyor.
Çevrede burun estetiği geçirmiş ama memnun olmayan çok kişi var, nerede hata yapılıyor ?
Bence doktor seçimin de…Burun estetiği özel ilgi isteyen bir alan, dolayısıyla her KBB uzmanı ya da her plastik cerrahın bu ameliyatı aynı mükemmellikte yaptığını söylemek yanlış olur. Özellikle zor olgularda burna hiç dokunmamak ve hastayı yönlendirmek mutsuz olabilecek bir süreci en başından engellemektir.
Başarısız olmuş burun estetiği için ikinci ameliyatı ne zaman öneriyorsunuz ?b1
Revizyon ameliyatı ile müdahale edeceğiniz alan bence cerrahi zamanlama açısından belirleyicidir ancak birinci ameliyattan sonra en erken altıncı ayda yapılmalıdır ikinci operasyon.
Başarılı bir burun estetiği için ne yapılması gerekir?
Burun estetiğinde doğal ve güzel bir sonuç için ameliyat öncesinde kişiye özel çalışılarak teknik belirlenmelidir. Doğru hastada doğru teknik mutlu sonucu getirir.
Bildiğim kadarıyla burun ameliyatı olmak isteyenlerin kafası da bu yüzden oldukça karışık, hangi teknik sizce daha iyi, açık mı ? kapalı mı?
Burun estetiği ameliyatında kullanılan iki farklı yöntem mevcut, açık ve kapalı olmak üzere. Aslında şu an burun estetiği yapan cerrahlar arasında bile fikir birliği yok, dolayısıyla hastaların kafalarının karışması doğaldır.
Sizin tercihiniz nedir burun estetiğinde?
Bakın, eğer cerrah olarak sadece bir teknikle ameliyat yaparım diğerini yapmam diyorsanız yanlış bir yoldasınız demektir. Şayet fazla risk almayayım, kolay burunları yaparım derseniz kapalı teknik ameliyatlarınızda ömür boyu yeterli olabilir. Ben bunlara 45 dk ameliyatları diyorum. Ameliyatın başlaması ve bitmesi maksimum 45 dk sürüyor. Ancak madalyonun diğer ucu farklı. Hastalarınızın önemli bir kısmı daha önce estetik olmuş revizyon olgularsa, travma ile eğrilmiş ya da burun ucu asimetrik, burun kanatlarına agresif işlemler yapacağınız hastalarsa açık tekniğin avantajlı olduğunu düşünüyorum.
Açık teknikle güzel sonuçlar alma şansı nedir ?
Bugüne kadar binlerce burun ameliyatı yapmış bir cerrah olarak kişisel görüşüm; açık tekniğe hakim bir cerrahın elinde çok zor olgularda bile inanılmaz güzel sonuçlar alabilirsiniz. Ülkemizde standart insanların burun yapıları bile oldukça sorunlu. Anadolu coğrafyasında yaşayan insanların üçte ikisinde orta yüz deformitesi mevcut, yani yüz asimetrisi var. Burun kanadı sorunlarından asimetrik burun ucuna, travmatik çökmüş burunlardan aks eğriliğine kadar değişik ve zor olguların toplandığı bir coğrafyada asimetirk yüz de varsa açık teknik yaklaşım ile burun estetiğinde daha güzel sonuçlar alınabileceğini düşünenlerdenim.
Açık teknik daha eski bir yöntem mi ?
Hayır tam tersi. Sanırım yanlış bir algı olarak kapalı tekniğin sonradan geliştirilmiş bir yaklaşım olduğu düşünülüyor. Halbuki kapalı teknik birinci dünya savaşı sırasından beri gündemde olan bir yaklaşımdır ama yıllar içerisinde burnun estetik ve fonksiyonel problemlerini çözmede yetersiz kalmasından dolayı 25-30 sene önce açık teknik tanımlanmıştır. Yani, açık teknik sanılanın aksine daha güncel bir yaklaşımdır.
Açık teknik ile iz kalma ihtimali nedir ?
Çok azda olsa böyle bir ihtimal olabilir ama kesi yapılan yeri karşı bakışta görme ya da anlama şansı zaten yoktur. Ama usulüne uygun kapatılan bir cilt de iz kalmaz. Ben açık teknikle ameliyat yaptığım hastalarımda kesi yerinde iz gibi bir sorunla karşılaşmadım
Diğer ülkelerde hangi teknik daha sık kullanılıyor ?
Açık, kapalı tercihi ülkeden ülkeye değişmektedir. Ancak örnek vermek gerekirse Burun estetiği cerrahisinin ileri düzeyde yapıldığı ülkelerden ABD ‘de vakaların 80’i açık teknikle yapılmaktadır.
Siz kapalı tekniği hiç kullanmıyor musunuz ?
Uygun hastalarda zaman zaman kapalı teknikle ameliyat yapıyorum ve oldukça güzel sonuçlar alıyoruz ama daha önce belirttiğim gibi burada önemli olan kişinin burun yapısına uygun teknik ile çalışmak gerekir. Sadece açık teknik yaparım demek nasıl büyük bir hataysa, izsiz burun estetiği yapmalıyım, bu nedenle sadece kapalı tekniği tercih ederim demek de büyük bir hatadır.
Kapalı ve açık tekniğin tam olarak farklılığı nedir ameliyatta ?
Farklılık, burun sırtındaki kıkırdak ve kemik dokuya ulaşmak için tercih edeceğiniz yola göre burun üzerindeki cildi ve eklentiyi ya tam ya da yarı şekilde kaldırmanızdır. Kapalı teknikte insanlar çok küçük bir kesiden girilerek ameliyat yapıldığını zannediyorlar ama bugün pek çok vakada burun ucu ve burun kanatlarının tüm yapıları burun içinden dışarı doğru çıkarılmakta ve işlemler yapılarak burna tekrar yerleştirilmektedir.
Siz ameliyat olacak olsanız hangi teknikle olmayı tercih edersiniz?
Eğer sorunum büyükse, burnumda aks eğriliği, asimetrik burun ucu veya travma ile çökmüş bir burun yapısı varsa, aynı zamanda fonksiyonel (burun tıkanıklığı) problemleri de çözmek gerekiyorsa açık teknik bize mükemmel bir ameliyat görüş alanı sağlayacağından açık tekniği tercih ederdim. Çünkü biliyorum ki zor vakalar da uzun dönemde yaşayacağımız burun ucu düşmesi, burun tıkanıklığı gibi problemleri açık teknikte yaşama şansımız daha azdır. Özellikle valv bölgesi sorunlarına kapalı teknikle yeteri kadar hakim olunduğu kanaatinde değilim.

 

Bu belirtilere dikkat!

