Bu Önerileri Dikkate Alın!

Sağlıklı Gözler İçin Bu Önerileri Dikkate Alın!

Basit önlemlerle göz sağlığınızı koruyabileceğinizi biliyor muydunuz? Hisar Intercontinental Hospital Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Rıza Kurna ile göz sağlığınızı korumak için alabileceğiniz önlemleri ve dikkat etmeniz gerekenleri konuştuk…

Bilgisayar kullanırken mola verin

Bilgisayar gözlerinize zarar vermez; ama göz yorgunluğu ve kuruluğuna neden olabilir. 20/20/20 kuralını yani 20 dakikada bir, 20 saniye süre ile 20 feet (yaklaşık 6 metre) uzağa bakmayı deneyin. Ayrıca monitörünüzün üst kenarı göz seviyesinde olacak şekilde yaklaşık 50-60 cm uzağınıza yerleştirin.

Güneş gözlüğü sadece aksesuvar değildir.

Güneş cildiniz gibi gözlerinize de zarar verebilir. Katarakt oluşumunu hızlandıracağı gibi sarı nokta hastalığına da neden olabilir. Ayrıca alerjik şikayetlerinizin artmasını tetikleyebilir. Dışarıda olduğunuz günlerde hava bulutlu bile olsa güneş gözlüğü kullanın.

Göz sağlığınız için doğru beslenin

Turunçgiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler, fasulye, bezelye, yağsız kırmızı et ve tam tahıllar gibi dolaşıma yardımcı gıdalar kalp için olduğu kadar göz sağlığınız için de iyidir. Aynı zamanda havuç, balık, üzüm, soğan ve sarımsak göz sağlığınız için yardımcı besinlerdir. Sarı nokta hastalığını engellemek için ıspanak, domates ve yaban mersini gibi gıdaların yanı sıra C, E ve A vitaminleri ile Magnezyum, Selenyum, Çinko gibi mineraller içeren besinler tüketebilirsiniz.

Gözlerinizdeki problemleri göz ardı etmeyin

Gözleriniz kaşıntılı veya kırmızı ise, soğuk kompres, antihistaminik veya antialerjik göz damlaları ile yatıştırabilirsiniz. Gözünüze kum kaçmış gibi hissediyorsanız temiz su veya gözyaşı damlası ile durulayın. Gözlerinizde ağrı, şişme, ışığa duyarlılık, koyu kayan noktalar, ışık çakmaları gibi değişiklikler söz konusuysa mutlaka hekiminizle paylaşın.

Lenslerinizin temizliğini önemseyin

Lenslerinizi kullanmadan önce ellerinizi sabunla yıkayın. Göz doktorunuz tarafından onaylanmış damla ve solüsyonlar kullanın. Lenslerinizi özelliğine göre her akşam çıkarın ve kullanım özelliklerine göre her 15 gün veya ayda bir yenisi ile değiştirin. Lens temizlemede kullandığınız solüsyonları her gün yenisiyle değiştirmeyi ihmal etmeyin. Denize ya da havuza lenslerinizi çıkarmadan girmeyin. Temizlik ürünleri kullandığınızda lenslerinizi takmayın.

Genel sağlık durumunuzdan haberdar olun

Görünüşte sağlık problemleri yaşamıyor olsanız bile mutlaka sağlık kontrollerinizi yaptırın. Tansiyon, diyabet, akciğer hastalıkları, tiroid ve bağışıklık sistemi bozuklukları gibi birçok hastalık göz sağlığınızı da olumsuz yönde etkileyebilir. Diğer tehditler multipl skleroz, anevrizma ve kanserdir. Hekiminize ailenizde görülen göz problemleri ve diğer ciddi hastalıklar konusunda bilgi verin.

İlaç etiketlerini okuyun

İlaçlar ya da ilaç kombinasyonları görüş kalitenizi olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken yan etkilerine karşı dikkatli olun. Gözlerinizde kuruma veya sulanma, çift görme, ışık hassasiyeti, kabarık ya da sarkık göz kapakları ve bulanık görme gibi sorunları fark ederseniz hemen hekiminizle paylaşın.

Eskimiş makyaj malzemelerinizi atın

Bakteriler sıvı veya krem göz makyajı malzemelerinin içerisinde kolayca çoğalabilir. Gözünüzde bir enfeksiyon gelişirse hemen göz makyajınızı temizleyerek hekiminize başvurun ve bu süreçte kullandığınız makyaj malzemelerini atın. Eğer alerjik reaksiyonlara sahip olma eğiliminiz varsa, bir seferde sadece tek bir yeni ürün deneyin. Kozmetik ürünlerinizi asla paylaşmayın ve mağazalardaki örnekleri kullanmayın. Makyaj öncesi ve sonrası yüzünüzü iyice temizleyin.

Göz kontrollerinizi ihmal etmeyin

Sağlıklı bir insanın ilk göz kontrolünün 12-18 ay arasında mutlaka yapılması gerekir. Daha sonra ise en geç 2 yıllık periyotlarda göz muayenesinin tekrarlanması göz sağlığınız için önemlidir. Ailenizde diyabet, yüksek tansiyon veya göz hastalığı varsa mutlaka hekiminizle paylaşın. Ailenizde göz bozukluğu varsa, bu hastalığın genetik olarak sizde olma ihtimalini göz önünde bulundurarak kontrollerinizi daha erken sürelerde yaptırın.

Sigarayı bırakın.

Sigara içiyorsanız mutlaka bırakın. Çünkü sigara göz sağlığınız için de önemli bir tehdit unsurudur. Katarakt ve göz kuruluğu riskini artırır. Ayrıca kan dolaşımını olumsuz etkilediği için retinaya zarar vererek görme kaybına neden olabilir.

SAĞLIK DEPOSU

SAĞLIK DEPOSU ; KIRMIZI VE MOR ERİK 

 

Diyetisyen Şebnem Kandıralı konu ile ilgili şu bilgileri verdi.

 

C vitamini, A vitamini, ve riboflavin içerir. 2 orta boy erikte 12.5 mg C vitamini vardır, günlük ihtiyacın yaklaşık %20 sini karşılar. C vitamini yaraların iyileşmesi, enfesksiyonlarla mücadelede ve besinlerdeki demir emiliminin arttırılması için gerekldir. Bir antioksidan olarak C vitamini kalp hastalığı, katarakt ve bazı kanserlerin önlenmesinde rol oynar. Taze erik, erik kurusundan veya erik suyundan daha fazla C vitamini içerir. Günlük A vitamini ihtiyacının da %8’ ini karşılar. A vitamini sağlıklı görme ve üreme fonksiyonları ve kemik gelişimini destekler. Kırmızı/mor erik aynı zamanda lif ( tanesi başına 1 g kadar) ve doğal bir laksatif olan dihidroksifenil izatini içerir. Kabızlık ve sindirim sorunlarını rahatlatıcıdır. Yüksek kan basıncını önlemeye yardımcı bir mineral olan potasyum (1 orta boy taze  erik 113 mg potasyum içerir) kaynağıdır. Kalbi korur, inme riskini azaltır. Çoğu koyu renkli meyvede olduğu gibi fenoller olarak adlandırılan fitokimyasallardan zengindir. Bu fitokimyasallar (antosiyaninler) oksidatif hasara karşı hücreleri korurlar, kanser ve kronik hastalık riskini azaltırlar. Göğüs kanser hücrelerini öldürdüğüne dair yapılan çalışmalar vardır. Eriğin 1 porsiyonu 2 adettir, sadece 30 kalori içerir.  Düşük glisemik indekse sahip olduğu için kan şekerini dengelemeye yardımcıdır bu bağlamda Tip 2 diyabete yakalanma riskini düşürür. Kemik sağlığını iyileştirir. Menopoz sonrası kadınlar üzerine yapılan bir çalışmada; bir gruba 100 g  erik ( yaklaşık 10 adet ),  diğer gruba ise 100 g kuru elma bununla birlikte her iki gruba da D vitamini ve kalsiyum suplemanları verilmiş. Erik alan grupta ön kol ve omurgada daha yüksek kemik mineral yoğunluğu gözlenmiştir. Beynin hafıza kapasitesini geliştirir. Antioksidan dolu olması ile Alzheimer gelişimini yavaşlatır. Antosiyanin ve kuersetin içeriği ile beyinde hücre yıkımını önler. Böbrek taşı olanların ok salattan zengin olduğu için erik tüketmemeleri önerilir.

Kaz Dağları’nda yerli tohum üretimi

İsrail’in tohum politikasına karşı proje geliştirdiler

Ürettiği hibrit tohumlarla sürdürülebilir tarımı durdurarak tekelinde tutmayı amaçladığı öne sürülen İsrail’in büyük projesine son verecek çalışma, Kaz Dağlarında başlatıldı.

Türk bilim adamlarıyla birlikte bir süredir yerli tohum üretimi konusunda çalışmalar yapan Balıkesir’in Edremit ilçesindeki bir ar-ge firması, hibrit tohumlara olan bağımlılığı yok edecek düzeye geldi ve yerli tohum üretimine başladı. Kaz Dağları’nda, akademisyenlerin denetimiyle sürdürülen yerli tohum üretimi sayesinde, toprak altı seralarda tıbbi aromatik ve endemik bitkiler ile birlikte sebze tohumları da üretilebiliyor. Yerli tohumların en iyi toprağın altında yetiştirilebileceğini düşünen Türk bilim adamları, Kaz Dağları’nda bol oksijen bulunması ve hava sıcaklığının sabit olmasından dolayı seralarda tam verim alındığını ifade ediyor.

PROF. DR. GÜLENDAM TÜMEN DE PROJEYE DESTEK VERİYOR
Projeye akademik destek veren Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülendam Tümen, günümüzde Türkiye’de yerel tohumların korunması için büyük bir çaba gösterildiğini söyleyerek, “Günümüzde, özellikle tarım alanında yerel biyolojik çeşitliliklerin korunması için büyük bir faaliyet sürdürülmektedir. Bu faaliyet, tüm dünyada ve özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde yoğunlaşmıştır. Çünkü günümüzde biyoteknolojik olarak üretilmiş hibrit türlerin yoğun olarak ekildiğini de düşünürsek, bu yerel türlerin ve ırkların yaşatılması gerekiyor. Dünyada da bununla ilgili, Dünya Bankası’ndan destekli büyük projeler başladı. Şu anda, Edremit’te Faruk Durukan’ın çiftliğinde bu yerel ırkların tohumları toplanılarak, yeniden ekilmekte. Çok miktarda tohum üretilerek, tekrar çiftçiye bunların verilmesi planlanmaktadır. Bütün amaç, yerel ırkların ortaya çıkartılması ve tekrar yaşaması için mücadele vermektir. Örneğin, bu bölgede aynı dalın üzerinde 5 tane başak taşıyan buğdaylar bulunmaktadır. Bu buğdaylar bölgeye ekilecek ve çok miktarda tohum elde edildikten sonra çiftçiye verilecek ve daha verimli, doğal, organik ürünler elde edilmeye çalışılacaktır” dedi.

