Boya fabrikasında patlama: 5 ölü

Bursa’nın Gürsu ilçesinde, bir boya fabrikasında patlama meydana geldi.

Bursa‘nın Gürsu ilçesinde, bir boya fabrikasında meydana gelen patlamada 5 işçi yaşamını yitirdi, 4 kişi yaralandı.

Alınan bilgiye göre, Bursa-Ankara karayolu yakınlarındaki fabrikada, henüz belirlenemeyen nedenle buhar kazanı patladı.

Bu esnada fabrikanın çatısında çökme meydana geldi.

Patlamanın ardından bölgeye 112 Acil Servis ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Patlamada 4 işçi olay yerinde, bir işçi ise kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

“Şu anda 5 ölü, 4 yaralı var”

Bursa Valisi İzzettin Küçük, patlama meydana gelir gelmez olay yerine gittiğini söyledi. Küçük, şunları kaydetti:

“Şu anda 5 ölü, 4 yaralı var. Yaralılar, hastaneye intikal etmiştir. Bir saate kadar yaralıların durumu netlik kazanacaktır. Burası tekstil ünitelerinin olduğu bir boyahane. Oradaki sıcak su kazanı patlamış. Şu anda nedeniyle ilgili bir bilgim yok. Bu kazanın neden patladığıyla ilgili inceleme yapılacak, araştırılacak. Bir tedbirsizlik, kusur ne varsa ortaya çıkacak. Gaz sıkışması olduğu kesin. Şiddetli bir patlama, fabrikada göçük var. Çevredeki fabrikalara ve araçlara da hasar vermiş.”

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş da fabrikada büyük bir patlamanın yaşandığını belirtti.

Aktaş, “Yoldan geçenler tamamen etkilenmiş. Bina komple çökmüş. Kazanda bir patlama olmuş. Başımız sağ olsun” ifadelerini kullandı.

 

SERBEST GEÇİŞ SİSTEMİ ÇALIŞMASI BAŞLIYOR

FSM Köprüsü Anadolu yakası İstanbul-Edirne yönünde, ihlalli geçişlerin önlenmesi amacıyla Serbest Geçiş Sistemi tesis edilecek.

İstanbul ValiliğiFatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün (FSM)Anadolu yakası İstanbul-Edirne yönünde ihlalli geçişlerin önlenmesi amacıyla Serbest Geçiş Sistemi tesis edileceğinden 23 Eylül saat 22.00’den itibaren köprüde trafiğin iki yönde üçer şerit sağlanacağını bildirdi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre, FSM Köprüsü Anadolu yakası İstanbul-Edirne yönünde, ihlalli geçişlerin önlenmesi amacıyla Serbest Geçiş Sistemi tesis edileceği belirtildi.

Serbest Geçiş Sistemi tesisi kapsamında otoyol üzerinde konstrüksiyonlar (TAK) kurulacağı aktarılan açıklamada, söz konusu TAK’ların altından dört şeritli araç geçişi sağlanacak şekilde çalışmaların tamamlanarak yolun trafiğe açılacağı kaydedildi.

Çalışmaların 23 Eyül saat 22.00’da başlayacağı ve 7 Kasım saat 22.00’da tamamlanacağı belirtilen açıklamada, “Çalışma süresince trafik her iki yönde üçer şerit olarak sağlanacaktır. Çalışmalar sırasında meydana gelebilecek trafik yoğunluğundan sürücülerimizin mağdur olmamaları için alternatif güzergahları (Avrasya Tüneli, 15 Temmuz Şehitler ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri) kullanmaları uygun olacaktır.” ifadelerine yer verildi.

 

DERECEYE GİRENLERE MADALYA VE KUPALARI VERİLDİ

Sosyal sorumluluk projesi kapsamında Ataşehir kaymakamlığı ile Öyküm Spor Kulübünün birlikte düzenlemiş oldukları “Çocuk ve gençlik Gelişim Oyunları” Taekwondo şampiyonası sona erdi.

İlçemiz Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile ilçemiz Öyküm Spor Kulübü ile birlikte düzenledikleri ve 3 gün süren Çocuk ve gençlik Gelişim Oyunları Ataşehir kaymakamlık Kupası Taekwondo Şampiyonası sona erdi.

Ataşehir Mevlana mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Spor Salonunda, İstanbul genelinden 12’si belediye takımları olmak üzere toplam  33 spor kulübünden 530 sporcunun katılımıyla bu yıl üçüncüsü düzenlenen şampiyonada Minik Erkeklerde (33-36-40-45-50-57 Kgr.), Minik Bayanlarda (30-33-36-40-45 Kgr.) ile Yıldız Erkeklerde (37-41-45-49-53-57-65- +65 Kgr.) ve Yıldız bayanlarda (44-47-51-55-59 Kgr.) kilolarında çekişmeli maçlar sonucunda dereceye giren sporculara kupa ve madalyaları törene katılan Ataşehir Kaymakamı Zafer Karamehmetoğlu, Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Seyfi Güneysu ve Protokol tarafından verildi.

DSCF3829

Kaymakam Zafer Karamehmetoğlu turnuvaya destek veren kurum ve kuruluşların yetkilerine plaket vererek şöyle konuştu: “Bu turnuvayı düzenleyen ve emek veren spor dostlarına ve müsabakalara katılan gençlerimizi kutluyor turnuvamız hayırlı olsun”  dedi.

DSCF3891 DSCF3887 DSCF3879 DSCF3876 DSCF3844 DSCF3849 DSCF3851 DSCF3854 DSCF3840 DSCF3835 DSCF3829 DSCF3824 DSCF3812 DSCF3896

Domuz gribinden korunmanın püf noktaları

Halk arasında domuz gribi adı verilen A(H1N1) virüsünün neden olduğu solum yolu hastalığı  vakaları, kış aylarının gelmesiyle yine artış göstermeye başladı.  Yeditepe Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, domuz gribi hakkında bilgi vererek kişisel olarak alabileceğimiz önlemleri ve domuz gribinden korunmanın yollarını anlattı.  

 

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, Amerikan Hastalık Koruma Merkezi’nin (CDC) domuz gribi olarak bilinen A(H1N1) virüsünü bulaşıcı ve insandan insana yayılan virüs olarak belirlediğine dikkat çekti. Kişisel olarak alabileceğimiz önlemler ve toplum olarak oluşturacağımız farkındalık ile bu sorunu aşabileceğimizi belirten Sönmezoğlu, Sağlık Bakanlığı tarafından Ocak başında yapılmış bir araştırmadan bahsetti. Sönmezoğlu,  “Ülkemizin farklı bölgelerinden nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu seçilmiş 17 ilinde çalışan toplam 180 aile hekiminin yaptığı çalışma ile başvuran solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişiler içerisinde “Grip Benzeri Hastalık” geçiren hasta sayıları ve alınan numuneler Halk Sağlığı Müdürlükleri ile laboratuvarlarda inceleniyor.  28 Aralık 2015-03.01.2016 arasında 1072 numune çalışılmış.  Yüzde 11 viral etken bulunmuş. 73 olgu H1N1, 39 u İnfluenza A/H3, 5 i İnfluenza B bulunmuştur. Bu sonuçlar halen yayılmakta olan grip türlerinin yüzde 62,4’ünün H1N1 virüsü olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu.

