DEAŞ BİTİYOR MU DÖNÜŞÜYOR MU?

Terör örgütü DEAŞ, işgal ettiği toprakların büyük bölümünü kaybederken militan kadrosunun akıbeti merak konusu.

İslam dünyasına büyük yıkımlar getiren terör örgütü DEAŞ, işgal ettiği toprakların büyük bölümünü kaybetti. Ancak örgüt, onbinlerce militanından geriye kalan binlercesiyle yeni stratejilere yönelme potansiyelini koruyor.

Suriye’de 2014 sonunda toprakların üçte ikisini işgal ederek zirve noktasına ulaşan DEAŞ, 2015’ten bu yana hızla elindekileri kaybediyor.

DEAŞ, Ayn el-Arab (Kobani) kuşatmasının ardından ABD ve uluslararası koalisyonun desteği alan PKK/PYD’ye karşı Halep’in doğusunda ve Rakka kuzeyinde giriştiği çatışmaları kaybederek bu bölgeleri boşaltmıştı.

Böylece 2016 eşiğinde Halep kuzeyinden Rakka güneyine uzanan bir eğride sıkışmıştı.

Rusya ve rejim karşısında da Halep ve Humus’ta büyük alanlar kaybeden örgüt Deyrizor bölgesine çekilmiş, Rakka’da kent merkezinde ABD destekli terör örgütü PKK/PYD tarafından kuşatılmıştı.

DEAŞ’ın Suriye’de kendisini var eden yabancı savaşçı merkezli politikasının tıkanması ve insan kaynağı sorunu yaşaması askeri olarak kaybettiği alanları geri kazanma girişimlerinin sonuçsuz kalmasına neden oldu.

Rakka kuzeyinden başlayan ABD ve uluslararası koalisyonun PKK/PYD işbirliği ile saldırılarına karşı, 2016 yılında öldürülen, örgütün sözcüsü Adnani yaklaşık 2 yıl önce çöllere çekiliriz açıklaması yapmıştı.

Örgütün bu kayıpları, öngördüğü ve devlet iddiasını kendilerinin de tam olarak somutlaştıramadığının ilk göstergesi idi.

HUMUS ÇÖLÜNDE KUŞATMA İHTİMALİ

Bugün ise öldürülen Ebu Muhammed Adnani’nin dediği gibi DEAŞ, Suriye’nin doğusunda hızla geri çekiliyor. Deyrizor’un Irak sınırına bakan kuzeydoğu kırsalında sıkışan örgüt, aynı şekilde Haseke’de de El Hul’un güneyinden Deyrizor’da kendi alanlarına ve Irak’ın batısındaki Enbar’a ve Enbar çölüne açılan sınır boyu hattını elinde tutuyor.

Bu bölgelere ek olarak örgüt Humus’un doğusundaki Palmira’dan geçen aylar içinde çekilerek yine Humus çölünde varlığını korumaya çalışıyor. Ancak Deyrizor’da Fırat vadisi üzerinde Esed rejimi ve İran destekli terörist grupların Rus hava desteği ile kuzeyden Mayadin ve Irak sınırına yakın Elbu Kemal’i ele geçirerek daralttığı alan, DEAŞ’ın Humus çölünde kuşatmaya alınacağına dair işaretleri güçlendiriyor.

HÜCRELER, EYLEMLER VE YILDIRIM HAREKATLARI

Elbette örgütün burada kuşatmada kalmaktansa çekilmeyi seçmesi de muhtemel. Çünkü cephede kaybettiği bölgelerde örgütlediği hücreler ile yıldırım askeri harekatlar geliştirebilen bir örgütten söz ediyoruz. Yakın zamanda Karyeteyn örneğindeki gibi gizli hücrelerini hızlıca askeri bir operasyona devşirebilen örgütün, cephe savaşında kaybettiği toprakları başka bir eylem biçimine motivasyon olarak kullanabildiğini anlıyoruz.

