ALTINKAYNAK; “ YAŞAMIN GÜZEL YANLARINDAN BİRİ DE MÜCADELE AZMİDİR”

CHP Ataşehir İlçe Başkanlığı, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle  “Engelliler Haklarını Öğreniyor”  konulu panel düzenlendi.
CHP Ataşehir İlçe Başkanlığı tarafından bugün Cemal Süreya Sergi ve Etkinlik Merkezi’nde düzenlediği panele konuşmacı olarak katılan CHP Parti Meclisi Üyesi Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkan yardımcısı Av. Turan Hançerli, Mali Müşavir İrfan Gümrah’ın yanı sıra CHP Ataşehir İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak ve yönetim kurulu üyeleri, Ataşehir Belediye Meclis Başkanvekili Sadi Özata, Ak Parti Meclis Üyeleri Şerif Toğ ve Mehmet Korkmaz, CHP Meclis üyeleri Merdan Özer, Akan Buztaş, Süleyman Karadağ, Arif Kuşçu, Adnan Yılmaz, Kadın Kolları Başkanı Nihan Erol, Gençlik Kolları Başkanı Oğuz Kaçmaz, Ataşehir Engelliler Derneği Başkanı Nevzat Ağbulut, STK temsilcileri, Mahalle Muhtarları ile Engelliler ve aileleri katıldı.

dscf4736

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasından sonra konuşan CHP Ataşehir İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak, sorunların ortak akıl yardımıyla aşılması gerektiğini ifade ederek; “Siyasi görüşlerimiz ne olursa olsun ülkemizin geleceği için İçimizdeki umut ve yaşam mücadelesini yitirmeden birlikte çalışacağız, engelli bireylere daha güzel bir Türkiye yaratmak adına bütün siyasi partiler, STK’lar güç birliği yapmalıdır” şeklinde konuştu.

dscf4710

Altınkaynak: “Herkesin bir engelli yönü vardır. Azimle aşmamız lazım. Engelli annelerinin ve babalarının çok zor bir o kadar da kutsal bir yaşam mücadelesi var. Bu insanlara yardımcı olmak hepimizin ortak sorumluluğundadır. Yaşamın güzel yanlarından biri de mücadele azmidir. Yaşamımızı güzelleştiren değerlerden uzak durmayalım. Bu ülke bizim ülke sorunlarını hep birlikte aşacağız ” dedi.

Mali Müşavir İrfan Gümrah da Türkiye’de engelliler için en büyük sorunun ülkemizde engelli sayısının tam olarak bilinmediği için bu anlamda politikalar ve çalışmalar yapılmaması olduğunu aktardı.

dscf4715

Gümrah; “Sosyal devlet anlayışımızın gereği olarak ve sosyal devleti güçlü kılmak için engelli bireylerin çağdaş yaşamın gerektirdiği tüm imkânlardan yararlanmasının bir insan hakkı olduğunu kabul ederek çalışmaktayız.  Tüm insanlar gibi engellerin ihtiyaçlarını da sınıflandırmak lazım. İbadethanelerin engellilerin gidebileceği şekilde düzenlemediğini dile getirerek, engellilerin yakınlarının cenazelerine gitme haklarının bile bazen ellerinden alındığını söyledi. Gümrah bu konuda yetkililer yardım etmeli” diye konuştu.

CHP PM Üyesi, Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkan Yardımcısı, Av. Turan Hançerli ise “Engellilerin hakları engelli olmayanlardan farklı değil. Engelli bireyler haklarını engelli olamayanlar kadar alamıyor. Engellilerin sadece yüzde 3’ü üniversiteye gidiyor, istihdam sorunu çok büyük; Türkiye’de 440 bin engelli iş arıyor” dedi.

dscf4723

Engellilerin iş bulması için yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu bildiren Hançerli; “Sosyal devlet engelliler için çözüm üretmek zorunda.  Engellilerin hakları geçmiş yıllarda daha iyi durumdayken, yıllar geçtikçe içi boşaltıldı. Engelli bireylerin kendi ayaklarının üzerinde durabileceği yasalar ortadan kaldırılarak, ailelerine bağımlılıkları artırıldı.  Engelliler kamu hizmetlerine erişimde sorun yaşıyor. Kamu hizmetlerine erişim diğer hizmetlere erişimin ön koşuludur. Engellilerle ilgili komisyonlar daha aktif çalışmalıdır. STK’ların, yardım kuruluşlarının ve belediyelerin, engellilere sağladığı tekerlekli sandalyelerin donanımı yeterli değil. Bu durumun da engellilerin engelini artırıp, hareketlerini kısıtlıyor” şeklinde konuştu.

dscf4728

Konuşmaların sonunda İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak panelistlere çiçek takdim etti.

dscf4738

dscf4703

DAHA BİLİNÇLİ, SAĞLIKLI VE GÜÇLÜ OLALIM!

KADINLARA ÇAĞRIMIZDIR: GELİN DAHA BİLİNÇLİ, SAĞLIKLI VE GÜÇLÜ OLALIM!

 

 

Ataşehir Belediyesi ile Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nın birlikte yürüttüğü, kadınlara yönelik “Kadın Sağlığı Eğitim Programı” (KSEP) kapsamında eğitimler başlıyor.

 

KSEP’in öncelikli hedefi, dezavantajlı bölgelerde geleneksel yapı içinde yaşayan, sınırlı gelir ve düşük eğitim düzeyine sahip kadınlara ulaşmak.

 

Kadınların ve ailelerinin yaşam şartlarını iyileştirerek sağlık kurumlarından koruyucu sağlık bilincinin arttırılması amacıyla oluşturulan Kadın Sağlığı Eğitim Programı, 13 haftalık kapalı grup çalışması ile her hafta 90 dakikalık modüller ve görsel eğitim materyalleri eşliğinde yapılacak.

 

KSEP ile kadınların günlük hayatta uyguladıkları riskli sağlık davranışlarının yerine doğru sağlık davranışları kazandırılması, sağlık ve kamu hizmet talebinin artırılması, hizmette sürekliliğin sağlanması ve sağlıkla ilgili uygulamalara katılımın kolaylaşması hedefleniyor.

 

Verilecek eğitimlerde, üreme organları ve işlevleri, temizlik-beslenme, güvenli annelik, doğurganlığın düzenlenmesi, üreme sağlığını koruyucu davranışlar, iletişim, cinsellik, haklar, genel sağlığı koruyucu davranışların geliştirilmesi gibi temel konularda bilgiler verilecek.

 

Detaylı bilgi ve kayıt için Ferhatpaşa, Kayışdağı Lions, İnönü, 30 Ağustos, Aşık Veysel, Mustafa Kemal Ataevlerine ve ATAMEM’e başvurulabilinir.

gorsel

Sağlıklı Bireyler, Mutlu Ataşehir

İnsan odaklı belediyecilik anlayışı kapsamında hizmetler üreten Ataşehir Belediyesi sağlık alanında da örnek çalışmalara imza atmaya devam ediyor

Başta “Prof. Dr. Türkan Saylan Tıp Merkezi” olmak üzere, “Ferhatpaşa Sağlık Polikliniği”, “Kadın Sağlığı, Mamografi ve Kemik Yoğunluğu Ölçümü Görüntüleme Merkezi”, “Yeni Hayat Gençlik Merkezi” gibi birimlerle sağlıklı bireyler ve mutlu Ataşehir için yoğun bir mesai sarf ediliyor.

Ataşehir Belediyesi, sağlıklı bir toplumun oluşmasına katkıda bulunmak ve vatandaşların yaşam kalitesini artırmak için sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanabilme imkanı sağlıyor.

Prof. Dr. Türkan Saylan Tıp Merkezi

Prof. Dr. Türkan Saylan Tıp Merkezi’nde ilk hizmet yılından itibaren gelişmiş tanı ve tedavi metotları kullanılarak 12 farklı alanda, 55 kişilik personeliyle hizmet sunuluyor. Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesindeki (SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı, isteğe bağlı sigorta) tüm çalışan ve emekli vatandaşlar hiçbir ücret ödemeden yararlanabiliyor.

Tıp Merkezi, Ataşehirli vatandaşların devlet ve özel hastanelerden alamadıkları hizmete hızlı ve kaliteli bir şekilde ulaşmalarını sağlamak için var gücüyle çalışıyor.

Prof. Dr. Türkan Saylan Tıp Merkezi’nde ayda ortalama 3.500’ü ağız ve diş sağlığı olmak üzere 10.000’e yakın kişiye hizmet veriliyor.

Kadın Sağlığı ve Mamografi Merkezi

Temmuz 2015 yılında açılan “Kadın Sağlığı, Mamografi ve Kemik Yoğunluğu Görüntüleme Merkezi”nde, Ataşehir’de yaşayan ve çalışan tüm kadınlara meme ve jinekolojik kanserler konusunda erken tanı ve doğru tedaviye yönlendirme hizmetleri ücretsiz olarak sunuluyor.

Meme Hastalılarına ilişkin muayene, mamografi, radyoloji ve meme USG hizmetlerinin verildiği merkezde kadın hastalıklarına ilişkin ise pap smear alınımı, ultrason ve kemik yoğunluğu ölçümü testleri yapılıyor.

Merkezde ayrıca ilerleyen yaşlarda çoğu vatandaşlarımızda önemli bir sağlık sorunu olarak karışımıza çıkan kemik erimesinin (Osteoporoz) erken teşhis ve tanısı için de hizmet veriliyor.