H1N1 gribinin belirti ve bulguları nelerdir?

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, insanlarda görülen domuz gribi belirtileri insan gribi belirtilerinin benzediğine dikkat çekti ve şu bilgileri verdi: “Titreme, ateş, boğaz ağrısı, kas ağrıları, şiddetli baş ağrısı, kuru öksürük, halsizlik, genel rahatsızlık, bulantı, kusma, diyare (çocuklarda). ”

H1N1 gribi nasıl yayılır?

ProfDrMeralSonmezogluGeçmişte, H1N1 gribi ile birlikte ciddi hastalıklar (pnömoni ve solunum yetmezliği) ve ölümler bildirildiğini söyleyen Sönmezoğlu, “Mevsimsel grip gibi, H1N1 gribi, kronik sağlık koşullarının kötüleşmesine neden olabilir. H1N1 gribi mevsimsel gribe benzer yollarla, genellikle kişiden kişiye öksürük veya aksırık yoluyla bulaşır. Grip virüsü 2 saat canlı kalabildiği için ağız veya buruna dokunduktan sonra temas edilen yüzeylerde yayılmaya devam eder. Semptomlar görülmeden 1 gün önce ve hastalık görüldükten sonraki 7 gün ve daha sonraki günler bulaşabilir” şeklinde konuştu.

Gripten korunmak için ne yapmalıyım?

Sönmezoğlu gripten korunmak için yapmamız gerekenleri şöyle anlattı: “En önemlisi ve ilk yapmamız gereken elleri yıkamak ve genel sağlığı korumaktır. Yeterli uykunun alınması gerekir. Fiziksel olarak aktif olun, stresinizi yönetin, bol sıvı alın, besleyici gıdalar tüketin. Ayrıca; Grip virüsü ile kontamine olmuş yüzeylere dokunmayın, hasta olan bireylerle temastan kaçının. H1N1 gribine karşı korunmada aşı etkilidir. Mevsimsel yapılan grip aşısının domuz gribi virüsü (H1N1) içeriği vardır. 2015 den beri dörtlü grip aşısı (2 influenza A iki influenza B) yapılmaktadır.”


Aşı olması gereken risk grupları:

Sönmezoğlu aşı olması gerekli risk gruplarını “1-65 yaş ve üzeri kişiler ve yaşlı bakımevinde kalanlar. Kronik kalp damar hastalığı, böbrek, akciğer hastalığı veya bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler. 3-6 ay-2 yaş arası çocuklar. Sağlık çalışanları” olarak saydı. Sönmezoğlu şöyle devam etti: “Aşı yapılamaması gerekenler yumurta allerjisi olanlardır. Gebeler ve anne sütü verenlere aşı yapılabilir.”


Aksırıktan korunmak için ne yapmalı?

Sönmezoğlu,  “Sağlığınızı korumak için; Öksürürken ağız ve burun kapatılır (mendille), eller su ve sabunla yıkanır, alkol içerikli el dezenfantanları etkilidir. Özellikle öksürdükten veya aksırdıktan sonra, yüzeyler sık sık temizlenir. Gözlere, buruna ve ağıza dokunmamak gerekir çünkü virüs bu yolla yayılır. Hasta kişilerle temas etmekten kaçınılır, grip olanın okul ya da işe gitmeyip, istirahat etmesi gerekir. Eğer hastalandıysanız, diğer insanlarla mümkün olduğu kadar temasınızı sınırlayınız. İşinize veya okula gitmeyiniz. Öksürürken veya aksırırken ağzınızı ve burnunuzu kapatınız. Kullanılan mendili atık kutusuna atınız. Öksürürken veya aksırırken yanınızda mendiliniz yoksa elinizle ağzınızı kapatınız ve elinizi yıkayınız. El hijyeninize her zaman dikkat ediniz. Bu önlemlere özen göstermeniz hastalığın yayılmasını engellemeye yardımcı olacaktır.”

H1N1 gribinin tedavisi var mıdır?

Sönmezoğlu, H1N1 gribinin tedavisiyle ilgili de şu bilgileri verdi: “Tedavide oseltamivir ve zanamivir etkilidir. Hastalarla ve olası olgularla temasdan kaçınmak gerekir. Yüzeylerde 2 saat canlı kalabilir. El yıkama önemlidir. Aşısı koruyucudur.”

 

 

 

domuz_gribi

 YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ HAKKINDA:

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, üstün teknolojisi ve tamamıyla akıllı sistemlerle donatılmış altyapısıyla, 26 Ağustos 2005 tarihinden itibaren hizmet vermektedir. Ulusal ve uluslararası alanda birçok başarıya sahip, profesör ve doçent ağırlıklı hekimlerden oluşan kadrosu ile yeni ve başarılı hekimler yetiştirmek üzere önemli çalışmalar yapmaktadır. Bağdat Caddesi Polikliniği, Balmumcu’daki Göz Merkezi ve Acıbadem’deki Genetik Tanı Merkezi ile hizmetlerini genişleten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi; tıp dünyasında pek çok ilke imza atmış ve atmaya devam etmektedir. Dünyanın en seçkin sağlık kurumlarına verilen kalite belgeleriyle dünya standartlarında hizmet verdiği tescillenen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi ve Bağlı Kurumları, öncülük ve liderlik ilkelerinden hareketle yarınlara daha büyük başarılarla yürümenin kararlılığını taşımaktadır.

Merhaba Sevgili Okurlar;

Merhaba Sevgili Okurlar;

 

 

Türkiye gündeminde olduğu gibi Ataşehir’de de Cumhurbaşkanı adayları ve seçimi ile ilgili tartışmalar devam ediyor.

Genel yaklaşım bundan önceki seçimde oy kullananların tekrar aynı kararlılıkla sandık başına gitmeleri durumunda ilk turda hiçbir adayın seçilemeyeceği kanısıdır.

Seçim döneminin tatil mevsimine ve Ramazan ayına denk gelmesi bazı zorluklar yaratsa da siyasi partilerin seçmenleri sandık başına getirebilme çabaları tüm hızıyla devam ediyor. Muhalefet çatı adayı nedeniyle duyulan rahatsızlığı giderebilecek mi, göreceğiz.

AK Parti kendisinden emin. Teşkilat her zaman olduğu gibi İstanbul dışına çıkanların bir şekilde oy kullanmaları için gerekli çalışmaları sürdürüyor.

HDP kilit parti olma özelliğini devam ettiriyor. Kendi oyları dışında da rahatsız çevrelerin oylarını almak için bir çalışma yürütüyor. Adaylarının sürpriz yapacağının unutulmaması gerektiğinin altını da çiziyorlar.