“İSRAİL’İN HİBRİT TOHUM PROJESİ TÜM DÜNYAYI TEHDİT EDİYOR”
Projenin amacının yerli tohumlara sahip çıkmak ve gelecek nesillere sağlıklı tohumlar bırakabilmek olduğunu ifade eden Kale Natürel isimli ar-ge firması sahibi ve Türk kaşif Faruk Durukan, “İsrail’in hibrit tohum projesi tüm dünyayı tehdit etmeye başladı. Bu proje, sürdürülebilir tarımı tehdit ediyor ve durdurmayı hedefliyor diye düşünüyoruz. Bu da dünyayı açlıkla terbiye etmek düşüncesi ile eş değerdir. Bu projeyi baltalayacak bir proje olarak, bizler de yerli tohum geliştirmeye ve üretmeye başladık. Balıkesir Üniversitesi ile ortaklaşa yaptığımız çalışmalar çok olumlu sonuçlar verdi. Kaz Dağlarındaki özel tarım arazimizde yerli tohum üretimine başlamış bulunmaktayız. Yerli tohumlar sayesinde ülkemiz dışa bağımlılıktan kurtulacak ve gelecek nesillerimiz daha sağlıklı hale gelecek. Projemiz ilk etapta kendi arazilerimizde denendi ve son aşamaya geldik. Artık bundan sonraki süreçte, Kaz Dağlarında yetişen tohumlarımız ülkemizin her köşesine gönderilebilecek ve gerekirse dünyaya tohum satabileceğiz. Kaz Dağlarına seçmemizin nedeni, burada bol oksijen olması ve toprak veriminin çok yüksek olmasıdır. Daha önce, ön çalışmalar yapıp, olumlu sonuçlar almıştık. Bu projenin ülkemize ve dünyaya hayırlı olmasını diliyoruz. Bu arada, kendi yetiştirdiğimiz hayvanların gübreleri de buradaki arazilerimizde kullanılmaktadır. Projeye destek veren Balıkesir Valisi Ahmet Turhan’a, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’a ve Balıkesir Üniversitesi’ne teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

Üretilen yerli tohumlardan memnun olduklarını söyleyen Kaz Dağları köylüleri ise, hibrit tohumlardan kurtulacak olmanın sevincini yaşadıklarını ifade etti. Aldıkları yerli tohumları tarlalarına eken bazı köylüler, “Eskiden olduğu gibi yerli tohumları kullanmak istiyoruz. Yerli tohumların verdiği ürünler hem kaliteli hem de sağlıklı” dedi.

Türkiye’nin ilk ve tek bitki özü üretim tesislerinde Ar-Ge çalışmaları yürütülen 30’a yakın yerli tohum çeşidi, satışa hazır hale getirildi. Yetkililer, yakın zamanda hemen hemen tüm bitki ve sebzelerin tohumlarını üretebileceklerini ifade etti.

SERHAT ŞENKÖKÇÜ İHA

Hijyenine dikkat…!

Havuzların hijyenine dikkat!

Yrd. Doç. Dr. Emre Günbey: ‘Girilecek havuzun düzenli ilaçlanan, hijyenine dikkat edilen, belli aralıklarla numune alınan güvenilir sıhhi ortamda denetlenen bir havuz olmasına dikkat etmelerini öneriyorum’ dedi.

Serinlemek için havuzları tercih eden vatandaşlara uyarılarda bulunan Yrd. Doç. Dr. Emre Günbey, “Girilecek havuzun düzenli ilaçlanan, hijyenine dikkat edilen, belli aralıklarla numune alınan güvenilir sıhhi ortamda denetlenen bir havuz olmasına dikkat etmelerini öneriyorum” dedi.

h1

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emre Günbey, sıcaklardan bunalıp serinlemek isteyen vatandaşlara girecekleri havuzda, kulak sağlığı konusunda dikkat etmesi gereken konularda tavsiyelerde bulundu.Havuzun hijyenine dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Emre Günbey, “Vatandaşların belli aralıklarla numune alınan güvenilir, sıhhi bir ortamda denetlenen bir havuz olmasına dikkat etmelerini öneriyorum. Çünkü dış kulak yol iltihabı, kulakta mantar, daha önce kulak problemi olup bunun arttığı hastalarımız oluyor. Çok sağlıksız koşullarda havuzlara girildiğini, özellikle böyle daha küçük çaplı denetlenmeyen yerlerde çok problemli havuzlar olduğuna rastlıyoruz. Normalde sağlıklı denetlenmeyen çok enfekte olmayan bir havuza girdiği zaman sağlıklı bir insanın çok özel yapması gereken bir şey yok. Ama bazen kulakta yaralar, ufak kir parçacıkları suyun etkisiyle şişerek kulak kiri oluşturuyor. Bunu insanlar kulakta bir dolgunluk, tıkanıklık, ağır duyma ve ağrı hissi olarak algılayabiliyorlar. Böyle durumlarda biz insanların kulaklarını bir şey sokup onu çıkarmaya çalışmalarını ya da halk arasında tavsiye edilen maddeleri kulaklarını uygulamalarını önermiyoruz. Mümkünse bir hekime ya da kulak burun boğaz hekimine kulaklarını göstermelerini istiyoruz. Eğer kulak kiriyse bu basit bir şekilde temizlenerek çözülebilir. Ya da bir süre yağlı damlarla yumuşatılarak kulak temizliği yapılabilir” diye konuştu.

Kulakta oluşan şiddetli ağrıların dış kulak iltihabını gösterdiğini söyleyen Günbey, “Dış kulak yolu son derece şiş, ödemli, hassas olur ve hiç kulağına dokunulmaz. Bu bize bir enfeksiyon geliştiğini düşündürür. Genellikle çok şiddetli ağrı yapar ve bu durumlarda biz kulak damlaları, antibiyotikler ile tedavi ederiz. Bazen bizim düzenli olarak hastayı çağırıp pansuman yapmamız da gerekir” şeklinde konuştu.
Kulak enfeksiyonun kontrolsüz şeker hastalığı olanlarda çok kötü seyredebileceğini belirten Günbey, “İleri derecede kulağa zarar veren kulak içi yapıları dokuların ölerek zarar veren enfeksiyonlara neden olabilir. Şeker hastalarındaki kulak enfeksiyonu bizim için çok daha önemlidir. Bazen hastanede yatarak bunların tedavisi olabilir hatta ameliyatla temizlemek de gerekebilir” ifadelerini kullandı.Sürekli yüzen kişilere de uyarıda bulunan Günbey, “Suda fazla kalan kişilerin kulak sağlıkları için medikallardan temin edebilecekleri, kulak tıkaçları takmalarını tavsiye ediyorum” açıklamasında bulundu.

Sapanca Gölü’nde tehlike büyüyor

Sapanca Gölü’nde tehlike büyüyor

SON iki yılda kuraklığın etkisiyle gölü besleyen kaynakların önemli bölümünün kuruması sonucu su düzeyi giderek düşen Sapanca Gölü’nde tehlike her gün biraz daha büyüyor.
SON iki yılda kuraklığın etkisiyle gölü besleyen kaynakların önemli bölümünün kuruması sonucu su düzeyi giderek düşen Sapanca Gölü’nde tehlike her gün biraz daha büyüyor. Sapanca Gölü’nde su kodu 2.90 olan işletme kodunun altına düştü. Şu anda 29.64 olarak ölçülen su koduna rağmen Sakarya ve Kocaeli gölden su çekmeye devam ederken, su düzeyi dikey olarak normalden 2 metre 54 santim aşağı düşen gölün bazı noktalarında ise ötrifikasyon (Göl suyunu azot ve fosfor gibi elementlerle zenginleşerek kalitesinin bozulması) belirtileri görülmeye başlandı.

Marmara Bölgesi’ne, 2012-13 yılı dahil yeterli miktarda kar ve yağmur düşmemesi sonucu, Kocaeli ve Sakarya’nın içme suyu havzası olan, ayrıca dünyanın suyu içilebilir ender göllerinden biri olarak bilinen Sapanca Gölü su düzeyinin giderek düşmesine neden oldu. Daha önce sadece Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin şehir içme suyu şebekesi için su aldığı, bazı sanayi kuruluşlarının da su çektiği gölden, geçen yıldan itibaren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi de su almaya başladı.

Daha çok Kartepe’den gelen 14 güçlü dere suyuyla beslenen Sapanca Gölü, iki belediyenin her gün daha da artan su ihtiyacını karşılamak için su çekmesi, gölü besleyen derelerden 10’unun kuruması, diğer kaynaklar üzerinde de sayıları 30’u bulan su şirketlerinin tesis kurması nedeniyle beslenemez hale geldi. Bu yaz başından itibaren de su kodunda önlenemeyen bir düşüş görülmeye başladı.

Sakarya su kanalizasyon İdaresi’nin bugün yaptırttığı ölçümlere göre, normalde 32.18 olması gereken göldeki su işletme kodu, 29.64’e kadar düştü. Gölden su çekme, yani işletme kodunun 32.18 ila 29.90 arasında olması gerekirken, belediyeler ve sanayi kuruluşları başka kaynak olmadığından kod işletme seviyesinin altı olan 29.64’e düşmesine rağmen su çekmeye devam ettiği belirtildi.

Sapanca Gölü’nün özellikle Kocaeli’nin Kartepe sınırları içinde kalan bölgelerinde su çekilmesi nedeniyle geniş bataklıklar oluştu. Göl suyunun üzerinin yeşillendiği, göl çevresindeki çekilmenin 100 metreyi aşmaya başladığı görüldü. Bu bölgelerde de daha önce suyla kaplı olan bölgedeki iskeleler, su kayağı tesisleri su mesafesinin 100 metre gerisinde kaldı. Bu arada aynı bölgede 200 metre kadar açıkta da, su seviyesi doğrudan 2 metre 54 santim aşağı düştüğünden tarihi eser olduğu ileri sürülen yazı yapı taşları ve adacıklar da ortaya çıktı.

ÖTRİFİKASYON BELİRTİLERİ

Yetkililer, şu anda göldeki su seviyesinde dikey olarak gerçekleşen düşüşün 2 metre 54 santim olduğunu belirterek, tüm umutların önümüzdeki sonbahar ve kış mevsiminde yağacak kar ve yağmurlara bağlandığını söyledi. Adının yazılmasını istemeyen bir yetkili, “Malesef gölde durum hiç içaçıcı değil. Şu anda ötrifikasyon yok. Ancam bu kış mevsiminde yeterli yağış olmaz ve göle yeterli su girişi sağlanmazsa o zaman ötrifikasyon görülür. 1-2 yıl içinde de Sapanca Gölü’nün suyu içilebilir özelliğini kaybeder” dedi.