Son sistem cihazlarla hizmet verilen merkezde Kadın Doğum Uzmanı, Genel Cerrahi Uzmanı, Radyoloji Uzmanı ile yardımcı sağlık personeli ve Radyoloji Teknisyeni bulunuyor.

Ferhatpaşa Sağlık Polikliniği

Ferhatpaşa Mahallesi’nde 2014 yılında hizmete açılan Ataşehir Belediyesi Ferhatpaşa Sağlık Polikliniği’nde; Dahiliye, Çocuk, Kadın Doğum ve Diş alanında günde 200 hastaya tamamen ücretsiz hizmet veriliyor.

Yeni Hayat Gençlik Merkezi

Ataşehir Belediyesi’nin bağımlılıkla mücadele için hazırladığı Yeni Hayat Projesi kapsamında Yeni Çamlıca Mahallesi’nde Yeni Hayat Gençlik Merkezi’nde çalışmalar devam ediyor.

Yeni Hayat Projesiyle; madde kullanımı ve bağımlılığı ile mücadele kapsamında, etkinliği kanıtlanmış yöntemler uygulayan uzmanların desteği ve Ataşehir ilçesindeki yerel yönetim, yerel kamu kurumları ve üniversite işbirliği ile Ataşehir’in sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı mahallerinde madde bağımlılığının önlenmesine yönelik mücadelenin geliştirilmesi ve sosyal bütünleşmeye katkı sağlanmaya çalışılıyor.

 

Yeşil Noktalar Çoğalıyor

Ataşehir’de geri dönüşüm için “Yeşil Noktalara” yenileri ekleniyor

 

Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü tarafından temiz bir çevre ve geri dönüşüm bilincini yaygınlaştırmak amacıyla Ataşehir’deki 3 yeni bölgeye daha “Yeşil Nokta” yerleştirildi.

 

Değerlendirilebilir nitelikli geri dönüşüm atıklarının oluştukları kaynakta çöple karışmadan ayrı toplanması için yerleştirilen “Yeşil Nokta” alanları sayesinde, geri dönüşüm atıkları daha etkin bir şekilde toplanıyor.

Basın bülteni 2 (2)

İlk Yeşil Noktalar İçerenköy Mahallesi Carrefour AVM Otopark Alanı, Mevlana Mahallesi Zabıta Birimi yanı ve Mevlana Mahallesi Türkiş Blokları 1. Kısım yanı olmak üzere 3 noktaya konulmuştu.

 

Yeni Yeşil Noktalar ise Küçükbakkalköy Mahallesi Şehit Şakir Elkovan Caddesi Novada AVM önüne, İçerenköy Mahallesi Eston Çamlıevler ve Fetih Mahallesi Esin Sitesi’ne yerleştirildi.

 

Şu an Ataşehir’de toplam 6 adet olan “Yeşil Nokta” konteynerlerinde; plastik, plastik kapak, bitkisel atık yağ, atık pil, elektronik atıklar, kitap, kağıt-karton-kompozit, metal, cam atıklardan oluşan 9 farklı atık toplama ünitesi bulunuyor.

 

LÖSEV GENÇLERİ GELENEKSEL YAZ KAMPINDA

LÖSEV GENÇLERİ GELENEKSEL YAZ KAMPINDA ANKARA’DA BİR ARAYA GELMEYE DEVAM EDİYOR.

Unutulmayan yazlar vardır.

O yazlar hep dostlarla geçer.

 

 

LÖSEV kocaman bir aile. Aradan geçen 18 senede binlerce lösemili, kanserli çocuk, Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı çatısında tedavi gördü, maddi ve manevi yardıma ulaştı, moral buldu. Vakfımız ile birlikte çocuklarımız da büyüdü. Bağımızın hiç kopmadığı gençlerimizle etkinliklerimize devam ediyor, birbirimizi asla yalnız bırakmıyoruz.

 

 

Ekonomik zorluklar içinde uzun bir tedavi sürecinden geçen lösemili çocuklarımıza hastalıkları boyunca destek olan LÖSEV, sağlıkla büyüyen gençlerini unutmuyor ve onlar için etkinlikler yapmaya devam ediyor. Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen gençler, LÖSEV Köyü’nde unutamayacakları bir yaz kampı ile buluştu.

 

Yoğun bir programın kendilerini beklediği gençlerimiz koca bir senenin yorgunluğunu Anıtkabir ziyareti, Okçuluk aktivitesi, LÖSEV Çerkeş tesislerinde doğa ile iç içe bir gün, Lösemili Çocuklar Köyü’nde Açık Hava Sineması ve daha birçok aktiviteyi kapsayan etkinliklerle attı. Eğlenirken aynı kaderi paylaşan arkadaşlarını unutmayan kampçılar, yaptıkları hastane ziyaretleri ile kardeşlerinin yanında oldular ve  “biz başardık sıra sende” dediler.

 

Kampa Kayseri’den katılan Ali “Kamp sayesinde diğer illerden gelen arkadaşlarımla kaynaşma fırsatı buldum. Hayatımda ilk defa iyileşecek çocuklar için koli hazırladım. Yaptığımız hastane ziyaretinde orada tedavi gören kardeşlerime moral vermek benim için büyük bir zevkti.”

 

Ankara’dan katılan Gülpınar ise “Burada gördüm ki insanlar gerçekten ellerinden geleni yapıp hayat kurtarmaya çalışıyorlar. Hayatımda ilk defa bu kamp sayesinde okçuluk deneyimim oldu. LÖSEV’le hem bilinçlendik hem de yeni insanlarla tanışıp güzel zaman geçirdik.” diyerek duygularını dile getirdiler.

IMG_1634 IMG_1633 13938499_10153566651426566_9147293715899459740_n 13876465_10209302662417502_7087303946111979636_n 13873165_10153566651436566_6620661210740691384_n

 

 

SAĞLIKTA ŞİDDETİN SEBEBİ:KIZ MESELESİ!

CHP Parti Meclisi Üyesi, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, “acil servis” tartışmasını, “yapılan açıklamalara bakacak olursak hastanelerimizde meydana şiddetin sebebi meğerse “kız meselesi”ymiş.” sözleriyle değerlendirdi.

 

ANKARA-(TBMM) Sağlık sisteminin geldiği noktayı değerlendiren CHP Parti Meclisi üyesi ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, “Sağlık emekçilerini köleye, hastaları ise müşteriye çeviren sağlıkta dönüşüm sistemini görmezden gelmek, insan sağlığıyla oynamaktır. Acil servislerdeki yoğunluğu, hastanelerdeki şiddeti görmezden gelmek, cinayete davetiye çıkartmaktır.” dedi. İlgezdi, kadın bedeni üzerinden yapılan tanımlamanın da kabul edilemez olduğunu vurguladı.

 

GÜNDE EN AZ 31 ŞİDDET VAKASI

Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan “Beyaz Kod” verilerinin, iktidarın çizdiği cinsiyetçi “pembe tabloyu” doğrulamadığını kaydeden CHP’li İlgezdi, 1 Haziran 2012 – 7 Aralık 2015 tarihleri arasında 38 bin 253 şiddet vakasının yaşandığını, günde en az 31 sağlık çalışanının fiziksel saldırıya maruz kaldığının ortaya çıktığını söyledi.

 

ŞİDDETİ SİSTEM KÖRÜKLÜYOR

Türk Tabipler Birliği tarafından kamuoyuyla paylaşılan verilerin ürkütücü olduğunun altını çizen CHP’li İlgezdi, “Sağlıkta Dönüşüm” projesinin,  hasta-hekim ilişkisini zedelediğini, getirilen performans sistemiyle, sağlık çalışanlarının “parça başı” çalışmaya zorlandığını söyledi. Sistemin sağlıkta şiddeti körüklediğini belirten İlgezdi, sağlıkta dönüşüm projesinin yalnızca hekim-hasta ilişkisini değil hekimlerin kendi aralarındaki ve diğer sağlık emekçileriyle olan ilişkilerini de zedeleyerek, çalışma barışı üzerinde ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.

 

SEBEP “KIZ MESELESİ” Mİ?

2012 yılında 93 milyonu bulan muayene sayısının 2015 yılında 115 milyonu aşarak neredeyse Türkiye nüfusunu ikiye katladığını belirten İlgezdi, vatandaşları acil servislere başvurmak zorunda bırakan sebeplerin mutlaka araştırılması gerektiğini söyledi.

Sağlıkta gelinen noktanın “kız bakmaya gidiyorlar” diyerek değerlendirilemeyeceğini vurgulayan CHP’li İlgezdi, “Şiddet vakalarının en çok acil servislerde yaşanması tesadüf değil, bilinçli politikaların bir sonucudur.” dedi.

 

GÖZLERİNİZİ SICAKTAN KORUYUN!

Kavurucu sıcakların iyice etkisini gösterdiği bu günlerde gerek şehir hayatında gerekse tatiliniz sırasında gözlerinize iyi bakmayı ve onları koruma altına almayı unutmayın. Gözlerinizin güneş ışınlarına ve enfeksiyonlara karşı en savunmasız olduğu yaz günlerinde uygulayabileceğiniz basit önlemeler ile sağlığınızı koruyabilirsiniz.

 


Sinan TatlıpınarYeditepe Üniversitesi Göz Hastalıkları Merkezi Başhekimi Prof. Dr. Sinan TATLIPINAR 10 adımda gözlerinizi korumanın formülünü veriyor!