BU BELİRTİLER KANSERE İŞARET EDEBİLİR

Türkiye’de her yıl yaklaşık 175 bin kişiye kanser teşhisi konuluyor. Bu hastaların büyük bir çoğunluğu ise rahatsızlığın geç fark edilmesi nedeni ile hayatını kaybediyor. Kanserde erken tanı yaşam kalitesi ve süresinin artması için çok önemli, bu hastalığı yenmenin yolu ise onu tanımak ve doğru tedavi stratejisini belirlemekten geçiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir, “4 Şubat Dünya Kanser Günü” öncesinde kanser ile ilgili bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Kanserde risk faktörlerini tanıyın

Kanser, vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerin kontrolsüz bölünmeleri, çoğalmaları, çevre dokulara ve vücudun diğer yerlerine yayılabilmeleri sonucu oluşan hastalıktır. Tek bir hastalık olmayıp, 100’den fazla çeşidi olan bir hastalıklar grubudur. Genlerimizdeki değişiklikler, yaşam tarzı ve çevresel faktörler. Bu üç ana faktörün etkileşimi kanser oluşma riskini belirlemektedir. Radyasyon, sigara içmek, alkol kullanımı, enfeksiyonlar, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivitenin azlığı dünya genelinde ana risk faktörleridir.

Kadın ve erkeklerde sık görülen kanserler farklık2

Kadınlarda meme kanseri ve tiroid kanseri en sık görülen türlerdir. Daha sonra kalın bağırsak, rahim, akciğer kanseri gelmektedir. Erkeklerde ise; akciğer kanserinden sonra en çok prostat kanseri görülmektedir. Bunu idrar kesesi, kalın bağırsak, mide kanseri takip etmektedir.

Bu belirtilere dikkat!

Meme kanseri geliyorum diyor

Meme veya koltuk altında kitle, sertlik, kalınlaşma, meme ucunda kaşıntılı, döküntülü yara ya da ağrı, meme derisinde gamzeleşme veya çekinti, aniden başlayan meme başı akıntısı meme kanseri konusunda önemli ipuçlarıdır.

Öksürük ve nefes darlığı akciğer kanserini düşündürebilir

Uzun süren öksürük, sabit göğüs ağrısı, kanlı balgam, nefes darlığı, hırıltı veya boğuk seslilik akciğer kanserine işaret ediyor olabilir. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, boyunda ve yüzde şişlik, iştahsızlık veya kilo kaybı ile kronik yorgunluk da bu hastaların en sık karşılaştığı belirtilerdir.

Tuvalet alışkanlıklarınıza çok dikkat edin

Mesane (idrar kesesi) ve prostat kanseri; idrar yaparken ağrı, sancı olması; idrarda kan görülmesi veya idrar yapma sıklığının değişmesi ile görülebilir.

Küçük bir ben cilt kanseri anlamı taşıyabilir

Vücutta yeni oluşan benlerin olması ya da yıllardır var olan bir ben veya siğilde şekil, boyut veya renk değişikliği görülmesi cilt kanserini akla getirebilir. Benlerin bir dermatoloji uzmanı tarafından düzenli takip altında olması önemlidir.

Bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler kalın bağırsak kanseri yönünden araştırılmalıdır

İshal, kabızlık, bağırsakta tam boşalmama hissi, dışkıda kan görülmesi, normalde olduğundan daha ince dışkılama önemli belirtilerdir. Karında gaz, şişkinlik hissi, krampların olması, istemsiz kilo kaybı, uzun süren yorgunluk hissi, bulantı ve kusmalar görüldüğünde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Vücudunuzdaki genel değişiklikleri önemseyin

Kişinin bedeninde ele gelen kitleler ve şişlikler, deri değişiklikleri, iyileşmeyen yaralar, bağırsak ve idrar alışkanlıklarındaki değişiklikler, beklenmedik ve anormal kanamalar ve akıntılar, yutma güçlüğü ve hazımsızlık, ses kısıklığı, açıklanmayan kilo kaybı, ateş, halsizlik ve ağrı kanserin belirtileri olabilmektedir.

Korunmak için yaşam tarzınızı düzenleyin

Sigara içmemek, alkol almamak ya da miktarını en aza indirmek, radyasyondan uzak durmak, enfeksiyonlardan korunmak, sağlıklı beslenmek, kilo dengesini korumak ve egzersiz yapmak alınabilecek başlıca önlemlerdir. Kanserde erken belirti ve bulguları öğrenerek riskleri bilmek, kanser tarama programlarına girmek de kanserden korunma konusunda önemli adımlardır.
.

 

 

 

 

 

 

 

Dünyanın en şaşırtıcı eğitim sistemi: Finlandiya

Dünyanın en şaşırtıcı eğitim sistemi: Finlandiya

… Finlandiyalı çocukların okul yaşamı, Finlandiya’nın bizzat uygulamakta olduğu gençlik ve eğitim politikalarının sonucudur; PISA testlerinin değil. Fin eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Finli öğretmenler de, ebeveynler de matematik ve ya fen derslerindeki soyut kavramları öğretmenin en iyi yolunun müzik, drama ya da spor uygulamaları olduğunu düşünür. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür. PISA testleri, okul yaşamının çok önemli olan bazı kıstaslarını değerlendirme dışında bırakıyor.

Pasi Sahlberg

Düşük maliyetler, kısa okul saatleri,  ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.

İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

-1-

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.

Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

-2-

Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

-3-

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar  not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

-4-

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

-5-

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri.

Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip.  Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

-6-

Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor.

-7-

Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

-8-

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

-9- 

Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok  daha düşük.

Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

Derleyen: Handan Saatçıoğlu 2014

 NOT: BU YAZI, BİLGİLENME VE KARŞILAŞTIRMA YAPILABİLMESİ AMACIYLA FACEBOOK’TAN ALINTILANMIŞTIR. İLGİNÇ BULANLAR VEYA İLGİ DUYANLAR GOOGLE’DA KONUYU ARAŞTIRABİLİRLER… N.M.

ÖDEMLERİNİZİ ATIN!

ÖDEMLERİNİZİ ATIN,BALON GİBİ ŞİŞMEYİN !