Tüm bu büyük alanların dışında, Suriye’de DEAŞ’ın kontrolü altındaki iki alan dikkati çekiyor. Şam’ın güneyinde daha önce Filistinli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı Yermük ile Dera ilinin batısında İsrail işgalindeki Golan sınırında bulunan Cevlan, Advan, Tasil gibi yerleşimler.

Örgütün ana hattından oldukça uzakta ve kuşatmada olmalarına rağmen uzun süredir varlığını sürdüren militanların Yermük’teki var olma stratejisi, hava gücüne sahip ve lojistiği güçlü olan Esed rejimi ile dönemsel anlaşmalar yaparak muhaliflere saldırmak. Dera’da ise batısında İsrail ordusu bulunan örgütün temel stratejisi, Neva ve Cisr es-Aşri üzerinden Dera’ya uzanan karayoluna ulaşmaktı. Suriyeli muhalifler ile bu amaçla savaşan örgütün askeri olarak lojistiği nasıl sağladığı ise halen cevaplanmamış bir soru.

Örgütün görünür kontrol alanları azalırken cephe arkasına sarkan ve uyuyan hücreleri ile Suriye içinde rejim ve muhalif alanlarda eylemlere girişmesi ise büyük bir ihtimal.

Geçen ay içinde Hama kuzeydoğu kırsalında Esed rejimi kontrolündeki alandan Hama doğusu ve Halep güneyine denk düşen muhalif alanlara geçerek saldırı başlatan DEAŞ’ın bu hamlesi de örgütün hayatta kalmak için her türlü işbirliğine açık olduğunu gösteriyor.

DEAŞ’LILAR İMHA EDİLİYOR MU ?

DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu toplantılarında özellikle son dönemde bilhassa ABD ve Avrupa ülkeleri, örgüt kadrolarını bulundukları yerde imha stratejisine vurgu yapıyor.

Batı ve Rusya, bilhassa Suriye’yi, “radikal unsurları içine kısıldıkları kapanda imha edecekleri bir uluslararası havuz” şeklinde görüyor.

Nitekim, Batı ve Rusya, yıllarca söz konusu unsurların kendi topraklarından ayrılarak Suriye ve Irak’a akışına müsade etti.

Şimdiyse geri dönüşlerine izin verilmeden yerlerinde imha edilmelerini istiyorlar.

Diğer yandan binlerce yabancı savaşçısı olduğu iddia edilen örgütün ele geçirilen bölgelerinden dünyaya duyurulan “yabancı DEAŞ militanları” ile “yoğun çatışma” haberlerine rağmen hiçbir tutuklama veya ölüm bilgisinin paylaşılmaması dikkatlerden kaçıyor.

Bu durum, özellikle ABD ve Rusya tarafından dillendirilen binlerce yabancı savaşçının şu anda ne olduğuna dair durumu açıklayamıyor.

DEAŞ’ın askeri manadaki esnekliği ile hayatta kalma refleksleri geçmişteki anlaşma ve uzlaşma girişimleri düşünüldüğünde örgütün yeni bir stratejiye geçebilecek potansiyele sahip olduğuna işaret ediyor.

AA’nın 15 Ekim’de duyurduğu ve BBC’nin dün bazı tanıklıklarla haberleştirdiği Rakka’da DEAŞ-PKK/PYD tahliye anlaşması bu çerçevede değerlendirilmeli.

EN MUHTEMEL SENARYO

Örgüt açısından ele alınacak en muhtemel senaryo, Arapça konuşan Körfez ve Mağrib kökenli yabancılarının, Suriyeli kimliğine bürünerek mukim haldeki cephe gerisi hücrelere dönüşmesi veya mülteci kimliği ile başka ülkelere geçmeleri. Arapça konuşmayan yabancı savaşçılar için ise durum oldukça farklı.

