YERİN 4 METRE ALTINDA TÜNEL AĞI BULUNDU

TSK ve ÖSO, Afrin’de PYD/PKK’dan ele geçirdiği Kastel Cündo köyünde örgüte ait yeraltı sığınakları ve tünelleri ortaya çıkardı.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarının Afrin’de PYD/PKK’dan temizlediği bir köyde, yerin 4 metre altında tünel ağı ve sığınaklarortaya çıkarıldı.

TSK ve ÖSO’nun, Zeytin Dalı Harekatı kapsamında yürütülen operasyonlarda Burseya Dağı’nın temizlenmesinin ardından teröristler, Kastel Cündo köyüne çekilmişti.

Köy civarındaki mevzi ve gözetleme kulelerinin Türk savaş uçakları tarafından vurulmasının ardından TSK ve ÖSO’nun kara unsurlarının ilerlemesiyle köy ele geçirilmişti.

PYD/PKK’dan arındırılan mevzilerde başlatılan aramalarda, teröristlerin savaş uçakları ile diğer ağır bombardımanlardan korunmak amacıyla yerin 4 metre derinliğinde inşa ettikleri sığınak ve tünel ağı tespit edildi.

İncelemelerde tünel ağının sözde komuta merkezleri ile terör örgütü açısından önemli çeşitli mevki ve gözetleme kulelerini birbirine bağladığı anlaşıldı.

AA’nın görüntülediği tünel ve sığınakların elektrik tesisatı döşenerek aydınlatıldığı ve çeşitli yaşam malzemeleriyle 24 saat kullanılabilecek şekilde tasarlandığı dikkati çekti.

Ayrıca, sıvanarak boyandığı görülen sığınaklardan birinin, örgüt tarafından sözde merkez büro olarak kullanıldığı tespit edildi.

Sığınakta, teröristlere ait Türkçe ve Kürtçe yazılmış günlükler, çok sayıda siyasi doküman ve terörist elebaşı Abdullah Öcalan’a ait resimler bulundu.

PYD/PKK’nın yaklaşık 7 yıldır yoğun şekilde yuvalandığı Afrin’de, kayalık ve dağlık bölgelerde çok sayıda tünel ve sığınak yaptığı biliniyor.

 

KONGREDEN ‘ANAYASA KOMİTESİ’ KARARI

Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen, muhaliflerin katılmadığı Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nde anayasa komitesi kurulması kararlaştırıldı.

Tarafların üzerinde uzlaştığı ve AA’nın elde ettiği bildiride, kongre katılımcılarının süregelen çatışmaları en kısa sürede sonlandırmak istediği ifade edildi.

Ülkenin yeniden bütünleştirilmesi için uluslararası topluma yardım çağrısı yapılan bildiride, bu amaçla anayasa komitesi kurulduğu kaydedildi.

Bildiride, rejim delegasyonunun yanı sıra “geniş temsilli muhalefet delegasyonundan oluşan komitenin anayasal reform taslağı hazırlamak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına katkıda bulunmasına karar verildiği” ifadeleri kullanıldı.

Anayasa komitesinde rejim, muhalefet, Suriye uzmanları, bağımsızlar, aşiret liderleri ve kadınların yer alacağı belirtildi.

Bildiride, anayasa komitesinin yetkileri, prosedür kuralları, seçilme kriteri gibi hususlar üzerindeki nihai anlaşmanın BM gözetimindeki Cenevre sürecinde yapılacağı vurgulandı.

Bildirinin sonunda, Suriye Özel Temsilcisini anayasa komitesinin Cenevre’deki işlerine yardımcı olarak ataması için BM Genel Sekreterine çağrı yapıldı.

Gündüz saatlerinde Türkiye Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Ankara’dan gelen muhalefet heyetinin rejim bayraklı resim ve logolara tepki göstererek ülkeye giriş yapmak istemediği bildirilmişti. Açıklamada, bu nedenle muhalefet heyetinin Kongre’ye katılmama kararı aldığı ve kendisini temsil etme yetkisini Türk heyetine verdiği, ilan edilmesi beklenen anayasa komisyonunun oluşturulması konusunun Türkiye tarafından takip edileceği kaydedilmişti.

“50 KİŞİLİK ANAYASA KOMİTESİ KURULACAK”

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, Rusya’nın Soçi kentinde gerçekleştirilen Suriye görüşmelerinde 50 kişiden oluşacak bir anayasa komitesi kurulmasına karar verildiği söyledi.

De Mistura, Soçi’deki Suriye görüşmelerinin ardından video konferans yoluyla BM’deki gazetecilerin soruları yanıtladı.

”Verimli” olarak değerlendirdiği Soçi görüşmelerinden ”somut” sonuçlar aldıklarını belirten de Mistura, görüşmelerde 50 kişiden oluşan bir anayasa komitesi kurulması kararı alındığını ifade etti.

Garantör ülkeler Türkiye, Rusya ve İran’ın BM’ye 50 kişiden oluşan üç ayrı liste sunacağını anlatan de Mistura, taraflarla istişare ettikten sonra 150 kişi arasından 50 kişilik bir komisyon oluşturacağını ve teoriden uygulamaya geçileceğini söyledi.

Kurulacak anayasa komitesini ”özel bir proje” olarak nitelendiren de Mistura, daha önce Suriye rejimi ve muhaliflerin bir araya gelerek anayasa konusunu görüşmediklerini ve bu nedenle oluşturulacak komitenin önemli olduğunu söyledi.

Cenevre’de yürütülen görüşmelerin de anayasa komitesinin kurulmasıyla askıya alınmayacağını ve en kısa sürede barış görüşmelerin bir sonraki turunu başlatmayı planladığını söyleyen De Mistura, Afrin operasyonun Soçi’deki görüşmeleri hiçbir şekilde etkilemediğini sözlerine ekledi.

 

SURİYE ULUSAL DİYALOG KONGRESİ SOÇİ’DE BAŞLIYOR

Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi öncesinde, garantör ülke heyet başkanları hazırlık toplantısında bir araya gelecek. Yaklaşık bin 600 Suriyeli delegenin katılacağı ana toplantı yarın yapılacak.

Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi kapsamında garantör ülke heyet başkanları istişare toplantısı yapacak.

Suriyeli delegeler, yarın yapılacak Suriye Ulusal Diyalog Kongresi için kente gelmeye başladı.