10 Adımda gözlerinizi koruma altına alın!

1-Güneş Gözlüğü Kullanın;

Güneş gözlüğü kullanmak göz sağlığı için kesinlikle gereklidir. Güneş ışınlarının kataraktı artırıcı etkileri mevcuttur ve ayrıca retinadaki sarı nokta hastalığıyla ilintisi bilinmektedir. Bu nedenle uygun ultraviyole (morötesi ) korumalı güneş gözlüğü takmak göz sağlığımız için çok önemlidir.

Güneş gözlüğü kullanmayı, cildimizi güneşin zararlı etkilerinden korumak için güneş
kremi kullanmakla benzer olarak düşünebiliriz.

2-Çok koyu renkte güneş gözlüğü iyidir demek değildir;

Tercih edeceğiniz güneş gözlüklerinde önceliğiniz ultraviyole A ve B ışınlarını süzen gözlük camları yönünde olsun. Süzme işlerimi tam olarak yerine getirme işleminde camın koyuluğu sizi yanıltmasın. Cam ne kadar koyu ise koruma da o kadar yüksek demek değildir. Eğer gerekli ultraviyole koruma yoksa koyu cam sandığınızın aksine sağlığınızı tehlikeye atar; koyu renk olan gözlüklerde göz bebekleri büyür ve göze giren güneş ışınları artar.

Gözlük seçerken yukarıdan aşağıya doğru renk tonlarının açıldığı modelleri de tercih edebilirsiniz.

 

3-Güneş kremlerini göz çevresinden sakının!

Yüzümüzde güneş kremi kullanırken gözkapaklarına sürmemek ve göze kaçırmamak gereklidir. Bu durumlarda kremi bol su ile temizlemek gerekir.

4- Yüzücü gözlüğü de vazgeçilmeziniz olsun!

Deniz ve havuza girdikten sonra gözlerde hafif bir kızarıklık olması normal kabul edilir. Ancak özellikle havuza girdikten sonra havuz suyundaki koruyucu kimyasallar bağlı gözde tahriş ortaya çıkabilir.

Daha tehlikeli olan ise havuz suyundan bulaşabilecek göz enfeksiyonlarıdır. Bu enfeksiyonlar birkaç hafta süren ve çok bulaşıcı olabilen bir seyir izleyebilir. Bu nedenlerle yüzücü gözlüğü takmakta fayda vardır.
Ayrıca denizden veya havuzdan çıktıktan sonra gözlerinizi bol su ile temizleyin ve temiz olan bir havlu ile kurulanın. Ayrıca temizliğinden emin olmadığınız bölgelerde suya girmekten kaçının.

5-Şapka Kullanın

Güneş ışınlarının özellikle dik geldiği zamanlarda gözlüğünüz yetersiz kalabilir. Bu nedenle ışınlarının dik geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında şapta kullanmayı da tercih edebilirsiniz.

6-Lens ile denize girmeyin;

Yapılan en büyük hataların başında lens ile denize veya havuza girmek geliyor. Maalesef lens kullanıcıları zaman zaman unutarak zaman zaman ise bilerek bunu yapabiliyor. Bu durum çok uzun tedavi gerektiren ciddi göz enfeksiyonlarına yol açabilir. Bu durum sonunda da gözün saydam tabakasında kalıcı izler ve görme kaybı gelişebilir.

Ayrıca lensle havuza girildiğinde havuz suyundaki kimyasallar lens materyaline sızıp daha uzun süre gözle temas eder ve gözdeki tahrişi artırabilir.

Yaz aylarında günlük kullan-at lensler daha pratik olacağından tercih edilebilir.

7- Klima kullanımına dikkat edin!

Yaz aylarında klima kullanımı arttığı için buna bağlı kuru göz şikayetleri de artabilir. Nedeni ise klimanın yarattığı hava akımı nedeniyle gözyaşının göz yüzeyinden daha çabuk buharlaşmasıdır. Evlerdeki klimanın dışında araçlardaki veya uçaklardaki havalandırma sistemleri de kuruluğu artırabilir.

Klimanın gözlerinizi kurutmasına engel olmak için odanızı bol bol havalandırmak ve klimanın ayarlarını olabilecek en az seviyede tutmak gerekir.  Tüm bunlara rağmen kontakt lens kullanımına veya örneğin uçakla yolculuğa bağlı gözde kuruluk hissi varsa suni gözyaşı damlaları kullanılabilir. Bol su içmek de gözyaşı miktarını artırmaya faydalı olacaktır.

8- Makyaj ile güneşe çıkmayın!

Nemli ve sıcak hava yüzünüzdeki makyajın akmasına ve özellikle göz etrafında kullanılan göz kalemi, far, eyeliner gibi malzemelerin gözün içine kaçmasına sebep olabilir. Bu durum gözyaşı salgısı yapan bezlerin ağzını tıkayarak enfeksiyonlara neden olabilir.

 

9- Ellerinizi her zamankinden daha fazla temiz tutun!

Sıcak ve nemin etkisi ise bakteriler yaz aylarında her zamankinden daha tehlikeli ve bulaşmaya yatkındır. Gerek temizlemek gerek kaşımak gerekse güneşten korumak için ellerimizi sık sık gözümüze götürebiliriz. Bu gibi durumlarda ellerimizden enfeksiyon kapabiliriz. Bu nedenle göz sağlığımız için ellerimizi de temiz tutmak gerektiğini unutmayalım.

 

10-Doktorunuzu dinleyin, kurallara uyun!

Göz operasyonları sonrası hekiminizin tavsiyesi doğrultusunda enfeksiyon ve tahriş riski nedeniyle denize veya havuza girmemek gerekir.

Personele Kurtarma Eğitimi

AKUT’tan Ataşehir Belediyesi personeline kurtarma eğitimi

 

Ataşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) ile Ataşehir Belediyesi AKUT  Eğitim ve Araştırma Enstitüsü işbirliğiyle hazırlanan proje kapsamında Ataşehir Belediyesi Arama Kurtarma ekibine 27-30 Haziran tarihleri arasında “Temel Afet Bilinci” eğitimleri verildi.

3A5A7294

AKUT ekibi tarafından Ataşehir Belediyesi personeline, teorik ve pratik olarak verilen eğitimlerde afetler ile ilgili genel bilgi, acil durum planı, afetlerde risklerin tespiti, beton kırma, metal kesme, tahkimat, kırma, yaralı sabitleme ve yaralı tahliyesi, emniyet bilgilendirme, deprem türleri, enkaz arama ve enkaz kaldırma teknikleri gibi çeşitli konularda bilgiler verildi.

3A5A7352

“Temel Afet Bilinci Eğitimleri” ismiyle, Ataşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi’nde yapılan eğitimlere katılan Ataşehir Belediyesi personeli aldıkları teorik eğitimleri, daha sonra uzman ekipler eşliğinde pratik olarak da uyguladılar.

 

Enkazda kullanılan cihazlar hakkında detaylı bilgiler verildikten sonra uygulamalı deprem ve acil durum bazlı senaryo tatbikatları yapıldı.

Şehit aileleri ile iftar buluşması

Ataşehir Belediyesi ve Ataşehir Kaymakamlığı, şehit aileleri ve gaziler onuruna iftar verdi.

Zübeyde Hanım Öğretmen Evi’nde gerçekleştirilen iftara; şehit aileleri, gaziler ve yakınlarının yanı sıra; Ataşehir Kaymakamı Zafer Karamehmetoğlu, Belediye Başkan yardımcısı Sadık Kayhan, Garnizon Komutanı Kıdemli Kurmay Albay Abdülkadir Fehmi Bilgin, Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürü Ertuğrul Bilican, CHP Ataşehir İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak, AK Parti Ataşehir İlçe Başkanı Mustafa Naim Yağcı, mahalle muhtarları ve STK temsilcileri katıldı.

ift2İftar öncesi Ataşehir Kaymakamı Zafer Karamehmetoğlu ile eşi ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Kayhan masaları dolaşarak, aileler ile sohbet etti.

Sonrasında konuşan Ataşehir Kaymakamı Zafer Karamehmetoğlu, “Sevginin, şefkatin, kardeşliğin yoğunlaştığı mübarek bir aydayız. Böyle güzel bir ayda bu güzel toplulukla iftar yapmaktan son derece mutluyuz. Şehit yakınları ve gazilerimiz ile yeterince ilgilenmek için vakit bulamayabiliyoruz. Ama biliniz ki; devletin yöneticileri bütün şehit ailelerimizin ve gazilerimizin her zaman yanındadır. Onların ihtiyaçları ile ilgilenmek görevimizdir. Bu vicdani vazifeyi yapmaktan şeref duyuyoruz” dedi.

Konuşma sonrası şehitler için Kuran-ı Kerim okundu. Düzenlenen iftar okunan dualar ile son buldu.

Tırnakla Hastalık Teşhisi!

Tiroid, kalp hastalıkları, akciğer rahatsızlıkları ve hatta AIDS bile tırnaklarda belirti gösteriyor. Tırnaklar, birçok ciddi hastalık ve sağlık probleminin habercisi. Tırnaklarınıza bakarak hangi hastalığa sahip olduğunuzu anlayabilirsiniz.

Tırnaklarınıza iyice bir bakın. Yukarı doğru burun seviyenize kadar kaldırın, yüzünüzden bir karış uzakta tutarak her birini dikkatlice inceleyin.

Tırnaklarınızdaki eğrilik, çukurluk, girinti ve çıkıntılara bakın. Eğer tırnaklarınız çabuk kırılıyorsa kalınlığını kontrol edin. Tırnağınız, altındaki ve etrafındaki derinin rengini kontrol edin.