Rakka kuşatması sırasında karşılaştığımız tablo, örgütün yabancı savaşçı senaryosunu bu bakımdan resmediyordu. Arap kökenli ve yerli unsurlarını Rakka’dan anlaşma ile çeken örgüt, geride komutan ve emir pozisyonu dışında Arap olmayan unsurlarını bırakıyordu.

Bu tercih, IŞİD’in yeni dönemdeki hedefinin muhtemel bir Arap ülkesi olduğuna dair görüşleri destekliyor.

Yine de başta ABD ve Rusya, kontrol edildiğini iddia ettikleri ve haklarında onlarca veri yayınladıkları yabancı savaşçıların DEAŞ bölgelerinden boşaltılmasına yerel ortakları olan terör örgütleri ve terör rejimleri ile izin veriyor.

Bu minvalde örgütün tercihinin, ilerde yeni bir coğrafyada kullanılmak üzere göz yumulmuş bir manivelaya dönüşüp dönüşmeyeceğini bekleyip göreceğiz.

Örgütün kendi içerisindeki (Araplar/Arapça konuşanlar, elit savaşanlar/savaşamayanlar) ayrıştırıcı tutumunu, ABD ve Rusya’nın göz yumduğu anlaşmalı tahliyelerle birleştirdiğimizde, muhtemel senaryoların Suriye ve Irak’ın güneyindeki Arap ülkelerini risk grubuna aldığını söylemek mümkün.

Hala iç ve sınır güvenliğini tamamlayamamış Suriye ve Irak’ta ne kadar DEAŞ üyesinin Arap kimliği üzerinden cephe gerisindeki alanlarda hareket ettiği, ne kadarının mülteci statüsü kullanarak geçişken sınırları aştığı bilinmiyor.

Mevcut parametrelerin analizi, iki Arap ülkesi, Ürdün ile Suudi Arabistan’ı risk grubunun ilk sırasına taşıyor.

DEAŞ YENİLİYOR MU, DEĞİŞİYOR MU?

DEAŞ, Suriye’de eline geçirdiği Haseke’nin güneyi ile Deyrizor, Rakka, Humus’un doğu kesimleri ve Halep doğusunda oluşturduğu hattı bugün büyük ölçüde kaybetmiş durumda.

Örgütün Musul ve Ramadi’den Halep’e uzanan alanları bir anda ele geçirmesi ve demografik, etnik ve siyasi dönüşümlere neden olan 3 yılda kaybetmesi, bölgeyi yeni birçok sorun ile karşı karşıya bıraktı.

Ne var ki bu sorunların en hafife alınanı, üzerinde en az konuşulanı binlerce yabancı savaşçısı olduğu iddia edilen DEAŞ’ın bu kadrolarının nerede olduğu.

Art arda Rakka, Deyrizor, Mayadin ve Bukemal gibi büyük merkezleri kaybeden örgütün bu merkezleri yabancı savaşçı deposu olarak kullandığı iddiaları, ya çoğu çöllük kırsalda sıkışan DEAŞ konusunda pek çok parametrenin gözden geçirilmesine neden olacak ya da DEAŞ’ın cephe gerisinde çok farklı bir savaş stratejisini giyindiğini bize gösterecek.

Çeşitli dillerde ve kökenlerde savaşçılara sahip olan örgütün toprak kaybını bir yenilgi olarak değerlendirmesi, örgüt sosyolojisi açısından kabul edilemez bir durum.

Diğer yandan örgütün kendi içine ve sempatizan kitlesine seslenen yayın araçlarında dil ve söylem sürekliliğinin korunduğu dikkate alınmalı.

Malum gözlemler ve çıkarımlar ile kökenlerinde El Kaide benzeri yeni tip bir örgüt ile Irak BAAS’ı gibi bir istihbarat birleşiminin yattığı DEAŞ’ın, askeri manada cephe savaşında yenilse bile, varlığını devam ettirmek amacıyla askeri stratejisinde değişime gitmiş olması muhtemel.