Bazı günler yüzük parmağıma sığmıyor,ayakkabılarım küçük geliyor,göz kapaklarım şişiyor diye şikayet ediyorsanız,ödem problemi yaşıyor olabilirsiniz.Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç ödem atmanın yolları ile ilgili bilgiler verdi.
Ödem,vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur.Ödemi hücre içi sıvının hücre dışına çıkması ile doku aralarında ve cilt altında birikmesi olarak da tanımlayabiliriz. Ödem,daha çok bayanlarda görülüyor ve ciddi hastalıkların belirtisi olabiliyor.Böbrek ve karaciğer hastalıkları,kalp-damar sorunları,hormonal hastalıklar ödeme yol açabiliyor.Ödeme neden olan durumdanlar bazıları şunlardır:Regl dönemi,menopoz,fazla kilo,az su tüketimi,fazla karbonhidrat tüketimi,bol tuzlu diyet gibi…Ayrıca Magnezyum Eksikliği/B6 Vitamin Eksikliği ve tansiyon dengesizliği de ödeme neden olabiliyor.
Tüketilen su ve tuz miktarı şişme ve ödem oluşmasında çok önemlidir. Ödemin en erken belirtileri göz kapaklarında, el, ayak ve ayak bileklerinde şişme meydana gelmesidir. Ödem ile birlikte kilo artışı da tipik bir bulgudur.Ödemin tedavisi özellikle nedene yönelik olmalıdır.Eğer hastalığa bağlı bir ödem söz konusu değilse,ilaç kullanmadan bazı tedbirlerle ödemlerinizden kurtulabilirsiniz.


Ödemden Kurtulmak İçin;
Hazır yiyecekler,et suyu tabletleri,turşular,konserveler tuz yönünden zengin besinlerdir.Bu sebeple bu besinlerin tüketimde dikkatli olunmalıdır.
Yemeklerinizi pişirirken az tuz ile edin ve tuzdan çok baharat kullanın.
Şeker tüketiminize dikkat edin.Çünkü şekerin sindirilmesinde çok miktarda su gerekir ve vücut suyu tutar. Tüketilen şeker miktarının azalmasıyla ödem sorunu da azalacaktır.
Her hangi bir sağlık sorununuz yoksa gün içinde ödem atımını hızlandıran biberiye, ısırgan otu, kiraz sapı ve funda yaprağı gibi bitkilerin çaylarından faydalanabilirsiniz.
Yeşil yapraklı sebzeler vücuttun fazla suyu atmaya yardımcı olur.Ayrıca posa içeriği yüksek olan gıdalarında bağırsakların çalışmasını arttırdığı için ödemin atılmasında katkısı vardır.Probiyotik yoğurt veya kefir tüketmeniz de fayda var.
Uykunun da ödem oluşumunda katkısı vardır.Yetersiz yani az uyumak ödem sorununun ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.Bu nedenle günde ortalama 7-8 saat uyumaya dikkat etmenizde fayda var.
Karbonhidrat içeren besinler yerine kompleks karbonhidrat içeren besinler (tam tahıllı,kepekli,çavdarlı gibi…)tüketmenizde yarar var.
Su tüketimizin düzenli olması büyük önem taşır.Her gün düzenli olarak 2 -2,5 litre su tüketmelisiniz. Özellikle egzersiz yapıyorsanız mutlaka yanınızda su bulundurmalısınız.
Fazla kilolarınız mevcutsa bir diyetisyen yardımıyla ideal kilonuza ulaşmalısınız.
ÖDEM ATICI TARİF :
-Gece yatmadan önce 1 bardak suya ,1 adet kuru hurma koyup bekletin.
Sabah hem suyu hem hurmayı tüketin. Bağırsak hareketlerinin hızlanmasına ve ödemin atılmasını sağlar.
-1 demet maydanoz, 2 salatalık ve 1 orta boy havuç suyunu karıştırıp için. Dilerseniz 1 çay kaşığı rendelenmiş taze zencefil de ekleyebilirsiniz. Günde 2 kere aralarda tüketmek ödem atmanın sihirli formülünden biridir.

Dikkat! Domuz Gribinden Beter

Uzmanlar uyarıyor: Bu salgın hastalık domuz gribinden beter!

Burun akıntısı, öksürük, ateş ya da baş ağrısı şikâyetiyle hastanelere başvuranların sayısında son dönemde ciddi bir artış yaşanıyor. Uzmanlar da son günlerde salgının boyutunun arttığını belirtiyor ve uyarıyor: “Hep korktuğumuz domuz gribi değil, maalesef daha ağır geçen H3N2 virüsü ile karşı karşıyayız. Her hasta en az 1 hafta dinlenmeli, risk grubundakiler mutlaka doktora görünmeli.”

‘DOMUZ GRİBİ OLSA DAHA İYİ’

Sabah’ın haberine göre, Prof. Dr. Selim Badur: Grip aktivitesinde bir artış var ancak bu her kış olan ve beklenen bir dönemdir. Mevsimsel grip dediğimiz H3N2 virüsü ve H1N1 virüsü ağırlıklı bir salgın. Ancak biz çoğunlukla incelediğimizde H3N2 virüsünü görüyoruz. Aslında birkaç yıl önce adından söz ettiren ve domuz gribi olarak anılan H1N1 virüsü olsa daha iyi çünkü o daha hızlı geçiyor. H3N2 daha ağır geçiyor. Bu grip virüsü saptananların yüzde 80’inden fazlasında H3N2 virüsüyle karşılaşıyoruz. Yaklaşık 1 hafta istirahat etmek gerekiyor. Antibiyotiklerin maalesef etkisi yok. Antiviral ilaçlar bulguların ortaya çıkmasından itibaren 48 saat içinde kullanılması gerekiyor. Geç kalındığında pek işe yaramıyor. Aşılanmak için de henüz geç değil. Şubat sonuna kadar aşılanma yapılabilir.

‘PİYASADA İLAÇ BULMAK ZOR’

Prof. Dr. Önder Ergönül: İnfluenza A ile karşı karşıyayız. Bu H1N1 ya da H3N2 virüsü olabiliyor. Domuz gribi dendiği zaman insanlara hala çok kötü geliyor ancak domuz gribi aslında hafif bir türdür. Daha geç geçen daha ağır seyreden bir tablo görüyoruz. Aralık başı, ortası gibi başlayan salgın şu sıralar en yüksek seviyeye ulaştı. Giderek sayılar artıyor. Evde istirahat, işe ya da okula rahatsızlık bitmeden dönmemek yayılma hızını da azaltır. Kronik rahatsızlığı olan, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlılar, hamileler mutlaka doktora danışmalı. Yalnız bir sıkıntı da ilacının piyasada pek bulunmaması. Etken madde oseltamivir içeren 3 ilaç şu anda piyasada çok zor bulunuyor. Hastalar boş yere de antibiyotik kullanmamalı. (Vatan)

Yüz güldüren tedavi!

İDRAR KAÇIRMADA YÜZ GÜLDÜREN YENİ TEDAVİ !!