MHP’nin tabanı çatı aday için şu ana kadar her hangi bir rahatsızlığını dile getirmedi. CHP tabanındaki rahatsızlık net bir şekilde devam ediyor. Seçim sürecindeki çalışma performansları belki bu rahatsızlığı önemli ölçüde çözebilir.

Her yıl olduğu gibi Ataşehir’de kurulan iftar sofraları yine vatandaşların ilgi odağı oldu. Ataşehir Belediyesi kendi imkanları ile 17 mahallede Ramazan ayı süresince belirlenen program çerçevesinde iftar sofralarını kurmaya ve konserlerle taçlandırmaya devam ediyor. Haberimizde de belirttiğimiz gibi sofralardaki kalite düzeyinin geçen yıllara göre artmış olması övgü aldı.

Ancak ne hikmetse Ak Partililer düzenledikleri mahalle iftarlarına (Silence Otel’dekini saymazsak) basını davet etmekten kaçınıyor. Anlam verebilmiş değiliz.

Seçimden bu yana devam eden ekonomik durgunluk tavan yapmış durumda. Başta emlak olmak üzere her sektördeki bu hareketsizlik önce küçük esnafı vuruyor. Önümüzdeki ayda da devam etmesi beklenen bu sıkıntılı hava umarız Eylül ayı ile birlikte biraz dağılır ve serinleriz.

Hepinize mutlu, sağlıklı nice bayramlar dileriz.

 

 

 

 

Ben Cumhur Değilim

Ben Cumhur Değilim

 

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşıyor. Cumhur kendine bir “baş” seçecek. Kimilerine göre cumhur bunu ilk defa “doğrudan” yapacağı için seçilecek olan reis cumhurun gerçek anlamdaki ilk başkanı olacak. Hâlbuki daha adayların belirlenme biçimi bunun hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Her şeyin pek bir özensiz yapıldığı bu “var mı var” ülkesinde cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin kanun maddeleri değiştirilirken öyle acele ediliyor ki meselenin ruhunu felç edecek bir detay gözden kaçıyor.

Malum, eskiden cumhurbaşkanını meclis seçerdi. Halkın seçmesi bence doğru olmuştur. Hatta bence valileri bile halk seçmelidir. Ancak siz seçimi halka yaptırırken aday belirlemeyi sanki hala seçimi meclis yapıyormuşçasına yaparsanız o zaman reisi halk seçmiş olmaz. Bu o kadar mantığa ve matematiğe oturmayan bir durumki, adayları biz belirleyip seçimi Portekiz halkı yapsa ancak bu kadar abuk bir durum olurdu.

Şimdi ben cumhurum, reisimi seçeceğim, ama aday olamıyorum. Yani 20 meslektaşım bir araya gelip beni aday gösteremiyor. Tıpkı 20 berberin bir araya gelip bir berberi, 20 futbolcunun bir araya gelip bir futbolcuyu, 20 mimarın bir araya gelip bir mimarı aday gösteremediği gibi. Ama 20 milletvekili bir araya gelip bir milletvekilini aday gösterebiliyor. E hani anayasanın eşitlik ilkesi? Aday olma hakkımın olmadığı bir seçimde ben oy hakkımdan da feragat ediyorum. Bu anlamda 18 yaşımı doldurduğumdan beri ilk defa bir seçimde sandığa gitmeyeceğimi de buradan beyan ediyorum.

Bu saatten sonra “şu aday böyle iyi, bu aday şöyle kötü, filan aday memleketi kurtaracak, diğeri batıracak” tartışmalarını da gereksiz buluyorum. Yani takımlardan biri sahaya 14 kişi çıkmış ve biz maçın 85. dakikasındaki bir pozisyon için penaltı mı değil mi tartışması yapıyoruz. Buna hiç gerek yok ama yine de bir kaç şey söylemeden geçemeyeceğim.

Şu adı zor söylenen aday var ya… İşte onun diğer iki adayın hesabına para göndermesi hakikaten çok ince bir davranış. Bu adamcağızın bu ince davranışına karşılık öteki uzun boylu aday bu parayı geri iade etmese bu coğrafyanın kaybolan o manevi iklimini belki geri getirebilirdik. Zira bu topraklarda bu işler eskiden böyle yürümüyordu. Bu topraklarda dostluk da düşmanlık da mertçe yapılıyor, gönüller yıkmak değil gönüller tamir etmek esas alınıyordu.

Adamın biri haram parayla aldığı bir ineği vicdanına izah edemeyip Hacı Bektaşı Veli’nin dergâhına bağışlamak ister. Ancak Hacı Bektaş-ı Veli bu bağışı kabul etmez. Adam ineği Mevlana’nın dergâhına götürür, Mevlana ineği alır. Adam Mevlana’ya Hacı Bektaş-ı Veli’nin bu ineği kabul etmediğini söyleyince Mevlana, “biz bir leş kargasıyız, Hacı Bektaş-ı Veli bir şahindir, biz her leşe konarız ama o konmaz” der. Adam ineği Mevlana’nın dergâhına bırakır ve tekrar Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına gidip olan biteni anlatır ve kendisinin kabul etmediği ineği Mevlana’nın kabul ettiğini söyler. Bunun üzerine Hacı Bektaş-ı Veli şu cevabı verir. “Biz bir su birikintisiysek Mevlana bir okyanustur. Senin bir haram ineğin bizi kirletir ama Mevlana’nın engin yüreğini kirletmez. Ondan almıştır.”

Ah be dostlar! Ben daha ne diyeyim? Çoğumuzun birbirinin zıttı sandığımız bu iki gönül adamı birbirlerini böyle onore ederken bir de bugünkü zihniyete bakın. Uzun boylu aday kendine bir reklam filmi hazırlatıyor. Filmin bir yerinde bir Türkiye haritası var ve haritada 81 ilden bir tanesi silinmiş. O ilin hangi il olduğunu söylememe herhalde gerek yok. Bu bir nefret suçu değil de nedir?

Böyle bir manzarada gidilen cumhurbaşkanlığı seçimi yine de hayırlı olsun. Umarım uzun boyluya “bu kadar da uzun boylu değil” diyecek bir sürecin ilk adımı olur. Şimdilik ben yokum.

Ben cumhur değilim, seçilecek kişi de benim reisim değil.

Oylar halkın adayına

Oylar halkın adayına

10 Ağustos 2014 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için siyasi partilerin adayları çalışmalarına başladı.

Asıl mesele belirlenen adayların Türkiye halklarını ne derecede kucaklayacaklardır.  Şu ana kadar ki gelişmelere baktığımızda nasıl bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu kesin olmasa da görebiliyoruz.

Çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu siyasi arenada pek tanınan biri değil. Özellikle CHP tabanında farklı görüşler ortaya atılmakta ve netleşen tam bir görüşün var olduğunu söylemek zor. Önümüzdeki süreç bu anlamda önemli. Adayın göstereceği performans, kararsız olan tabanın bir kısmını lehine çevirse de bazı çevrelerin kesin tavır aldıklarını görüyoruz. CHP ve MHP tabanından önemli ölçüde oy alacağı gibi muhafazakar tabandan da ilgi göreceği, ancak seçilmesine yetecek mi bunu şu anda kestirmek zor.