Okan Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, tırnaklardaki değişikliklerin hastalıkların durumuyla bağlantılı olduğunu belirterek eğer bir değişiklik varsa mutlaka not alınması gerektiğini söylüyor.

İşte tırnak türlerine göre hastalıklar…

RENKSİZ TIRNAKLAR: Sağlıklı bir tırnağın rengi dokunulduğundan pembe- pembemsi beyaz olmalıdır. Eğer tırnaklarınız mat ya da çizgi çizgi başka renk ise gizli bir sağlık probleminiz olabilir.

  • Yeşil tırnaklar, bakteriyal enfeksiyonun göstergesidir.
  • Kırmızı çizgiler, kalp kapağı enfeksiyonunun işareti olabilir.
  • Mavimsi tırnaklar, kandaki oksijen seviyenizin düşük olduğunu gösterir.
  • Mat tırnaklar, vitamin eksikliğinin işaretidir.
  • Beyaz tırnaklar, hepatit gibi karaciğer hastalıklarının belirtisidir.
  • Koyu renk şeritler, yaşlanma ve konjestif kalp yetmezliği ile bağlantılıdır.

Tırnaklarınızı iyice temizleyin ve hangi renkte olduğunu görün, tırnaklarınız size bir şeyler söylüyor olabilir.

KALIN TIRNAKLAR: Kalın tırnaklar doğal değildir. Tırnaklar güçlü olmalıdır, ancak normalden daha farklı ve pençe gibi görünüyorsa dikkatli olun.

  • Kalınlık akciğer hastalığının bir belirtisidir.
  • Kalın ve sert yüzey mantar enfeksiyonunu gösterir.
  • Kalın ve ayrılmış tırnaklar tiroid ya da sedef hastalığını gösteriyor olabilir.
  • Normalden daha kalın tırnaklar aynı zamanda dolaşım problemine işaret ediyor olabilir.

Kalınlaşan tırnaklar gözden kaçırdığınız bazı problemlerin belirtisidir. Yeni bir ilaca başladığınızda alerjik reaksiyonlar hemen tırnaklarınızda kalınlaşmaya neden olur.

AYRILMIŞ TIRNAKLAR: Tırnaklar sadece kapılara veya etrafa takılmakla kırılmaz. Kırılma sebebi sadece ellerinizi çok fazla yıkamanız ya da ojeler değildir:

  • Kırılmış tırnaklar folik asit, C vitamini ve protein eksikliğinin bir sonucudur.
  • Eğer kırılmış tırnaklar, tırnak diplerinde oyuklarla beraber görülüyorsa bu sedef hastalığının bir belirtisidir. Sedef hastalığı %10 oranında tırnaklardan başlar.
  • Kırılan tırnaklar aynı zamanda beslenme yetersizliğinin de bir göstergesi olabilir.

Yediklerinize dikkat edin ve genel sağlığınız için tırnaklarınıza daha fazla özen gösterin.

ÇUKUR (KAŞIK) TIRNAKLAR: Çukur tırnaklar içteki problemlerin bir belirtisidir. Eğer bütün halinde bir çukurlaşma varsa bu durum genellikle fazla su tutulumu ile alakalıdır.

  • Demir eksikliği
  • Hemakromatozis (karaciğerin vücutta fazla demir tutmasıyla gerçekleşen bir karaciğer hastalığı)
  • Kalp hastalıkları
  • Hipotiroidizm

Tırnaklarınız ve sağlığınız bazen paralel seyir gösterir, sağlık problemlerinden kurtulan kişilerin tırnakları normale döner.

OYUK TIRNAKLAR: Küçük oyuklar ve çukurlar ellerinizi ihmal etmekten dolayı olabilir ya da sağlığınızla daha yakından ilgilenmeniz için bir uyarı olabilir. Oyuk tırnaklar;

  • Sedef hastalığı
  • Konnektif doku bozuklukları
  • Alopecia areata ( saç kaybına neden olan bağışıklık sistemi hastalığı)
  • Çinko eksikliği (genellikle tırnaklarınızın ortasında uzun çizgi şeklinde bir oyuk)

Ellerinizi besin eksikliği belirtileri için sık sık kontrol edin.

ÇIKINTILAR: Tırnakların yüzeyi düz ve çok fazla hissedilmeyen ince çizgilerden oluşur. Belirgin çıkıntılar vücudunuzda bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir. Çıkıntılı tırnaklara sahip olanlarda görülen en sık problemler:

  • Demir eksikliği
  • Artrit
  • Lupus (tırnak diplerinde kırmızı çizgiler)

Onlar sadece birer çıkıntı değil, bir sağlık işareti olabilirler.

KURU VE İNCE TIRNAKLAR: Losyonlara ya da tırnak bakım yağlarına ihtiyacınız yok. Eğer tırnaklarınız kuru ve inceyse hormon seviyenizi ölçtürmenizde fayda var.

  • Tiroid hastalıkları tırnakların incelmesine neden olur. Kuru tırnaklar kolayca kırılır ve ayrılır.
  • Mantar problemleri tırnaklarınızı ya kuru ya da nemli yaparlar.

Hem tiroid hem de mantar problemleri tedavisi uzun sürer. Eğer tırnaklarınızda böyle bir değişiklik görürseniz hemen dikkate almalısınız.

UMRU ŞEKLİNDEKİ TIRNAKLAR: Eğer tırnaklarınızın etrafında şişmiş bir deriniz varsa ya da tırnaklarınız şişmiş gibi görünüyorsa buna ‘clubbed- yumru tırnak’ denir. Yumru tırnaklar;

  • Akciğer hastalıkları (özelliklede solunum zorluğu çekenlerde)
  • İnflamasyonlu bağırsak hastalıklarında
  • Karaciğer hastalıklarında
  • AIDS’te görülür.

Ramazan Ayında Beslenmeye Dikkat!

Ramazan Ayı, 6 Haziran’da başlıyor. Peki sıcakların yine yoğun geçeceği bu Ramazan’da nasıl beslenmek gerekiyor?  

Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Gülden Pekcan, kaliteli ve sağlıklı bir Ramazan geçirmek için beslenme planlarında uygulanması gereken püf noktaları açıkladı.

Pekcan, tavuk etindeki proteinin, kaliteli protein kaynağı olduğunu belirterek, iftarda ağır hamur işi yiyecekler, kızartmalar, baklavalar yerine çorba, haşlanmış, ızgara veya fırında pişirilmiş tavuk veya hindi eti, sebze yemekleri, bol salata ve meyve yenilebileceğini ifade etti.

Ramazan ayında sağlık için daha düşük kalori, daha az yağ ve daha az kolesterol içeren tavuk veya hindi etinin tercih edilmesini öneren Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Prof. Dr. Ayla Gülden Pekcan, sağlıklı bir Ramazan geçirmek için beslenme planlarında uygulanması gereken püf noktaları açıkladı. Pekcan, yaşamın her döneminde olduğu gibi bu dönemde de amaç ‘yeterli ve dengeli beslenme’ olmalıdır dedi. Özellikle tavuk ve hindi eti tüketiminin koroner kalp hastalıkları riskini önemli derecede azalttığını ortaya koyan Pekcan, Ramazan ayında sağlık için daha düşük kalori, daha az yağ ve daha az kolesterol içeren tavuk eti tercih edilmelidir diye konuştu.
Pekcan; “Sahurda emilimleri diğer besinlere kıyasla daha yavaş olan, kan şekerini daha yavaş yükselten ve diğer besinlere kıyasla daha daha fazla tokluk hissi oluşturan besinler tercih edilmelidir. Et, tavuk veya hindi, süt, peynir, yoğurt, yumurta, mercimek vb. kuru baklagiller, bulgur, tam tahıl ekmeği, sebze ve meyveler gibi besinler ve/veya bu besinlerden oluşan yemekler tüketilmelidir. Sebzeli börekler ve meyve de yenebilir. Susama hissini artıran, kan şekerini ani yükselten ve sindirim güçlüğü yaşatacak kızartma türü yiyeceklerden ve hamur işlerinden, aşırı şekerli, tuzlu besin ve içeceklerden mümkün olabildiğince uzak durulmalıdır” diye konuştu.

Tavuk ve hindi etindeki protein, kaliteli protein kaynağıdır

Ramazan aylarındaki beslenmenin normal zamanlardaki beslenmeden farklı olmaması gerektiğine dikkat çeken Pekcan, “Vücudun her dönemde, yeterli ve dengeli miktarlarda besin öğesini vücuda alması gerekmektedir. Beslenme, besin çeşitliliğine dayalı olmalıdır. Dört besin grubunda yer alan besinler yaşa, cinsiyete, fizyolojik duruma göre gereksinmeyi karşılayacak miktarlarda tüketilmelidir. Optimal beslenme önerilerinde önemli yeri olan tavuk ve hindi eti, besin öğeleri açısından değerlendirildiğinde, dana ve koyun etinden daha düşük kalori sağlar, daha düşük yağ, daha düşük doymuş yağ ve daha az kolesterol içerir. Bu etlerin içerdiği proteinin çoğunluğu vücut proteinine dönüşebilir ve sindirilebilirliği yüzde 91-100’dür. Bu nedenle bu etlerin proteini iyi kaliteli protein kaynağı olarak nitelendirilir” dedi.

Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Prof. Dr. Ayla Gülden Pekcan’dan Ramazan ayında beslenme önerileri;

İftarda hamur işi yiyecekler, kızartmalar, baklavalar yerine çorbalar, haşlanmış-ızgara veya fırında pişirilmiş tavuk ya da hindi, sebze yemekleri, bol salata ve meyve yenilebilir. Kırmızı et yerine beyaz et; tavuk, hindi tüketilmelidir. Tavuk etinin hazırlanması ve sindirimi kolaydır. Özellikle sebzeler ile birlikte tüketilmesi sağlanmalıdır.
Süt ve süt ürünleri, et, yumurta, kuru baklagiller, sebze ve meyveler, tahıllardan oluşmuş karışık bir diyetin temini ve bir öğünde yenecek yiyeceklerin yaklaşık iki saatlik süre içinde tüketilmesi gerekir. Tek defada aşırı besin tüketiminden kaçınılmalıdır.
Tatlı olarak daha hafif olduğu için sütlü ve ( sütlaç, muhallebi ) meyveli tatlılar ( elma, kabak, ayva tatlısı) tercih edilmelidir.

Aşırı tuzlu yiyecekler ve içecekler örneğin turşular, tuzlu besinlerle ağır tatlı ve kızartma böreklerin sahurda yenmemesi daha doğrudur.

Sahurda emilimleri diğer besinlere kıyasla daha yavaş olan, kan şekerini daha yavaş yükselten ve diğer besinlere kıyasla daha fazla tokluk veren besinler tercih edilmelidir. Et, tavuk veya hindi, süt, peynir, yoğurt, yumurta, mercimek vb. kuru baklagiller, bulgur, tam tahıl ekmeği, sebze ve meyveler gibi besinler ve/veya bu besinlerden oluşan yemekler tüketilmelidir.

Ayrıca gün içinde susuz kalınacağından çorba, komposto, ayran, eklenmiş şeker içermeyen meyve suları tüketimi iyi birer seçenek olabilir. Sıcak havalarda terleme ile artan su kaybı günde 1,5-2 litre (8-10 bardak) su tüketerek dengelenmelidir. İftarda ve sahurda su tüketimi oldukça önemlidir.

Meyvenin kendisi de posa içeriği nedeniyle tercih edilmelidir.

KAYNAK: MYNET

 

Lösante, Kapılarını Hastalarına Açtı

Avrupa’nın ilk LÖSEV Kenti ile ülkemizin en donanımlı LÖSANTE Hastanesi TC. Sağlık Bakanlığı tarafından 75 yataklı olarak ruhsat verilerek, açılması planlandı.

 Çocuk ve Yetişkin Lösemi ve Kanser hastalıkları başta olmak üzere Dahiliye-Cerrahi-Kardiyoloji-Ortopedi – Üroloji – Beyin Cerrahisi-Kadın hastalıkları ve Doğum- Anestezi – Yoğun Bakım- Kulak Burun Boğaz- patoloji- laboratuvar branşları gibi tıbbın tüm ana dallarında hizmet verecektir.

Tamamı tek kişilik, refakatlı hasta odaları, 10 adet ameliyathanesi, ayaktan günübirlik dahili ve cerrahi girişim merkezleri, ileri düzeyde Radyoloji ve Görüntüleme merkezleri, tüm dallarda laboratuvarlar, Hobi evleri oyun odaları, fizik tedavi ve rehabilitasyon alanları, Show merkezi ve kapalı yüzme havuzu ile hastaya karşılıksız güven ve değer verilecektir.

LÖSEV Kentinde 325+75 (gözlem yatağı) toplam 400 yataklı hastanenin yanı sıra yaklaşık 100 odalı Hasta Oteli hizmetleri ile yaklaşık 750 öğrencilik ana, ilk, orta ve lise okul (eğitim kurumları) hizmetleri sunulmaktadır.

Lösemili ve Onko çocuklarına pijamasından 6 öğün yemeğine, yoğun bakımından trombositine, yurtdışı ilaç ve tetkiklerinden, evlerinin buzdolabına kadar her şeyin tamamen ücretsiz karşılanacağı LÖSANTE hastanemizde, bugüne kadar sağlanmış olan %92 tedavi başarısının %100’lere çıkarılması hedefleniyor.

LÖSEV Kent’te (İncek-Ankara) düzenlenen “ Hepimiz Birimiz, Birimiz Hepimiz İçin” temalı 15.Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası etkinlikleri ile Zuhal Olcay’ın taçlandıracağı konseri sonrasında Gaziosmanpaşa LÖSANTE Lösemili Çocuklar Hastanesi yeni binasına taşındı ve öncelikle çocuk lösemi +Çocuk Onkoloji hastalarını kabul etti.

Burada konuşma yapan LÖSEV Kurucusu ve  Yönetim Kurulu Başkanı olan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doktor Üstün EZER, “Doktor olmaya 5-6 yaşlarımda karar vermiştim. Neden doktor olmak istiyorsun diye soranlara ‘Ben ölüme çare bulacağım’ demiştim. İnsanların, hele hele çocukların ölmesine asla tahammül edemeyiz, göz yumamayız.” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Çocuk doktoru ve sonrasında Çocuk Kan Hastalıkları (Lösemi) Uzmanı olduğum yıllarda neredeyse bütün çocuklar kaybediliyordu. Lösemiden, kanserden değil parasızlıktan, bakımsızlıktan, “nasıl olsa ölecek” önyargısı nedeniyle yaşamıyorlardı.

İşte o yıllarda “Lösemili Çocuklarımızı kurtarmak, yaşatmak için kurduk LÖSEV’i. Bir teneke masa bir sandalye ile başladık. Paramız yoktu, ama inancımız, idealizmimiz, çalışma + başarma hırsımız vardı.

Bugün LÖSEV 2.5 Milyon kişiyi aşkın gönüllüsü ile Avrupa’nın ilk ülkemizin en donanımlı LÖSEV Kentini ve Lösante Çocuk ve Yetişkin Hastanesini inşa ettiyse bu önce; kahraman Lösemili Çocuklarımız ve anne + babalarının sonra bir avuç idealist LÖSEV çalışanlarının ve milyonlarca bağışçısının başarısıdır.

Bu Kent ve hastane toplam 400 yatağı, ameliyathanesi, yoğun bakım – kemik iliği servisi ve hobi evleri, oyun – uğraş odaları, show merkezi ve yüzme havuzu ile değil Avrupa bütün Dünya ile yarışıyor. Hele (yüzlerce bilim insanının çalışacağı) 1500 m2’i aşkın bir alanda kurulmuş olan Kanser ve Genetik Araştırma Laboratuvarları inanıyorum ki çok yakında kanserin çaresini ve aşısını bulacaktır.

Buradan 3 önemli çağrı yapmak istiyoruz.

  1. Artık bu hastane bu kent açıldı. Ben sen, biz siz, mevzuat bürokrasi demeden 75 milyon birden el ele vererek hem bu eşsiz merkezin önü açılmalı ve her santimetre karesi ile hayat kurtarmaya başlamalıdır.
  2. si. Bu hastane Türk İnsanının bağışları ile yapıldı. Milyonlarca insan Tuğla koydu. Bu arada bu hastane yapılırken devlete 45 milyon (Trilyon) lirayı aşkın vergi verildi. Tamam artık açılıyor. Ama biz, hayat verdiğimiz bu hastaneyi ve bütün lösemili ve kanserli çocuklarımızı sonsuza kadar yaşatmalıyız.

Bu nedenle diyoruz ki;

“Eserine sahip çık Türkiye;

Tuğla koymaya devam et!”

  1. sü. Yurt dışında yaşayan ve cennet ülkemizden giden bilim insanlarına sesleniyoruz. “Bırakın başkaları için çalışmayı, gelin bu güzel ülkenin çocukları, geleceği için bilim yapın, araştırmalar yapın ve güzel buluşlara imza atın. İşte size laboratuvar, cihazlar, birbirinden değerli, çalışkan personel.

Önünüzde hiçbir engel, mevzuat, sınır olmayacak, gelin biliminizle uğraşın. Hem siz mutlu olun hem de ülkemiz ve çocuklarımız kazansın.”

 

Yaz Ayında Cilde Dikkat!

Yaz aylarında cilt her zamankinden daha fazla yağ üretir. Cildiniz eğer kuruysa bu durum size iyi gelebilir. Ama normal ve yağlı bir cilde sahipseniz ekstra bakım zamanı demektir. Artan yağ salınımı yüzünden akneler ve lekeler çoğalır, ciltte parlamalar ve renk değişimleri görülebilir.

Yaz aylarında cildinize özen göstermeniz için bu ipuçlarına bir göz atabilirsiniz…

• Öncelikle cildinizi temizlediğiniz cilt ürünlerinizi bir gözden geçirmenizde fayda var. Yağlı cilt temizleme ürünlerini yaz aylarında pek tercih etmemelisiniz. Cildinize iyi gelen bir sabun ve bol su aslında en iyi temizleme yöntemlerindendir.

• Güneşin zararlı etkilerinden cildinizi korumak için koruma faktörlü güneş kremi sürmeden dışarı çıkmamalısınız. Koruyucu kullanmadığınız zaman cildinizde kalıcı lekeler ve çillenmeler meydana gelebilir. Kullanacağınız güneş kreminizi cildinize uygun olarak seçmelisiniz. Aynı zamanda koruyucu kremin kullanacağınız miktarı da önemlidir. Yüz ve boyun bölgeniz için bir çay kaşığı güneş kremi etkili olacaktır.

• Makyaj malzemelerinizin de az yağlı olmasına özen göstermelisiniz. Yağ oranı fazla olan makyaj malzemeleri cildinizdeki yağ oranını fazlalaştırır ve aynı zamanda güneşin zararlı etkilerini cildinizde daha yoğun hissetmenize neden olur. Cilt lekelenmeleri bu tür makyaj malzemeleri kullananlarda daha sıklıkla görülebilir.