 

BARZANİ’NİN GÖREV SÜRESİ SONA ERDİ

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani’nin görev süresi bugünden itibaren sona erdi ve yetkileri hükümet, parlamento ile adalet konseyine devredildi.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Parlamentosu, geçtiğimiz hafta pazar günü düzenlediği olağan oturumda 12 yıllık başkanlık süresinin bir daha uzatılmasını kabul etmeyip, görevi bırakan IKBY Başkanı Mesut Barzani‘nin yetkilerini oy çokluğuyla hükümet, parlamento ve adalet konseyine verildi.

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Erbil Milletvekili Aydın Maruf, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Barzani’nin devredilen görevlerinin en önemlisi olan başkomutanlık ve güvenlik yetkisinin yeğeni Başbakan Neçirvan Barzani’ye devredildiğini ifade etti.

Maruf, başkanın başkomutanlık, Peşmerge ve güvenlik birimleri ile olağanüstü hal ilanı gibi yetkileri başbakana, yasaları onaylama veya veto etme, başbakan ve hükümetten güvenoyunun çekilmesiyle seçime gidilmesi kararı parlamento başkanına, hâkim ve savcı ataması ile idam kararı ve genel af yetkisinin ise adalet konseyine devredildiğini kaydetti.

IKBY başkanlığının yeni seçimlere kadar dondurulduğunu dile getiren Maruf, önümüzdeki süre içerisinde başkanlık yasasının parlamento tarafından değiştirilmesi halinde bölge başkanının halk tarafından değil parlamento üyelerince seçileceğini söyledi.

Barzani’nin bundan sonra görevine Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı olarak devam edeceği kaydedildi.

Barzani, 29 Ekim tarihinde parlamentoya gönderdiği mektubunda, 12 yıllık başkanlık süresinin bir kez daha uzatılmasını kabul etmediğini belirterek, 1 Kasım itibariyle görevine devam etmeyeceğini bildirmişti.

 

KUZEY IRAK’TA ŞİDDETLİ ÇATIŞMA

Irak güçleri ile Peşmerge arasında Erbil-Kerkük karayolu üzerinde ağır silahların kullanıldığı şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Irak güçleri ile Peşmerge arasında Erbil-Kerkük karayolu üzerinde ağır silahların kullanıldığı şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Irak güvenlik güçlerinin Kerkük’ün Altunköprü kasabasında kontrolü sağlamasının ardından Peşmergelerin konuşlandığı mevzilere yaklaşmasıyla çatışma başladı. Irak güçleri ağır toplarla mevzileri vururken Peşmergeler de karşılık verince çatışma şiddetlendi.

Irak güçlerinin top ateşiyle yaralanan Peşmergelerin olduğu, bazı araçların da yanmaya başladığı görüldü.

Şiddetli çatışma üzerine, Erbil’den yola çıkan ağır silahlar taşıyan askeri konvoy, temas hattına doğru ilerleyişe geçti.

Öte yandan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Peşmerge Komutanlığı bölgedeki gelişmelerle ilgili yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, “İran Topçu Birliği ve Haşdi Şabi milisleri, Irak’ın verdiği ABD yapımı silahlarla Altunköprü mevkiinde Peşmerge mevzilerini sabah saat 8’den itibaren bombalamaya başladı.” ifadeleri kullanıldı.

 

BEKLENTİMİZ REFERANDUMUN İPTALİDİR

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, IKBY’nin 25 Eylül’de yapmayı planladığı referandum kararına ilişkin, “Erbil’den beklentimiz son derece sade ve nettir. Bu referandum kararının iptal edilmesidir” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt ÇavuşoğluBağdat’ta mevkidaşı İbrahim Caferi ile düzenlenen ortak basın toplantısında, ikili görüşmede, ortak çıkarları ilgilendiren konularda faydalı görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi.