Türkiye, Rusya ve İran heyetlerinin başkanlarının TSİ 13.00 sularında hazırlık toplantısı yapması bekleniyor.

Türkiye’yi, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Önal temsil ediyor.

Kongre’nin ana gündemini anayasa komisyonu seçimi oluşturuyor.

Yaklaşık bin 600 Suriyeli delegenin kongreye katılması bekleniyor.

Muhalifleri BM gözetimindeki Cenevre görüşmelerinde temsil eden Müzakere Yüksek Komitesi, siyasi geçişi Cenevre’de görüşmek istediklerini belirterek, toplantıyı boykot edeceğini açıklamıştı.

Kongre’nin ambleminde yalnızca Esed rejiminin bayrağının kullanılması da muhalifler arasında rahatsızlık uyandırmıştı. Toplantıda Birleşmiş Milletler’i Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura temsil ediyor.

BM temsilcisi 26 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Soçi’ye, Kongre’de çıkacak kararın Cenevre’ye taşınması şartıyla katılacağını söylemişti. Anayasa hazırlığına ilişkin tüm adımların Cenevre’de BM gözetimindeki süreç kapsamında atılacağını vurgulayan De Mistura, anayasa komisyonunda Cenevre’deki sürece katılan muhalifler, rejim, Suriye uzmanları, sivil toplum üyeleri, aşiret liderleri ve kadınların yer alacağının altını çizmişti.

Terör örgütü PYD/PKK ve ilişkili kişiler, Türkiye’nin itirazı nedeniyle Kongre’ye davet edilmemişti.

 

 

FİLİSTİN DAVASININ KALBİ: KUDÜS

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıma kararının ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın “Doğu Kudüs Filistin’in başkentidir” açıklamasının ardından gözler bir kez daha bu kutsal şehre çevrildi.

Müslümanların ilk kıblesi ve Hazreti Muhammed’in miraç yolculuğuna çıktığı yerolan Mescid-i Aksa ile Hristiyan ve Yahudilerin en kutsal mekanlarına ev sahipliği yapan Kudüs, 1917’de Osmanlı egemenliğinden çıktığından beri sıkıntılı günler yaşıyor.

Doğu Kudüs‘ü 1967’de işgal eden İsrail ise yarım asırdır burayı Yahudileştirmek için yoğun çaba sarf ediyor. Etrafı surlarla çevrili kadim şehir ile Mescid-i Aksa’nın yanı sıra Hristiyan ve Yahudilerin en kutsal mekanları da Doğu Kudüs’te bulunuyor.

Bu nedenle Doğu Kudüs, Filistin davasının kalbi niteliğinde. İsrail ise 1980’de aldığı bir kararla doğusuyla batısıyla Kudüs’ü “İsrail’in birleşik başkenti” ilan etti.

Trump’ın kararıyla ABD bunu ilk tanıyan ülke oldu. İstanbul’da dün toplanan İİT ise “Doğu Kudüs, Filistin’in başkentidir” açıklamasında bulunarak tüm dünyaya burayı Filistin devletinin başkenti olarak tanıma çağrısında bulundu.

Doğu Kudüs’teki İsrail işgalinin tarihçesi şöyle

Doğu Kudüs’ün statüsü Filistin-İsrail meselesinin çözümünün önünde duran en büyük engellerden biri. Birleşmiş Milletler’in (BM) tarihi Filistin topraklarını Yahudiler ve Araplar arasında pay etmek üzere yayımladığı 1947 tarihli planda, Kudüs’ün özel bir statüye tabi tutularak uluslararası toplumun kontrolüne verilmesi öngörülüyordu.

Kudüs’e verilen bu özel statünün sebebi üç semavi din için de kutsal şehir olmasından kaynaklanıyordu.

Siyonist güçler, 1948’deki savaşta Kudüs’ün batısını ele geçirdi. Ürdün’ün kontrolünde olan surlarla çevrili Doğu Kudüs’ü de 1967’de ele geçiren İsrail, uluslararası hukuku ihlal ederek şehirde İsrail yasalarının geçerli olduğunu ilan etti. İsrail, bu şekilde Doğu Kudüs’ü de fiilen ilhak etmiş oldu.

İsrail meclisi 1980’de kabul ettiği bir yasayla Kudüs’ü doğusuyla batısıyla İsrail’in “birleşik başkenti” ilan etti. Böylece Doğu Kudüs’ün ilhakı resmiyet kazanmış oldu.

Buna karşılık BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 1980’de İsrail’in Doğu Kudüs’ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı kabul etti.

ABD dahil uluslararası toplum Doğu Kudüs’ü işgal altında sayıyor.

Öte yandan geçen haftaya kadar hiçbir ülke Doğu veya Batı Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımıyordu. Ta ki Trump’ın “Kudüs İsrail’in başkentidir” yönündeki kararına kadar.

ABD, Trump’ın hamlesiyle Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıyan ilk ülke oldu. Uluslararası toplumun tepkisini çeken Trump yönetimi, bölgenin kaosa sürükleneceği ve İsrail-Arap ihtilafının daha da çözümsüz hale geleceği yönündeki uyarıları göz ardı etti.

İsrail’i tanıyan tüm ülkelerin büyükelçilikleri Tel Aviv’de bulunuyor. Trump’ın kararına göre ABD, Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacak.

İsrail’in Doğu Kudüs’ü yasa dışı şekilde ilhak etmesi, uluslararası hukuktaki “işgalci güç, işgal ettiği topraklar üzerinde hakimiyet hakkına sahip değildir” ilkesinin ihlali anlamına geliyor.

Doğu Kudüs Filistin’den koparıldı

Öte yandan kadim Kudüs belki de artık tarihinde hiç olmadığı kadar yalnız ve tenha.

Çünkü Batı Şeria’da yaşayan 3 milyona yakın Filistinli, İsrail’in etraflarına ördüğü duvardan dolayı Kudüs’e giremiyor. Abluka altındaki Gazze Şeridi’nde yaşayan 2 milyon Filistinlinin de Kudüs’e girişi yasak.

Vatanlarından sürülerek dünyaya dağılan 5 milyon civarındaki Filistinli mülteci de en büyük rüyası olan Kudüs’e dönme imkanından yoksun.