• Cildinizi çok fazla makyaja maruz bırakmamalısınız. Cildinizi sürekli temiz tutmalı ve günlük bakımlarını aksatmadan yapmalısınız.

• Yazın cilt bakımının kusursuz olmasını sağlayacak bir diğer etken de dengeli beslenmektir. Dengeli ve bol bol sebze ve meyve tüketmelisiniz ki cildinizdeki toksinler dengelenebilsin.

• Daha çok spor yaparak vücudunuzdaki zararlı toksinleri terle atmalısınız. Günde en az 1 saat yürümenin cildinize dahi çok iyi geleceğini unutmamalısınız.

• Cildinizin yaz aylarında da sağlıklı olması için sıcaklardan dolayı çok ter kaybeden vücudunuzu bol su ile dengelemesiniz. Bol su içmek cildinizin daha pürüzsüz ve sağlıklı görünmesini sağlar.

• Yaz aylarında tatil, seyahat ve gezmeler arttığından sigara ve alkol tüketimi de artabilir. Bu dengeyi de iyi kurmalısınız. Yedikleriniz kadar kullandığınız ve sağlığınıza zararlı olan her şey cildinizi de tehdit edebilir.

Zayıflamak İsteyenler Dikkat!

Stres hormonu olarak bilinen kortizol, metabolizmayı yavaşlatıyor ve iltihaplanmayı artırıyor. Göbek bölgesi yağlarından kurtulmak ve stres hormonuyla baş etmek için beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekiyor.

UNDAN KAÇININ
Yapılan araştırmalar, stres hormonu olarak bilinen kortizolün, metabolizmayı yavaşlatma ve iltihaplanmayı artırma etkisi sebebiyle göbek bölgesi yağlanmasının sebepleri arasında yer aldığını gösteriyor. O halde göbek bölgesi yağlarından kurtulmak için stresten uzak durmanız gerektiğini söyleyebiliriz. Stres hormonuyla başetmek için beslenmenize de dikkat etmeniz gerekir. Göbek bölgesinde biriken kilolardan kurtulmak için yağ, un ve şekerden uzak durmanız gerekir. Yapılan araştırmalar; C vitamininin, kortizol seviyesini düşürmeye yardımcı olduğunu gösterdi. Portakal ile birlikte, iltihaplanmayı ve göbek bölgesinde yağ depolanmasını azalttığı bilinen tekli doymamış yağlar bakımından zengin olan avokado tüketin. Avokado ve portakalı bir arada tüketmenin lezzetli bir yolunu arayanlar, dilimlenmiş bir adet avokadoyla üç adet dilimlenmiş portakalı karıştırabilir, ardından tuz ve zeytinyağı ilave ederek lezzetli bir salata hazırlayabilirler. Bu salatayı her gün öğle saatlerinde tüketmek, hem uzun süre tok kalmanıza, hem de göbek bölgesinden zayıflamanıza yardımcı olacaktır.

AZ YAĞLI SÜZME PEYNİR TÜKETİN
Kalçalarda toplanan kilolar, en az göbek bölgesindekiler kadar önemlidir. Bu bölgede biriken kilolarından kurtulmak isteyenler, yağ oranı düşük ve kalsiyum oranı yüksek bir diyete tabi olmalıdır. Bunun için az yağlı süzme peynir ve siyah fasulyeyi bir arada tüketebilirsiniz. Yapılan araştırmaların bir kısmı, kalçalarda biriken yağların östrojen seviyesindeki artışla bir ilgisi olduğunu iddia ediyor. Hazırlayacağınız bu karışım, östrojen seviyenizi düşürmenize de yardımcı olacaktır. Kalçalarınızdan kilo vermek istiyorsanız daima az yağlı (yağsızlight değil) süt ürünlerini tercih etmelisiniz. ‘Benim problemim tüm bölgelerde, bunca yoğunluğun arasında her biri ile tek tek ilgilenmem imkansız’ diyorsanız, tüm bedeninizi harekete geçirecek bir desteğe ihtiyacınız var demektir. Yapılan araştırmalar, son yıllarda popülerliği artan Brezilya kestanesinin aradığınız şey olduğunu söylüyor. Brezilya kestanesi, biriken yağların yakımında ihtiyaç duyulan büyüme hormonu seviyesini doğal yoldan arttıran L-arginin açısından oldukça zengindir ve metabolizmanızı hızlandırmak için son derece önemli bir takviyedir. Kokusundan dolayı yemekten uzak durduğumuz çiğ soğan da şişkinliği hafifletmede size yardımcı olabilir. Soğan pişirildiğinde bu özelliğini kaybettiğinden çiğ tüketmeniz gerekmektedir. Brezilyakestanesi ve soğanı birlikte tüketmek her ikisinin de etkisini artıracağından tavsiye edilebilir. Kavurduğunuz Brezilya kestanesinin üzerine soğan doğrayabilir ve bu karışıma kinoa ekleyebilirsiniz.

GÜNDE 3 FİNCAN MATCHA ÇAYI İÇİN
Tüm bedenden zayıflamanın en önemli kuralı, metabolizmayı hızlandırmaktır. Son yıllarda toz (pudra şekeri kıvamında) yeşil çay yani matcha yeşil çayı, oldukça popüler. Yapılan araştırmalar, matcha’nın metabolizmayı hızlandırdığı bilinen EGCG polifenol açısından oldukça zengin olduğunu gösterdi. Bu çayın toz halinde oluşu, yaprak çaylara oranla daha etkili olmasının sebebidir. Böylece yapraklarını da tüketmiş ve hiçbir sağlık kaynağını ıskalamamış olursunuz. Günde üç fincan matcha çayı, metabolizmanızı hızlandırmak için tavsiye edilen miktardır. Günümüzde marketlerde kolaylıkla bulabileceğiniz papaya da zayıflamaya yardımcı bir diğer besindir. Adını yağ yakımında önemli rol oynayan protein sindirimi ve emilimini hızlandıran papain adlı enzimden alır. Papayayı günün her saati tüketebileceğiniz gibi, yumurtayı dahil ettiğiniz kahvaltıda tüketebilirsiniz; böylece yararlı bir metabolizma hızlandırıcı kombinasyon elde etmiş olursunuz.

“Şimdi Bir Şeyler Yapmalıyım”

 Ataşehir Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü tarafından halk sağlığını artırıcı etkinlikler kapsamında kansere karşı bilinçlendirme semineri düzenlendi. 

Kanser Eğitimi ve Araştırma Enstitüsü Vakfı Kurucusu (CERİ-Cancer Education and Research İnstitute) ve Genel Müdürü Dr. Aygün Şahin’in sunduğu kansere karşı bilinçlendirme semineri Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu’nda yapıldı.

Bonn, Bochum ve Harvard üniversitelerinde kanser ve genetik üzerine araştırmalar yapan Dr. Aygün Şahin, 16 yıldır yurt dışında kanser üzerine eğitim alıp çalışmalar yaptığını belirterek, “Bu esnada dünyanın her yerinden her gün; aileleri, arkadaşları, yakınları kansere yakalanmış onlarca çaresiz kişiden soru ve mesaj geliyordu. Bir gün yakın bir arkadaşım telefon ile arayarak annesinin ileri derece de akciğer kanseri olduğunu söyledi. Her gün ziyaret ettiğim bu hastayı da kaybettik. Sonrasında biz laboratuvarda kanserden kurtarmak için çalışıyoruz ancak her gün birileri de bu hastalıktan hayatını kaybediyor diye düşündüm. Birilerine yardım etmek istiyorum, 10 sene, 20 sene sonra değil şimdi bir şeyler yapmalıyım deyip vakfı kurdum” diye konuştu.

Boston merkezli olarak kurduğu vakıf ile üçüncü senelerinde olduklarını ve birçok ödül aldıklarını dile getiren Dr. Aygün Şahin, Laboratuvarlarda yaptığımız araştırmaları normal vatandaş anlamıyor, benim amacım en basit biçimde kanser araştırmalarını halka sunmaktır” dedi.

Kendisi ile Kanser Eğitimi ve Araştırma Enstitüsü Vakfı hakkında bilgi veren Dr. Aygün Şahin, seminerde “kanser nedir, kanseri meydana getiren faktörler nelerdir, onkogen nedir, kalıtsal yapılar, kanserle ilgili genler, kanserin sınıflandırılması ve kanserin evrelendirilmesi gibi konuları anlattı.

Sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam için önerilerini dile getiren Dr. Aygün Şahin, seminer sonrasında katılımcıların kanser hakkında merak ettikleri soruları cevaplandırdı.

Kanser hakkında detaylı bilgi ve videolara ulaşmak isteyenler için “Kanser Eğitimi ve Araştırma Enstitüsü Vakfı”nın internet adresi:http://www.canceredinstitute.org/turkce.html

thumbnail_IMG_5487thumbnail_IMG_5510

 

 

Hayat Kurtaran 10 Altın Kural!

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ferudun Çelikmen, herhangi bir kaza, patlama, yangın, hastalık gibi durumlarda uygulanabilecek ve hayat kurtaracak önemli uygulamalar hakkında bilgi verdi.

Mutlaka öğrenmeniz gereken bu 10 Altın Kural ile günlük hayatımızda her an her yerde ihtiyaç duyulabilecek yardımlar ile kendinizin, sevdiklerinizin veya hiç tanımadığınız yardıma muhtaç kişilerin yaşama tutunmasında önemli rol oynayabilirsiniz.