Irak’ın DEAŞ‘a karşı verdiği zorlu mücadele sonrası elde ettiği başarılardan ve özellikle Musul’un DEAŞ’tan temizlenmesinden dolayı Türkiye’nin duyduğu memnuniyeti bir kez daha ilettiklerini dile getiren Çavuşoğlu, Telafer’de de DEAŞ’a karşı operasyonların başlamasından mutluluk duyduklarını ve DEAŞ’ın diğer bölgelerden de bir an önce temizlenmesi konusunda Irak’ı desteklemeye devam edeceklerini vurguladı.

Telafer’in Türkmen kimliğinin korunması yönündeki beklentilerini de paylaştıklarını anlatan Çavuşoğlu, “Türkiye olarak DEAŞ ile mücadelede olduğu gibi DEAŞ sonrası Irak ve şehirlerinin yeniden imarı ve Irak’ta ulusal uzlaşma çabalarına desteğimizi güçlü bir şekilde vermeye, tüm imkanlarımızla kardeş Irak halkının yanında olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Bakan Çavuşoğlu, Bağdat’a, Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğüne, siyasi birliği ve egemenliğine verdiği önemi, birlik ve beraberliğin korunması için yanlarında olduklarını bir kere daha vurgulamak için geldiklerini belirtti. Terörün her türlüsüne karşı mücadeleyi birlikte sürdürme konusunda ortak iradeleri olduğunun altını çizen Çavuşoğlu, “PKK da DEAŞ gibi Irak’ın sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü, huzuru, birlik beraberliğine karşı bir tehdittir. PKK’nın da Irak’tan temizlenmesi için birlikte hareket edeceğiz ve her türlü desteği Irak güçlerine vereceğiz. Irak ile ilişkilerimizi her alanda geliştirmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Ekonomik iş birliğini güçlendirip ikili ticaret hacmini artırmak için de mevcut mekanizmalardan faydalanılması ve karşılıklı ziyaretlerin devam ettirilmesi gerektiğini söyleyen Çavuşoğlu, “Türkiye ve Irak’ın kaderleri ortaktır. Aynı coğrafyayı, aynı kaderi paylaşıyoruz ve bu anlayış üzerine inşallah ilişkilerimizi daha da güçlendireceğiz.” şeklinde konuştu.

“BEKLENTİMİZ NET”

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye’nin Erbil yönetiminden beklentilerinin sorulması üzerine, şunları söyledi:

“Erbil’den beklentimiz son derece sade ve nettir. Bu referandum kararının iptal edilmesidir. Bağdat’tan taleplerinin yerine gelmesi konusunda görüşmelerini sürdürüyorlar. Bundan dolayı mutluluk duyuyoruz fakat bölgenin istikrarı, birliği, beraberliği çok önemli. Kürt kardeşlerimizin de menfaati ve geleceği Irak’ın birlik ve beraberliğindedir. Bu konudaki düşüncelerimizi de kendilerine bir kez daha bugün aktaracağız.”

 

“Birliğimizi bozanlara izin vermeyeceğiz”

Birliğimizi bozanlara izin vermeyeceğiz”

 

CHP Ataşehir İlçe Örgütü, Cumhurbaşkanlığı Seçimi nedeniyle 1.Bölge sandık kurulu üyeleri, gözlemcileri ve bina sorumluları için bilgilendirme toplantısı düzenledi.

Novada İş Merkezi belediye Nikah Salonunda verilen eğitime CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, İl yönetim kurulu üyesi Doğan Çakmak, CHP 1.Bölge ilçe başkanları, Ataşehir İlçe başkanı Hakkı Altınkaynak ve ilçe yönetimi, Gençlik Kolları, Kadın Kolları, belediye meclisi 1. başkan vekili Sadi Özata ile seçimde görev alan partililer katıldı.