Bugün İsrail işgali altındaki Doğu Kudüs’te yaşayan Filistinli sayısı sadece 300 binin biraz üzerinde. Onlar da ev yıkımlarından tutuklamalara dek pek çok tehdit ve zorluklarla karşı karşıya. Trump’ın kararı ise şehirdeki halkın hissettiği öfke ve hayal kırıklığını daha da artırmış durumda.

İhtiyarların dilinden Kudüs’ün yakın tarihi

Eğer şehirde biraz yaşarsanız, İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği tarih olan 1967’yi hatırlayan ihtiyarlardan, “Kudüs’e eskiden Gazzelisi çilek getirir satardı, El Halillisi üzüm, Tulkermlisi portakal getirirdi. Kudüs tüm Filistinlilerin buluşma noktasıydı. Özellikle cuma günleri surlarla çevrili bu kadim şehrin ana giriş kapılarından olan Şam Kapısı’nda ülkenin her yerinden gelen insanlara rastlayabilirdiniz. Şimdi ise burada kalabilenler bile Şam Kapısı’nda toplanmaktan çekinir oldu. Dükkanlar bile daha hava kararmadan kepenk indiriyor. İşgalci askerler her köşede ellerinde tetikte bekliyor.” şeklindeki serzenişleri sürekli duyarsınız.

Bu cümleler aslında Kudüs’ün içinde bulunduğu durumu gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Hiçbir ülkenin vatandaşı değiller

İsrail’in Doğu Kudüs’ü fiilen ilhak etmesine rağmen burada yaşayan Filistinliler İsrail vatandaşı sayılmıyor ve vatandaşlık haklarından yararlanamıyor. Doğu Kudüs’te yaşayan 300 binin biraz üzerinde Filistinli, İsrail makamlarının verdiği “Kudüs Kimlik Kartı” ile şehirde sürekli ikamet etme iznine sahip bulunuyor.

Söz konusu Filistinliler aynı zamanda Ürdün pasaportuna da sahipler ancak bu pasaportlarda da vatandaşlık numarası bulunmuyor. Bu nedenle tam olarak Ürdün vatandaşı da sayılmayan Doğu Kudüslü Filistinlilerin Ürdün’de çalışma ve devlet hizmetlerinden yararlanma hakkı da yok.

Bir nevi arafta kalan Doğu Kudüs’teki yüz binlerce Filistinli, ne İsrail ne Ürdün ne de Filistin vatandaşlığına sahip oldukları için “devletsiz” yaşıyor.

14 bin Filistinli Doğu Kudüs’ten sürüldü

İsrail vatandaşlığı bulunmayan ancak İsrail makamlarının verdiği “Kudüs Kimlik Kartı” ile şehirde sürekli ikamet izni olan Filistinlilerin, bu hakları da çeşitli bahanelerle ellerinden alınabiliyor. Bu nedenle Doğu Kudüs’teki 300 binin üzerindeki Filistinli her an doğdukları şehirden sürülme korkusuyla yaşıyor.

Doğu Kudüs’teki Filistinlilerin burada yaşamaya devam edebilmeleri için İsrail’in belirlediği bir dizi talebi yerine getirmesi gerekiyor. İster yabancı bir ülke, ister Batı Şeria olsun belli bir süre Doğu Kudüs’ün dışında yaşayan Filistinlilerin ikamet izinleri iptal edilerek şehre dönme hakları ellerinden alınıyor.

Doğu Kudüs’te ev yapmalarına izin verilmeyen Filistinliler, bu şekilde şehrin dışına çıkmaya zorlanırken, Kudüs dışında ikamet ettikleri tespit edilenlerin de bir daha şehre dönmeleri yasaklanıyor. Aile üyelerinden birinin İsrail’in “terör” olarak nitelediği saldırılara karışması da tüm ailenin Kudüs’ten sürülme sebebi sayılıyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu B’Tselem’in yayımladığı verilere göre, İsrail 1967’den bu yana 14 bin Filistinlinin ikamet iznini iptal ederek Doğu Kudüs dışına sürdü.

Buna karşılık İsrail, dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudileri İsrail’e gelerek Doğu Kudüs dahil istedikleri yere yerleşmeleri ve vatandaşlık almaları için teşvik ediyor.

200 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor

Doğu Kudüs’teki nüfus yapısını Yahudiler lehine değiştirmeye çalışan İsrail yönetimi, uluslararası hukuka aykırı olarak burada 10 Yahudi yerleşim birimi inşa ettti.

Yahudi olmayanların ikamet etmesinin yasak olduğu bu yasa dışı yerleşim birimlerinde 200 binin üzerinde kişi yaşıyor.

İsrail bu yerleşimlere sürekli ek konut ekleyerek şehirdeki Yahudi nüfusunu arttırmaya çalışıyor.

Doğu Kudüs’teki mevcut Yahudi yerleşim yerlerine son bir yılda on binlerce yeni konut eklenmesi kararlaştırıldı. İsrail’in bu yerleşim birimlerine eklediği her bir konut, demografik yapının Yahudiler lehine değişmesi anlamına geliyor.

BM kararlarını hiçe sayıyor

Uluslararası hukuka göre, İsrail’in işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da inşa ettiği Yahudi yerleşim yerleri yasa dışı sayılıyor. İsrail ise dünyadan gelen tepkileri dikkate almayarak işgal ve genişleme politikalarına devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde 23 Aralık 2016 tarihinde aldığı bir kararla, İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarında tüm yerleşim faaliyetlerini “derhal ve tamamen” durdurmasını talep etmişti.

BMGK’nın bu kararı da İsrail’e geri adım attıramadı.

FİLİSTİNLİLERİN EV YAPMASI ENGELLENİYOR

İsrail makamları bir yandan Yahudi yerleşim yerlerini genişletirken diğer taraftan da şehirdeki yerleşik Filistinli nüfusun yeni konut inşa etmesinin önüne engeller çıkarıyor.

Bir Filistinlinin İsrailli belediyeden ev yapmak için izin almasının neredeyse imkansız olduğu şehirde, Filistinlilere ait 20 bin ev “ruhsatsız olduğu” gerekçesiyle İsrail güçlerince yıkılma tehlikesi altında bulunuyor. Belediye ekipleri zaman zaman bu evleri yıkıyor ve yıkım masraflarını da Filistinlilere ödetiyor.