 
Tüm dünyada yaygın olan idrar kaçırma sorunu, ülkemizde de birçok kadının çözüm aradığı bir konu olmaya devam ediyor. Her geçen yıl tıp dünyasında yeni yöntemlerin uygulanmaya başlaması, bu konuda problemli olan kadınların da yüzünü güldürüyor.İşte bu yeni yöntemlerden biri olan Manyetik Pelvik Taban Stimulasyonu hakkında Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Cengiz Bahadır önemli bilgiler verdi.
MANYETİK PELVİK TABAN STİMULASYONU
İdrar kaçırma (inkontinans) nedenleri nelerdir?
Kadınlarda idrar kaçırmanın çok sayıda nedeni vardır. En sık sebepler mesanenin enfeksiyonları (sistit), zor doğumlar, çok sayıda doğum yapmak, menopoz sonrası rahim sarkmaları, mesane taşları, rahim ve diğer genital organlardan geçirilen operasyonlar sayılabilir. Ayrıca sinir sistemi kaynaklı felçler, Alzheimer ve demans gibi hastalıklar da sık rastlanılan idrar kaçırma nedenleri arasındadır. Yine şeker hastalığı, obezite de idrar kaçırma nedeni olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda kas gevşeticiler, idrar söktürücüler, sinir sitemine etkili ilaçlar, tansiyon ilaçları da idrar kaçırma nedeni olabilir.
Bu idrar kaçırma nedenleri arasında sık rastlanılan zor doğumların ayrı bir önemi vardır. Uzamış zor doğumlar sırasında mesaneyi yerinde tutan kaslarda küçük yada büyük yırtıklar oluşabilmektedir. Bu tip durumlarda mesane doluyken hapşırma, öksürme ve ağır bir yük kaldırma ile idrar kaçırma oluşur ki bu duruma stres inkontinansı denir. Bu durum ilerlerse mesane tam dolu değilken bile idrar kaçırma olabilir.
Birde “urge inkontinans” değimiz bir diğer sık rastlanılan idrar kaçırma şekli vardır. Bu durumda hasta idrarının geldiğini hisseder ama tuvalete gidene kadar bir miktarını kaçırır. Bu durum genelde sistit gibi kronik mesane enfeksiyonlarında ve diğer genital sistem rahatsızlıklarında görülebilir. Bazen bir neden tespit edilemeyebilir.
İdrar kaçırma nasıl tedavi edilmelidir?
İdrar kaçırmanın başarılı bir şekilde tedavi edilmesi için kaçırmanın nedeninin tam olarak ortaya konması gerekir. Çoğu hastada hastanın şikayetlerinin dinlenmesi bile tanı için yeterli olabilir. İdrar yolları ultrason incelemesi, idrar testi de ayırıcı tanıda yardımcı olabilir. Zor olgularda ise ürodinami olarak adlandırılan ve idrar kaçırmadaki bozukluğu tam olarak ortaya koyabilen özel bir test uygulanmaktadır. Gerekli testlerle idrar kaçırmanın sebebi ortay konduktan sonra tedaviye geçilebilir.
İdrar kaçırma tedavisinde egzersiz, manyetik kas stimulasyonu, ilaç tedavisi ve son olarak çeşitli ameliyat yöntemleri uygulanabilir.


Egzersiz
Tedavinin olmazsa olmazıdır. Hastaya deneyimli bir fizyoterapist tarafından pelvik taban kaslarını nasıl kullanması gerektiği öğretilir. Yaptırılan özel egzersizler ile idrar tutmaya yardımcı kasların gücü artırılır. Hasta bu egzersizleri evinde de kendi uygulamaya devam eder. Egzersiz tedavisinin tek olumsuz yanı hastada belli bir bilinç düzeyi gerektirmesidir. Yani Alzheimer’li ve felçli hastalarda uygulanması zordur. İlaç ve manyetik stimülasyon tedavisi ile kombine olarak kullanılabilir.
Manyetik Pelvik Taban Stimulasyonu
Bu yeni yöntemde özel bir cihaz ile pelvik taban kasları manyetik akım ile uyarılır. Bu sistemde hasta içine manyetik koil yerleştirilmiş özel bir koltuğa oturur. Hastanın kıyafetlerini çıkarmasına gerek olmayıp günlük kıyafetleri ile oturabilir.Uygulanması son derece kolay ve ağrısızdır. Manyetik stimulasyon uygulandığında hasta pelvik kaslarının kasıldığını hisseder. Haftada 2-3 kez 20 dakika süreyle uygulanır. Hastanın klinik durumuna gire 15-20 seans yeterli olur. Duruma göre seansların arası açılarak daha uzun süreler de uygulanabilir. Bu yöntem idrar tutmayı sağlayan kasların güçlenmesine sebep olarak idrar kaçırmayı tamamen ortadan kaldırabilir yada azaltır. Bir çok bilimsel çalışma ile yöntemin etkinliği ispatlanmış olup ABD’de FDA tarafından da onaylanmıştır. Yalnız tek başına değil mutlaka pelvik taban egzersizleri ile beraber uygulanmalıdır.
Manyetik Pelvik Taban Stimülasyonu hangi hastalarda kullanılabilir ?
Zor doğum ya da çok sayıda doğuma bağlı olarak pelvik taban kasları zayıflayan ve stres inkontinansı olan hastalar, urge inkontinans vakaları, ameliyat olamayacak hastalar bu yöntemden çok fayda görebilir. Erkeklerde prostat operasyonu sonrasında görülen idrar kaçırma şikayetlerinde de yöntemin etkinliği gösterilmiştir.
Manyetik Pelvik Taban Stimülasyonu  Tedavisinin yan etkisi var mıdır?
Yapılan çalışmalarda herhangi bir yan etki gözlenmemiştir.
İlaç Tedavisi
Uygun hastalarda bazı ilaçlar ile idrar inkontinansı kısmen azaltılabilir. İlaç tedavileri özellikle stres ve urge inkontinans vakalarında etkilidir. İlaç tedavisi uygun hastalarda manyetik stimulasyon ve egzersiz tedavileri ile kombine edilmelidir.
Cerrahi Tedavi
Bu tedavi yöntemleri ile şikayetleri azalmayan hastalarda cerrahi yöntemler uygulanabilir. Son yıllarda daha basit yöntemler geliştirilmiş olup uygun vakalarda başarılı sonuçlar alınmaktadır.

 

Kar Gözünüzün Dostu Olmayabilir!

Kar Gözünüzün Dostu Olmayabilir!

Kış mevsimini en yoğun hissettiğimiz şu günlerde ülkenin dört bir yanını beyaz örtü kaplamış durumda… Ancak seyrine doyulamayan kar manzaraları içimizi ferahlattığı kadar gözlerimizi de karartabilir. Güneşten gelen ultraviyole ışınların kar ya da buzdan yansımasıyla gözde oluşan kar körlüğünü Hisar Intercontinental Hospital Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Uzmanı Op. Dr. Faruk Eroğlu’na sorduk…

Kar körlüğünün belirtileri ve yol açtığı rahatsızlıklar;

Ultraviyole keratiti olarak da bilinen, gözün ani ve yoğun ultraviyole ışınlara maruz kalması sonucu oluşan kar körlüğü göz kapaklarında ve konjonktiva tabakasında (göz akını ve kapakların içini kaplayan ince zar) kızarıklıklara ve yanıklara yol açar. En önemli etkisini ise gözün en ön kısmında bulunan kornea tabakasında gösterir. Buna bağlı gözlerde yanma, batma hissi, sulanma, ağrı ve fotofobi (aşırı ışık hassasiyeti) oluşur. Göz kapaklarında istemsiz kapanma (blefarospazm) görülür. Gözde oluşturduğu hasarın şiddetine göre ise farklı derecelerde bulanık görmeye de yol açabilir.