Kaynak: (DHA))

“Yönetmelikler uygulanmıyor”

YÖNETMELİKLER UYGULANMIYOR, MUAYENE VE DENETİMLER YAPILMIYOR, İNSANLARIMIZ ÖLMEYE DEVAM EDİYOR

27.07.2014 tarihinde Tuzla‘dan Topkapı istikametine gitmekte olan 500 T numaralı halk otobüsünde, TEM Kavacık mevkiinde seyir halinde iken yangın çıktı. İlk belirlemelere göre, 4 yurttaşımız öldü, onlarcası yaralandı.

26 Haziran 2012 tarihinde ve 28335 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan, Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklik ile “Yangın algılama ve alarm sistemleri” araçlarda tadilat kapsamına alınmıştır. Söz konusu yönetmeliğin yayınlanması, yolcu güvenliği ve araç güvenliği açısından atılan önemli bir adım olmuştur.

Yayınlanan yönetmelik, İlk defa tip onayı alınarak imal edilecek yeni tip M2 (minibüs) ve M3 (otobüs) kategorisi araçlarda, 1/11/2012 tarihinden itibaren, aynı kategorideki tip onayı mevcut araçlarda ise 1/11/2013 tarihinden itibaren, önceden tescil edilmiş araçlar (2005 model ve sonrası M2 ve M3 kategorisi araçlar) için ise, 1/1/2014 tarihinden itibaren, yayımlanmış olan Yangın Algılama ve Alarm Sistemleri hükümlerine uygun hale getirilmelerini zorunlu kılmaktadır.

Yangın Algılama ve Alarm Sistemlerinin önceden tescil işlemi görmüş 2005 model ve sonrası M2 ve M3 kategorisi araçlarda uygulanması amacıyla “Yangın Algılama ve Alarm Sistemleri İle İlgili Usul ve Esaslar” TSE tarafından oluşturulmuş ve tadilatlar kapsamına alınmıştır.

Ne var ki, yönetmelik hükümlerinin, özellikle önceden tescil işlemi görmüş 2005 model ve sonrası M2 ve M3 kategorisi araçlarda uygulanıp uygulanmadığının takibi ve denetimi, kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonsuzluk nedeniyle hiçbir kurum ve kuruluş tarafından yapılmamaktadır. Bu nedenle de, işletme veya araç sahipleri yönetmeliğin hükümlerini yerine getirmemektedirler. Bu bağlamda; yollarda seyreden araçların ve dolayısıyla yolcuların güvenliğini temin etme sorumluluğu olan Ulaştırma Bakanlığı`nı görevini yapmaya çağırıyoruz.

Son günlerde basında da yer aldığı üzere, otobüslerde yangın olayları nedeniyle büyük tehlikeler yaşanmaktadır. Nitekim İstanbul`da yaşanan bu olayla beraber maalesef 4 yurttaşımız can vermiştir.   Dolayısıyla, yayınlanmış olan söz konusu yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının ne derece önemli olduğu aşikardır.

2013 Aralık ayında Oda Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Ekber Çakar tarafından Malatya ve Kayseri`de 6`sı öğretmen, 9`u öğrenci 18 vatandaşımızın yaşamlarını yitirdiği elim trafik kazaları sonrasında uyarılar yapılmıştı: Yeni bir mevzuat düzenlemesi yapılarak, ticari araçların periyodik bakım, enerji tasarrufu, sürücü eğitimi, güvenli bakım ve parça kullanımı gibi konularda MMO tarafından eğitilerek sertifika almış “Araç Teknik Denetim Mühendisleri”ne denetim yetkisi verilmeli ve ticari araçlar iki muayene arasında en az üç kez sökme/takmalı lastik ve fren ağırlıklı özel bir denetimden geçirilmelidir.

Hayatını kaybeden yurttaşlarımızın yakınlarına tekrar başsağlığı, yaralanan yurttaşlarımıza acil şifalar diliyoruz. Tüm kamusal hizmetleri özelleştiren ve denetimleri de gereği gibi yerine getirmeyen yetkili kurum ve kuruluşlar, ilgili bakanlıklar son yıllarda artarak süren bu kazaların –ki biz artık bunlara iş cinayetleri diyoruz- sorumlusudurlar.

Sonuç olarak, bu tür faciaların yaşanmaması için, insanımızın can ve mal güvenliği açısından son derece önemli olan yasal ve yönetmelikler gereği hükümlerin, söz konusu araçlarda uygun hale getirildiği ilgili kurum ve kuruluşlarca bir an önce denetlenmelidir.

Kamuoyunun dikkatine sunarız.

Saygılarımızla.

N. Cenk CİHANGİR

TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI

GASTRİTİN NEDENLERİ

ÇABUK YEMEK GASTRİT’E NEDEN OLABİLİYOR !

Sindirim sistemi denildiğinde ilk aklımıza gelen rahatsızlıklardan biri gastrittir.En sık karşılaşılan bu hastalık konusunda Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meral KAYAHAN bilgiler verdi.

 

Gastrit midenin iç yüzünde bulunan mukoza tabakasının iltihaplanmasıdır. Ülsere göre daha yüzeysel bir hasar vardır, fakat daha derinlere geçebilir ve ülser oluşturabilecek şekilde aşındırma yapabilir. Gastrit çoğunlukla bakteriyel enfeksiyon sonucu oluşur. Toplumda sık rastlanan bir mide rahatsızlığıdır, erişkinlerde ve ileri yaşlarda olmak üzere tüm toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır. Yaklaşık her iki kişiden birinde gastrit vardır. Polikliniklere en sık başvuru sebeplerinden biridir. Eğer yeterince ve doğru tedavi edilmezse ciddi sonuçlara neden olabilirler. İleride mide veya onikiparmak barsağı ülserine dönüşebilir, ya da kronik atrofik gastrit gibi mide kanserine kadar gidebilen ağır hastalıklara yol açabilir. l1 GASTRİTİN NEDENLERİ   Şimdiye kadar bilinen en önemli faktörler arasında kronik Helicobacter pylori enfeksiyonu dikkati çekmektedir. 1980’lerden beri bilinen bu bakteriye tüm dünya ülkelerinde rastlanmaktadır. Amerikalı yetişkinlerin yüzde 50’sinde görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde en yüksek enfeksiyon oranına sahip hastalık yapan bir bakteridir. Beslenme alışkanlığı, gastrit oluşumunda önemli bir faktördür. Günümüz koşullarında sağlıksız ortamlarda, hijyenik olmayan üretilmiş gıdaların tüketilmesi ve fast-food tüketiminin artması gastritin önemli nedenleridir. Kötü beslenme, çalışma ortamında çabuk atıştırma şeklinde, iyice çiğnemeden yutularak alınan gıdalar ve alkol tüketimi, çay, kahve gibi içecekler mide yüzeyini tahriş ederek gastrite neden olabilir. Sigara kullanmak midenin asit salgısını artırmak suretiyle gastrite neden olabilir. Özellikle çalışan kesimde düzensiz ve yoğun çalışma saatleri ve stresli ortamlar asit salgısını artırmakta gastrit oluşumunu kolaylaştırır. En önemli ve sık görülen diğer neden, bilinçsiz ve yersiz kullanılan ağrı kesiciler, antibiotikler ve nonsteroid antienflamatuar diye nitelenen halk arasında romatizma ilaçları olarak bilinen tabletlerin çokça kullanımıdır. Özellikle aspirin gibi sıkça tüketilen bu grup ilaçlar mide mukozasına doğrudan, ya da asit salgısını artırarak gastrite neden olabilir.

BELİRTİLERİ Ani başlangıçlı akut gastritte belirtiler hızlı başlar. Midede yanma, ağrı, şişkinlik, göğüs tahtası arkasında basınç ve yanma şeklinde belirtiler olur. Ağrı aç karına daha şiddetlenebilir, bulantı, kusma şikayetleri çoğunlukla vardır. Fazla alkol tüketimi ya da aspirin, romatizma ilaçlarına bağlı akut gastritlerde mide mukozasının aşırı iltihabı ile midede kanamaya neden olabilirler. Kanama sonucu kahve telvesi şeklinde kusma ve siyah renkte dışkılamaya sebebiyet verir. Eğer gastrit zamanında teşhis edilip tedavi edilmez ise kronik gastrite dönüşebilir. Burada müzmin, uzun süren bir mide iltihabı vardır. Karın’ın üst tarafında ağrı, mide bulantısı, kusma, şişkinlik, gaz, ekşime, yanma, geğirti gibi sindirim şikayetleri belirir. Mide rahatsızlıkları halk arasında çoğunlukla önemsenmez ve geçiştirilmeye çalışılır. Tedavi edilmeyen gastrit ileride mide ülserine dönüşebilir, ya da kronik atrofik gastrit gibi daha sonra mide kanserine dönüşebilen ciddi hastalıklara neden olabilirler. Mide şikayetleri olan kişiler mutlaka uzman bir hekime başvurmalı ve tedavi olmalıdır. Günümüzde endoskopinin yaygınlaşması ile tanı kolaylıkla konulabilmekte ve eğer bakteri saptanabilirse antibiyotik tedavisi ile hasta sağlığına kavuşmaktadır. Bu durum hastalar için çok önemlidir, çünkü mide rahatsızlıkları kişinin yaşam kalitesini bozan ve sosyal yaşamını etkileyen hastalıklardır.

Lütfen kurallara uyalım

 BAYRAMDA YOLA ÇIKMADAN ÖNCE YAPILMASI GEREKENLER

 

Bayram tatili nedeniyle tatile gidecekler için dikkat etmeleri gereken kurallarla ilgili Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanlığının basın açıklamasıdır.

Ülkemizde son 3 yılda karayollarında meydana gelen kazalar nedeni ile 11270kişi hayatını kaybetmiş, 780982 kişi yaralanmıştır. Rakamları düşündüğünüzde tablonun vahameti ortadadır.

Bayram nedeni ile yola çıkan sürücülerimizi uyarıyoruz! Lütfen kurallara uyalım, yetkilileri de göreve çağırıyoruz! Lütfen daha fazla özen ve dikkatle çalışın.

Bayram tatili ile birlikte trafik kazaları açısından riskli günlere giriyoruz. 2013 yılında yaşanan  1 207 354 kazada TÜİK`in 2013 yılı istatistiklerine göre kusurlar % 88,69`u sürücüden kaynaklı,% 8.99`u yayaya bağlı nedenlerden, %1,05`i yol kusurlarından, % 0,42`si yolcu kusurlarından, % 0,85`i ise araç kusurları olarak tespit edilmiştir.

Kazalarda, ağır tonajlı araçların neden olduğu trafik kazası oranı % 31, otomobillerin neden olduğu trafik kazası oranı ise % 60 olmaktadır.

İnsana bağlı trafik kazalarının sebepleri arasında başta gelen hususlar; aşırı hız, hatalı sollama, direksiyon başında uyuma ve emniyet kemeri takılmamasıdır.