 

KAYALIKLARDA MAHSUR KALAN GÖÇMENLER KURTARILDI

İzmir’in Dikili ilçesi açıklarında lastik botla yasa dışı yollardan Yunan adalarına geçmek isterken kayalıklarda mahsur kalan 51 göçmenin tamamı Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince kurtarıldı.

Alınan bilgiye göre, gece “ALO 158 Sahil Güvenlik İhbar ve Talep Hattı”nı arayan bir kişi, bir grup göçmenin denizdeki kayalıklarda mahsur kaldığı ihbarında bulundu.

Konuyu araştıran Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, aramanın Dikili‘nin Bademli Mahallesi açıklarından yapıldığını belirledi.

Bölgeye hareket eden sahil güvenlik botları ve helikopteri, kayalıklarda bir lastik bot ile 50’yi aşkın göçmen olduğunu tespit etti.

Bunun üzerine bölgeye 2 helikopter ve denizden de Sahil Güvenlik Komutanlığı botu gönderildi.

GÖÇMENLERİN TAMAMI KURTARILDI

Bölgenin kayalık olması nedeniyle havanın aydınlanmasını bekleyen ekipler, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte mahsur kalan göçmenlere helikopterle insani yardım ulaştırdı.

İlk etapta kayalıklarda bekleyen 4 çocuk, arama kurtarma timi tarafından çelik halatla helikoptere alındı. Çocuklar, helikopterle Dikili Limanına götürüldü.

Göçmenlerin tamamı Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince kurtarıldı. Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı botlarla kurtarılan göçmenler Dikili Limanı’na getirildi.

Bu arada, göçmenleri taşıyan lastik botun kayalıklar arasında olduğu görüldü.

 

RUS BİRLİKLERİNE ‘SURİYE’DEN ÇEKİLİN’ TALİMATI

Rus haber ajansı RİA, Devlet Başkanı Putin’in, Rus birliklerin Suriye’den çekilmesi talimatını verdiğini duyurdu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın Suriye’deki hava saldırılarını yönettiği Hımeymim Hava Üssünü ziyaret etti.

Rus haber ajansı RİA, Putin’in, Rus birliklerin Suriye’den çekilmesi talimatını verdiğini duyurdu.

 

DEAŞ BİTİYOR MU DÖNÜŞÜYOR MU?

Terör örgütü DEAŞ, işgal ettiği toprakların büyük bölümünü kaybederken militan kadrosunun akıbeti merak konusu.

İslam dünyasına büyük yıkımlar getiren terör örgütü DEAŞ, işgal ettiği toprakların büyük bölümünü kaybetti. Ancak örgüt, onbinlerce militanından geriye kalan binlercesiyle yeni stratejilere yönelme potansiyelini koruyor.

Suriye’de 2014 sonunda toprakların üçte ikisini işgal ederek zirve noktasına ulaşan DEAŞ, 2015’ten bu yana hızla elindekileri kaybediyor.

DEAŞ, Ayn el-Arab (Kobani) kuşatmasının ardından ABD ve uluslararası koalisyonun desteği alan PKK/PYD’ye karşı Halep’in doğusunda ve Rakka kuzeyinde giriştiği çatışmaları kaybederek bu bölgeleri boşaltmıştı.

Böylece 2016 eşiğinde Halep kuzeyinden Rakka güneyine uzanan bir eğride sıkışmıştı.

Rusya ve rejim karşısında da Halep ve Humus’ta büyük alanlar kaybeden örgüt Deyrizor bölgesine çekilmiş, Rakka’da kent merkezinde ABD destekli terör örgütü PKK/PYD tarafından kuşatılmıştı.

DEAŞ’ın Suriye’de kendisini var eden yabancı savaşçı merkezli politikasının tıkanması ve insan kaynağı sorunu yaşaması askeri olarak kaybettiği alanları geri kazanma girişimlerinin sonuçsuz kalmasına neden oldu.

Rakka kuzeyinden başlayan ABD ve uluslararası koalisyonun PKK/PYD işbirliği ile saldırılarına karşı, 2016 yılında öldürülen, örgütün sözcüsü Adnani yaklaşık 2 yıl önce çöllere çekiliriz açıklaması yapmıştı.

Örgütün bu kayıpları, öngördüğü ve devlet iddiasını kendilerinin de tam olarak somutlaştıramadığının ilk göstergesi idi.

HUMUS ÇÖLÜNDE KUŞATMA İHTİMALİ

Bugün ise öldürülen Ebu Muhammed Adnani’nin dediği gibi DEAŞ, Suriye’nin doğusunda hızla geri çekiliyor. Deyrizor’un Irak sınırına bakan kuzeydoğu kırsalında sıkışan örgüt, aynı şekilde Haseke’de de El Hul’un güneyinden Deyrizor’da kendi alanlarına ve Irak’ın batısındaki Enbar’a ve Enbar çölüne açılan sınır boyu hattını elinde tutuyor.

Bu bölgelere ek olarak örgüt Humus’un doğusundaki Palmira’dan geçen aylar içinde çekilerek yine Humus çölünde varlığını korumaya çalışıyor. Ancak Deyrizor’da Fırat vadisi üzerinde Esed rejimi ve İran destekli terörist grupların Rus hava desteği ile kuzeyden Mayadin ve Irak sınırına yakın Elbu Kemal’i ele geçirerek daralttığı alan, DEAŞ’ın Humus çölünde kuşatmaya alınacağına dair işaretleri güçlendiriyor.

HÜCRELER, EYLEMLER VE YILDIRIM HAREKATLARI

Elbette örgütün burada kuşatmada kalmaktansa çekilmeyi seçmesi de muhtemel. Çünkü cephede kaybettiği bölgelerde örgütlediği hücreler ile yıldırım askeri harekatlar geliştirebilen bir örgütten söz ediyoruz. Yakın zamanda Karyeteyn örneğindeki gibi gizli hücrelerini hızlıca askeri bir operasyona devşirebilen örgütün, cephe savaşında kaybettiği toprakları başka bir eylem biçimine motivasyon olarak kullanabildiğini anlıyoruz.

Tüm bu büyük alanların dışında, Suriye’de DEAŞ’ın kontrolü altındaki iki alan dikkati çekiyor. Şam’ın güneyinde daha önce Filistinli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı Yermük ile Dera ilinin batısında İsrail işgalindeki Golan sınırında bulunan Cevlan, Advan, Tasil gibi yerleşimler.