Ani ve yoğun şekilde ultraviyole ışınlara maruz kalan gözlerde hassasiyet ve şikâyetler 6-8 saat sonra başlar ve birkaç gün sürebilir. Fakat gözlerde oluşan hasarın boyutuna göre bu süre 1 haftaya kadar uzayabilir.

Kar körlüğünün gözlerde oluşturduğu tahribatın ve rahatsızlığın etkisini en aza indirmek için;

  • Gözlerinizi bol suyla yıkayın.

  • Göz kapaklarınıza soğuk pansuman yapın.

  • Gözlerinizde oluşan ağrıyı hafifletmek için suni gözyaşı, çok ağrılı durumlarda ise hekiminizin kontrolünde ağrı kesiciler kullanın.

  • Kesinlikle gözlerinizi ovuşturmayın. Çünkü ovuşturma rahatsızlığınızın daha da ilerlemesine ve korneada yaralanmalara yol açabilir.

  • Gözlerinizde ağrı, bulanık görme gibi şikayetleriniz varsa hiç vakit kaybetmeden göz hekiminize başvurun.

Kar körlüğüne maruz kalmamak için alınması gereken önlemler;

  • Karlı havada mutlaka ultraviyole blokajlı koyu renkli güneş gözlükleri kullanın.

  • Koruyucu suni gözyaşı damlaları kullanın.

  • Kışın kullanacağınız güneş gözlüğünü seçerken geniş çerçeveli, göz ve çevresini tamamen kaplayanları tercih edin.

  • Gözünüzde daha önce yaşadığınız göz hastalığı, göz ameliyatı ya da göz kuruluğu gibi herhangi bir problem varsa daha dikkatli hareket edin.

Birinci kurbanı çocuklar

Sigara dumanı, insan hakları ihlalidir

Pasif içiciliğin birinci kurbanı çocuklar!

 

Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. İhsan Karaman “Sigara içmeyen bireyin başkasının sigara dumanına maruz bırakılması bir insan hakkı ihlalidir. Kişinin temiz hava solumasının önüne geçmek onu sağlıklı yaşam hakkından mahrum etmektir” dedi.

“10 Aralık İnsan Hakları Günü” dolayısıyla bir açıklama yapan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman,Pasif içiciliğin; başkalarının içtiği sigara dumanına veya sigara dumanı içeriğinde bulunan kimyasal maddelere maruz kalmak olarak tanımlandığını belirtti. Karaman, “Kendisi sigara içmeyen birinin sigara dumanına maruz bırakılması bir insan hakkı ihlalidir” dedi.

Dünya genelinde her 100 ölümden biri pasif içiciliğe bağlanıyor. Bu da yılda 168 bini çocuk olmak üzere 600 binden fazla kişinin pasif içicilikten dolayı öldüğü anlamına geliyor. Bu sayıya aktif içicilikten her yıl ölen 5,1 milyon kişi eklendiğinde sigaradan ölenlerin sayısı 5,7 milyona çıkıyor.

Tahminlere göre, ev içinde sigara içen anne babalarından kendilerini koruyamayan çocuklar pasif içiciliğin birinci kurbanları oluyor. Pasif içicilikte ölenlerin yüzde 28’i çocuklardan oluşuyor.

Sigara içilen evler, otomobiller, trenler, kahvehaneler vb. ortamların sigara içmeyenleri pasif içici durumuna getiren yerler olduğunu belirten Karaman, şunları kaydetti:

“Sigara içen kişinin sigara dumanından pasif içiciler ciddi zarar görmektedir. Tütün dumanında 60’ın üzerinde kansere neden olan kimyasal madde bulunmaktadır. Sigara kullanmayan kişinin sigara dumanına maruz kalması halinde solunum yolları rahatsızlıkları, gözlerde yanma, öksürme, baş ağrısı ve dikkat azalması gibi olumsuz etkiler ortaya çıkar.”

 

Dikkat! Son 5 gün

Doktora gidecekler dikkat! Son 5 gün

 

Avuç izi olmayan kişiler özel hastanelerde tedavi olamayacak. Bunun için de son 5 gün kaldı. Biyometrik kimlik doğrulama sistemine dahil olmanız gerekli.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun başlattığı Biyometrik Kimlik Doğrulama Sistemi için son 5 gün kaldı.

1 Aralık 2013 tarihinden itibaren özel hastanelerde avuç izi olmayan SGK’lıların tedavileri yapılmayacak. Bu sebeple bu ay sonuna kadar avuç izi tanımlamasına geçmiş olmanız gerekiyor.

12 Nisan 2013 tarihinden bugüne yaklaşık 1 milyon 200 bin kişi biyometrik kimlik ile kayıt altına alındı. Yine bu yöntemle yaklaşık 4 milyon 400 bin başvuru doğrulandı. Kurumun bu sistem sayesinde tedavi harcamalarında önemli oranlarda tasarrufa geçmeye başladığı öğrenildi.

1 ARALIK SON GÜN

Özel sağlık tesislerinde 01.12.2013 tarihi itibariyle biyometrik kimlik doğrulaması yapılmadan muayene provizyonu verilmeyecek. Bu da demek oluyor ki avuç izini tanımlatmayan hastalar özel hastanelerde sıkıntı yaşayacak.

Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü, 12.04.2013 tarihindeki duyurusu sonrasındaki ilk başta 20 pilot ilde uygulanan biyometrik doğrulama sistemi, 01.09.2013 tarihinden itibaren ise özel sağlık tesislerinde olmak üzere tüm Türkiye’de geçildi. Biyometrik kimlik doğrulama sistemine üniversitelere bağlı hastanelerde de 01.09.2014 tarihine kadar geçilmiş olacak. 01.12.2013 tarihi itibariyle yine 2. Basamak özel sağlık tesislerinde biyometrik kimlik doğrulaması yapılmadan muayene provizyonu verilmeyecek.

BİYOMETRİK KİMLİK NASIL ALINACAK?

Biyometrik kimlik almak için neler gerekli?

*TC kimlik numarası olan nüfus cüzdanı veya sürücü belgesi, pasaport gerekli.

NEREDEN ALINIR?

BİYOMETRİK kimliğinizi hastane bankolarına kurulan Biyometrik Kimlik Doğrulama Ünitesinde (BKDÜ) oluşturabiliyorsunuz. BKDÜ’de her iki ele ait biyometrik avuç içi verisi SGK kayıt sistemine geçiriliyor.