HDP adayı Selahattin Demirtaş. Genç dinamik mücadele azmi ve birikimi ile tabanından destek alacağı gibi sol kesimden de önemli destek göreceği kesin. Ayrıca CHP adayından rahatsız olan tabandan da destek alacağı düşünülürse barajı zorlayacağı bir aday olarak görebiliriz. Olağanüstü kongrede barış, kardeşlik ve birleştirici mesajlar vermesi kendisine artı puan olarak dönecektir. Sürprizlere hazır olalım diyorum.

AK Parti adayı Recep Tayyip Erdoğan ise olumlu ve olumsuz tavırlarıyla halkın yabancısı değil. Sivri çıkışlarıyla belli kesimlerin tepkisini çeken Erdoğan, ilk turda seçilmesi zor görünüyor. Tatil mevsimi dolayısıyla oy kullanmayanları hesaba katarsak, diğer adaylara göre daha avantajlı görünse de çatı adayın aynı çevreye hitap etmesi işini zorlaştırıyor. Sadece kendi tabanına yönelik konuşma ve tavırları diğer kesimlerin adayı olmayacağı apaçık ortada. Bugün ne ise yarında aynı duruşu sergileyeceği kuşkusu halkı tedirgin ediyor. Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de mağduriyetleri oynayarak Çankaya Köşküne çıkma mücadelesini verecektir.

Oy kullanırken belli kıstasları göz önünde bulundurmak gerekir. Ülkeyi Ortadoğu bataklığına alet etmeyecek, ayırım gözetmeksizin her kesimi kucaklayacak, adaletli, tarafsız ve mezhep üzerinde siyaset yapmayacak, barışı huzuru sağlamak için çaba sarf edecek bir Cumhurbaşkanı seçmek hepimiz için hayırlı olur. Unutmayın bir oy çok şey değiştirir. Seçeceğimiz aday siyasetin değil halkın adayı olmalı.

 

 

So(y)ma

Efendi Hazretleri geçen yıl bu zamanlar Gezi Parkı’nda direnen gençlere soruyordu. Bu kadar demokrattınız da 28 Şubat’ta neredeydiniz?” Gençler orantısız zekalarıyla “kreşteydik” cevabını yapıştırıyorlar. Bu orantısız cevap, mizahın kitabını yazan “muzip” gençlerin insanı tebessüm ettiren bir yaklaşımı olarak düşünülebilir.

Bir yıl önce bize Gezi Parkı’nda hayatı öğreten gençlerin yaşları itibariyle 28 Şubat 1997’de gerçekten de kreşte oldukları gibi son derece reel bir yanının olduğu da söylenebilir. Ama bana sorarsanız bu orantısız cevabın çok daha derin bir anlamı vardır. Gençler demektedirler ki, “artık yeter. Artık geçmişi konuşarak siyaset yapamazsın. Artık nerde iki mikrofon görsen ‘bu CeHaPe var ya’ diye başlayıp kin kusmayı siyaset sanmaktan vazgeç. Bize ‘şu tarihte nerdeydiniz, bu tarihte nerdeydiniz?’ deme artık. Biz sana ‘12 Eylül 1980’de analar ağlarken sen ayağında şortla top oynuyordun’ diyor muyuz? Biz artık yeni bir dil konuşuyoruz.Bizim dilimizi anlamayanlar gelecekte siyaset sahnesinden silinecekler.”

Ne dersiniz? Gençler aslında hepimizin duygularına tercüman olmuyor mu? Siz de artık “şu tarihte nerdeydiniz, bu tarihte nerdeydiniz?” nutuklarından sıkılmadınız mı? Ben şahsen çok sıkıldım.

Ey Efendi Hazretleri. Hepimiz bir tarihlerde bir yerlerdeydik. Bizden öncekiler çok hatalar yaptılar. Bu memleket darağacında bir başbakan gördü. Bu utanç hepimizin. Ama artık yeter. Sen “27 Mayıs’ta nerdeydiniz?” diye eski yaraları kaşırken adamların fakir fukarayı soyup durmuşlar. Yeter… Kaşıma… Soydurma…Soyma…

* * *

İslam Halifesi Hz. Ömer, “Dicle’nin kıyısında bir kurt aşırsa bir koyunu / Gelir de ilahi adalet sorar Ömer’den onu” diyor. Efendi Hazretleri Hz. Ömer’e ve onun adaletine çok atıf yapar. Dindar nesil yetiştireceğini söyleyip her sıkıştığında İslami referanslara sığınan, ezanın Türkçeleştirilmesinden bile bin bir tane malzeme çıkaran ve nerde iki mikrofon görse karşıtlarına “siz filanca tarihte nerdeydiniz?” diyen beyefendiye soruyorum.

Siz 28 Aralık 2011’de kreşte miydiniz? Hayır! 11 Mayıs 2013’te kreşte miydiniz? Hayır! Peki 13 Mayıs 2014’te kreşte miydiniz? Hayır! Peki nasıl oluyor da Gezi Parkı’ndaki gençler 28 Şubat’tan sorumlu oluyor da siz bütün bu olup bitenlerden sorumlu olmuyorsunuz? Ve nasıl oluyor da buna itiraz edenlerin üstüne mermi yağdırıyorsunuz? 

Yeter artık yeter… Anladıysan biber gazı, mermi, toma… Anlamadıysan Uludere,Reyhanlı, Soma.

Biraz sevgi, biraz hoşgörü

Son bir sene içinde polis kurşunuyla hayatını kaybeden gençlerin, sözüm ona destan yazan insanlıktan nasibini almamış, yüreğinde vicdanında sevgi taşımayan tetiği çeken o katil eller hala büyük bir pişkinlikle mahkemeleri devam ederken yenileri de arkadan gelmeye başladı.

Bir ibadethane içinde taziye ziyaretine giden Uğur Kurt’u vuran polis elbette tesadüfi olarak bu olayı gerçekleştirmiyor. Gezi direnişinden bu yana siyasi iktidarın toplumu kutuplara ayıracak beyanatlarda ve uygulamalarda bulunması, polise “destan yazdılar” deyip adam öldürdükleri için kahramanlaştırılan ve ikramiye ile ödüllendirilen, Uğur Kurt cinayetinde “Polis nasıl sabrediyor” diyen bir başbakan. Televizyonlarda bir başsağlığı dilemeyi bile gurur meselesi yapan bir AKP hükümeti. Tüm bu gelişmelere baktığımızda bu hükümetin yalnız kendi yandaşlarına var olduğunu, toplumu kucaklamaktan uzak bir sevgisizlik sergilediğini yaşanan bu olaylar sonucunda görüyoruz. 17 Aralık ile başlayan süreci kendilerini aklamak adına yapmadıkları kanunsuzluk, çarpmadıkları, sürmedikleri adalet ve emniyet mensubu kalmadı. Şu an oluşturduğu kendi polisi ile halka zulüm etmekte, insanları öldürmekte ve bir faşist dikta ile muhalif olanları sindirmeye çalışılmakta.