Ölümlü kazalarda emniyet kemeri kullananların % 24`ü hiç zarar görmeden kazayı atlatmaktaemniyet kemeri kullanmayanlarda bu oran % 6`ya kadar düşmektedir. Emniyet kemeri kullanımının zorunlu olduğu ülkelerde ölüm ve yaralanma oranları, kullanımın zorunlu olmadığı ülkelere göre % 40 daha az olmaktadır.

TRAFİK KAZALARINI EN AZA İNDİRMEK İÇİN:

Araç Bakım ve Periyodik Muayeneleri zamanında yapılmalıdır

Kazalara sebep olan araç arızalarının önlenmesi için araç bakımlarının ve periyodik muayenelerinin zamanında yapılması gerekir.Araçların fren, balata, lastik, ön takım, elektrik sistemi, hidrolik sistemi, motor yağı, anti friz vb. konularındaki bakımları da yetkili servislerde mutlaka yapılmalıdır.

Araçlarımızdaki ekipmanlar eksiksiz olmalıdır

Araçlarınızdaki ilk yardım çantası, üçgen reflektör, yangın söndürme cihazı gibi önem arz eden ekipmanların yola çıkmadan önce tam ve eksiksiz olduğu kontrol edilmelidir. Her ne kadar kış aylarında değilsek de bölgesel ve coğrafi olarak ülkemizde pekala mümkün olabilecek buzlanma ve kaygan yol gibi nedenlerle oluşabilecek kazaları önlemek için araçlarında mutlaka zincir bulundurmalıdırlar.

LPG‘li Araçlar

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğü`nün 19.12.2011 tarihli genelgesi; 22.03.2010 tarihli önceki genelgede belirtilen uygulamaya aykırı olarak, araç muayene istasyonlarında (LPG ve CNG takılı araçlar için en geç bir ay önceki tarihe ait “Gaz Sızdırmazlık Raporu”) aranması zorunluluğunu kaldırmış, gaz sızdırmazlık raporu bulunmamasını “ağır kusur”dan “hafif kusur”a dönüştürülmüştü. Bu durum denetimlerin LPG`li araç kullanıcılarının keyfiyetine bırakılmasına yol açmış ve 2012 yılı Ocak ayı başından itibaren gaz sızdırmazlık testlerinde ciddi bir düşüş gerçekleşmeye başlamıştı.

Bu nedenle söz konusu denetimlerin kaldırıldığı bu ortamda sürücüler LPG`li araçlarını 6 ayda bir veya 10 000 km de bir mutlaka bakıma sokmalı,Makina Mühendisleri Odası LPG/CNG Gaz Sızdırmazlık Araç Kontrol İstasyonlarında araçlarını kontrol ettirmelidirler. LPG`li araç sürücüleri, muayene sonrası araçlarından gaz kokusu gelmesi durumunda bu kontrolü ücretsiz olarak istasyonlarımızda yaptırabilirler.

Yollarımızdaki tadilat çalışmalarına dikkat edilmeli

Yeni yol yapımı ve yol tadilatlarındaki ikazların yeterli olmaması nedeniyle üzücü kazaların meydana geldiği bir gerçektir. Bu kısımlardaki uyarıcı ve ikaz levhalarının eksiksiz bir şekilde konulması ve dış etkenlerden (rüzgar, kar, yağmur, insan müdahalesi vb.) etkilenmeyecek şekilde sabitlenmesi gerekmektedir.

Yol bakım ekipleri bayramda olabilecek üzücü kazaların sonuçlarını en aza indirmek için; ilk yardım ekipleri ise can kayıplarını en aza indirmek için trafiğin yoğun olacağı bayram tatilinin başladığı ilk ve son günlerinde hazır beklemelidirler.

İnsan faktörü nedeniyle meydana gelebilecek trafik kazalarını en aza indirmek için bayram tatilinde şehir dışına çıkacak sürücülerin emniyet kemeri takmaları, hız sınırına uymaları, yorgun, uykusuz ve alkollü araç kullanmamaları ve hatalı sollama yapmamaları gerekir. Yayalarımızın da yollardaki seyahatleri sırasında trafiğe ve trafik kurallarına azami dikkat etmesi çok önemlidir, özellikle yoldan karşıya geçişlerde ve karanlık yollarda bu dikkat daha da önemlidir.

İlgili makamlarca gerekli önlemlerin alınacağı ümidi ile bütün yurttaşlarımızın bayramını kutlar kazasız, güvenli yolculuklar dileriz.

N. Cenk CİHANGİR

TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI

İSTANBUL ŞUBE YÖNETİM KURULU SEKRETERİ  

Bayramı Sağlıklı Geçirin!

Ramazan’da orucunuzu tuttunuz, beslenmenize de dikkat ettiniz; ancak bayram sofralarının cazibesine daha fazla dayanamam biraz ölçüyü kaçırabilirim diyorsanız dikkat edin. Bayram süresince yapacağınız beslenme hataları size sıkıntılı bir dönem yaşatabilir.

Ramazan Bayramı’ndan nasıl beslenilmesi gerektiğini Hisar Intercontinental Hospital Gastroenterohepatoloji ve Fitoterapi Uzmanı Dr. Hakan Güveli’den öğrendik. 

dktr

Ramazan Bayramı’nın midemiz için de bayram anlamına gelmediğini belirten Uzm. Dr. Güveli; ‘Aksine bayram, Ramazan boyunca günde 17 saat gibi uzun bir süre aç kalan midemizi normal düzene alıştırma dönemidir. Yeterli ve dengeli beslenme hayatımızın her döneminde olduğu gibi bayramlarda da önem taşır. Orucun bitmesiyle bayramda göz açlığı, doyumsuzluk hissi daha çok olur. Bayramda kan şekerinin kontrol altında olmasını, ani yükselişlerin ve düşüşlerin olmamasını sağlayan bir beslenme büyük önem taşır. Özellikle bayram ziyaretlerinde tüketilen şerbetli, hamurlu tatlılar ile şeker tüketimi artar. Yapılan ikramlara hayır demek çok zor evet ama ‘birazdan alayım’ gibi geçiştirici cümlelerle ısrarcı ev sahiplerine karşı önlem alınabilir. Bayram denilince akla ilk gelenlerden biri de kalabalık bayram sofralarıdır. Sofrada geçirilen sürenin artması ve açlık hissi mide barsak problemlerine davetiye çıkarabilir. Bunların en önemlileri kabızlık, gaz ve hazımsızlıktır. Ramazan boyunca hareketsiz kalmanın ve geç saatte yemek yemeninin doğurduğu bir sonuç olarak kabızlık problemleri ortaya çıkar. Bayramda ise yerini yağlı, şekerli ve fazla miktarda yemekten dolayı kaynaklanan mide barsak şikayetlerine bırakır.

Bayramı sağlıkla geçirmek istiyorsanız…

Güne hafif bir kahvaltı ile başlayın. Çökelek, lor, keçi peyniri ve söğüş salatalar hafif bir kahvaltı yapmanızı sağlayacaktır. Poğaça, börek yerine tam buğday, çavdar ekmeği tüketerek kan şekerinizi düzenleyin.

Bayramda 3 ana 3 ara öğün ilkesini unutmayın ve her besin grubundan faydalanmaya çalışın.

Akşam yemekleri bayramdan dolayı geç saatlere sarkabileceğinden kızartma, kavurma, mangal yerine ızgara, fırın, haşlama gibi daha hafif olan pişirme yöntemlerini tercih edin.

Bayram ziyaretlerine baklava ile gitmek yerine sütlü tatlılar, dondurma ya da bitter çikolata götürün.

Gelen konuklarınıza da baklava-kadayıf yerine dondurmalı ve sütlü tatlılar, gün kurusu, badem gibi ara öğünler sunun.

Çocuklarınızı mümkün olduğunca tatlılardan uzak tutun. Fazla tatlı tüketimi diş çürükleri ve gereksiz kalori almalarına neden olur.

Siyah çay yerine rezene, ıhlamur, papatya gibi bitki çayları, bayramda daha rahat hissetmenizi sağlayacaktır.

Su ihtiyacınıza önem verin ve günde 2-2,5 litre su tükettiğinizden emin olun.

Bayramda ara öğünleri tatlılar ile geçiştirmeyin, bunların yerine kuru yemişler, kuru meyveler kullanın.

Tatlıdan vazgeçmem diyorsanız, bayram süresince istediğiniz bir tatlının yarım porsiyonunu tüketin ve takip eden öğünde sebzelere ağırlık verin.

Metabolizmanızı hızlandırmak için ana ve ara öğünlerden oluşan beslenme düzenine geri dönün.

Bayramda besin tüketim kaydı tutun ve kendinizi kontrol edin. Bayram sofralarında tüm yemek çeşitlerinden atıştırmak yerine, kendinize küçük bir tabak seçin ve sağlıklı olanlardan az miktarlarda alarak tabağınızı hazırlayın.

Ramazan boyunca çekilen kabızlık gibi sindirim sistemi problemlerini hafifletmek için günde toplam 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin.

Bayram ziyaretlerine yürüyerek gidin. Yürüme mesafesi uygun değilse arabanızı gideceğiniz yere uzak bir yere park edin ya da toplu taşıma araçlarıyla gidiyorsanız araçtan birkaç durak erken inerek fiziksel aktivitenizi artırın.

Besin Zehirlenmelerinden Korunun!

Yaz mevsiminde besin kaynaklı zehirlenmelerin en yaygın nedenini yetersiz soğutma oluşturuyor ki; bu aylarda tüm zehirlenme vakalarının % 46 gibi büyük bir oranını da besin zehirlenmeleri oluşturuyor.

Diğer zehirlenme nedenleri ise; hazırlama ve tüketim arasında bir veya daha fazla gün olması, yetersiz pişirme, yetersiz ısıtma, araç ve gereçlerin yetersiz temizliği ile kötü yiyecek malzemelerinin kullanılması yer alıyor.

Besin zehirlenmesinin önüne geçmek içinse besinleri satın alırken saklarken ya da tüketirken bazı noktalara özen göstermek gerekiyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, aşırı sıcaklarda besin zehirlenmesi sorunuyla karşılaşmamak için dikkat etmeniz gereken noktaları anlattı.

-Balığın gözleri parlak ve lekesiz olsun: Balık satın alırken gözleri parlak ve lekesiz, solungaç kısımları kırmızımsı pembe, pullar ve yüzgeçleri diri, kasları sert ve esnek durumda olan, kaslarına basıldığı zaman parmağın bıraktığı iz hemen düzelen ve kötü kokusu olmayanları tercih edin.