Örgütün ana hattından oldukça uzakta ve kuşatmada olmalarına rağmen uzun süredir varlığını sürdüren militanların Yermük’teki var olma stratejisi, hava gücüne sahip ve lojistiği güçlü olan Esed rejimi ile dönemsel anlaşmalar yaparak muhaliflere saldırmak. Dera’da ise batısında İsrail ordusu bulunan örgütün temel stratejisi, Neva ve Cisr es-Aşri üzerinden Dera’ya uzanan karayoluna ulaşmaktı. Suriyeli muhalifler ile bu amaçla savaşan örgütün askeri olarak lojistiği nasıl sağladığı ise halen cevaplanmamış bir soru.

Örgütün görünür kontrol alanları azalırken cephe arkasına sarkan ve uyuyan hücreleri ile Suriye içinde rejim ve muhalif alanlarda eylemlere girişmesi ise büyük bir ihtimal.

Geçen ay içinde Hama kuzeydoğu kırsalında Esed rejimi kontrolündeki alandan Hama doğusu ve Halep güneyine denk düşen muhalif alanlara geçerek saldırı başlatan DEAŞ’ın bu hamlesi de örgütün hayatta kalmak için her türlü işbirliğine açık olduğunu gösteriyor.

DEAŞ’LILAR İMHA EDİLİYOR MU ?

DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu toplantılarında özellikle son dönemde bilhassa ABD ve Avrupa ülkeleri, örgüt kadrolarını bulundukları yerde imha stratejisine vurgu yapıyor.

Batı ve Rusya, bilhassa Suriye’yi, “radikal unsurları içine kısıldıkları kapanda imha edecekleri bir uluslararası havuz” şeklinde görüyor.

Nitekim, Batı ve Rusya, yıllarca söz konusu unsurların kendi topraklarından ayrılarak Suriye ve Irak’a akışına müsade etti.

Şimdiyse geri dönüşlerine izin verilmeden yerlerinde imha edilmelerini istiyorlar.

Diğer yandan binlerce yabancı savaşçısı olduğu iddia edilen örgütün ele geçirilen bölgelerinden dünyaya duyurulan “yabancı DEAŞ militanları” ile “yoğun çatışma” haberlerine rağmen hiçbir tutuklama veya ölüm bilgisinin paylaşılmaması dikkatlerden kaçıyor.

Bu durum, özellikle ABD ve Rusya tarafından dillendirilen binlerce yabancı savaşçının şu anda ne olduğuna dair durumu açıklayamıyor.

DEAŞ’ın askeri manadaki esnekliği ile hayatta kalma refleksleri geçmişteki anlaşma ve uzlaşma girişimleri düşünüldüğünde örgütün yeni bir stratejiye geçebilecek potansiyele sahip olduğuna işaret ediyor.

AA’nın 15 Ekim’de duyurduğu ve BBC’nin dün bazı tanıklıklarla haberleştirdiği Rakka’da DEAŞ-PKK/PYD tahliye anlaşması bu çerçevede değerlendirilmeli.

EN MUHTEMEL SENARYO

Örgüt açısından ele alınacak en muhtemel senaryo, Arapça konuşan Körfez ve Mağrib kökenli yabancılarının, Suriyeli kimliğine bürünerek mukim haldeki cephe gerisi hücrelere dönüşmesi veya mülteci kimliği ile başka ülkelere geçmeleri. Arapça konuşmayan yabancı savaşçılar için ise durum oldukça farklı.

Rakka kuşatması sırasında karşılaştığımız tablo, örgütün yabancı savaşçı senaryosunu bu bakımdan resmediyordu. Arap kökenli ve yerli unsurlarını Rakka’dan anlaşma ile çeken örgüt, geride komutan ve emir pozisyonu dışında Arap olmayan unsurlarını bırakıyordu.

Bu tercih, IŞİD’in yeni dönemdeki hedefinin muhtemel bir Arap ülkesi olduğuna dair görüşleri destekliyor.

Yine de başta ABD ve Rusya, kontrol edildiğini iddia ettikleri ve haklarında onlarca veri yayınladıkları yabancı savaşçıların DEAŞ bölgelerinden boşaltılmasına yerel ortakları olan terör örgütleri ve terör rejimleri ile izin veriyor.

Bu minvalde örgütün tercihinin, ilerde yeni bir coğrafyada kullanılmak üzere göz yumulmuş bir manivelaya dönüşüp dönüşmeyeceğini bekleyip göreceğiz.

Örgütün kendi içerisindeki (Araplar/Arapça konuşanlar, elit savaşanlar/savaşamayanlar) ayrıştırıcı tutumunu, ABD ve Rusya’nın göz yumduğu anlaşmalı tahliyelerle birleştirdiğimizde, muhtemel senaryoların Suriye ve Irak’ın güneyindeki Arap ülkelerini risk grubuna aldığını söylemek mümkün.

Hala iç ve sınır güvenliğini tamamlayamamış Suriye ve Irak’ta ne kadar DEAŞ üyesinin Arap kimliği üzerinden cephe gerisindeki alanlarda hareket ettiği, ne kadarının mülteci statüsü kullanarak geçişken sınırları aştığı bilinmiyor.

Mevcut parametrelerin analizi, iki Arap ülkesi, Ürdün ile Suudi Arabistan’ı risk grubunun ilk sırasına taşıyor.

DEAŞ YENİLİYOR MU, DEĞİŞİYOR MU?

DEAŞ, Suriye’de eline geçirdiği Haseke’nin güneyi ile Deyrizor, Rakka, Humus’un doğu kesimleri ve Halep doğusunda oluşturduğu hattı bugün büyük ölçüde kaybetmiş durumda.

Örgütün Musul ve Ramadi’den Halep’e uzanan alanları bir anda ele geçirmesi ve demografik, etnik ve siyasi dönüşümlere neden olan 3 yılda kaybetmesi, bölgeyi yeni birçok sorun ile karşı karşıya bıraktı.

Ne var ki bu sorunların en hafife alınanı, üzerinde en az konuşulanı binlerce yabancı savaşçısı olduğu iddia edilen DEAŞ’ın bu kadrolarının nerede olduğu.