Son Soma olayı resmen devlet eliyle işlenmiş bir cinayet olduğu her gün yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Denetime giden yandaş müfettişlerin yaşadıkları lükse karşı işçilerin hayatlarını tehlikeye atacak yanlı rapor hazırlamaları elbette devletin bir ayıbıdır.

Gezi direnişinin 1.yılında adeta OHAL ilan eden hükümet, tepkilerini kitap okuyarak, oturarak dile getirmeye çalışanlara bile tahammül etmediğini herkes gördü. Bu şiddetle barış ortamının yeniden yaratılması artık hayal. Halkına kurşun sıkarak öldüren polislerin yakalanmaması, korunmaları ülke insanını derinden yaralamakta,kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Ülkenin tüm insanlarını kucaklamak, onlara sevgisini hissettirmek en yüce görevdir. Birlik ve beraberliğin yeniden oluşması için iktidarın empati kurarak biraz sevgi, biraz hoşgörü göstermesi vatandaş olarak beklentimizdir.

 

 

SON YAZIM Sevgi Ve Saygılarımla…

Bu mesleğe başlarken gazetecilik toplumsal sorumluluk gerektiren bir iştir diyerek başladık. Yerel gazetecilik daha da fazla toplumsal sorumluluk gerektiren bir meslektir. Çünkü yerelde daha fazla göz önünde, daha fazla halkla iç içe olmak durumundayız. Dolayısı ile her yazdığın, her söylediğin sözle hesap vermek durumundasın. Budan dolayı da doğruları yazmak, halk ile idareler arasındaki sorunları yansıtıp, gerektiğinde de çözüm yolları önermek gibi sorumluluğumuz olduğunu unutmadan görevini yapmak zorundasın. Özellikle haberlerde, objektif olurken, ince ayrıntılarda vermek istediğin mesajlarla halkı ve yöneticileri de uyarma gibi bir sorumluluğu yerine getirmek durumundayız. Gazete Ataşehir incelendiğinde her sayısında bu anlayışın izlerini göreceksiniz. 

Biz, Ataşehir’de 10 yıl boyunca yüzü aşkın gazete çıkardık. Bazen, gerek yöneticilerin, gerekse siyasilerin beklentilerine cevap vermediğimiz için tepkiler aldık. Ancak süreç içerisinde yaptığımız uyarı ve eleştirilerde haklı olduğumuzu onlar da gördü. Haklı eleştiri ve önerilerimizle toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirdiğimiz anlaşılınca özür de dilendi, övgüler de aldık.

Ben Kanber Yıldırım olarak yaşamım boyunca ilkeli olmaya özen gösterdim, toplumsal sorumluluğumu hiç ama hiç ihlal etmemeye özen gösterdim. Birlikte sorumluluk üstlendiğim arkadaşlarımın da bu özeni göstermelerine dikkat ettim. Arkadaşlarımın ve toplumun menfaatlerini her zaman kendi menfaatlerimden önde tuttum. Bu anlayışımı Gazete Ataşehir’de de titizlikle sürdürdüğümü okurlarımın da, birlikte çalıştığımız arkadaşların da takdir edeceklerini düşünüyorum.

Sevgili Ataşehirliler yerel seçimlerle birlikte almış olduğum yeni sorumluluğu yerine getirmek için sizlere son yazımı paylaşıyorum. On yıldır içselleştirdiğim bu mesleği artık çalışma arkadaşlarımın emin ellerine bırakıyorum. Aynı sorumluluk ve anlayışla Gazete Ataşehir’i siz okurlarımızla buluşturmaya devam edeceklerinden hiç kaygım yok. Özellikle seçim döneminde çıkarılan gazetelerde bu anlayışa ne kadar sadık kalındığını sizler de gördünüz.

Ataşehir Ajans olarak da sizlerin işlerini kolaylaştıracak rehber niteliğinde harita bazlı projelerle, Keyifli Mekanlar, Seçkin Eğitim Kurumları gibi basılı eserler de yaptık. Gazete ve reklama dayalı bu çalışmalarda bize destek olan tüm firmalara bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

Ataşehir Belediyesi’ne, Belediye Başkanımız Sayın Battal İlgezdi’ye ikinci döneminde de başarılar dilerken sevgi, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ataşehir adına layık bir belediye başkanı ile yoluna devam ediyor. Ataşehirliler de bunu hak ettiklerini gösterdiler. Siz değerli okurlarımı son kez saygı ve sevgi ile selamlarken herkese sağlık, esenlik dolu bir yaşam diliyorum.

Hızlı gündem…

30 Mart yerel seçimlerinin yoğun gündemi yerini Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bıraktı derken yaşadığımız acı olay hepimizi yasa boğdu.

Trafoya giren kedileri konuşurken trafo patladı denilen Soma’da yıllardır için için yanan kömür dumanından ülkece boğulduk. Çöplerde oy pusulaları yerini kömüre bıraktı, o yandı, biz yandık.

Biber gazından boğulurken dumandan boğulur olduk. Malum şahsiyetler bunca ölümden utanmazken yüzlerimiz kapkara, insanlığımızdan utandık.Sandık başlarında nöbet tutan ülke iken Soma’da kömür ocağı önünde ya da televizyonların başında nöbet tutmaya başladık. Yanmış oy pusulalarından, kesilen elektriklerden, ciğerimizi yakan,umudumuzu kesen bir sürece döner olduk. Yediğimiz tokat da cabası.Oy sayımı yerini ceset sayımına bıraktı.Matematik ki, hayatın gerçeğidir, matematiğimiz şaştı. Bir ileri iki geri… 5, 10, 70, 205, 301… Yüzdeler, denklemler birbirine girdi.

***

Ataşehir halkı bu seçimlerde tercihini yaklaşık 20 bin oy farkla CHP’den aday olan Battal İlgezdi’den yana kullandı. Başkan’ı seçim süreci boyunca sağduyulu

yaklaşımından ve başarısından dolayı tebrik etmeliyiz.

 AKP neden kaybetti?

 Yıllarca vatandaşla doğru iletişim kuramadı. Seçim kampanyasında Battal İlgezdi ve ekibi üzerine karalama kampanyası kurdu. Battal İlgezdi hakkında ailesini de içine

alan bir korsan yayınla vurma planı uygulamak istediler. Seçimi kazanacağız havasına girerek yerel basından ziyade ulusal basına yöneldiler. Yerel basına randevu

dahi veremediler. Bütün toplantılarında dini ön plana çıkarıp daha da ileriye giderek ırkçı, mezhepsel konuşmalarla kitlelere yöneldiler. Ülke gündemine oturan

yolsuzluk ve rüşvet olaylarını görmezden gelerek kendilerine yapılmış bir saldırı olarak gösterdiler. Kitlelerin yoğun olduğu toplantılarda yapılan konuşmalar

çok sert ve kırıcı idi. Hep yüzde elli diyerek ötekileştirmeyi ve ayırımcılığı körükleyecek beyanatlarda bulundular. Özellikle imar konusunda inandırıcı

olamadılar. Başkan adayı Nimetullah Topu İlgezdi’nin yanında son derece acemi kaldı. Seçimi kaybedeceklerini biliyorlardı ancak inanmak istemediler. (Belki de bu nedenle Topu aday gösterildi) İlçe teşkilatı ile aday arasında sıkıntılar yaşandı, bütün olamadılar.