-Tavuğu parça yerine bütün olarak alın: Tavukları, but ya da kanat gibi parça etlerini almak yerine bütün olarak almayı tercih edin. Böylece kesim zamanları belirli olmayan, tazeliği belirsiz tavuk etlerini tüketmemiş olursunuz. Bütün tavuk alırken tavuğun göğüs kısmına bastırdığınızda kırılma gerçekleşmesi tavuğun tazeliğini gösterir.

 Hazır çekilmiş kıymalardan kaçının: Hasta hayvanların etleri yenildiğinde hastalıkları insanlara geçiyor. Veteriner kontrolünden geçmiş denetimli etlerin tüketilmesi önemli. Güvenilir yerlerden satın almaya, kıyma alırken hazır çekilmiş yerine kendi seçtiğiniz az yağlı etten kıyma çektirmeğe özen gösterin.

-Sığır eti parlak kırmızı, koyun eti ise pembe olmalı: Etin tazeliğini rengi gösteriyor. Sığır eti parlak kırmızı renkte, koyun eti ise açık pembeden koyu pembeye doğru değişen renktedir. Et satın alırken çürümüş, renk değiştirmiş ve kokan etleri tercih etmeyin

-Yumurtayı kullanmadan hemen önce yıkayın: Yumurtayı buzdolabında yıkamadan saklayın ve kullanmadan hemen önce yıkayın. Ayrıca yumurtaya dokunduktan sonra ellerinizi mutlaka yıkayın. Bu şekilde tavuğun dışkısıyla bulaşabilecek ve sonucu ölümlere kadar gidebilecek zehirlenmelerden korunursunuz.

-Etleri 4 derecede tuttuğunuz dolap kısmında çözdürün: Eti kasaptan aldıktan sonra buzdolabında en fazla 1 gün tutun. Uzun süre saklamak istiyorsanız, yiyeceğiniz miktarlarda ayırıp derin dondurucuda 2-3 ay saklayabilirsiniz Dondurduktan sonra çözdürdüğünüz etleri hemen kullanın, tekrar dondurmayın. Çözdürürken kesinlikle oda sıcaklığında bırakmayın. Eğer oda sıcaklığında çözdürürseniz zehirlenmelere neden olacak mikroorganizmalar hızla çoğalacaktır.

-Taze tavukları en fazla bir hafta saklayın: Taze tavukları 0-2 ºC’de 1 hafta, dondurulmuş tavuk etleri ise -18 ºC’de 1 yıl bekletebilirsiniz. Balığı temizlendikten sonra kağıda sarıp birkaç gün buzlukta saklayabilirsiniz. Balığı dondurma, tuzlama, konserve ve kurutma yöntemleriyle uzun süre saklamanız mümkün. – 32 ºC’de dondurup, ardından –18 ºC’de 3-6 ay saklayabilirsiniz.

-Dondurduğunuz sebzeleri çözdürmeyin, doğrudan pişirin: Sebzeleri delikli naylon torba içinde buzdolabında 1-4 hafta saklayabilirsiniz. Eğer torbaya koymadan önce yıkamak isterseniz, çok iyi kurutun. İnce temiz bir tülbente veya kağıt havluya sararak koyarsanız sebze-meyveler daha iyi dayanırlar. Sebzeleri dondurmuşsanız, etler gibi uzun süre bekleterek çözdürmeyin, doğrudan bekletmeden pişirin.

-Pastörize sütleri 2-3 günde tüketin: Pastorize şişe sütün kapağı açılmamış, imal tarihi ile satın alındığı gün aynı veya çok yakın olmalı. Dayanıklı karton kutulardaki süt vb. içecek ve yiyeceklerin kutularında yarık, delik, çatlak ve bombe olmamalı. Uzun ömürlü sütleri Tetra-Pak kutularda oda sıcaklığında 1.5 ay, buzdolaplarında 3 ay, yoğurtları da kapalı olarak 1-2 hafta buzdolabında saklayabilirsiniz.

-Dolabın kapaklarını uzun süre açık bırakmayın: Derin dondurucu kısmı en yüksek -18 derece olması gerekirken, dolap kısmı da +4 derecenin üzerine çıkmamalı. Özellikle yaz mevsiminde buzdolabı içi sıcaklığının çok değişmemesi için dolabın kapaklarını gereğinden çok uzun süre açık bırakmayın. Ayrıca soğuk havanın dolap içinde rahatça dolaşmasını sağlamak için buzdolabını çok fazla doldurmayın.

 Etler ile sebze-meyveleri birbirine temas ettirmeyin: Uygun sıcaklık sağlanmadığında mikroorganizmaların hızla çoğalması en çok etlerde gözleniyor. Bu nedenle sebze ve meyveleri, etlerle birbirine temas eden raflarda saklamayın. Pişmiş yiyecekleri üst raflarda ve üzeri kapalı şekilde depolayın.

-Yemeği dışarıda en fazla 2 saat soğutun: Pişirdiğiniz gıdaları sıcak olarak hemen buzdolabına kaldırmayın. Yemek öncelikle oda sıcaklığına gelmeli ve daha sonra dolaba kaldırılmalı. Ancak sıcak havalarda gereğinden fazla dışarıda kalırsa (geceden sabaha gibi) mikroorganizmalar hızla çoğalıyor, bunun sonucunda yemek ekşiyor ve bozularak zehirlenmelere sebep oluyor. Bu nedenle yemeği en fazla 2 saat soğuttuktan sonra buzdolabına kaldırın.

 

Dikkat! Sağlam dişin katili!

Çoğu zaman temizlenmesi konusunu ihmalkar davrandığımız diş taşları (tartar), diş eti kanamasına, ağız kokusuna, diş etlerinin iltihaplanmasına, hatta diş kayıplarına bile neden olabiliyor. Diş Hekimi Murat Zogun konu ile ilgili bilgiler verdi.

buuu

Diş taşları,yumuşak bazı bakterilerin ağızda birikerek zamanla taşa dönüşmesinden meydana gelmektedir. Diş taşları kişilerin ağız ve diş bakımına özen göstermemesi nedeniyle ortaya çıkar. Yeterli düzeyde diş fırçalama işlemleri gerçekleştirilmediğinde bakteriler tükürükle birlikte diş üzerinde ya da diş eti içerisine doğru ve diş aralarında plaklanmalara neden olur.Diş taşı oluşumu kişinin tükürük bezlerinin yapısına, tükürüğün bileşeni ve etkileşimi göre değişmektedir.

Dişlerin temizliği yeterli miktarda yapılmazsa zamanla özellikle alt çene ön bölgede gözle görülen daha yoğun bir şekilde diş taşları oluşabilmektedir.Bunun nedeni (yani alt dişlerde daha fazla diş plak oluşmasının) tükürük bezlerinin diş plaklarıyla oluşan etkileşimidir.

Zamanla oluşan bu diş taşlarını kişiler sadece dişlerini fırçalayarak dişlerinden uzaklaştıramazlar.Diş taşları mutlaka diş hekimi tarafından temizlenmelidir.Bu durumun ilerlemesi ve zaman içerisinde temizletilmeyen diş taşları diş eti hastalıklarının oluşmasına neden olabilmektedir.Önceleri diş etlerinde kızarıklık ve şişme ardından hasta zamanla dişlerini fırçaladığında veya tükürdüğünde kanama ile kendini belli eder.Diş etinin ilerleyen boyutunda kişi ağzında yoğun bir şekilde koku hisseder.Bunun nedeni ise diş taşlarının yoğun bakteri içermesi ve bu bakterilerin ağız kokusuna neden olamasıdır.İhmal edilen diş taşları diş eti hastalıklarının daha fazla ilerlemesine neden olur.Kök üzerine doğru ilerleyen bu diş taşları bu bölgede kemik erimesine sebep olur bu durumun sonucunda da diş kayıpları ortaya çıkar.Diş taşları sadece yalnız bir dişi etkilemezler genel olarak tüm dişleri etkilerler.Ağızda oluşacak olan diş taşları nedeni ile tüm dişlerinizi kaybetme ile karşı karşıya kalabilirsiniz.Bu durum özellikle gençlerde sıkça görülebilmektedir.

Diş taşlarının oluşmasını önlemek için sadece düzenli diş fırçalamak değil aynı zamanda diş ipi kullanmakta gereklidir.En önemlisi de diş taşları mutlaka 6 ay da bir diş hekimi tarafından temizlenmelidir.

 

Panik Atak ve Depresyonu Tetikliyor!

Halsizlik, mutsuzluk, dikkat eksikliği ve tahammülsüzlük. Tüm bu şikayetler hava sıcakları ve nem oranının artışıyla beraber kişilerde görülen psikolojik sonuçlar arasında yer alıyor.

 

Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psk. Sevda Sevimli Yurtseven, sıcakların psikolojik etkilerini ve bununla başa çıkabilmek için yapılması gerekenleri anlattı.

Yüksek sıcak öfke nöbetlerine neden olabilir

 

Aşırı sıcak havalar canlılar üzerinde stres yaratabilir. Stres, organizmanın uyumunu bozan olaylara ve yaşadığı değişikliğe uyum sağlama tepkisidir. Sıcak havadan dolayı kalp atımının hızlanması, sık sık nefes alma gibi bedende oluşan değişimler; panik bozukluğu yaşayan hastalar tarafından yanlış değerlendirilip, panik atakları tetikleyebilmekte, depresyonu olan hastalarda ise stresi ikiye katlayarak keyifsizlik ve mutsuzluk durumları yaratabilmektedir.Sıcaklarda uyku problemleri çok görüldüğünden yetersiz uyku; bitkinlik, yorgunluk ve sinirlilik durumlarını da beraberinde getirmektedir. Amerika’da sıcak havalarda daha fazla korna çalındığına dair çalışmalar mevcuttur. Özellikle tahammülsüzlük ve öfke durumları sıcaklarla beraber artmaktadır. Yapılan çalışmalarda sıcak havalarda suç oranlarının arttığına dair istatistik veriler de vardır.

 

Aşırı nem mutsuzluğu artırıyor

 

Özellikle nem arttıkça mutluluk, sevecenlik ve dinç olmak gibi kendimizi iyi hissetmemize neden olan duygularımız azalmaktadır. Yani tüm bunlar aşırı sıcak havalarda huzursuz, rahatsız, huysuz ve aksi hissedeceğimizi gösteren belirtilerdir. En basiti aşırı sıcaklarla beraber dışarıdaki aktivitelerde azalma olacak, bu bile hayal kırıklığı ve huzursuzluk yaratabilecektir.

 

Alışveriş çılgınlığı da sıcaklarda artış gösteriyor

 

Araştırmalara göre; yüksek sıcaklığın risk almayı artırdığı bilinmektedir. Bu durumda kişiler düşünmeden hareket edip sağlıksız kararlar verebilmektedir. Sıcak havaların gelmesiyle birlikte kişiler kendilerini daha coşkulu hissederler. Sıcak havalarda coşkulu hissetme ve risk almada artış gereksiz alışveriş yapılmasına sebep olabilmektedir. Bu bilgiye dikkat ederek ihtiyaç listesi hazırlamak gereksiz yere fazla para harcanmasını önleyerek ikinci bir stres yaşanmasını da engelleyebilir.