BU UYGULAMA NİYE VAR?

SGK, T.C. Kimlik numarasıyla yapılan usulsüzlükleri engellemek amacıyla, biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulama sistemlerini kullanma yoluna gitti. SGK, biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulanması ile sağlık hizmetinin sunulması sırasında vatandaşın gerçekten hastanede olup olmadığından emin oluyor.

DÜNYADA BİR İLK

Her insana özgü olarak var olan, kopyalanması kesinlikle mümkün olmayan ve sadece canlı olarak hastanın bizatihi kendisinin sağlık hizmet sunucusunda olması ile alınabilen biyometrik damar izi, dünyada da ilk olarak ve bu kadar büyük bir çapta SGK tarafından hayata geçirildi. Kurum yetkilileri, bu projenin dünya çapında bir başarı öyküsü olduğunun altını çizerek, gerek ülke ekonomisi, gerekse dünya ülkeleri ekonomileri açısından kayıp kaçakla mücadelede stratejik bir araç olarak çok önemli katkılar sağlayacağına dikkat çekti.

Ataşehir”de şüpheli ölüm

Ataşehir”de şüpheli ölüm

 

 

Ataşehir Kayışdağı Mahallesi Okul Sokak’taki binanın en alt katındaki dairede arkadaşıyla birlikte oturan 22 yaşındaki genç ölü bulundu.

Olay Kayışdağı Mahallesi Okul Sokak 12 numaradaki apartmanın bodrum katında meydana geldi. Hurşit Say (22) ile aynı evi paylaşan Engin Çetinbaş, sabah uyandığın da arkadaşının yerde hareketsiz yattığını gördü. Say’ı uyandıramayan Çetinbaş, yardım istemek için dışarıya çıtı. Ancak bu sırada daire kapısı da kapanınca itfaiye ekiplerine haber verildi. Olay yerine gelen itfaiye ekiplerinin daire kapısını açmasının ardından içeriye giren sağlık ekipleri Say’ın öldüğünü belirledi.
Bir restoranda garson olarak çalıştığı öğrenilen Say’ın vücudunda darp izine rastlamadığı öğrenildi.

Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmalarını tamamlamasının ardından Say’ın cesedi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Say’ın ölüm nedeni incelemenin ardından netlik kazanacak

Diz Kireçlenmesinde Yeni Umut

Diz Kireçlenmesinde Yeni Umut: PRP Tedavisi
İnsan vücudunun hastalıkları iyileştirme potansiyeli olduğu biliniyor. Kişinin kendi kanıyla iyileşmesine imkân veren PRP tedavisi de bu potansiyeli kullanan yeni yöntemlerden biri…Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Cengiz Bahadır yöntemle ilgili önemli bilgiler verdi.
PRP tedavisi nedir ?
PRP İngilizce “Platelet Rich Plasma” ifadesinin baş harflerinin kısaltması olup, “trombositten zengin plazma” anlamına gelmektedir. PRP tedavisi başlangıçta anti-aging’e yönelik kozmetik amaçlı bir tedavi olarak geliştirilmiş ama sonraları kas iskelet sistemi hastalıklarında da iyileştirici etkisi fark edilerek bu alanda kullanılmaya başlanmış yeni bir yöntemdir. Bu yöntemde ilaç hastanın kendi kanından hazırlandığından doğal bir tedavi yöntemidir.
PRP enjeksiyonu bir tür semptom baskılayıcı uygulama olmayıp hastalığın kendisini tedavi etmeye yönelik bir yöntemdir.
PRP nasıl elde edilir ?
Hastadan damar yolu ile yaklaşık 20 cc kadar kan bu iş için özel olarak hazırlanmış pıhtılaşma önleyici ilaç ihtiva eden tüpe alınır. Alınan kan özel santrifüj işleminden geçirilir. Santrifüj işleminden sonra kanın trombosit dışındaki hücreleri tüpün dibine çöker ve üzerinde trombosit hücrelerinden zengin sarı renkli bir plazma sıvısı kalır. Bu üstte kalan sıvının dip kısmında trombositlerin daha yoğun olduğu bölgeden her milimetre küpünde yaklaşık 1 milyon trombosit hücresi olan plazma enjeksiyonun uygulanacağı enjektöre çekilir. Son olarak enjeksiyon yapılmadan önce bu plazmaya trombositleri aktive edecek ilaç (kalsiyum klorür) eklenir. PRP artık kullanıma hazırdır ve bu aşamadan sonra bekletilmeden uygun teknikle dize enjekte edilir.
PRP vücutta nasıl etki eder ?
Trombosit temelde kanın pıhtılaşmayı sağlayan hücresi olup içerisinde büyüme faktörü ve bazı doğal koruyucu maddeler içerir. PRP yöntemi ile trombositten zenginleştirilmiş plazmaya eklenen ilaç ile trombositler aktive edilir. Böylece trombositlerin içerdikleri iyileştirici faktörlerin açığa çıkması sağlanır. Trombositten zenginleştirilmiş plazma sıvısı doğal bir ilaç gibi etki gösterir. Yaralanmanın ve zedelenmenin olduğu tendon kıkırdak gibi yapıların hücrelerini uyararak o bölgedeki iyileşmeyi hızlandırır. PRP ‘nin özellikle diz kireçlenmelerinde görülen kıkırdak zedelenmeleri ve aşınmaları üzerine iyileştirici etkisi gösterilmiştir. Bu gibi durumlarda PRP yavaş ortaya çıkan ama daha uzun süreli tedavi sağlayabilmektedir.
PRP nasıl uygulanır ?
Diz kireçlenmelerinde diz eklemi içine birer ay arayla üç kez uygulanır. Tenisçi dirseği, aşil tendiniti, omuz tendon yırtılmaları gibi durumlarda ise genelde birer ay arayla 2 enjeksiyon uygulanmaktadır. Halk arasında horoz ibiği yada kıkırdak iğnesi olarak bilinen Na- hyalurinat enjeksiyonları ile beraber kısa zaman aralıkları ile uygulanabilir. Bununla beraber yakın ara ile yapılan kortizon enjeksiyonu PRP tedavisinin iyileştirici etkisini azaltır.
PRP hangi hastalıklarda kullanılır ?
PRP tedavisi en sık diz kireçlenmelerinde, dizde kıkırdak hasarlanmalarında, erken yaşta ortaya çıkan kıkırdak aşınmalarında kullanılmaktadır. Bununla beraber tenisçi dirseği, omuz tendon romatizmaları ve yırtıkları, aşil tendiniti ve sporcularda rastlanan diğer tendinitlerde de kullanılmaktadır.
PRP tedavisinin iyileştirici etkisi ne zaman başlar ?
Enjeksiyondan sonra birkaç hafta içinde yavaş başlar ve iyileşme süreci 3 ay ile 12 ay arasında devam eder. Bu nedenle PRP enjeksiyonları sonrası kortizon enjeksiyonlarında olduğu gibi hızlı bir ağrı azalması olmaz. Özellikle diz kireçlenmerinde PRP enjeksiyonu sonrası ağrı yavaş yavaş azalır ve aylar içinde geçer. Bununla beraber kortizon uygulamalarında görülen 6 ay-1 yıl sonra şikayetlerin tekrarlaması, PRP tedavisi sonrası sık gözlenen bir durum değildir. PRP tedavisi mutlaka diz egzersizleri ve kilo verme programları ile desteklenmelidir. Ayrıca fizik tedavi ile beraber uygulandığında sonuçlar daha da başarılı olmaktadır.