Art arda Rakka, Deyrizor, Mayadin ve Bukemal gibi büyük merkezleri kaybeden örgütün bu merkezleri yabancı savaşçı deposu olarak kullandığı iddiaları, ya çoğu çöllük kırsalda sıkışan DEAŞ konusunda pek çok parametrenin gözden geçirilmesine neden olacak ya da DEAŞ’ın cephe gerisinde çok farklı bir savaş stratejisini giyindiğini bize gösterecek.

Çeşitli dillerde ve kökenlerde savaşçılara sahip olan örgütün toprak kaybını bir yenilgi olarak değerlendirmesi, örgüt sosyolojisi açısından kabul edilemez bir durum.

Diğer yandan örgütün kendi içine ve sempatizan kitlesine seslenen yayın araçlarında dil ve söylem sürekliliğinin korunduğu dikkate alınmalı.

Malum gözlemler ve çıkarımlar ile kökenlerinde El Kaide benzeri yeni tip bir örgüt ile Irak BAAS’ı gibi bir istihbarat birleşiminin yattığı DEAŞ’ın, askeri manada cephe savaşında yenilse bile, varlığını devam ettirmek amacıyla askeri stratejisinde değişime gitmiş olması muhtemel.

 

AKDENİZ’DE GÖÇMEN FACİASI

Uluslararası Göç Örgütü, Akdeniz’de göçmenleri taşıyan lastik botların batması sonucu 34 kişinin öldüğünü, 50 kişinin kaybolduğunu duyurdu.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Akdeniz’den Avrupa’ya geçmeye çalışan göçmenleri taşıyan lastik botların batması sonucu 26’sı Nijeryalı kadın 34 kişinin yaşamını yitirdiğini ve 50 kişinin kaybolduğunu bildirdi.

IOM Sözcüsü Joel Millman, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’nde yaptığı açıklamada, son dört günde yapılan operasyonlarda Akdeniz’de 2 bin 560 göçmenin kurtarıldığını söyledi.

Kurtarılan göçmenlerin çoğunluğunun Batı Afrika ülkelerinden geldiğini belirten Millman, bunları sırasıyla Bangladeş, Eritre, Mısır, Sudan, Fas, Suriye ve Libyalı sığınmacıların takip ettiğini ifade etti.

Millman, geçen cuma Akdeniz’de İspanyol donanmasına ait “Cantabria” adlı geminin, yaklaşık 140 göçmeni taşıyan ve batmakta olan bir lastik bottan 64 kişiyi kurtardığını belirtti.

Kazada 23 Nijeryalı kadının cesedinin bulunduğunu, 50 civarında göçmenin de kayıp olduğunu aktaran Millman, bir gün önce başka bir kazada da İtalyan Sahil Güvenliğinin batmakta olan ve 150 kişiyi taşıyan lastik bottan 8 kişinin cesedini çıkardığını kaydetti.

Millman, başka bir kurtarma operasyonunda ise İtalya donanmasına ait “Bergamini” adlı geminin lastik bottan 139 göçmeni kurtardığını, bu kazada da 3 kişinin cesedinin çıkarıldığı bilgisini paylaştı.

Sözcü, kurtarılan göçmenlerin Napoli’nin güneydoğusundaki Salerno kentine getirildiğini kaydetti.

Cinsel istismar uyarısı

IOM Akdeniz Direktörü Federico Soda ise konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, IOM’nin yeni raporuna göre Akdeniz’den İtalya’ya ayak basan Nijeryalı genç kızların yüzde 80’inin insan kaçakçılarının kurbanı olduğunun tahmin edildiğini söyledi.

Soda, “Doğrusu bu kızların cinsel istismar amaçlı kaçakçılık mağdurları olması oldukça yüksek ihtimal. Son üç yılda endişe verici ve dikkat çekici bir şekilde İtalya’ya gelen Nijeryalı kadın ve kızların sayısında bir artış gözlemledik. 2014’te bin 500 olan sayı 2016’da 11 bine yükseldi. Burada en rahatsız edici durum ise bu kadınlar çok genç yaşta ve sıklıkla 18 yaşın altındalar.” ifadesini kullandı.

 

145 MİLYON YILLIK FOSİLLERİ BULUNDU

İngiltere Portsmouth Üniversitesinden Dr. Sweetman, yaptığı açıklamada, Dorset bölgesinde memelilerinin atası kabul edilen iki hayvana ait fosiller bulunduğunu belirtti.

İngiltere‘de memelilerinin atası kabul edilen iki hayvana ait145 milyon yıllık fosiller bulundu.

Portsmouth Üniversitesinden Dr. Steve Sweetman, yaptığı açıklamada, İngiltere’nin güneyinde Dorset bölgesinde nesli tükenmiş fare benzeri iki hayvana ait fosilleşmiş dişler keşfedildiğini belirtti.

Sweetman, günümüz memelilerinin atası kabul edilen hayvanların fosilleşmiş dişleri üzerinde yürüttükleri araştırmada, bu hayvanlardan birinin böceklerle diğerinin de bitkilerle beslendiğinin tespit edildiğini bildirdi. Sweetman, bu memelinin dişlerinin oldukça gelişmiş olduğunu, besinleri delebildiğini, kesebildiğini ve ezebildiğini ifade etti.

Fosillerin, Dorset’in Swanage kentinde yer alan kayalık bir bölgede bir üniversite öğrencisi tarafından bulunduğu vurgulandı.

Keşifle ilgili bulgular “Acta Palaeontologica Polonica” dergisinde yayımlandı.

 

BARZANİ’NİN GÖREV SÜRESİ SONA ERDİ

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani’nin görev süresi bugünden itibaren sona erdi ve yetkileri hükümet, parlamento ile adalet konseyine devredildi.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Parlamentosu, geçtiğimiz hafta pazar günü düzenlediği olağan oturumda 12 yıllık başkanlık süresinin bir daha uzatılmasını kabul etmeyip, görevi bırakan IKBY Başkanı Mesut Barzani‘nin yetkilerini oy çokluğuyla hükümet, parlamento ve adalet konseyine verildi.

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Erbil Milletvekili Aydın Maruf, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Barzani’nin devredilen görevlerinin en önemlisi olan başkomutanlık ve güvenlik yetkisinin yeğeni Başbakan Neçirvan Barzani’ye devredildiğini ifade etti.