c4

Açılış konuşmasını yapan Altınkaynak özetle şunları söyledi. “ Sizlerin burada oluşunuz bu olaya ne kadar değer verdiğinizin bir göstergesidir. İnanıyorum ki Pazar günü sandık başına kendi sorumluluk bilincimizle oylara sahip çıkarak, halkımızın iradesinin doğru bir şekilde yansıtılmasını birlikte sağlayacağız.”

c2

Başbakanın ‘Benim için Affedersiniz  Ermeni diyorlar’ sözlerini eleştiren Salıcı konuşmasında; “ ‘Affedersiniz’ bir Cumhurbaşkanımız var. Ama ben bu ülkenin ve CHP’nin bir ferdi olmaktan büyük gurur duyuyorum. Ama affedersiniz Erdoğan’la gurur duymuyorum. O Ermeni yurttaşlarımız için maalesef böyle ayıp, ağza alınmayacak kelimeler söylemesi, ayrıştırıcı davranması doğru değildir. Daha önce Gürcü idi, şimdi Türk oldu. Biz Hiçbir ayırım yapmadan herkesimle olmaktan gurur duyuyoruz” diyen Salıcı “ Başbakanın gelecekle ilgili bir korkusu var. Cumhurbaşkanı adaylarından biri Zaza’dır, yani Kürtler siz ona oy vermeyin diyor. Genel Başkanımıza Alevidir. diyor yani Sünniler ona oy vermeyiniz diye uyarıda bulunuyor. Bu ülkede Cumhurbaşkanlığı, başbakanlığı yapmış olanlar toplum içinde başları öne eğik dolaşmıyorlar. Ama başbakan 10 Ağustos seçimlerini kaybederse ortalıkta gurur duyulan bir siyaset adamı olarak dolaşmayacak.Muhtemelen kendini taraftarları arasında bulacak. Bu korkuyu yalnız kendisi için değil ailesi için yaşıyor, sıfırlamayı yapanlar içinde yaşıyor.Aslında  sorun bu. Türkiye’de siyaset bu kadar çirkefleşti” dedi.

c1

Bulunduğumuz coğrafyayı değerlendiren Salıcı; “ Bölgemizde bir terör belası ile karşı karşıyayız. Her nedense başbakan terör örgütü diye ağzına almıyor. Bakın Irak’ta, Suriye’de bir mezhep çatışması var. Başbakan bu ülkede de bunu yaratmaya çalışıyor. Irak göz göre göre bölünüyor. Bu ülkenin sınırları Kurtuluş Savaşı verilerek çizilmiştir. Bu sınırlar içinde yaşayanlarda Erdoğan’dan öncede Müslümandılar. Bu ülkede inananlarla, inanmayanlar, Müslümanlar, Gayrimüslimler hep bir arada barış içinde yaşamışlar. Bir Cumhurbaşkanlığı sevdası ile yola çıkan ve bu birliği bozmaya çalışan Erdoğan’a müsaade etmeyeceğiz” diyerek konuşmasını şöyle sonlandırdı. “ Biz 10 Ağustos’ta sadece Erdoğan’la hesaplaşmayacağız. Aynı zamanda bu zihniyetle savaşacağız. Cumhurbaşkanı olma adına Türkiye’yi başkanlık sistemine, giderek otoriterliğe, diktatörlüğe götürmek isteyen bir zihniyetle savaşacağız. Örgüt olarak adayımız Ekmeleddin İhsanoğlu’na şu ana kadar nasıl sahip çıktıysak, sandıklarda da aynı duyarlılıkla hareket edeceğiz. 89 seçimlerinde anketlerde hiç görünmeyen Nurettin Sözen nasıl bir tabloyla çıktıysa, aynı tabloyu yeniden yaratabiliriz.”

 

 

 

 

 

 

 

“IŞİD’in Türk Birliği”

 “IŞİD’in Türk Birliği”

 

Adını İslam Devleti olarak değiştiren ve kamuoyunda daha çok Irak Şam İslam Devleti olarak tanınan IŞİD konusunda analiz haber yayınlayan Alman Die Welt gazetesi, Arapların dışında IŞİD’e en çok Türklerin katıldığına vurgu yaptığı haberine “IŞİD’in Türk Birliği” başlığını verdi.