PRP uygulamasının yan etkisi var mıdır?
PRP yönteminin yan etkisi yoktur. Yalnızca yapıldığı bölgede geçici bir ağrı ve hafif şişme yapabilir. Bu etki bir kaç gün içinde kendiliğinden geçer ve herhangi bir zararı yoktur. Bu durumda buz uygulama ve kısa süreli ağrı kesiciler kullanılabilir.
Bu doğal tedavi yöntemi ile ilgili veriler henüz çok fazla olmasa da sonuçlar umut vaat etmektedir. PRP tedavisi ile ilgili devam eden araştırmalar olumlu sonuçlar vermekte ve uygulama alanları giderek artmaktadır. Bizim kendi kliniğimizdeki uygulamalarımızdan kazandığımız tecrübelerimiz, PRP tedavisinin yaşlanan toplum ile birlikte çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen diz kireçlenmelerinin tedavisinde geleneksel yöntemlere güçlü bir alternatif olduğunu göstermektedir.
Hepinize ağrısız günler dilerim, sağlıcakla kalın
Doç.Dr.Cengiz Bahadır, MS

 

MUHTEŞEM İKİLİ; DİYET+SPOR

MUHTEŞEM İKİLİ; DİYET+SPOR

 
Uzun dönemde formda kalmanın tek yolu egzersizi ve sağlıklı beslenme programınızın günlük yaşantınızın çalışmak ve aile ve dostlarla temasta olmak gibi bir parçası haline getirmektir.Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç konu ile ilgili bilgiler verdi.
Hem iyi bir diyet hem de iyi bir egzersiz sağlık için önemlidir.Beslenme programı ile iyi bir egzersiz planını birleştirmek kilo verilmesini ve kilo korunmasını daha da çok kolaylaştırır.Fazla kalori harcamak için egzersiz mutlaka gereklidir. Fizik egzersiz azlığı yalnız şişmanlığa gidişi kolaylaştırmakla kalmaz, kroner kalp hastalığı riskini de arttırır. Yani vücudunuz bir çok hastalığa kapılarını aralamış olur. Egzersiz bir zayıflama programı için oldukça değerlidir ve kasları güçlendirmeye, enerjinizi arttırmaya ve kendinizi sağlıklı hissetmenize yardımcı olur. Zayıflayan insanların genel problemlerinden ve şikayetlerinden biri enerji eksilmesidir.
Egzersizin vücudumuza yararları çoktur.Ancak sadece bir egzersiz planına bağlı olarak hızlı bir şekilde zayıflamayı umut etmek yanlıştır.Kilo verimi düzenli olmalı ve en iyi olarak doğru yeme alışkanlıklarının düzenli egzersizle birleştirilmesiyle olur.Fakat tabii ki ufak bir egzersizin bile yağ yakılmasına katkıda bulunacağını unutmamak gerekir. Yakılan bu yağ, günlük kilo dalgalanmalarında görünmeyecek kadar küçük olabilir, ama her küçük parçanın yardımı vardır. Ayrıca egzersizin protein ihtiyaçlarını da arttırabileceği akılda tutulmalıdır.
Yavaş yürüme gibi hafif egzersizleri bile önleyen fiziksel bir yetersizliğiniz varsa, hemen pes etmemelisiniz. Sadece aldığınız kaloriyi azaltarak da başarıyla zayıflayabilirsiniz. Tabii bu daha uzun zaman alır.Egzersizle ilgili problemlerden biri motivasyonu korumaktır. Birçok insan zayıflama hedeflerine ulaştıktan sonra, giderek dikkatli yeme programlarının yanı sıra egzersiz programlarına da ilgisini yitirmektedir. İlk olarak bir ya da iki antrenman atlanır, sonra bir defada birkaç tane ve bu böyle devam eder. Bunun sonucunda da bir süre sonra kendilerini yine eski sabit alışkanlıkları içinde bulurlar.


Yağlardan ve Sorunlardan Kurtulun
Tahıl ürünleri, meyve, sebze, gibi lifli besinler tüketerek karındaki alfa yağ hücrelerini eritebilirsiniz.Sindirim sisteminin düzenli olarak çalışmasına özen göstermelisiniz ve su tüketiminizi (günde en az 2 litre su yeterli olacaktır)asla atlamamalısınız.Tahıl ürünlerinin şekerle veya turunçgillerle karıştırılması gaz şikayetlerine yol açabiliyor.Bu nedenle besinleri aynı anda tüketmemeye özen göstermelisiniz. Gaz şikayetlerini gidermek için papaya ya da ananas yemenizde fayda var. Rafine edilmiş karbonhidratlardan ve baklagillerden, uzak durun. Çiğ sebzeleri küçük küçük doğrayarak ya da rendeleyerek tüketin. Sabahları uyanır uyanmaz bir bardak bitki ya da meyve çayı için. Çay, gün içinde yenilen yiyeceklerin daha hızlı ve daha kolay yakılmasını sağlıyor. Bu da karnın düzleşmesi için en önemli etkenlerden biridir. Turunçgiller, sindirim sisteminin işlevini güçlendiriyor. Bu sebeple her gün öğleden önce ya da sonra portakal, greyfurt veya mandalina tüketin. Dilerseniz taze sıkılmış meyve suyunu tercih edebilirsiniz. Ancak tercih ettiğiniz meyve suyuna bir kaç damla limon suyu eklemeyi unutmayın.
Hızlı yemek yememeye özen gösterin.Çünkü hızlı yemek yemeniz daha fazla hava yutmanıza neden olur. Yuttuğunuz havanın dışarı çıkması da sizi gereksiz bir sıkıntıya sokar. Yemeklerden sonra mutlaka biraz adım yürüyün. Çünkü hareketler yoluyla, gazlar bağırsakta ağrıya yol açmayacak ve birikmeyecek şekilde vücuda dağılır. Olgun çiğ meyveler yiyebilirsiniz ama fırında patates, komposta veya haşlanmış meyveler sindirim sisteminiz için çok daha sağlıklıdır. .
Spor Yapma Alışkanlığını Mutlaka Edinin
Sporsuz bir hayata ‘‘Hayır’’ demelisiniz.Düzenli egzersiz yapmaya başlarsanız,hareket etmeyi de daha çok sevmeye başlarsınız.Çünkü hareket yaparak kazandığınız form ve enerdi en fazla iki gün sürer.Bu nedenle de egzersiz için iki günlük bir sıklık yeterlidir.Açık havada egzersiz yapmayı tercih edin.Koşu bandı yerine açık havayı seçmenizde fayda var. Hareket sırasında beyin başka düşüncelerden arınıp, vücudun hareketlerine odaklanıyor. Böylece beyin-vücut bir bütün olarak bir ritm içine girmiş oluyor.Bu da sağlıklı düşünmemizi sağlıyor.Haftada üç kez yarımşar saatlik setler halinde yapılmış egzersiz ideal, ama bu 30 dakikayı illede aynı anda yapmanız gerekmiyor. 30 dakikanız yoksa, bunu 10 dakikalık 3 set halinde yaparak da aynı sonuca ulaşırsınız.Tabii ki doğru beslenmeyi de unutmamak gerekiyor.En başta söylediğimiz gibi egzersiz + doğru beslenme sağlıklı bir vücudun olmazsa olmazlarındandır.