Aşırı sıcaklar hafıza ve dikkat kaybına yol açıyor

 

Özellikle dikkat gerektiren işler için sıcaklığın artması olumsuz etki göstermektedir. Hafıza ile ilgili çalışmalarda uzmanlar 22 derecenin en uygun derece olduğunu belirtirler. 22 derecenin altında ya da çok üstünde olan hava durumlarında kişilerde hafıza ve dikkatin azalacağı belirtilmektedir.

 

Sıcak havalarda önemli kararlar almaktan kaçınmak gerekiyor

 

Sıcak havalar risk almayı artırdığı için bu süreçte önemli kararları (Boşanma, yeni bir iş açma vb.) ertelemekte fayda vardır. Çünkü ani tepkiler doğru kararlar vermeyi engellemektedir. Bu nedenle sıcak havalarda dikkat ve konsantrasyon eksikliği oluşabileceğinin farkına varıp yapılacak önemli işleri daha serin ortamlarda tekrar gözden geçirmekte fayda vardır.

Bol sıvı tüketimi ve açık renkli kıyafetler stresi azaltıyor

 

Yeterince sıvı tüketimi olmadığından vücut dengesi bozularak; halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, sinirlilik gibi etkiler görülebilmektedir. Özellikle su, ayran gibi şekersiz ve asitsiz içecekler, vücudun mineral dengesini korumaktadır. Sıcak havalarda tercih edilen kıyafetler de büyük önem taşımaktadır. Pamuk oranı yüksek ve vücuda yapışmayan açık renkli kıyafetler giymek, vücudu daha rahat hissettirdiği için stresi azaltabilmektedir.

 

Fiziksel aktivite “termal stres” ile baş etmenin etkin yollarından biri

Beklentiler yaşadığımız günün kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Hava sıcaklığını büyük bir mesele haline getirmeyip; çözüm üretmek, sıcağın etkilerini azaltmaya ve uyum sağlamaya çalışmak yerine, sürekli olumsuzluklara odaklanıp gün geçirilmeye çalışılırsa psikolojik olarak strese girmek kaçınılmaz olacaktır. Gün içerisinde sıcaklardan dolayı aktivitede bulunmamak depresif durum yaratabileceğinden, akşam serin saatlerde eğlenceli aktivitelere zaman ayırmak gerekmektedir 

Yazın ayak mantarına dikkat!

Birçoğumuzun çıplak ayakla dolaştığı yüzme havuzu, sauna, hamam gibi nemli ortamlar ayak mantarlarına davetiye çıkarıyor.

Ayak mantarı genellikle genç ve erişkin erkeklerde görülen ve çok sık rastlanan bir cilt hastalığıdır. Kadınlarda ve 12 yaş altı çocuklarda görülme oranı çok daha düşüktür. Tedavisi basittir ama çok inatçı ve dirençli bir hastalık olduğu için kolay kolay geçmez. Tedavi edilmezse asla kendiliğinden kaybolmaz. Kadıköy Şifa Sağlık Grubu Ataşehir Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Dr. Rukiye Kaymaz ayak mantarıyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

NASIL ORTAYA ÇIKAR?

Mantar; sıcak, nemli ve havasız ortamda çoğunlukla ayak parmaklarının aralarına yerleşip çoğalır. Kış aylarında çorapların arkasına saklanan mantar, yazın gelmesi ile birlikte hem hastaya kötü görünüm sebebi ile rahatsızlık verir ve hem de çevresinin rahatsızlık duymasına sebep olur.

TEHLİKE NEREDEN GELİR?

Birçok insanın çıplak ayakla dolaştığı (üstelik nemli, ıslak bir ortam sağlayan) yerlerde her zaman ayak mantarı kapma olasılığı ve tehlikesi vardır. Örneğin;  yüzme havuzları, sauna, hamam veya spor salonlarında özellikle terlik giymeye dikkat etmek gerekir. Yoksa her an mantar olabilirsiniz.

BELİRTİLERİ NELERDİR?


Ayak parmakları arasında kaşıntı ve yanma mantarın ilk belirtisidir. Bir süre sonra aynı bölgedeki deride pul pul görüntü ve acı veren çatlaklar oluşur. Deride kalınlaşma, deri üzerinde minik su kabarcıkları da mantarın belirtisi olabilir. Tedavi edilmediğinde ayak tırnaklarına da bulaşarak tırnakta renk ve şekil değişikliğine de sebep olabilir.

TEDAVİ İÇİN NE YAPMAK GEREKİR?


Böyle bir durumda hemen bir cilt hastalıkları uzmanına gidip tedaviye başlamalısınız. Hiçbir şey yapmadan çok uzun süre geçirirseniz, mantar ayaklardan başka bölgelere de sıçrayabilir. Bu nedenle doktorunuzun tavsiye edeceği ilaçları hemen uygulamalısınız.

Uygun ilacı (bunlar krem veya sprey şeklinde olabilir) aldıktan sonra iki ya da üç hafta süre boyunca hasta bölgeye uygulamalısınız. Tedavinin uygulandığı bölgenin temiz ve kuru olması çok önemlidir. Uygulamayı sürekli ve düzenli yapmalısınız  çünkü ayak mantarı kolay tedavi edilse de, aslında inatçı bir hastalıktır. Tekrarlayabilir.

ÖNEMLİ UYARI !

Duştan veya bir sebeple ayaklarınızı ıslattıktan sonra (abdest v.s.) ayak parmaklarınızın arasını iyice kurulayın.

Yüzme havuzları ve benzeri yerlerde terlik giymeye özen gösterin.

Her gün çorap değiştirin, aynı çorabı birkaç gün üst üste giymeyin.

Her gün aynı ayakkabıyı giymeyin. Her gün aynı ayakkabıyı giymek hastalığa davetiye çıkaracaktır.

Ayak ve parmak aralarını ara sıra incelemek, bu bölgedeki cildi kontrol etmek gerekir.

Ailenizin bir ferdinde ayak mantarı varsa bu sizin için de çok yüksek tehlike anlamına gelir. Evde terlikle veya çorapla gezin.

Pamuklu gibi emici maddelerden yapılmış çoraplar giyilmelidir.

Tedavi için bir dermatoloji uzmanına mutlaka muayene olun.

 

Sıcak havada varise dikkat!

Tedavi edilmediği takdirde sadece estetik değil önemli bir sağlık sorununa dönüşen varisler, kişinin yaşam kalitesini de oldukça etkiliyor. Kısa sürede sonuç almak için bilinçsizce uygulanan tedaviler ise hastalığın daha da ilerlemesine yol açabiliyor.

Memorial Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Fikri Yapıcı, varis tedavisinde yapılan yanlış uygulamalar hakkında bilgi verdi.

Yazın bacaklarınızı kuma gömmeyin

Varis kaynaklı bacak ağrılarını geçirmek için sıcak uygulamalar yapılması doğru değildir. Bu ağrılar için kaplıcalara gitmek ya da yazın kuma bacaklarını gömmek oldukça yanlıştır. Sıcak, varis ve venöz yetmezlik yakınmalarını artırmaktadır. Şişmeler nedeniyle sülük tedavisi uygulanması, rahatsızlığın nedenini ortadan kaldırmayacağı için yanlış bir uygulamadır. Varis olan bölgelere eşit şekilde uygulanmayan bandajlar veya çoraplar yarar yerine zarar verebilmektedir.

Gebelik ve hareketsizlik varis gelişimi artırır

Toplardamarlarda basınç artışına yol açan gebelik, ayakta ya da oturarak uzun süre kalmayı gerektiren meslekler, şişmanlık, az lifli gıdayla beslenme alışkanlığı, kabızlık ve dolaşımı etkileyecek derecede sıkı kıyafetler varis gelişimini artırabilmektedir. Ayrıca toplardamarları zayıflatan nedenlerden kadın cinsiyet, hormon kullanımı, yaşlılık, sigara içilmesi ve genetik etkenler de varisin gelişimine neden olabilmektedir. Varis hastalarında en sık görülen yakınmalar ağrı, yanma hissi, kaşıntı, kas krampları, şişlik hissi, huzursuz bacak, cilt değişiklikleri ve yaraların oluşmasıdır.

Varis türüne göre tedavi

Varis, erken tanı konulması, koruyucu önlemlerin alınması, doktor önerisiyle ilaç ve/veya varis çorabı kullanılmasıyla büyük oranda kontrol altına alınabilmektedir. Ameliyatla tedavi yapılabildiği gibi günümüzde hastaya daha az zarar veren modern yöntemler ile daha estetik sonuçların elde edilmesi mümkün olmaktadır.Günümüzde tüm dünyada en popüler tedavi büyük varislerin içten lazer ile kapatılmasıdır. Renkli doppler ultrason eşliğinde “Endovenöz lazer ablasyonu” ile varis tedavisi sağlanabilmektedir. “Dikişsiz ameliyat” uygulaması ile cerrahi gereksinimi bulunan hastalara kesi uygulamadan ameliyatta dikişe gerek olmaksızın mükemmel kozmetik sonuçlar elde edilmektedir. Varisleri başlangıç evresinde bulunan hastaların tedavileri ise “köpük skleroterapisi” ve “yüzeysel radyofrekans ablasyon” yöntemi ile sağlanabilmektedir.

 

Bunlara dikkat edin

Hareketsizlikten kaçının. Uzun süre bacak bacak üzerine atmak dolaşımı bozabilir.

Sigara varis oluşumunu artırabilir. Sigara içenlerin yanında bulunmanın bile %30 oranında etkilediğini unutmayın.

Çok dar giysileri ve yüksek topuklu ayakkabıları tercih etmeyin.

Sıcaktan kaçının. Aşırı güneşlenme ve sıcak uygulama damarları genişleterek varislerin artışına yol açabilir. Ilık su ile yıkanmanın ardından bacaklara soğuk su uygulanması yararlı olacaktır.

Düzenli ayak ve bacak egzersizleri yapın.

Mümkünse günde en az 2-3 kez,10-15 dakika süre ile bacaklarınızı kalp seviyesinin üstüne kaldırarak dinlendirin.

Fazla kiloları vermeye çalışın.

Doktorunuzun önerdiği ilaç ve varis çorabını düzenli kullanın 

Ramazan’da Kabızlığı Önemseyin!

Bu sene Ramazan’da oruç süresi yaklaşık 17 saat ve bu 17 saat sonunda iftarda çok ve hızlı yemek yerseniz, kabızlık başta olmak üzere pek çok sindirim sistemi rahatsızlığına da zemin hazırlayabilirsiniz.

Kabızlığın hangi hastalıklara yol açabileceğini ve Ramazan’da kabızlıktan korunmak için neler yapılması gerektiğini Hisar Intercontinental Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlker Abcı’dan öğrendik.