 CHP nasıl farklı kazandı?

 Seçim kampanyaları süresince birlikten, beraberlikten ve kardeşlikten yana tavır koydular. Ötekileştirmeyi, ayırımcılığı körükleyecek konuşmalara yer vermediler. Toplumun her kesimini kucaklayacak bir kampanya yürüttüler. Dini, insanların özgür

iradelerine bırakarak tüm inançlara saygılı olduklarını dile getirdiler. Aksayan hizmetlerin arkasında Büyükşehir Belediyesi’nin olumsuz tavırlarının olduğunu açıkça dile getirdiler. Ne olursa olsun, Ataşehir hizmete aç bir bölge idi ve bu açlık 5 yılda AKP’nin yüksek oy aldığı mahallelerde bile gözle görülür şekilde giderildi. Kadir Topbaş Ataşehir’e 3 kez geldi, Başbakan seçimden 1 gün önce miting yaptı. Kılıçdaroğlu bir kez akşam saatlerinde geldi. Sarıgül kaç kez geldi hatırlamıyoruz. Ama ‘çare Sarıgül’ün bir broşürünü bile Ataşehir’de göremedik. Klasik laflarla çare olunamayacağını herkes gördü. Tıpkı ülke genelinde olduğu gibi kutuplaşma yine öne çıktı. Ataşehir’de seçmenin tercih nedeni ne Kılıçdaroğlu, ne de Sarıgül’dü. Ataşehir’i kale yapan tek neden Battal İlgezdi faktörü idi.

Size de lazım olabilir..!

Size de lazım olabilir..!

 

Bir seçimi daha geride bıraktık. Seçimler demokrasinin vaz geçilmez unsurlarından biridir. Kazananı ve kaybedeni elbette olacaktır. Yeter ki şeffaf ve eşit şartlarda ve adaletli tarafsız bir şekilde yapılsın. Eğer tek partinin baskısı ve isteği doğrultusunda hareketle kararlar alınıyorsa orada demokrasi kuralları değil parti diktatörlüğünün kuralları geçerli demektir.

Bizde seçimler demokrasiden uzak bir kan davasına dönüştü. Bir taraftan mağduru oynayan aktörler, diğer taraftan ülke gündemini meşgul eden rüşvet, yolsuzluk ve tapelerle vurmaya devam eden aktörler. Hal böyle iken seviyenin düştüğü ve hakaretlerin bol olduğu bir kampanya dönemini geçirdik.

Mağdur edebiyat Türkiye genelinde AK Parti’yi yine iktidar yaptı. Geçmiş seçimlerde olduğu gibi mağduriyeti bir kez daha başarıyla uygulayarak vatandaşların oylarını almasını becerdi. Ne yazık ki muhalefet buna uyanmadı. Hep aynı taktiklerle saldırdı ama nafile.

Seçimler bitti ama şaibeleri bitmedi. Alışık olduğumuz tutanak değiştirmeler, elektrik kesilmesi, seçim kurullarının aldıkları iddia edilen taktiklerle sonuçlara yapılan itirazları redetmeleri, yırtılan, yakılan, çöplere atılan oy pusulaları, kırk ayrı yerde kedilerin aynı anda trafolara girerek elektriklerin kesilmesine neden olması, kısacası adil bir seçim yapıldı demek doğru değil. Çünkü iktidar partisi seçimleri almak için öyle taktikler uyguluyor ki günler geçmesine rağmen net bir sonuç alınamıyor. Muhalefetin itirazları bir bir ret ediliyor, iktidar partisinin itirazları kabul görüyor hatta seçimleri belli bölgelerde iptal ettirmeye kadar YSK’dan destek alıyor. Yasaklar, tehditler günlük yaşamımızın bir parçası oldu. Şaşırmıyoruz. Kanunlara, yargıya saygı diyen iktidar, kendisine dokununca saygı duymadığını ifade etmekten kaçınmıyor. Acaba neye saygı duymalı? yasaklara mı?ötekileştirmeye mi? yoksa kampanyalarda mezhep üzerinde ırkçılık yapan siyasetçilere mi? Ölümler üzerine siyaset yapanlara mı?

Şaibeli bir seçimle iktidarın çoğunluğunu elinde tutanlar vicdanen ne kadar rahat olurlar. Kendilerine ait olmayan oylarla iktidar olma havasını atmak ne kadar sevindirici olabilir. Sağa sola saldırarak, kavgacı bir üslupla meydanlarda bağıranlar, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na meclisin çatısı altında atılan yumruk ne derecede onları mutlu etmiştir. Göbekleri yağ bağlayanlar hiç sevinmesin. Bir gün aynı olay başınıza gelirse dürüstlüğün, tarafsız adaletin ne denli önemli olduğunu belki anlarsınız..(!) Unutmayın bugün yok ettiğiniz adaleti bir gün arar duruma gelirsiniz. Saygılarımla.

Bu da siyasilere ders olsun!

Bu da siyasilere ders olsun!

İlginç bir seçim ortamı yaşıyoruz. Yerel seçimden ziyade genel seçim ifadelerinin kullanıldığı bir  dönem. O kadar ilginç söylemlere şahit oluyoruz ki yazmak bile içimizden gelmiyor.

Kitlenin yoğun olduğu toplantılarda siyasiler belki de söylediklerinin ya farkında değil ya da karşısındaki kitleyi kendi askeri olarak görüyor. Bu tür söylevler kitleleri kutuplaştırmaya hatta çatışmaya hazır duruma getiriyor.

Çanakkale’de emperyalist ülkelere karşı verilen milli mücadeleyi bu günkü seçim ortamıyla özdeşleştirmek resmen savaş ilanıdır. Sanki karşılarında bir işgal güç varmış gibi kitleleri galeyana getirip savaş ortamına sokmak bir demokrasi anlayışı değildir. Bir bizim cephe birde diğer cephe var diyerek koltuk sahibi olmak için siyaset yapanlar bu vebalin altından kalkamazlar. Seçime günler kaldığı için partilerin ismini vermek istemiyorum.  Tek niyetleri hizmetten ziyade başkanlık koltuğuna oturmak için sarfettikleri bana göre siyasi ahlaka, demokratik bir yarışa uymayan bu tür hareketlerin seçmenler katında çok da önemsenmediğini bilmeleri gerekir.