Maruf, başkanın başkomutanlık, Peşmerge ve güvenlik birimleri ile olağanüstü hal ilanı gibi yetkileri başbakana, yasaları onaylama veya veto etme, başbakan ve hükümetten güvenoyunun çekilmesiyle seçime gidilmesi kararı parlamento başkanına, hâkim ve savcı ataması ile idam kararı ve genel af yetkisinin ise adalet konseyine devredildiğini kaydetti.

IKBY başkanlığının yeni seçimlere kadar dondurulduğunu dile getiren Maruf, önümüzdeki süre içerisinde başkanlık yasasının parlamento tarafından değiştirilmesi halinde bölge başkanının halk tarafından değil parlamento üyelerince seçileceğini söyledi.

Barzani’nin bundan sonra görevine Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı olarak devam edeceği kaydedildi.

Barzani, 29 Ekim tarihinde parlamentoya gönderdiği mektubunda, 12 yıllık başkanlık süresinin bir kez daha uzatılmasını kabul etmediğini belirterek, 1 Kasım itibariyle görevine devam etmeyeceğini bildirmişti.

 

ÖLENLERİN SAYISI 8’E YÜKSELDİ

New York’ta kamyonetini bisiklet yolunda insanların üzerine sürerek 8 kişinin ölümüne neden olan 29 yaşındaki saldırganın, Özbek asıllı Sayfullo Habibullaevic Saipov olduğu belirtildi.

New York‘ta bir sürücünün kamyonetini bisiklet yolundaki insanların üzerine sürdüğü olayda hayatını kaybedenlerin sayısı 8’e yükseldi.

New York Belediye Başkanı Bill de Blasio, olayın ardından düzenlediği basın toplantısında, New York’ta bugün korkunç bir trajedi yaşandığını söyledi.

Olayın “korkakça yapılmış bir terör saldırısı” olduğunu söyleyen de Blasio, saldırıda 8 kişinin hayatını kaybettiğini, en az 12 kişin de yaralandığını açıkladı.

De Blasio, 6 kişinin olay yerinde, iki kişinin de kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiğini belirtti.

New York Polis Departmanı Şefi James O’Neill ise saldırganın kiralık bir kamyoneti bisiklet yolunda insanların üzerine sürdükten sonra bir okul aracına çarparak durduğunu söyledi.

O’Neil, elinde iki sahte silahla kamyonetten çıkan saldırganın polis tarafından karnından vurularak gözaltına alındığını ifade etti.

New York Valisi Andrew Cuomo ise saldırganı “yalnız kurt” olarak tanımladı ve tek başına hareket ettiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Twitter hesabından yaptığı açıklamada New York’taki saldırının hasta ve dengesiz bir kişinin saldırısına benzediğini ve polisin olayı yakından takip ettiğini ifade etti.

Saldırganın kimliği belli oldu

New York’ta kamyonetini bisiklet yolunda insanların üzerine sürerek 8 kişinin ölümüne neden olan 29 yaşındaki saldırganın, Özbek asıllı Sayfullo Habibullaevic Saipov olduğu belirtildi.

ABD medyası, polis kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, saldırganın Özbekistan’dan 2010 yılında ABD’ye gelen Saipov olduğunu duyurdu.

Haberlerde, olay yerinde kamyonette saldırının terör örgütü DEAŞ adına yapıldığını gösteren İngilizce bir not bulunduğu kaydedildi.

Polisin kordon altına aldığı bölgede incelemeler geç saatlere kadar sürdü. “Cadılar Bayramı” olarak bilinen Halloween etkinliği nedeniyle de kentin birçok yerinde güvenlik önemleri artırıldı.

Trump: DEAŞ’ın ülkemize geri dönmesine veya girmesine izin vermemeliyiz

Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırıya ilişkin mesajı paylaşıldı.

Açıklamada, “Dualarımız, New York’taki terör saldırısının kurbanları ve aileleriyle birliktedir. Yönetimim New York polisine ve onunla birlikte çalışan Federal Soruşturma Bürosuna tam destek sağlayacaktır. Olay yerinde ilk müdahaleyi yapanlara şükranlarımızı sunuyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Gelişmeleri yakından takip edeceğini vurgulayan Trump, saldırıyla ilgili Twitter’dan da açıklama yaptı.

Trump, “Ortadoğu’da veya başka bir yerde yendikten sonra DEAŞ’ın ülkemize geri dönmesine veya girmesine izin vermemeliyiz. Yeter! İç Güvenlik Bakanlığına zaten yeterince sıkı olan ‘İleri Düzey Güvenlik Kontrolü Programımızı’ daha da pekiştirmesi talimatını verdim. Siyasi doğrucu olmakta sorun yok ama bunun için değil.” değerlendirmesini yaptı.

 

RUSYA’NIN DOMATES İTHALATI 1 KASIM’DA

Rusya, Türkiye’den domates ithalatına belirlenen miktarlarda 1 Kasımdan itibaren başlayacak.

Rusya, daha önce belirlenen miktarda Türkiye’den domates ithalatına 1 Kasım itibarıyla başlayacak.

Rusya hükümeti tarafından yayınlanan kararnamede, 1 Ocak 2016’da yasaklanan Türk domatesi ithalatının 1 Kasım’dan itibaren yeniden başlayacağı belirtildi.

Kararnamade, 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren Türkiye’den ithalatı yasaklanan taze veya dondurulmuş domates ithalatına yönelik yasağın kaldırıldığı kaydedilirken, “Türkiye’den domates ithalatı Rusya Tarım Bakanlığı tarafından belirlenen miktarlarda gerçekleştirilecektir.” ifadeleri yer aldı.

Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak ise bir süre önce yaptığı açıklamada, aralık-nisan döneminde 4 Türk firmasından 50 bin ton domates ithal edileceğini söylemişti.

 

ERDOĞAN İLE PUTİN TELEFONDA GÖRÜŞTÜ

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin telefonda görüştü. İki lider, bölgesel konularda yakın iş birliği ve koordinasyon içinde olma konusunda mutabık kaldı.

Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında gece bir telefon görüşmesi gerçekleşti.

İki lider, görüşmede, Türkiye ve Rusya ilişkilerinin yanı sıra bölgesel gelişmeler hakkında da görüş teatisinde bulundu. Başta İdlib olmak üzere Suriye’de çatışmasızlığın hayata geçirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunan iki lider, Astana sürecini de ele aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin, bölgesel konularda da yakın iş birliği ve koordinasyon içinde olma konusunda mutabık kaldı.