Burnunuz Kişiliğinizi Ele Veriyor…

Burnunuz Kişiliğinizi Ele Veriyor…

Burun, en göz önünde olan organlarımızdan bir tanesidir.Burnun bazı görevleri olduğu gibi aynı zamanda burun tipi kişiliğimizi de ele verebiliyor.Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op.Dr.Bahadır Baykal konu ile ilgili bilgiler verdi.

Tarih boyunca yüz yapısıyla insan karakterinin ilişkili olduğu düşünülmüş hatta geçmiş dönemlerde özellikle erkeklerin burun yapısı, liderlik gerektiren görevlerde önemli bir referans kabul edilmiştir.
Aslında yüzümüzdeki her noktanın insan karakteriyle ilgili belli bir anlamı bulunmakta… Alnı geniş olanlar entelektüel, iri gözlüler açık sözlü, küçük çenesi olanlar da uysal oluyor. Kepçe kulaklı olanlar konuşkanken,alt dudağı büyük olanlar da miskin…
Peki, yüzümüzdeki en dikkat çekici organ olan burnumuz, acaba karakterimizi nasıl ele veriyor? Bu konuyla ilgili araştırmacıların üzerinde fikir birliğine vardığı nokta, geniş burnun kendine güven ve sosyal bir yapıya, dar burnun ise kontrolcü ve garantici bir kişiliğe işaret ettiği… Geniş ama düz bir burnun sosyal olduğu kadar kararsızlığı vurguladığı, kemerli ve iri burnun ise idealistliğe, lider olma isteğine vurgu yaptığını söyleyebiliriz. Aynı şekilde düşük burun ucu olan kişilerin iletişim kurabilme yetenekleri üst düzeydeyken, yuvarlak burun yapısı parasal başarı ve tasarrufa düşkünlüğe işaret eder.
Burun estetik ameliyatları estetik yüz ameliyatları arasında en sık yapılan operasyon.Sokaklarda,cafeler de birbirine benzeyen yüzlere baktıkça estetiğin farklılık değil benzerlikler getirmeye başladığını görüyoruz.
Estetik sizi bir başkasına benzetmemeli farklılaştırmalı diyen Op Dr Bahadır Baykal fonksiyonel estetik burun ameliyatlarını oldukça sık yapan bir cerrah. Karakteristik burun estetiği kavramından yola çıkan Dr Baykal’a göre “ Burun estetiği ile daha güzel bir burna kavuşmak pek çok cerrah veya kişi için yeterli olabilir ancak burnun yüzdeki karakteristik yapısını yüz harmonisine uyarlamak ve karakteristiğini bozmadan estetik dokunuşu tamamlanmak şart,aksi halde ifadesiz bir yüz görünümü ortaya çıkıyor ki bu durum estetiğin ruhuna aykırı.
Asistanlık sürecimizden beri burnun anatomisini,fizyolojisini ve estetik dokunuş için gerekli cerrahi yöntemleri öğrendik.Ancak cerrahi felsefeyi burnun yüzdeki karakteristik ifadesini inceleyen, doğu kültüründe ‘ilm-i sima’ diye bilinen fizyonomi ile bir araya getirmek karakteristik burun estetiğinin olmazsa olmazı.Karakteristik burun estetiği de farklı yüzlerin..
Kalkık Burun
Kendine güven ve yeni fikirlere açık olma halinin yanı sıra karşı cins için çekici oldukları kabul edilir. Para kazanma odaklı değildirler. Samimi, cömert ve açık kalpli ama kimi zaman da bir o kadar inatçıdırlar… İstemedikleri bir şeyi onlara asla yaptıramazsınız. Cambridge Düşesi Kate Middleton. kalkık burunlu yüzün iyi örneklerden biri…
Uzun ve Düz Burun
Yunan burnu diye tanımlayabileceğimiz bu burun şekli dünyada %3 oranında nadir olarak görülür. Disiplinli, dürüst, sadık ve güvenilir bir karaktere işaret eder. Mevcut koşullar ne olursa olsun başarılı duruşu severler. Hayatlarında hedefledikleri her işte başarı odaklıdırlar. Beren Saat’in burun yapısı örnek olarak gösterebilirim.
Şahin Burun
Bu tip insanlar genellikle sıra dışı ve asi olma eğilimindedir. Onlar için diğer insanların ne düşündüğü önemli değildir. Hayatı günahıyla sevabıyla kendi inandıkları doğrularla sürdürürler. Barbara Streisand ve Kenan İmirzalıoğlu bu tip burna sahip ünlülere örnek olarak verilebilir.
Aşağı Doğru Eğimli Burun
Aşağı doğru eğimli burun, kökten uca kadar aşağı yönlü bir eğim çizer. Bu tip burna sahip olanlar mükemmeliyetçi olduğu kadar şüphecidirler.Seçim yaparken oldukça zorlanırlar. Zorluklar karşısında pes etmeyi sevmezler, bu burna sahip olan ünlülere örnek olarak Prens William ve Tarkan verilebilir.
Geniş burun
Geniş burunlular kendi halinde,duygusal ve spontan tepkilerinin abartılı olduğu, kararsız kişilerdir.Bu kişilerin oldukça geniş hobi ve ilgi alanları vardır.Sosyaldırlar,kolayca arkadaş edinebilir,dostluklar kurabilir.eğer burun delikleri de genişse cömert olurlar,daha özgür yaşama meylederler.Ülkemizde Orhan Gencebay’ın dünyada ise Sarah Jessica Parker’ın burnu.