İhtiyaç durumunda ilk yardım müdahalesi yapacaksanız ilk önce kişi için güvenli ve sakin, rahat nefes alacağı bir ortam hazırlayın. Etrafınızı saracak kişilerin kalabalığını engelleyin ve hastayı sakinleştirin. 112 Acil servisine bilgi verin ve ilk yardıma başlayın. Aşağıdaki adımlar sizin olası kazalar için hazırlıklı olmanızı ve doğru uygulamaları yapmanızı sağlayacak.

Herkesin bilmesi gereken acil durumlar için 10 ilk yardım yaklaşımı;

1-Önce Ortam Güvenliği!

Acil yardım gereken her durumda sizin de ikinci bir kazazede olmamanız için, öncelikle ”ortam güvenliğini” sağlayın. Ör; Trafik kazasında üçgen reflektörlerle aracın ön ve arkasında güvenli bölge oluşturun, aracınızda özellikle gece fark edilmenizi sağlayacak fosfor şeritli yelek bulundurun.

2-Acil Yardım Çantası Hazırlayın!

Evde, araçta ve seyahatte acil durumlar için sizin ve ailenizin bildik rahatsızlıklarında da kullanabileceğiniz, acil yardım çantası hazırlayın, güncelleyin, eksiklerini tamamlayın .”İlk yardım tıbbi araç gereç olmadan yapılan acil yardım” şeklinde tanımlansa da, tıpkı doğada ateş yakmada olduğu gibi, en iyi yöntemin “çakmak” bulundurmak olduğunu unutmayın.

3- Uygulamalı İlk Yardım Eğitimi Alın!

Deneyimli, sertifikalı bir merkezden uygulamalı ilk yardım eğitimi alın, süresinde güncelleyin. Özellikle medyada yer alan yaralanmalar, kazalar, hastalıklarda “başıma gelirse ne yaparım” egzersizleri yapın. Deprem, yangın gibi olağanüstü durumlar için, afet başa gelmeden sevdiklerinizle birlikte uygulayabileceğiniz, öncesi, anı ve sonrası için eylem planları oluşturun.

4-Kanayan Yere Baskı Uygulayın!

Kanamalarda akan kanı durdurmak için en iyi yöntemin kanayan yere bası uygulamak olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Kan kayıpları nedenli, başta trafik kazaları, iş ve ev kazaları olmak üzere birçok insan yaşamını yitirmektedir. Kan kayıplarında gerek serumlar gerekse de kan bankasından alınan kanların hiçbiri, kişinin kaybettiği kendi kanından daha yarayışlı değildir. Kanama = kişinin olabildiğince çabuk kan kaybını engellemek, kanın olabildiğince çok miktarını vücutta tutmak.

5-Kazazedeyi tek başınıza taşımayın!

Acil durumlarda kazazede ya da hastanın özellikle medeniyetten uzak yerlerde taşınması gerekecekse bir an evvel yardım istemek, daha çok insanla yaralı taşımanın hasta-kazazede ve yardıma gelenler açısından daha etkin olacağı aşikardır. Yaşamı tehdit eden, kanama, göğüs ağrısı, solunum sıkıntısı gibi durumlarda özelikle kent ortamında 112 acil çağrı numarasını bir an evvel aktive etmekte yarar vardır.

 

6-Hastanın Şoka Girmesini Engelleyin!

Baş dönmesini takip eden, bayılma hissi durumlarında hasta yada kazazedeyi düz bir zemine yatırarak el ve ayaklarını kalp seviyesinde en az 30 cm yukarda tutmak  şoka girmesini engelleyebilir.

Fenalık hissine eşlik eden göğüs ağrısı, şiddetli baş ağrısı  yada solunum sıkıntısı söz konusu ise bu kez yarı oturur durumda, dizler katlı vaziyette ileri yardım getirecek sağlık ekibini beklemekte yarar vardır.

 

7-Nöbet Durumlarında Hastaya Doğru Müdahale Önemli!

Bilinç kaybı olan, fakat kalbi atan ve solunumu olan kazazede ya da hastalarda ise, kişiyi yan yatar durumda (koma-recovery pozisyonu) bekletmekte yarar vardır. Bu sayede dilin geriye kaçarak soluk yolunu tıkaması, mide içeriğinin akciğerlere kaçması gibi durumlar engellenir. En iyi örneklerden biri sara krizi geçiren hastalardır. Kişi koma pozisyonunda bekletilerek nöbetin kendi döngüsünü tamamlaması beklenir.

8-Yanıklara Dikkat!

Çokca yanlış uygulama yapılan durumlardan biride yanıklardır. Diş macunu benzeri hiçbir hijyenik ürün, salça, yoğurt benzeri gıdalar yanık bölgesine uygulanmamalıdır. Yine kulaktan dolma bilgilerle tıbbi ilaç ve merhemler, kremler uygulamaktan kaçınılmalıdır. Yanığın yeri, derinliği, genişliği gibi birçok kritere göre tedavisi değişkenlik arz eder. İlk yardım adına yapılacak en doğru girişim ısı yaymaya devam edebilecek takı, giysi vs nin süratle yanık bölgesinde uzaklaştırılması, akar serin musluk suyu altına tuttuktan sonra yanan bölgeyi temiz bir bez ya da mutfaklarda sıkça kullanılan streç film ile bir kat sararaken yakın sağlık kurumuna gitmektir.

9-Kırık veya Çıkık Durumlarına Karşı “Cin gibi Olun”!

Kırıklar,çıkıklar ,burkulmalar kendilerini ciddiyetlerine göre “ağrı “ ve “fonksiyon kaybı” yani oynatamama  ile belli ederler. Şayet kazazede ile sözlü iletişim kuramıyor ise, yani bilinç kaybı söz konusu ise, ilk yardımcı, deyim yerinde ise “cin gibi uyanık” olmalı ve kırık şüphesi olan uzuvda ,şekil bozukluğu, şişme, morarma yada solukluk, elle muayenede özellikle kırıklarda çıtırtı aramalıdır. Kırık yada çıkık şüphesi olan bölge olabildiğince kalp hizasında ve komşu iki eklem oynamayacak şekilde sabitlenmeli, tahta, aluminyum benzeri, uzuv boyutlarına uygun bir malzeme ile oynamaz hale getirilmelidir.

10-Zehirlenmelerde Hastayı Kusturmayın!

Zehirlenmelerde hastanın içtiği madde yakıcı kimyasallardan ise(tuz ruhu-kezzap, çamaşır suyu-deterjanlar gibi) asla kusturulmaz. Kusturma zehirlenmelerde genel olarak önerilmez. Zehirlenme şayet bozuk gıda vb nedenli ise vücut zaten kendi refleksi ile önce bulantı-kusma ile,  şayet gıda mideyi geçmişse ishal ile atmaya çalışır. Burada temizlik esnasın da kaybedilen su ve elektrolitlerin, özellikle çocuk ve yaşlılarda yerine konulması önem arz eder.Ulusal zehir danışma merkezi ücretsiz 114 numaralı hattan tüm zehirlenmelerde yardımcı olmaktadır.

 

Menopoz Tehdit Ediyor!

ENDOMETRİUM KANSERİ MENOPOZ SONRASINDA Kİ KADINLARI TEHDİT EDİYOR!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında kadın hastalıklarına dikkat çekmek  isteyen Prof. Dr. Meral Aban, özellikle jinekolojik kanserler arasında ilk sırada yer alan bir kanser türü olan Endometrium Kanseri hakkında bilgi veriyor.

Menopoz sonrasında sık görülen bir kanser türü olan endometrium kanserine; obezite, uzun süre hormon replasman tedavisi, doğum yapmama veya uzamış menopoz yaşı gibi faktörler davetiye çıkartıyor!

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Meral Aban, 50- 60 yaş arasındaki kadınlarda ve özellikle obezite hastalığı olan kadınlarda daha sık görülen endometrium kanseri hakkında uyarıyor.  Aban, endometrium kanserinin hastaların yüzde 90’ından fazlasında anormal vajinal kanama belirtisiyle ortaya çıktığını söylüyor.

“Menopoz öncesindeki kadınlarda düzensiz adet görme, menopoz sonrasındaki kadınlarda ise her tür vajinal kanama anormaldir ve mutlaka patolojik inceleme yapılması gerekir” diyen Aban, ilişki sonrası kanama ve kasık ağrısının kanserin diğer belirtileri olarak görülebileceğine dikkat çekiyor.

 Endometrium kanseri neden olur?

Aban, şu bilgileri veriyor: “Endometrium kanseri ana rahminin iç tabakasından yani adet kanaması ile atılan endometrium denilen tabakadan kaynaklanan bir kanser türüdür. Kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanser tipidir. Endometrium kanserinin oluşmasında en önemli faktör endometriumun aşırı östrojen hormonuna maruz kalmasıdır. Endometriumun aşırı östrojen hormonu maruziyetini artıran durumlar:

1-Obezite; Yağ dokusunda östrojen hormonu yapılmaktadır. Obezitenin ve dolayısı ile endometrium kanserinin beslenme tarzı ile çok yakın ilişkisi vardır. Sanayileşmiş toplumlarda, diyabeti olan kadınlarda daha sık görülür.