Koltuk sevdasıyla yola çıkıp karalama, küfür, hakaret içerikli nutuklar atanlar bu halkın vicdanlarında gerekli cevabı alacaklardır. Seçim kampanyasından ziyade bir karalama, bir savaş çığırtkanlığı yapılıyor. Etle kemiği ayırmak için tüm güçleriyle teşkilatları ile gece gündüz demeden bir çalışma temposu içindeler.  Aynı eforu kazandıklarında acaba sarf etme çabası içinde olabilirler mi? Elbette hayır. Her şey kazanana kadar. Biz seçmenlere büyük görev düşüyor. Seviyenin düştüğü, küfürlerin, aşağılamanın sürdüğü bu kampanyalara lütfen alkış tutmayalım ki akla karanın ne olduğunu anlasınlar. Koltuğa oturan onlar olacak. Sonuçta halk olarak mağduriyetleri biz yaşayacağız. Lütfen hangi partiye oy verirseniz verin, komşularınızla düşman olmayın. Olmamızı isteyenlere de bu meydanı vermeyelim. Yarın onlar oturdukları koltuklarda sefasını sürecek bizler mağdurları oynayacağız. Bu hep böyle olmuştur. Ülkeyi kendi şahsi emelleri için kaosa sürükleyenlere, kardeş kavgasını körükleyenlere ders verme zamanı.

Henüz çocukluğunu yaşamadan polis kurşunu ile komaya girip hayatını kaybeden Berkin Elvanın babası ile gece birden elektriklerin kesilmesiyle nereden geldiği belli olmayan kurşunla hayatını kaybeden genç kardeşimiz Burak Can’ın babasının verdiği kardeşlik ve barış mesajlarını önemsiyorum. İki acılı baba acılarını içlerine gömerek insanlık adına, barış ve kardeşlik adına bir duruş sergilediler.

Bu da siyasilere alırlarsa ders olsun.

Sevgili Ataşehirliler

Sevgili Ataşehirliler;

Son haftayı şöyle bir özetleyelim. Seçime günler kala beklenen heyecan ancak yakalanabildi. Bunu artan gürültü ve çevre kirliliğinden daha iyi anlayabiliyoruz. Gün yaklaştıkça partilerin ve adayların programları da oldukça yoğun hale geldi.

Ataşehir genelinde; bilboardlardaki afişlerin üzerine çirkin, ahlak dışı şekillerin yapılması, onaylamadığımız yazıların yazılması, bazı pankartların kesilmesi dışında kayda değer bir olayın yaşanmaması sevindirici. Siyasetin çirkinleşmemesi konusunda tekrar ilgilileri uyarıyoruz. Bu tür olaylara meydan vermeyiniz. Fikirler, projeleri yarışsın.

On yıldır bu bölgede zorlu şartlarda gazete çıkarıyoruz. Hiçbir zaman ilkelerimizden taviz vermedik. Her siyasi oluşuma aynı mesafede durmayı kendimize ilke edindik. Bizi takip edenler bunu çok iyi bilirler. Ancak son zamanlarda özellikle Ak Parti ve CHP seçmenlerinden hak etmediğimiz eleştiriler alıyoruz. Sadece kendilerini gazete manşetlerine taşımamızı istiyorlar. Seçim heyecanına bağlayalım. Gazetemiz incelendiğinde her partiden haberlere, etkinliklere yer verildiği görülür. Buna rağmen bu tür eleştiriler geliyorsa da işimizi iyi yapmışız demektir. Çünkü bu gazete Ataşehirlilerin gazetesidir. Bizim görevimiz o partiyi, bu adayı destekleyecek haberleri yazmak değil, olaylara tarafsız ve objektif yaklaşarak olup bitenleri olumlu, olumsuz yönleri ile halkımızla paylaşmaktır. Ancak şunu da önemle belirtelim: Önceden bilgisi verilen, davet edildiğimiz organizasyonlara mutlaka katılmaya çalışıyoruz. Son dakikada bilgisi gelen ya da davet edilmediğimiz toplantılara da prensiplerimiz gereği katılmıyoruz. Bunlara da gazetemizde yer vermiyoruz. Yapıcı ve katkı sunacak eleştirilere açık olduğumuzu bilmenizi isteriz. Ancak bizlerin de haklı olduğu noktalar var.

Genele baktığımızda, seçim sürecinde çatışmacı bir hava var. Yerel seçim havasından ziyade genel seçimi yaşıyoruz. Liderler böyle istiyor. Gerdikçe geriyorlar ortamı. Halkını düşünen liderler böylesi ortamlardan rahatsızlık duymaları gerekir. Maalesef bizde tam tersi. Meydanlarda ölüler üzerine siyaset yapıp yuh seslerini yükseltenler, mecliste fezleke görüşmelerinden ses çıkmaması, öncekiler gibi birçok iddia, cenazeye katılan milyonlara nekrofil benzetmesini yapılması elbette Ataşehir’de de tartışılıyor. Nekrofil benzetmesini yapan eski bakanın sure ve ayetlerle ilgili yalanlamadığı düşünceleri ise inananlara karşı gerçekten büyük saygısızlık.

Ataşehir’de de çeşitli etkinliklerle kutlanan 21 Mart Nevruz Bayramı ya da kısaca Nevruz; (Kürtçe: Newroz, Özbekçe: Navruz, Türkmence: Nowruz, Kazakça: Naurız, Kırgızca: Nooruz, Azerice: Novruz, Kırım Tatarcası: Navrez) Farslar, Kürtler, Zazalar, Azeriler, Anadolu Türkleri, Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler, Tacikler, Özbekler, Kırgızlar, Karakalpaklar, Kazaklar tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl ya da doğanın uyanışı ve bahar bayramı. Barış adına, özgürlük adına, birlik ve beraberlik adına tüm okuyucularımın ve Ataşehirlilerin Nevruz bayramını kutluyor, Ataşehir için her şeyin hayırlısını diliyorum…

Hayırlı seçimler

Hayırlı seçimler

Yoğun bir seçim turu gerçekleştiren siyasi liderlerin yorgunlukları, yaşadıkları stres yüzlerinden okunuyor. Alışık olduğumuz tavır ve söylemlerin dışında yeni bir şey duymuyoruz. Gerilimli, bazen seviye sınırlarını zorlayan konuşmaların havada uçuştuğu bir seçim dönemini yaşıyoruz.

Liderler yoruldukça üslupları sertleşiyor ve arada bir farkında olmadan farklı söylemlerde bulunuyorlar. Ne onlar farkına varıyor bu durumun, ne de dinlemeye gelen vatandaşlar. Söylenen doğru, yanlış her konuşma, her pot üstüne bir de alkış alıyor. Bu da liderleri fazlasıyla mutlu ediyor.

İşte liderlerin meydanlardaki konuşmalarının en ilginçleri…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan:  “…Çocuklarıma helal lokma yedirmedim…”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: “… Genel Müdür Bahçeli zamanında…”

Devlet Bahçeli: “… Ne Akepe, ne Mehepe, ne Cehepe, …”

Kemal Kılıçdaroğlu: “Annesi, afedersiniz annesi değil, Allah rahmet eylesin…”

Geçenlerde Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin camilerde seccade ve tesbih dağıtması Başbakan’ın mitinglerine bile konu oldu. Her ne kadar İlgezdi bu çalışmanın her yerde arkasında dursa da, Başbakan’ın konuşmasından cesaret almış olacak ki, eski AKP milletvekili Hamza Yerlikaya düzenlenen bir gecede İlgezdi ile ilgili olarak bize göre tuhaf ve gereksiz bazı cümleler sarfetti.