İki ülke arasında ticaret, ekonomi, enerji alanlarındaki iş birliğine değinilen görüşmede, ikili ticaret hacminde bu yılın 8 ayı itibarıyla geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 21,7 artış gözlenmesinin memnuniyet verici olduğu vurgulandı.

İki lider, karşılıklı ziyaretlerin, Türkiye-Rusya arasındaki iş birliğinin daha da güçlenmesine önemli bir katkı sağladığına dikkati çekti.

KUZEY IRAK’TA ŞİDDETLİ ÇATIŞMA

Irak güçleri ile Peşmerge arasında Erbil-Kerkük karayolu üzerinde ağır silahların kullanıldığı şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Irak güçleri ile Peşmerge arasında Erbil-Kerkük karayolu üzerinde ağır silahların kullanıldığı şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Irak güvenlik güçlerinin Kerkük’ün Altunköprü kasabasında kontrolü sağlamasının ardından Peşmergelerin konuşlandığı mevzilere yaklaşmasıyla çatışma başladı. Irak güçleri ağır toplarla mevzileri vururken Peşmergeler de karşılık verince çatışma şiddetlendi.

Irak güçlerinin top ateşiyle yaralanan Peşmergelerin olduğu, bazı araçların da yanmaya başladığı görüldü.

Şiddetli çatışma üzerine, Erbil’den yola çıkan ağır silahlar taşıyan askeri konvoy, temas hattına doğru ilerleyişe geçti.

Öte yandan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Peşmerge Komutanlığı bölgedeki gelişmelerle ilgili yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, “İran Topçu Birliği ve Haşdi Şabi milisleri, Irak’ın verdiği ABD yapımı silahlarla Altunköprü mevkiinde Peşmerge mevzilerini sabah saat 8’den itibaren bombalamaya başladı.” ifadeleri kullanıldı.

 

FİLİSTİN UZLAŞI SÜRECİNE DESTEK

Dışişleri Bakanlığınca, Türkiye’nin Filistin uzlaşı sürecinin neticelendirilmesine dönük çabalara desteğinin gelecek dönemde de süreceği açıklandı.

Dışişleri Bakanlığınca, Ortadoğuda kalıcı barış ve istikrarın temini için Filistin iç uzlaşı sürecinin bir an önce neticelendirilmesine dönük çabalara Türkiye’nin desteğinin gelecek dönemde de sürdüreceği bildirildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Filistinliler arasında birliğin sağlanmasına yönelik süreçte kaydedilen gelişmelerin ve bu çerçevede 3 Ekim’de Filistin hükümetinin Gazze’de yaptığı bakanlar kurulu toplantısının memnuniyetle karşılandığı vurgulandı.

Açıklamada, “Türkiye, Ortadoğu’da kalıcı barış ve istikrarın temini için gerçekleşmesini elzem gördüğü iki devletli çözüme ulaşılması bakımından hayati önem taşıyan Filistin iç uzlaşı sürecinin biran önce neticelendirilmesine dönük çabalara desteğini önümüzdeki dönemde de sürdürecektir.” ifadelerine yer verildi.

 

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İRAN’DA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından resmi törenle karşılandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanİran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından resmi törenle karşılandı.

Sadabad Sarayı’na atlı birlik eşliğinde gelen Erdoğan, tören alanına gelişinde Ruhani tarafından karşılandı.

Erdoğan ile Ruhani’nin tören alanındaki yerlerini almalarının ardından, iki ülke milli marşları çalındı. Tören kıtasını selamlayan Erdoğan ve Ruhani daha sonra tokalaşarak gazetecilere poz verdi.

Törende, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani daha sonra baş başa gerçekleştirecekleri görüşmeye geçti. Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısına başkanlık edecek Erdoğan ve Ruhani, daha sonra ortak basın toplantısı düzenleyecek.

 

SIĞINMACI ÖLÜMLERİ 4 BİNİ AŞTI

Birleşmiş Milletler (BM) üst üste 4 yıldır dünya genelinde hayatını kaybeden sığınmacıların sayısının 4 bini aştığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) üst üste 4 yıldır dünya genelinde hayatını kaybeden sığınmacıların sayısının 4 bini aştığını açıkladı.

BM’nin Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Sözcüsü Joel Millman,BM Cenevre Ofisi‘nde düzenlenen basın toplantısında, “Bu yıl dünya genelinde 4 bin 2 sığınmacı hayatını kaybetti. Üst üste 4 yıldır hayatını kaybeden sığınmacıların sayısı 4 binin üzerinde.” dedi.

Millman, 4 bin sınırının 2016’da 3 Haziran’da, 2015’te 27 Ağustos’ta ve 2014’te de 2 Ekim’de aşıldığını hatırlattı.

Bu yıl 133 bin 640 sığınmacının Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya ulaştığını belirten Millman, Avrupa’ya gelen sığınmacıların yüzde 75’inin İtalya’ya ayak bastığını ifade etti.

Millman, “Bu yıl Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken 2 bin 556 sığınmacı hayatını kaybetti.” diye konuştu.

IOM verilerine göre, bu yıl Ege Denizi’ni geçerek Yunanistan’a ulaşmaya çalışırken, 45 sığınmacı hayatını kaybetti.

Millman, ABD-Meksika sınırında da 263 göçmenin yaşamını yitirdiği bilgisini paylaştı.

 

BEYRUT’TA ‘KLASİK OTOMOBİL FUARI’

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen “Klasik Otomobil Fuarı” kapılarını ziyaretçilere açtı.

Üçüncü kez organize edilen Klasik Otomobil Fuarı‘nın bu yılki teması “Lübnan’ın Otomobilcilik Mirasına Saygı”.

Beyrut‘ta bir alışveriş merkezinde açılan fuarda devlet liderleri, sporcular ve ünlü kişilere ait otomobiller sergileniyor.

Organizasyonun sorumlusu Nadya Ziyade, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fuarda 60 aracın yer aldığını belirtti. Ziyade, otomobillerin Lübnanlı bazı aileler ve uluslararası firmaların iş birliğinde getirildiğini söyledi.

Fuarda, 1900’lerin başından 1980’lere uzanan yelpazede otomobiller yer alıyor. Özellikle lüks markaların eski modelleri ziyaretçilerden yoğun ilgi görüyor.