Kabızlığın, büyük tuvalette uzun süre kalma, acı baharatlı gıda tüketme ve diğer nedenlerle makatta normalde de bulunan toplardamar ağlarının sarkarak pake (meme) haline gelmesiyle hemoroide neden olduğunu dile getiren Op. Dr. Abcı; “Bu pakeler makattan sarkarak büyük tuvalet sonrasında kırmızı renkli kanama ve ağrı şikayetleriyle birlikte iç ya da dış hemoroid adını alır. Özellikle ileri yaşlı hastalarda, kanama şikayetine kalın barsak kanserlerinin de sebep olabileceği akıldan çıkarılmamalı ve gerektiğinde kolonoskopi ile kalın barsak incelemesi yapılmalıdır. Kabızlığın neden olabileceği bir diğer sık görülen hastalık da anal fissür yani makatta görülen çatlaklardır. Makatın çıkışında meydana gelen bu çatlak, dışkılama sırasında ve sonrasında şiddetli ağrıya ve kanamaya neden olur. Görünüş olarak küçük bir lezyon olmasına karşın belirgin rahatsızlık verirler. Anal fissürün tıbbi tedavisinde kabızlıktan korunma çok önemlidir. Diyet, dışkı yumuşatıcı ilaçlar, kısa süreli topikal kremler, sıcak su oturma banyolarına üç hafta kadar devam edilmeli, ağrı varsa ağrı kesiciler verilmelidir. Bunun dışında botoks enjeksiyonları ve gerekirse cerrahi tedavi uygulanır” dedi.

Sindirim sistemi hastalıkları yaşamak istemiyorsanız…

Günlük en az 20 gram lif tüketmeye çalışın.

Bol sebze ve meyve yiyin.

Ekmek, makarna ve beyaz pirinç yerine tam tahıllı ürünleri tercih edin.

Bol su tüketin; ancak aşırı kahve ve çaydan kaçının.

Çözünmüş liflerden zengin olan kuru erik gibi doğal laksatifler içeren ve kolesterolün düşürülmesine de yardımcı olan besinler tüketin.

Egzersizi hayatınızın başköşesine oturtun. Egzersiz, bağırsak hareketlerinin düzenli olmasına yardımcı olur ve stresi azaltır. Gıdaları sindirmek için vücudunuza zaman verin ve yemek yedikten en az bir saat sonra egzersiz yapın.

Beslenmenize ve egzersizinize dikkat ettiğiniz halde uzayan bir kabızlığınız söz konusuysa bu az çalışan tiroid bezi, diyabet ya da kullandığınız ilaçların yan etkilerinin habercisi olabilir. Ayrıca iki haftadan uzun süren kabızlıklarda dışkıda kan görülüyorsa ve açıklanamayan kilo kaybı varsa mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. 

 

Ramazan’da böbrek taşına dikkat!

Ramazan bu yıl hem sıcak hem de uzun yaz günlerine denk geldi. Bu yüzden sahur ve iftarda dikkatli olmak, sağlıklı beslenmek ve bol su tüketmek çok önemli. Hem havaların sıcak olması hem de gün boyu sıvı tüketilememesi nedeniyle böbrek taşlarının daha sık görülebileceğini söyleyen Liv Hospital Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Muammer Kendirci “Özellikle daha önce taş hastalığı geçirenlerde, yatkınlık nedeniyle bu risk daha da artabilir. Her ne kadar böbrek taşı genellikle 20-50 yaş gibi daha genç yaşlarda görülse de, daha ileri yaşlarda ve çocuklarda da olabilir. Böbrek taş hastalığına yatkınlığı olanların dikkatli olmalarında ve doktorlarıyla konuşarak oruç tutmalarında fayda var” diyor. Prof. Dr. Kendirci böbrek taşından korunmada yardımcı olabilecek alışkanlıklarla ilgili bilgi verdi.

Yeterince su için: Böbrek taşı oluşumuna karşı alınabilecek en iyi tedbir yeterince su içmektir. Su alımının azaltılması böbrek taşı riskini artırır. Oruç tutanların iftar ve sahur arasında günlük sıvı gereksinimini almaları gerekir. Bu süre içinde olabildiğince zamana yayarak su için. Kabaca, günde ortalama 2 litre idrar yapacak kadar su tüketmekte yarar var. Bu miktar, aşağı yukarı günlük 2.5-3 litre, ağırlıklı olarak su olmak üzere sıvı almak demek. Unutulmamalıdır ki, hiçbir sıvı suyun yerini tutmaz.

Karbonhidratı azaltın: Yüksek oranda karbonhidratla (ekmek, tatlı, şeker vs.) beslenmek, idrarda taşın öncül maddesi olan kalsiyumun atılımını artırarak böbrek taşı oluşma riskini artıracaktır. Karbonhidratın azaltılması taşa karşı alınabilecek bir diğer önemli tedbirdir.

Hayvansal proteini sınırlayın: Hayvansal kaynaklı et ve et ürünlerinin ramazanda fazla miktarda tüketilmesi kanda kalsiyum ve ürik asit, idrarda ürik asit ve okzalat miktarını artırır, idrardaki koruyucu sitrat miktarını azaltabilir. Hayvansal protein yerine tarımsal protein tercih etmek daha doğru bir yaklaşım olabilir.

Fazladan tuz kullanmayın: Fazla tuz tüketimi idrarda taş oluşumuna yol açan kalsiyumun atılımını artırır, taş için koruyucu olan sitrat miktarını azaltır. Yiyeceklere tuz ekmeden günlük tuz gereksinimimizi besinlerle ya da suyla karşılayabiliriz. Ramazanda iftar-sahur arasında tuzlu besinlerden özellikle kaçının. Tuz tüketimini sınırlamak, böbrek taşından korunmak için en mantıklı, kolay uygulanabilen ve ucuz yöntemlerden birisi.

Dengeli beslenin: Tek tip beslenme yerine dengeli beslenin. Diyetteki lifli besinlerin artırılması taş oluşumunun engellenmesine katkıda bulunur. Akdeniz tipi beslenme böbrek taşı riskini azaltabilir.

Limonata için: İdrarda taş oluşumunu azaltan bazı koruyucu maddeler de atılır. Bunlardan en önemlisi sitrattır. İdrarda sitrat miktarı azaldığında kalsiyum ve okzalatın çökme olasılığı artmaktadır. Normal şartlarda vücutta sitrat üretilir. Ancak bazı durumlarda miktarı yeterli olmayabilir. Taştan korunmak amacıyla da sitrat içeren besinlerin alınmasında yarar var. Bunlardan en önemlisi limonatadır. Özellikle yaz aylarında, hem serinletici özelliği, hem vücudun su ihtiyacını yerine koyması, hem de bol miktarda sitrat içermesi nedeniyle limonata sudan sonra içilebilecek en iyi içecek olabilir.

Sahurda çay-kahveden kaçının: İdrar söktürücü özellikleri nedeniyle sahurda çak-kahveden kaçınmakta yarar var. Bu içecekler gün içinde susama hissini de artırabilirler. Bunlar yerine su, limonata, ayran gibi daha yumuşak içecekleri tercih etmekte yarar var.

 

Sağlığınıza zarar vermesin!

Konfor Arayışınız Sağlığınıza Zarar Vermesin

 TMMOB Makina Mühendisleri Odası İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Arslan, klimaların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek uyarılarda bulundu.

 Ülkemizin hemen hemen her bölgesinde klimaya ihtiyaç duyulmaktadır. Evlerde, işyerlerinde ve arabalarda sürekli klima kullanıyoruz, klima kullanımı hızla artıyor. Fakat klimalar bilinçsiz kullanıldığında sağladığı fayda kadar zarar da verebiliyor. Klima kullanımının arttığı sıcak yaz aylarında klima seçiminden, montaj yerine, kullanımına, bakımına kadar dikkat edilmesi gereken birçok konu var.

 Klima Konusunda Dikkat Edilecek Hususlar

 Klima seçimi, montajı ve kullanımı son derece önemlidir. Vatandaşlarımız özellikle şu hususlara dikkat etmelidirler: Öncelikle klima kapasitesi seçimini mutlaka yetkili bir Makina Mühendisi yapmalıdır.

Gereğinden fazla kapasitede seçilmiş klima cihazı dur-kalk`lardan dolayı daha fazla elektrik tüketimine, fanın büyümesinden dolayı daha fazla gürültü kirliliğine ve ilk yatırım maliyetlerinin artmasına neden olacaktır.

Klima seçimleri yapılmadan önce mutlaka ısı kazancı hesabı yapılmalıdır. Bu değer tespit edilirken, klimanın kullanılacağı odanın hacmi, dış hava sıcaklık ve nem değerleri, pencere ve kapıların büyüklüğü ve yönleri, mahallin dış cephe kalınlıkları ve kullanılan malzemenin ısıl iletim değerleri, mahalde bulunan insan ve aydınlatmadan gelen ısı kazançları gibi birçok veri dikkate alınmak zorundadır.

Klima alırken öncelikle klimanın verimliliğine bakılmalıdır. COP, klimaların üzerinde bulunan etiket değerlerinden biridir. Performans Katsayısının İngilizce kısaltması olan COP değeri, klimalarda verim ve enerji maliyetini belirleyen temel kıstaslardandır. Verilen 1 birim enerjiye karşılık daha fazla ısı üretmesini istiyorsanız veya yüksek elektrik faturası ödemek istemiyorsanız COP değeri yüksek klima tercih etmelisiniz.

Alacağınız klimaların da mutlaka ulusal ve uluslararası standartlara uygunluk belgeleri olmasına ve Klimaların servis hizmetlerini verecek yetkiliye kolaylıkla ulaşılabilir olmasına dikkat ediniz.

 Vermiş olduğumuz tüm bu teknik detayların ardından anlaşılacağı üzere cihaz seçimleri mutlaka ve mutlaka bir Makina Mühendisi tarafından yapılmalıdır!!!

 Cihazı doğru seçmiş olmak tek başına yeterli değildir. Diğer taraftan ısıtma ve soğutma bakımından yanlış sıcaklık set değerlerinde çalışan, iç ünite bakımları, temizlikleri düzenli yapılmayan, ortam içerisinde uygun olmayan hava akımları yaratan klima cihazları sağlık açısından ciddi riskler yaratabilir. Ayrıca taze hava transferi olmayan klima sistemlerinde ortama taze hava girişi olmadığından, sürekli aynı kirli hava dolaştırılmış olacağından ortamın iç hava kalitesi kolaylıkla bozulur. Bu nedenle, kalp, astım gibi hastalıkları olanların bu ortamlarda uzun süre kalmaları tehlikeli olabilir. Klima bir konfor aracıdır, doğru kullanıldığında sağlıklı bir yaşam ortamı oluşmasını sağlar.