Peki, burada yanlış veya eksik olan hangisi?

Cami önlerinde seccade tesbih dağıtmak mı, yoksa bunu yapanların inançlarını sorgulamak mı?

Takdiri kamuoyuna bırakırken bir başka noktaya dikkat çekmek lazım ki, oldukça hassas günler yaşadığımız bu günlerde maalesef gerginlik her an her yerde yaşanabilir hale geldi. Kimi provakatif davranışlar bir anda kitleleri aniden harekete geçirebilir düzeye geldi.

Herkes sakin olmalı diyoruz, demesi kolay. Heyecan ve stres öyle bir seviyedeki, malum nedenlerden ikiye bölünmüş kitleler ateşle barut gibi kesinlikle karşı karşıya gelmemeli. Herkese bu dönemde önemli işler düşüyor. Bilhassa gençleri durdurmak kolay olamayabiliyor. Aman dikkat.

Önce seçimleri sağ salim atlatalım. Arkasından olabilecek gelişmeler için pek hayırlı konuşulmadığı bilinen gerçekler. Görelim bakalım nereye gidiyoruz.

Hayırlı seçimler…

15 Yaşında 16 Kilo

15 Yaşında 16 Kilo

Bugün içimden hiç bir şey yazmak gelmiyor. İçim bir başka buruk. Kelimeler boğazımda düğümleniyor. Elim klavyeye gitmiyor. Zihnimin sınırlarını zorluyorum olanları anlayabilmek için. Anlamaya anlıyorum da “keşke anlamasaydım” demekten kendimi alamıyorum. Bu ülkeden istifa etmek istiyorum. Biri beni bu kabustan uyandırsın lütfen.

Şimdi ben ne yazayım buraya? Kime hangi nasihatı vereyim? Nasıl bir nutuk çekeyim? Hangi rakamlara takla attırayım? Hangi laf cambazlığını kaleme alayım? Hala söylenecek bir söz kaldı mı?

Son günlerde televizyonlarda bir reklam filmi dönüyor. Ülkenin muhtelif kentlerinden muhtelif kişiler, hayatlarının son 12 yılda nasıl değiştiğini rakamlarla anlatıyorlar ve “BEN LAFA DEĞIL İCRAATA BAKARIM” diyorlar. Şimdi soruyorum. Ben lafa mı bakayım icraata mı? Lafa bakarsam beyefendi şehir şehir dolaşıp şöyle diyor. “Biz yurttaşlarımız arasında ayırım yapmadık, yapmayacağız. İnsanlarımızın bir kısmının kendisini dışlanmış hissedeceği işlere imza atmadık, atmayacağız. Toplumu ayrıştırıp kutuplaştıracak bir dil kullanmadık, kullanmayacağız.” Bu işin laf kısmı. Bir de bunun icraat kısmı var.

İcraat şu. Bu ülkede 15 yaşında bir çocuk “güvenlik” güçleri tarafından öldürüldü. Bunun hiç bir tartışma götürür tarafı olmadığına inanıyorum. Ve beyefendi kendisine bu çocuğun ölümü hatırlatıldığında, borsanın sabah saatlerinde yüzde bilmem kaç değer kaybedip bilmem kaç puana gerilediğini, öğleden sonra ise toparlanıp bilmem kaç puan olduğunu söyledi. Anladık rakamlarla konuşmayı çok seviyorsun da hani sen yaratılanı Yaratan’dan ötürü seviyordun. Vaktiyle Esma’ya ağlıyordun. Bir “Allah rahmet eylesin” desen diline mi yapışırdı? Hani balkondan “tercihlerini benden yana kullanmayanlar müsterih olsunlar. Onların hassasiyetlerini de en az beni tercih edenlerin hassasiyetleri kadar gözeteceğim” demiştin. Ne çabuk unuttun. Bir çocuğun ölümü için yapılacak yorum ne zamandan beri o ölümün borsayı ne kadar etkilediği oldu?

Anlıyorum, tek adam olmak istiyorsun. Her şeye tek başına karar vermek istiyorsun. İstiyorsun ki ben bir konuda karar alayım. Onunla ilgili bakanıma talimat vereyim. O bakan da çıksın televizyonlara sanki kendisi de buna inanıyormuş gibi anlatsın. Sonra götürsün konuyu meclise. Mübarek vekillerin ellerini kaldırsınlar, bakanların hissetsinler ve olay kapansın. Gezi Parkı’na kafama göre inşaat yapayım ama kimse itiraz etmesin. Birileri itiraz edince karşılarına yüzde 50’yi dikmeni de anlıyorum. Polise destan yazdırmak için talimat vermeni de anlıyorum. Ama bir çocuğun canını borsa üzerinden değerlendirmeni anlayamıyorum demiyorum, anlamakta güçlük çekiyorum. Nekrofili benzetmesi yapan şahıs da bir sapkınlık görmek istiyorsa aynaya baksın.

Şimdi soruyorum. 15 yaşında bir çocuğun canı kaç kilometre duble yola denk gelir? Bir annenin gözyaşları kaç hızlı tren inşaatıyla ölçülür? 12 yılda kaç hastane, kaç okul, kaç adalet sarayı yapıldığının artık ne önemi var? Cari açık, devletin borçlanma faizi, IMF’ye olan borç neredeeeeeeeen nereye, kime ne faydası var?

Hala bir yerlerinde bir vicdan kırıntısı varsa sana bugün otobüsün üstüne çıktığında vereceğin bir kaç rakamdan bahsedeceğim. Sana 269 diye bir rakamdan bahsedeceğim. Berkin’in komada kaldığı, ailesinin her gün öldüğü gün sayısı. Sana 15 diye bir rakamdan bahsedeceğim. Berkin’in yaşı. Sana 46 diye bir rakamdan bahsedeceğim. Berkin’in vurulduğu günkü kilosu. Ve sana bir de 16 diye bir rakamdan bahsedeceğim. Berkin’in öldüğü günkü kilosu.

Hasılı 15 yaşında, 46 kilo ağırlığında bir çocuk, polis kurşunuyla vuruldu. 269 gün komada kaldı. Can verdiği gün 16 kiloydu. Ve bir milyon yürek arkasında yürüdü. Bu ayıp sana yeter. Artık yaptığın hızlı trenlerle, duble yollarla değil, cari açığı nerden nereye getirdiğinle, IMF’ye olan borcu sıfırlamanla değil, bu ayıpla anılacaksın.

Şimdi çık otobüsün üstüne bağır. Berkin vurulduğunda 46 kiloydu. 16 kilo olarak defnedildi.

Neredeeeeeeeeeeeeeen nereye!