Budapeşte bürosundan Boris Kalnoky imzasıyla yayımlanan haberde, IŞİD’e Avrupa’nın birçok ülkesinden militan katılımı olmasına karşın, Arap olmayan ülkelerden IŞİD saflarında savaşanların en çok Türkler olduğu yer alıyor.

AVRUPA’DAN BİN 200 MİLİTAN
Avrupa ülkelerinin istihbarat birimlerine göre, Avrupa’dan bin 200 dolayında militanın Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek IŞİD saflarına katıldığı belirtilen haberde, militanların savaştıktan sonra yine Türkiye üzerinden Avrupa’ya geri döndüğü, bunun AB ile Türkiye ilişkilerini yakın zamanda olumsuz etkilemesinin kaçınılmaz olacağı belirtiliyor.

‘SAYILARI BİNİ AŞTI’
“Ankara’nın elindeki bilgilere göre, IŞİD saflarına katılan Türk vatandaşlarının sayısı bini aşmış durumda” ifadelerine yer verilen haberde, 10-15 bin dolayında olduğu tahmin edilen IŞİD militanlarının  en az yüzde 10’unun Türk olduğu bilgisi yer alıyor.

Almanya, Fransa, Belçika, Avusturya ve diğer Avrupa ülkelerinin vatandaşı olan Türk kökenlilerden de IŞİD’e katılım olduğuna vurgu yapılan haberde, böylece IŞİD içerisinde Türk unsurunun önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekiliyor.

‘EĞİTİLEN MİLİTANLAR TÜRKİYE’YE GÖNDERİLDİ’
Basında yer alan ve IŞİD komutanlarına ait olduğu öne sürülen kimi iddialara göre, çok sayıda Türk kökenlinin IŞİD tarafından eğitildikten sonra tekrar Türkiye’ye döndüğü hatırlatılan haberde, Türkiye’de pasif durumda bekleyen militanların zamanı geldiğinde Türkiye içerisinde harekete geçeceği iddiaları da yer alıyor.

‘TAM BİR İRONİ’
Türkiye’nin IŞİD’e, Esad’a karşı savaşması konusunda başından beri destek verdiği belirtilen Die Welt’in analiz haberinde, şimdi IŞİD’in Türkiye’yi tehdit eder hale gelmesinin tam bir ironi olduğu belirtiliyor.

(Ahmet YILDIRIM – DORTMUND / DHA)

Kerbela’dan Bodrum’a

Kerbela’dan Bodrum’a

Devlet Opera ve Balesi tarafından bu yıl 12.’si düzenlenen Bodrum Uluslararası Bale Festivali’nde ilk kez bir baleye konu olan ‘KERBELA’ sanatseverlerle buluştu.

 

Eserde Hz. Muhammed’in vefatı sonrası Arap Yarımadası’nda yaşanan çalkantılar anlatılıyor.

Devlet Opera ve Balesi tarafından bu yıl 12.’si gerçekleştirilen Uluslararası Bodrum Bale Festivali’nde İzmir Devlet opera ve Balesi, dinler tarihinin en trajik olayını sanatseverlerle buluşturdu. İslam tarihi için olduğu kadar, dünya dinler tarihi bakımından da önemli, yaşanmış bir trajedi olan Kerbela olayı, birebir aktarılan bir belgesel olmaktan öte, sanatsal bir kurgu tadında, Mehmet Balkan tarafından sahneye konuldu.