2-Doğum yapmamış olmak

3-Menopoz sonrası hormon kullanmak

4-Polikistik over hastalı nedeniyle endometriumun östrojene  maruz kalması… 

Endometrium kanserinin östrojenle ilişkisi olmayan nadir görülen bir ikinci tipi daha mevcuttur. Ve bu tip daha ileri yaşta ki kadınlarda görülmektedir. (55-85 yaş aralığı)

 

Belirtiler nelerdir?

Aban hastalığın belirtilerini şu şekilde aktarıyor: “Endometrium kanserinin en tipik belirtisi vajinal kanamadır. Bu nedenle anormal vajinal kanama durumunda veya postmenopozal kanama mevcudiyetinde hemen jinekoloğa gidilirse kanser çok erken aşamada yakalanabilir.  Erken aşamada yakalanmış kanserde ana rahminin alınması ile hastalarda tam tedavi gerçekleştirilebilir. Menopozdan sonraki kadınlarda hiç bir şikayet olmasa bile vajinal kanama yoksa dahi yılda bir ultrasonografi yapılabilirse endometrial kalınlık ölçülerek kanser şüphesi araştırılmış ve varsa çok erken aşamada yakalanmış olur.”

Kanserden nasıl korunulur?

Aban kanserden nasıl korunulacağını ise şu şekilde anlatıyor: “Spor, düzgün beslenme, düzenli sağlık kontrolü çok önemlidir. Obezite çağımızın önemli bir metabolizma sorunudur. Spor ve dengeli beslenme ile obeziteden korunmak dolayısı ile endometrium kanserinden korunmayı sağlar. Aşırı kilolu olmak, ilk doğum yaşını 30’lu yaşların ilerisine almak endometrium kanseri riskini arttıran faktörlerdir.”

 Tedavi ileri teknolojik uygulamalarla yapılıyor

Aban hastalığın tedavisiyle ilgili olarak “Endometrium kanserinin tedavisi cerrahi yani ameliyat ile yapılır. Ameliyat ile kanserli rahim ve yumurtalıklar çıkartılır ilave olarak kanser diğer organlara sıçramış mı diye evreleme cerrahisi yapılır. Yani lenf bezleri temizlenir ve yayılabileceği organlardan biyopsiler alınır” diyor.

Aban, yapılan cerrahi tedaviye ek olarak bazı hastalarda radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi gerekebiliyor. Ameliyat şekli hem açık cerrahi ile hem kapalı cerrahi (LAPOROSKOPİ, ROBOTİK CERRAHİ) ile yapılabilir. Endometrium kanserli hastalar ameliyatlarını gelişmiş tam teşekküllü ihtisas hastanelerinde ve jinekolojik cerrahi uzmanlarınca yapılması gerektiğini bildiriyor

Domuz gribinden korunmanın püf noktaları

Halk arasında domuz gribi adı verilen A(H1N1) virüsünün neden olduğu solum yolu hastalığı  vakaları, kış aylarının gelmesiyle yine artış göstermeye başladı.  Yeditepe Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, domuz gribi hakkında bilgi vererek kişisel olarak alabileceğimiz önlemleri ve domuz gribinden korunmanın yollarını anlattı.  

 

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, Amerikan Hastalık Koruma Merkezi’nin (CDC) domuz gribi olarak bilinen A(H1N1) virüsünü bulaşıcı ve insandan insana yayılan virüs olarak belirlediğine dikkat çekti. Kişisel olarak alabileceğimiz önlemler ve toplum olarak oluşturacağımız farkındalık ile bu sorunu aşabileceğimizi belirten Sönmezoğlu, Sağlık Bakanlığı tarafından Ocak başında yapılmış bir araştırmadan bahsetti. Sönmezoğlu,  “Ülkemizin farklı bölgelerinden nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu seçilmiş 17 ilinde çalışan toplam 180 aile hekiminin yaptığı çalışma ile başvuran solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişiler içerisinde “Grip Benzeri Hastalık” geçiren hasta sayıları ve alınan numuneler Halk Sağlığı Müdürlükleri ile laboratuvarlarda inceleniyor.  28 Aralık 2015-03.01.2016 arasında 1072 numune çalışılmış.  Yüzde 11 viral etken bulunmuş. 73 olgu H1N1, 39 u İnfluenza A/H3, 5 i İnfluenza B bulunmuştur. Bu sonuçlar halen yayılmakta olan grip türlerinin yüzde 62,4’ünün H1N1 virüsü olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu.

H1N1 gribinin belirti ve bulguları nelerdir?

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, insanlarda görülen domuz gribi belirtileri insan gribi belirtilerinin benzediğine dikkat çekti ve şu bilgileri verdi: “Titreme, ateş, boğaz ağrısı, kas ağrıları, şiddetli baş ağrısı, kuru öksürük, halsizlik, genel rahatsızlık, bulantı, kusma, diyare (çocuklarda). ”

H1N1 gribi nasıl yayılır?

ProfDrMeralSonmezogluGeçmişte, H1N1 gribi ile birlikte ciddi hastalıklar (pnömoni ve solunum yetmezliği) ve ölümler bildirildiğini söyleyen Sönmezoğlu, “Mevsimsel grip gibi, H1N1 gribi, kronik sağlık koşullarının kötüleşmesine neden olabilir. H1N1 gribi mevsimsel gribe benzer yollarla, genellikle kişiden kişiye öksürük veya aksırık yoluyla bulaşır. Grip virüsü 2 saat canlı kalabildiği için ağız veya buruna dokunduktan sonra temas edilen yüzeylerde yayılmaya devam eder. Semptomlar görülmeden 1 gün önce ve hastalık görüldükten sonraki 7 gün ve daha sonraki günler bulaşabilir” şeklinde konuştu.

Gripten korunmak için ne yapmalıyım?

Sönmezoğlu gripten korunmak için yapmamız gerekenleri şöyle anlattı: “En önemlisi ve ilk yapmamız gereken elleri yıkamak ve genel sağlığı korumaktır. Yeterli uykunun alınması gerekir. Fiziksel olarak aktif olun, stresinizi yönetin, bol sıvı alın, besleyici gıdalar tüketin. Ayrıca; Grip virüsü ile kontamine olmuş yüzeylere dokunmayın, hasta olan bireylerle temastan kaçının. H1N1 gribine karşı korunmada aşı etkilidir. Mevsimsel yapılan grip aşısının domuz gribi virüsü (H1N1) içeriği vardır. 2015 den beri dörtlü grip aşısı (2 influenza A iki influenza B) yapılmaktadır.”


Aşı olması gereken risk grupları:

Sönmezoğlu aşı olması gerekli risk gruplarını “1-65 yaş ve üzeri kişiler ve yaşlı bakımevinde kalanlar. Kronik kalp damar hastalığı, böbrek, akciğer hastalığı veya bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler. 3-6 ay-2 yaş arası çocuklar. Sağlık çalışanları” olarak saydı. Sönmezoğlu şöyle devam etti: “Aşı yapılamaması gerekenler yumurta allerjisi olanlardır. Gebeler ve anne sütü verenlere aşı yapılabilir.”


Aksırıktan korunmak için ne yapmalı?

Sönmezoğlu,  “Sağlığınızı korumak için; Öksürürken ağız ve burun kapatılır (mendille), eller su ve sabunla yıkanır, alkol içerikli el dezenfantanları etkilidir. Özellikle öksürdükten veya aksırdıktan sonra, yüzeyler sık sık temizlenir. Gözlere, buruna ve ağıza dokunmamak gerekir çünkü virüs bu yolla yayılır. Hasta kişilerle temas etmekten kaçınılır, grip olanın okul ya da işe gitmeyip, istirahat etmesi gerekir. Eğer hastalandıysanız, diğer insanlarla mümkün olduğu kadar temasınızı sınırlayınız. İşinize veya okula gitmeyiniz. Öksürürken veya aksırırken ağzınızı ve burnunuzu kapatınız. Kullanılan mendili atık kutusuna atınız. Öksürürken veya aksırırken yanınızda mendiliniz yoksa elinizle ağzınızı kapatınız ve elinizi yıkayınız. El hijyeninize her zaman dikkat ediniz. Bu önlemlere özen göstermeniz hastalığın yayılmasını engellemeye yardımcı olacaktır.”

H1N1 gribinin tedavisi var mıdır?

Sönmezoğlu, H1N1 gribinin tedavisiyle ilgili de şu bilgileri verdi: “Tedavide oseltamivir ve zanamivir etkilidir. Hastalarla ve olası olgularla temasdan kaçınmak gerekir. Yüzeylerde 2 saat canlı kalabilir. El yıkama önemlidir. Aşısı koruyucudur.”

 

 

 

domuz_gribi

 YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ HAKKINDA:

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, üstün teknolojisi ve tamamıyla akıllı sistemlerle donatılmış altyapısıyla, 26 Ağustos 2005 tarihinden itibaren hizmet vermektedir. Ulusal ve uluslararası alanda birçok başarıya sahip, profesör ve doçent ağırlıklı hekimlerden oluşan kadrosu ile yeni ve başarılı hekimler yetiştirmek üzere önemli çalışmalar yapmaktadır. Bağdat Caddesi Polikliniği, Balmumcu’daki Göz Merkezi ve Acıbadem’deki Genetik Tanı Merkezi ile hizmetlerini genişleten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi; tıp dünyasında pek çok ilke imza atmış ve atmaya devam etmektedir. Dünyanın en seçkin sağlık kurumlarına verilen kalite belgeleriyle dünya standartlarında hizmet verdiği tescillenen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi ve Bağlı Kurumları, öncülük ve liderlik ilkelerinden hareketle yarınlara daha büyük başarılarla yürümenin kararlılığını taşımaktadır.