Özellikle iş ve alışveriş merkezi yönetimlerine uyarımızdır; işletme masrafını düşürmek adına, Yetkili Mühendisler tarafından hesaplanan taze hava oranlarının altına düşüp, insanlarımızın sağlığı ile oynamayın!!!

 Tüm bunların yanında en önemlisi klimaların bakımlarının zamanında yapılmasıdır. Çünkü Klima cihazları iç ve dış ortamda değişik hava şartlarına maruz kalan cihazlardır. Cihazların ısı transfer yüzeylerinde meydana gelen kirlenmeler, cihaz performansında düşüklüğe neden olur. Ayrıca, cihaz içerisindeki soğutucu gazın işletme basıncında mevsime göre düzeltme yapılması gerekir. Bu nedenle klima cihazlarında yılda iki sefer bakım yapılması son derece önemlidir. Bakımı yapılmayan klimaların verimi düşecek, enerji sarfiyatı artacaktır.

 Ortamın tozluluk derecesine göre filtre temizlik işareti yandığında duvar tipi ve multi sistem klima cihazlarının filtreleri 15 günde bir, tavan tipi klima cihazlarının filtreleri ise yılda bir kez temizlenmelidir. Split ve Multi tip klima cihazlarının ön tarafında yer alan ve havayı temizleyen elektrostatik filtreyi her 3 ayda bir değiştirmelisiniz.

 Klimaların temizliğinin periyodik olarak yapılması sağlıklı bir yaşam için şarttır. Bakımı yapılmayan klimalar, ideal filtreleme yapamayacağından toz ve partiküller ortamda kalır, küf mantarları oluşur. Baş ağrısı, sinüzit, kronik yorgunluk, burun kanaması, yüz felci, alerji ve lejyoner, astım gibi hastalıklara neden olur. Split klimalar, mevcut ortamdaki havayı sirküle ederek çalışır. Ortamdaki havaya hapşırık ya da öksürük yoluyla salınan virüs, klimanın çalışma prensibi gereğince, havayı iç ünitenin içinden geçirerek tekrar bulunduğu ortama bırakacağından o ortamın sağlıksız olmasına neden olur.

 Bunların yanında Sağlık açısından özellikle;

Klimanın sıcaklık ayarı 23 derecenin altına getirilmemeli,

Nem düzeyi %50 olmalı,

Klimanın önünde terli oturulmamalı,

Araç klimaları yüze ve göğse değil, ön cama doğru olmalıdır.

Terli sıcak havadan klimalı ortama girince vücudumuzda aniden buharlaşma meydana gelir. Bu da bel ve boyun kaslarında tutulma ve ağrıya neden olur. Özellikle çocuklar ve yaşlılar aniden soğuk ortama girince vücut dirençleri düşer. Bu da hastalanmalarını kolaylaştırır.

Zamanında değiştirilmeyen filtrelerin, sağlığınızı tehdit edebileceğini, özellikle bundan çocukların ve yaşlıların daha çok etkileneceğini,

Adını 1976‘da ABD‘de eski lejyoner askerleri arasında bir kutlama toplantısından sonra meydana gelen salgından alan Lejyoner hastalığına yakalananların yılda %5-15 inin hayatını kaybettiğini,

Hastanelerde; ameliyathaneler, erişkin, çocuk, yenidoğan yoğun bakım üniteleri ve karantina odalarının havalandırma sistemlerinin ve bunların çalıştırma şartlarının uygun olmaması sebebiyle hastanelerin vatandaşlara hayat veren değil, hayatını alan kurumlara dönüştürüldüğünü, unutmamalıyız!

 Yapımcıyı, mühendis ve mimarları, işletmeciyi yönlendirici bir devlet politikası olmadığı sürece sorunların çözümü çok zor. Halkımız ağır bedeller ödüyor, bu bedel bazen vatandaşlarımızın hayatları olmaktadır. Yakın zamanda Türkiye‘nin yetiştirdiği başarılı beyin cerrahlarından Prof. Dr. Yusuf Erşahin “Lejyoner Hastalığı” mikrobundan hayatını kaybetmiştir.

 Kamusal Denetim Şart!

 Sağlık Bakanlığı özel hastanelerde, turizm tesislerinde ve AVM`lerde lejyoner hastalığının önlenmesi için acilen tedbir almalıdır. Çünkü lejyonella bakterisi nemli ve sulu ortamda yaşayıp çoğalmaktadır. Bakterinin özellikle oteller, hastaneler, iş merkezleri ve fabrikalardaki su ve soğutma sistemlerinde çoğaldığı bilinmektedir.

 Toplum yararı ve kamusal denetim anlayışımız gereği meslek alanlarımızla ilgili konularda toplumu bilgilendirmeyi görev saymaktayız. Uyarıyoruz! Klima alırken mutlaka yetkili bir Makina Mühendisi ile görüşün; kullanımı, seçimi ve takılması konusunda detaylı bilgi alın, düzenli bakımlarını yaptırın ki; KONFOR ARAYIŞINIZ SAĞLIĞINIZA ZARAR VERMESİN!

Dikkat! Kadınlar için önemli!

  Kadınlar için 10 önemli besin

  İnsanların besin ihtiyaçları farklılık gösterir. Çoğu insan aynı vitamin ve    minerallerden yararlanırken vücutları bunları farklı tepkiler gösterebilir alınan  besinlerin emilimi ve faydaları farklılık gösterebilir. Ancak bazı besinler ve  vitaminler vardır ki bunlar kadınların hayatları boyunca ellerinin altında  tutmaları gerekir. İşte kadınlar için önemli 10 besin:

 Folik asit, hamile kadınlar için özellikle çok önemli bir yer tutmasına rağmen,  tüm kadınların bu vitamini tüketmeleri faydalı olacaktır. Sağlıklı bir hamilelik  için kullanılması teşvik edilen bu vitamine ek olarak yeşil yapraklı sebzelerin ve  avokadonun tüketilmesi de öneriliyor.

  Demir, büyüme ve gelişme için son derece önemli. Demir eksikliği yorgunluk,  uykusuzluk ve konsantrasyon eksikliği ile sonuçlanabilir. Demir depoları  vücutta oksijen taşır. Kadınlar özellikle adet dönemlerinde kan kaybettikleri  için vücutlarındaki demir kaybı da artacaktır. Bu yüzden de demir bakımından  zengin kırmızı et, brokoli, barbunya tüketimi bu dönemlerde arttırılmalı.

  Kalsiyum sağlıklı, güçlü kemikler ve dişler için çok önemli bir mineral. Vücut, 35  yaş civarında kalsiyum kaybetmeye başladığından bu mineral özellikle  yaşlanmaya başladıkça daha da çok ihtiyaç duyduğumuz bir mineral haline  geliyor. Kalsiyum aynı zamanda ince kalmak ve PMS semptomlarını azaltmada  bir faktör. Iyi kalsiyum kaynakları arasında süt, peynir, ıspanak, lahana,  badem ve siyah fasulye sayılabilir.

  Eğer yeterli D vitamini alıp almadığınızı merak ediyorsanız, doktorunuza  sormanızda fayda var. Güneş başlı başına bir vitamin kaynağı olsa da ondan  bu vitamini almak her zaman bu kadar kolay olmuyor. Bu yüzden de fazlaca  güneşe çıkamıyorsanız ek olarak D vitamini almalısınız.

  Magnezyum vücutta meydana gelen kimyasal reaksiyonlar için büyük önem  taşıyor. Magnezyum, sinirler, kas tonusu için önemli bir besin ve kemikleri  güçlü tutuyor. Magnezyum, kalp-damar hastalıklarının önlenmesine ve kan  basıncının düzenlenmesine yardımcı oluyor. Kabak tohumu, ıspanak, kalkan  balığı ve badem magnezyum kaynakları.

  E vitamini yağlar, fındık ve tohumlar gibi yağlı gıdalar ağırlıklı olarak bulunan,  güçlü bir antioksidan. Bu serbest radikaller, normal metabolizma ve güçlü  ultraviyole ışınları, hava kirliliği ve sigara dumanına maruz kalma sonucu  oluşan kararsız oksijen molekülleriyle savaşır. E vitamini güçlü bir bağışıklık  sistemi ve sağlıklı gözler ve cilt için anahtar özelliği taşır. 19 yaş üzerinde bir  kadının günlük E vitamini ihtiyacı 15 miligram. Bu yüzden de badem veya  ayçiçeği tohumu üzerine, çerez ve pişmiş kepekli tahıllar tüketebilir. Salata ve  buharda pişmiş sebzeler ekleyebilirsiniz. Kepekli veya tam tahıllı ekmek üzerine  sürülen fındık ezmesi de mükemmel bir aperatif.

 Omega 3 yağ asitleri, tansiyon, kalp hastalığı ve kanser gibi birçok kronik  hastalık riskini azaltmada önemli bir rol oynuyor. Somon, beyaz olmayan ton  balığı, pisi balığı, ringa balığı ve sardalye omega 3 yağ asitleri tüm mükemmel  kaynaklar.

  Potasyum sinir uyarılarının iletiminde, normal kas kasılması, ve sıvı dengesinde  önemli bir rol oynar. Aynı zamanda sağlıklı ve güçlü kemikler tanıtmak için  hizmet vermektedir ve enerji üretimi için önemlidir. Birçok gıda potasyum  açısından zengindir. Morina, somon, sardalye, ve pisi balığı gibi tüm balıklar,  tavuk ve kırmızı et, potasyum açısından zengin kaynaklarıdır. Diğer bazı  kaynaklar yağsız yoğurt, tatlı patates, ıspanak ve brokoli sayılabilir. Potasyum  yönünden zengin besinler, yüksek kan basıncı, kalp hastalığı ve felç riskini  azaltabilir. 19 yaş üzerinde bir kadının günlük potasyum ihtiyacı 4,700 mg.

 Bağışıklık sisteminizi korumak adına C vitamini önemli yer tutuyor. Hücre hasarını önlemek adına da yardımcı olan güçlü bir antioksidandır. C vitamini ayrıca kolajen, deri, kas ve diğer dokuların sağlıklı kalmasına yardımcı olur, bağ dokusunun önemli bir parçasının üretimi için çok önemlidir. 19 yaş ve üzeri kadınların günlük C vitamini ihtiyacı 75 mg olup, tatlı kırmızı biber, portakal, kivi, çilek ve kavun iyi birer C vitamini kaynağıdır.

 Lif normal bağırsak hareketlerini teşvik ederken, divertiküler hastalığı dahil olmak üzere diğer bağırsak sorunlarını önlemeye yardımcı olur. 19-50 yaş arasındaki kadınların günlük lifli besin ihtiyacı 21 gramken, 51 yaş ve üzeri kadınların ihtiyacı 25 grama kadar çıkar. Tam tahıllı ekmekler ve tahıllar, darı, arpa ve bulgur lif açısından zengin besinler arasındadır. Lif yönünden zengin besinler gelişmekte olan tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olur.