Tarihe dayandırıldı
Konusunu İslam tarihinde ayrışmaya neden olan Kerbela olayından alan eserde Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’in katledilişi anlatılıyor.
Hz. Muhammed´in ölümü ardından Arap yarımadasında yaşanan siyasi ve toplumsal çalkantıların bir sonucu olarak gerçekleşmiş bu olay tüm tarihsel gerçeklere dayandırılarak ilk kez neo klasik bir müzik diliyle bir bale eseri olarak sahneye taşınıyor. Eserde döneme yön veren tüm şahsiyetler karakteristik ve orijinaline sadık kalınarak betimleniyor. Eserdeki 19. ve 20. yüzyıl modern bale müziğinin yanı sıra kullanılan insan sesleriyle de Ortadoğu mistizmi canlandırılıyor.

Konusu Ali Berktay’ın aynı adlı tiyatro oyunundan alınan eserin müziği ve librettosu Can Atilla’ya ait. Kerbela’nın başlıca rollerini ise Boğaçhan Bozcaada, Doruk Demirdirek, Emre Kaynarsu, Bora Acar Zöngür, Yasemin Altınel, Aslı Çilek, Burcu Olguner, Gamze Yıldırım, Tolga İyiuyarlar, Cihan Genek, Serhat Nüfusçu, Güçlü Kılıç, Bülent Özdemir, Barış Türksever, Asena Ökte, Egemen Kement, Timur Varlıklı, Sertan Yetkinoğlu ve Cüneyt Şekercioğlu paylaşıyor.

Irak topraklarında 680 yılında gerçekleşen Kerbela olayında Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’e bağlı küçük bir birlik, Emevi halifesi I.Yezid’in ordusuyla karşılaşmıştı. Hz. Hüseyin’in, Kerbela’da katledilişi İslam dünyasında ayrışmaya neden olmuştu.

‘’Acısı yüzyıllara akmış, kanaması süren bir savaş bu…
Yine de yalnız ilahi adaletin kollarında huzura erecek bir savaş.
Azaptan kurtulurken gazaba uğramamak için bir yol üstü uğrağı diyelim…

Her gün kapımızı çalıp bizi sorgulayan, bize hak etmediğimiz merhameti ihsan eden.
Oysa karanlığın da gözleri vardır… Biz görmeyiz; karanlık görür. Biz duymayız; o duyar.

Şunca yıl sonra bunları dinleyenin hiç mi elma inmez tepesine?
Ama Kerbela hep merhamet, sonsuzca merhamet; merhameti unutan bu dünyanın belki de tek çıkış kapısı…’’

“Bizi Rahat Bırakın”

“Bizi Rahat Bırakın”

 

Bu serzeniş IRAK’lı savaşzedelerin sesi.

Ataşehir Belediyesi bir ilke daha imza atarak  Irak savaşı ve sonrası BOMBA mağdurlarının cerrahi müdahale sonrası fotoğraflarını sergileyerek savaş ve işgal karşıtlığı ile doğru bir duruş sergiledi. 

Irak savaşı ve sonrası atılan bombalardan yaralanan insanların Plastik Cerrahi’de tedavi olduktan sonraki hallerini gösteren bu sergiyi herkes görmeli. Bu insanların duygu ve düşüncelerini kendi ağızlarından dinlemeli.Resimlerin yanı sıra mağdurların duygu ve düşüncelerini ünlü tiyatro sanatçılarımızın tercümesi ile dinleyebiliyorsunuz.

Irak’a demokrasi getirmek için işgal ettiklerini söyleyen ABD’nin demokrasi anlayışını gözleri ile görmeli insanlar. Irak’taki petrolü kontrolüne alıp Ortadoğu’yu denetlemek için yapılan bu işgalin sonuçları bu sergideki resimlerden açıkça okunabiliyor. Dünyaya demokrasi ihracı böyle oluyor demek ki. Böyle demokrasi düşman başına.

Emeği geçen herkese, savaş karşıtı fotoğraf sanatçısı Niko Guido ve mağdurları seslendiren tiyatro sanatçılarına teşekkür borçlu insanlık.

 

Bu resimleri görünce” bombardımanlarda ölenler kurtulmuş” diyeceksiniz.

FOTO GALERİ: