Yağ Yakan Gıdalar

Bu Gıdalar Yağ Yakmanıza Yardımcı Oluyor!

Yediklerinize dikkat ettiğiniz halde kilo veremiyorsanız bazı gıdaları beslenme programınıza ekleyerek daha kolay kilo verebilirsiniz. Bu gıdaların neler olduğunu Hisar Intercontinental Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Karacanoğlu’ndan öğrendik…

Tarçın

Yapılan çalışmalar tarçının kan şekeri seviyesini düzenlemede yardımcı olduğunu göstermiştir. Özellikle Tip 2 diyabeti olan kişilerde tarçın iştahı azaltmak için kullanılabilir. Tatlıdan vazgeçemem diyenlerdenseniz kalori eklemeden tat almak için kahve, çay, ya da yoğurdun içine karıştırın.

 Yeşil Çay

Bazı çalışmalar yeşil çayın karın yağı yakarak vücudu uyardığı ve kilo kaybını teşvik ettiğini göstermiştir. Yeşil cay, metabolizmayı etkileyen fitokimyasal bir yapı içerir. Kilo kaybı konusunda yeşil çaydan destek almak istiyorsanız günde birkaç fincan içmeniz gerekebilir.

 Greyfurt

Sindirimi uzun süren ve bol miktarda lif içeren greyfurt; yağ yakıcı özelliğe sahip olmasa da daha az kalori alarak kendinizi tok hissetmenize yardımcı olur. Yemekten önce yarım greyfurt yer ya da yarım bardak greyfurt suyu içerseniz yemek sırasında daha az yiyeceğiniz için daha az kalori almış olursunuz.

 Karpuz

Su içeriği yüksek olan gıdalar bağırsaklarda daha fazla yer kaplar; bu da yemek için daha az yer bırakır. Birçok çiğ meyve ve sebze de su içeriği yüksek olduğu için midede çok yer kaplarken düşük kalori almanızı sağlar. Karpuz likopen açısından zengin bir kaynaktır ve gün için bazı A ve C vitaminleri almanıza da yardımcı olur.

 Armut ve Elma

Armut ve elma da lifli meyveler olduğu için su içerikleri yüksektir. Bunların suyu yerine kendisini yemek hem daha fazla lif almak hem de efor harcamak açısından daha sağlıklıdır.

 Üzüm

Kalori değeri diğer meyvelere göre yüksek olan üzümü ölçülü tükettiğinizde daha uzun süre tokluk hissedersiniz. Yaş üzüm yerine kuru üzüm tüketmek ise hem kalori değerini düşürür hem de daha uzun süre tok kalmanızı sağlar.

 Çiğ Sebzeler

Çiğ sebze olağanüstü bir aperatiftir. Açlık hissettiğinizde cips gibi abur cuburlar yerine doğranmış kereviz, havuç gibi sağlıklı aperatifleri tercih ederseniz daha az kalori almış olursunuz.

 Yumurta

Çalışmalar sabah protein yemenin daha uzun süre tok tuttuğunu göstermiştir. Simit ya da poğaça gibi besinler yerine yumurta yiyerek daha uzun süre tok kalabilirsiniz. Bir yumurtada 75 kalori vardır; ancak yüksek kalitedeki protein içeriği ve diğer hayati besin maddeleri ile birlikte çok daha sağlıklı beslenmenizi sağlar.

 Kahve

Kahve metabolizmanızı hızlandırarak kilo vermenize de yardımcı olur; ancak ekstra kalori içermediği sürece…

Yulaf ezmesi

Lif bakımından zengin olan yulaf ezmesini bol su ya da sütle sıcak yerseniz daha uzun süre tok hissedersiniz. Tadını sevmiyorum diyenlerdenseniz tarçın veya Hindistan cevizi karıştırarak daha lezzetli bir hale getirebilirsiniz.

 Çorba

Kremalı ve çok yağlı olmadığı sürece daha az kalori almanıza yardımcı olur. Yemekten önce yendiğinde, yüksek kalorili gıdaların yerini alabilir. Ayrıca tavuk, balık, sebze veya fasulye ekleyerek çorba dışında tek başına tatmin edici, düşük kalorili yemek yapabilirsiniz.

 Salata

Yemekten önce daha az kaloriyle doymanın başka bir yolu da salata yemektir. Özellikle marul midede yer kaplar su içeriği bol bir besindir. Marul yerseniz midenizde yağlı gıdalara daha az yer bırakabilirsiniz. Meyve ve sebze veya rendelenmiş peynir çeşitleri ekleyerek salatanızı daha lezzetli bir hale getirebilirsiniz. Ancak soslara dikkat edin. Ayrıca salatınıza vücutta yağ yakıcı etkisi olduğu kanıtlanmış olan sirke de eklerseniz yağlarınızı eritme konusunda iyi bir yardımcı da kazanmış olursunuz.

 Fındık

Kuruyemiş, öğünler arasında açlık frenlemek için mükemmel bir yoldur. Protein, lif ve kalp için sağlıklı yağları yüksek oranda içerir. Çalışmalar fındığın ölçülü yendiğinde kolesterol düzeylerini düzenlediğini ve kilo kaybını teşvik ettiğini göstermiştir.

 Patlamış Mısır

Yağ ve tuz eklemediğiniz sürece patlamış mısır yemenizde bir sakınca yoktur. Çünkü patlamış mısır kalori içeriği çok düşük bir besindir.

 Yağsız süt

Yağsız süt, yağlı sütte bulunan protein ve kalsiyumu sağlayarak tok hissetmenize ve özellikle bel ve karın bölgesinde kilo kaybınıza destek olur.

 Yalın Et

Protein uzun süre tok tutarak sindirim sırasında daha fazla kalori yakmanıza yardımcı olur. Ama önemli olan yiyeceğiniz proteini doğru seçmektir. Derisiz tavuk göğsü, biftek gibi et türleri daha az yağ içerdiği için daha sağlıklıdır.

 Balık

En iyi protein kaynaklarından biridir. Omega-3 yağ asitleri vücudun kendi üretmediği yağ grubunda yer aldığı için mutlaka balık tüketmek gerekir.

 

Herkes İçin İlk Aşk Annedir…

Romantik İlişkilerinizdeki Çatışmaların Nedeni Çocukluğunuz Olabilir!

Romantizmin bebekliğinize kadar dayandığını ve aslında annenizle kurduğunuz ilişkinin sağlıklı olup olmadığına göre tüm ilişkilerinize yön verdiğinizi biliyor muydunuz?

Yaşadığınız ilişkide karşınızdakine bağlı ya da bağımlı olmanızın temelinin, bebeklik döneminde annenizle olan ilişkinizden kaynaklandığına dikkat çeken Hisar Intercontinental Hospital Uzm. Psikoloğu Gülşah Yahşi; ‘İnsanlar birbirleriyle kurdukları bağlarla beslenir, gelişir ve olgunlaşırlar. Sevilmek ve sevebilmek insan hayatında vazgeçilemez bir ihtiyaçtır. Romantik ilişkilerde aşk, sevmek ve sevilmek en yoğun ve özgün biçimde yaşanır. Herkesin hikayesi başkadır ve özünde tüm aşk hikayeleri bir tamamlanma arzusuyla ilişkilidir. Aşkta ruhlar birleşir ve çiftlerin arzu ettiği şey, geleceğe amaç ve anlamı birlikte katmaktır. Gelecek şekillenir ve anlamlandırılırken ruhsal dünyanın tüm zenginlikleri kullanılır. Bu, geçmişten getirilen arzular, yoksunluklar, hassasiyetler, korkular gibi pek çok duyguları da beraberinde getirir. Herkes bu duygulara sahiptir, herkesin yaraları vardır; çünkü örselenmemiş çocuk yoktur. Duygusal yaşamdaki kırılmalar, hassasiyetler, zaaflar bizi yaşamın ilk yıllarına kadar götürür. Ruhsal dünyanın temellerinin atıldığı çocukluk yılları romantik ilişkilerde kendi izlerini ortaya koyar. Romantik ilişkilerde yaşanan çatırdamaları anlamak ve çözmek için çocukluğun yetişkinlikteki izdüşümlerini yakalamak doğru olabilir.’ diye konuştu.

Herkes İçin İlk Aşk Annedir…

Anne ilk duygusal ilişkiye girilen kişidir. İlişki kurmak onunla öğrenilir ve anneyle olan ilişki tüm yaşam boyu izlerini gösterir. Romantik ilişkilerde de anneyle kurulan ilişkinin yansımaları yoğun ve çarpıcı şekilde görülür. Anneyle o ilk ve öznel ilişkinin başlangıcı, oral dönem olarak bilinen yaşamın ilk yılıdır. Bebek, ağız bölgesiyle ve meme yoluyla beslenme ihtiyacını karşılar. Kendisini annenin adeta devamı gibi hisseder ve anneden ayrı bir varlık olduğunu algılayamaz; ancak büyüdükçe anneden ayrı bir kendisi olduğunu anlar. Bu zamana kadar geçen süreçte anne bebeğine ruhsal zenginliğini sunar. Bebeğe değerli, özel ve sevilmeye değer olduğunu hissettirir. Bu dönemde bebek ve anne çoğunlukla birlikte vakit geçiriyor olsalar bile, artık ufak ayrılıkları da yaşamaya başlarlar. Bebek ve annenin zaman zaman ayrı kalıp sonra tekrar bir araya gelmesiyle, bebek anneden ayrı kalabilmeyi ve bunu daha kolay tolere etmeyi deneyimlemiş olur. Anne kısa süreler için gittiğinde, bebek annenin onun hayatında olduğuna ve olmaya da devam edeceğine güven duymaya başlar. Bu ilk deneyimler bebeğin, çevresindeki her şey ile olan ilişkisini etkiler. Bu güvenle dünyayı keşif için heyecanlı olan bebek, arkasını döndüğünde annesinin gülen yüzünü görerek daha da coşkuyla dolar ve anneyle bağımlı bir ilişkiden bağlı bir ilişkiye doğru adım atmaya başlamış olur.

Sağlıklı Bir İlişki Sağlıklı Bir Aile İlişkisine Dayanır!

Oral dönemi sağlıklı geçiren bir kişi hem partnerini hem de kendisini sevilmeye değer bulur. Partnerinden ayrı kaldığında endişeye kapılıp “Ne yaparsam beni terk etmez? Ne yaparsam beni sever?” diye sormaz. Bu gibi sorularla boğuşan kişinin kendi sevilebilirliğine inancı zayıf demektir. Kendi sevilebilirliğine duyulan inancı zayıfsa, yetişkinlikte de eşe göre hareket etme ve ayrılık korkusuyla davranma, doğal sonuçlardan olabilir. Bu da kişiyi hem kendi hayatını hem de partnerinin hayatını kısıtlayan birtakım davranışlara sürükleyebilir ve mutsuzluk, beklenen sonuç olarak çiftin karşısına çıkabilir. Doğumdan itibaren yaşama bakıldığında her dönemin kendine özgü olduğu ve kişilikte ayrı etkiler oluşturduğu görülür. Tüm çocukluk öyküsü aslında bir “ben” yaratma öyküsüdür. Zaman içinde büyümekte-olgunlaşmakta olan bedene ve ruha kültürle, dinle, sosyal çevreyle, aileyle, sahip olunan ve olunmayan her şeyin etkisiyle yeni pencereler eklenir. Bu anlamda düşündüğümüzde, herkes biricik ve kendine özgüdür.

Bir ilişkide esneklik, hoşgörü, anlama hevesi, ilgi yoksa ilişki kaldıramayacağından fazlasını yüklenen bir tahta parçası gibi çatırdamaya başlar. Tahta katıdır, serttir, esneklikten yoksundur, kaldırabileceği yük bellidir. Tahtaya fazlasını yüklerseniz, onu taşıyamaz. Önce çatırdamaya başlar, sonra kırılır. İki ayrı parçaya ayrılır.

Aşkın bir tamamlanma-tamamlama arzusu olduğunu kabul edip, romantik ilişkilerdeki hikayelerin nasıl bir yolculukla yazıldığını anlamak, o hali kabullenmek ve sevmek işleri kolaylaştırabilir. İlişkilerdeki sürtüşmelerin, tartışmaların, çatışmaların altında yatan, geçmiş ile bağlantılı birçok neden olabilir. Çoğu zaman romantik ilişkilerdeki katı tutumlar çocukluk ihtiyaçlarından gelir. Önce kendimizi ve sonra partnerimizi keşfe karşı ne kadar ilgili ve esnek olursak ilişkinizde mutluluğunuz o kadar artar.

DOĞRU TEKNİK ÖNEMLİ !!

BURUN ESTETİĞİNDE DOĞRU TEKNİK ÖNEMLİ !!

Burun estetiği ameliyatında doğal görünüm en önemli unsurdur. Bu nedenle mutlaka kişiye özel olmalıdır.Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Bahadır Baykal burun ameliyatlarında açık tekniğin avantajları hakkında bilgiler verdi.
Tüm dünyada estetik son yıllarda her yaş grubunda oldukça popüler uygulama oldu, sanırım burun estetiği de en sık yapılanlardan biridir.
Dünya genelinde yılda 15 milyon insan estetik müdahale geçiriyor, bunların çok büyük kısmı saç ve deriye yönelik girişimsel olmayan uygulamalar, rinoplasti ise ülkeden ülkeye değişkenlik gösteriyor. Nüfusa göre oranlandığında Avrupa’ da İtalya, Asya’ da ise Güney Kore burun estetiğinde birinciliği kimseye kaptırmıyor. Ancak ilginç bir durum İran’da her yıl 200.000 kişi burun estetiği olmak için ameliyat masasına yatıyor, Amerika’da ise her sene 500.000 kişi “ acaba burnumu yaptırsam mı ? “ diye ön görüşme için doktora başvuruyor.
Çevrede burun estetiği geçirmiş ama memnun olmayan çok kişi var, nerede hata yapılıyor ?
Bence doktor seçimin de…Burun estetiği özel ilgi isteyen bir alan, dolayısıyla her KBB uzmanı ya da her plastik cerrahın bu ameliyatı aynı mükemmellikte yaptığını söylemek yanlış olur. Özellikle zor olgularda burna hiç dokunmamak ve hastayı yönlendirmek mutsuz olabilecek bir süreci en başından engellemektir.
Başarısız olmuş burun estetiği için ikinci ameliyatı ne zaman öneriyorsunuz ?b1
Revizyon ameliyatı ile müdahale edeceğiniz alan bence cerrahi zamanlama açısından belirleyicidir ancak birinci ameliyattan sonra en erken altıncı ayda yapılmalıdır ikinci operasyon.
Başarılı bir burun estetiği için ne yapılması gerekir?
Burun estetiğinde doğal ve güzel bir sonuç için ameliyat öncesinde kişiye özel çalışılarak teknik belirlenmelidir. Doğru hastada doğru teknik mutlu sonucu getirir.
Bildiğim kadarıyla burun ameliyatı olmak isteyenlerin kafası da bu yüzden oldukça karışık, hangi teknik sizce daha iyi, açık mı ? kapalı mı?
Burun estetiği ameliyatında kullanılan iki farklı yöntem mevcut, açık ve kapalı olmak üzere. Aslında şu an burun estetiği yapan cerrahlar arasında bile fikir birliği yok, dolayısıyla hastaların kafalarının karışması doğaldır.
Sizin tercihiniz nedir burun estetiğinde?
Bakın, eğer cerrah olarak sadece bir teknikle ameliyat yaparım diğerini yapmam diyorsanız yanlış bir yoldasınız demektir. Şayet fazla risk almayayım, kolay burunları yaparım derseniz kapalı teknik ameliyatlarınızda ömür boyu yeterli olabilir. Ben bunlara 45 dk ameliyatları diyorum. Ameliyatın başlaması ve bitmesi maksimum 45 dk sürüyor. Ancak madalyonun diğer ucu farklı. Hastalarınızın önemli bir kısmı daha önce estetik olmuş revizyon olgularsa, travma ile eğrilmiş ya da burun ucu asimetrik, burun kanatlarına agresif işlemler yapacağınız hastalarsa açık tekniğin avantajlı olduğunu düşünüyorum.
Açık teknikle güzel sonuçlar alma şansı nedir ?
Bugüne kadar binlerce burun ameliyatı yapmış bir cerrah olarak kişisel görüşüm; açık tekniğe hakim bir cerrahın elinde çok zor olgularda bile inanılmaz güzel sonuçlar alabilirsiniz. Ülkemizde standart insanların burun yapıları bile oldukça sorunlu. Anadolu coğrafyasında yaşayan insanların üçte ikisinde orta yüz deformitesi mevcut, yani yüz asimetrisi var. Burun kanadı sorunlarından asimetrik burun ucuna, travmatik çökmüş burunlardan aks eğriliğine kadar değişik ve zor olguların toplandığı bir coğrafyada asimetirk yüz de varsa açık teknik yaklaşım ile burun estetiğinde daha güzel sonuçlar alınabileceğini düşünenlerdenim.
Açık teknik daha eski bir yöntem mi ?
Hayır tam tersi. Sanırım yanlış bir algı olarak kapalı tekniğin sonradan geliştirilmiş bir yaklaşım olduğu düşünülüyor. Halbuki kapalı teknik birinci dünya savaşı sırasından beri gündemde olan bir yaklaşımdır ama yıllar içerisinde burnun estetik ve fonksiyonel problemlerini çözmede yetersiz kalmasından dolayı 25-30 sene önce açık teknik tanımlanmıştır. Yani, açık teknik sanılanın aksine daha güncel bir yaklaşımdır.
Açık teknik ile iz kalma ihtimali nedir ?
Çok azda olsa böyle bir ihtimal olabilir ama kesi yapılan yeri karşı bakışta görme ya da anlama şansı zaten yoktur. Ama usulüne uygun kapatılan bir cilt de iz kalmaz. Ben açık teknikle ameliyat yaptığım hastalarımda kesi yerinde iz gibi bir sorunla karşılaşmadım
Diğer ülkelerde hangi teknik daha sık kullanılıyor ?
Açık, kapalı tercihi ülkeden ülkeye değişmektedir. Ancak örnek vermek gerekirse Burun estetiği cerrahisinin ileri düzeyde yapıldığı ülkelerden ABD ‘de vakaların 80’i açık teknikle yapılmaktadır.
Siz kapalı tekniği hiç kullanmıyor musunuz ?
Uygun hastalarda zaman zaman kapalı teknikle ameliyat yapıyorum ve oldukça güzel sonuçlar alıyoruz ama daha önce belirttiğim gibi burada önemli olan kişinin burun yapısına uygun teknik ile çalışmak gerekir. Sadece açık teknik yaparım demek nasıl büyük bir hataysa, izsiz burun estetiği yapmalıyım, bu nedenle sadece kapalı tekniği tercih ederim demek de büyük bir hatadır.
Kapalı ve açık tekniğin tam olarak farklılığı nedir ameliyatta ?
Farklılık, burun sırtındaki kıkırdak ve kemik dokuya ulaşmak için tercih edeceğiniz yola göre burun üzerindeki cildi ve eklentiyi ya tam ya da yarı şekilde kaldırmanızdır. Kapalı teknikte insanlar çok küçük bir kesiden girilerek ameliyat yapıldığını zannediyorlar ama bugün pek çok vakada burun ucu ve burun kanatlarının tüm yapıları burun içinden dışarı doğru çıkarılmakta ve işlemler yapılarak burna tekrar yerleştirilmektedir.
Siz ameliyat olacak olsanız hangi teknikle olmayı tercih edersiniz?
Eğer sorunum büyükse, burnumda aks eğriliği, asimetrik burun ucu veya travma ile çökmüş bir burun yapısı varsa, aynı zamanda fonksiyonel (burun tıkanıklığı) problemleri de çözmek gerekiyorsa açık teknik bize mükemmel bir ameliyat görüş alanı sağlayacağından açık tekniği tercih ederdim. Çünkü biliyorum ki zor vakalar da uzun dönemde yaşayacağımız burun ucu düşmesi, burun tıkanıklığı gibi problemleri açık teknikte yaşama şansımız daha azdır. Özellikle valv bölgesi sorunlarına kapalı teknikle yeteri kadar hakim olunduğu kanaatinde değilim.

 

AŞKINIZ SAĞLIĞINIZI BOZMASIN

AŞKINIZ SAĞLIĞINIZI BOZMASIN
14 Şubat Sevgililer Günü Dünya’nın bir çok ülkesinde aşıkların aşklarını kutladıkları bir gündür. Bu özel günde de sağlıklı beslenmek önemlidir.Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç konu ile ilgili bilgiler verdi.
14 Şubat tüm aşıklar için özel bir gündür.Bu özel günde çikolatalar,pastalar,romantik akşam yemekleri derken eğer dikkat edilmezse beslenmenin ayarı kaçırabilir.Bu durumda da sindirim sisteminizde sorunlara zemin hazırlamış olursunuz.Aşkınızı sağlıklı ve sorunsuz bir şekilde kutlamayı istiyorsanız işte öneriler;
Akşam Yemeğini Evde Yemek
Akşam yemeğini evde yerseniz hem kaliteli beslenmiş olursunuz hem de yemeklerin miktarının kontrolü siz de olur. Ağır yemekler yerine hafif ve kalorisi düşük yemekler hazırlayabilirsiniz.Örneğin; Sebze Çorbası ,bol yeşillikli bir salata ya da mercimek salatası,haşlanmış yağsız somon gibi yemeklerle sağlıklı menüler oluşturabilirsiniz.Kızartmalardan uzak durmanızda fayda var.
Yavaş Yiyin !a2
Yavaş yemek yediğiniz takdirde tüketmeniz gereken miktar kadar yemek tüketirsiniz.Çünkü beynin doyum sinyalini alması 20 dakikayı alır.Eğer siz yemeğinizi 8 dakikada bitirirseniz beyin doyum sinyalini almadığı için daha fazla yemek yemeniz kaçınılmaz olur.Yemeği yavaşlatmak için küçük lokmalar,minik ısırıklar ve çiğneme süresinin çokluğu yeterli olacaktır.Bunların yanında yemekle birlikte su içmek yemenizi yavaşlatacak ve doymuş hissetmenize yardımcı olacaktır.Unutulmamalı ki hızlı yemek tüketimin de mide ve beyin arasındaki iletişim için yeterli zaman geçmemiş olur.
Yeni Bir Elbise Satın Alabilirsiniz !
Bu garip gelebilir, ama bu özel günde bedeninizden 1 beden daha dar elbise satın alıp abartılı beslenmenin önüne geçebilirsiniz. Akşam yemeği için biraz daha sıkı giysiler giyerek tüketeceğiniz yemeklerin miktarını ayarlamak zorunluluğunda kaldığınız için daha dikkatli beslenirsiniz.Esnek ve bol giysilerle kendinizi daha rahat hissettiğiniz için yemenin de ölçüsünü kaçırmanız daha kolay olur.
Dışarı da Yemek Yiyorsanız
Siparişleriniz de dikkatli olun.Karmakarışık besinlerden oluşan menülerden uzak durun,porsiyonlarınızı küçük tutun, yemekleri haşlanmış ya da ızgara olarak tüketin,masa da mutlaka salata bulunsun,tatlı olarak meyveli ya da sütlü tatlıları tercih etmelisiniz. çikolata olmalı diyenler denseniz,meyveleri bitter çikolata ile hazırlanmış sosa bir parçacık batırıp tüketebilirsiniz. Masanızda mutlaka su da bulunmalıdır.
Aşkınıza Ateş Verin
Evde ya da dışarı da fark etmez.Kutlamanıza Nar’ı mutlaka dahil edin.Nar ,kan akışını hızlandıran güçlü bir antioksidan olması dışında afrodizyak özelliği de mevcut bir besindir.Nar dışında,fındık,badem,bitter çikolata,muz gibi besinlerde de afrodiyak özellik mevcuttur.Bu özel gece de aşkınızı alevlendirmek için miktarını kaçırmadan bu besinlerden istediklerinizi tüketebilirsiniz.

 

 

 

 

SEVGİ EN GÜZEL HEDİYEDİR

SEVGİ EN GÜZEL HEDİYEDİR

LÖSEV 14 Şubat Sevgililer Günü öncesi “ Sevgi en güzel hediyedir ” sloganıyla yola çıkarak, hediye arayışında olanlar için Lösemili çocukların anneleri tarafından sevgiyle üretilmiş hediye seçenekleriyle sevgililer gününe hazır.

El emeği kurabiye ve çikolatalar, yumuşacık yastıklar, kalpli bebek ve kalp desenli çantalar, seramik süsler ve aşıklara özel kupalar bu hediyelerden sadece bir kısmı ..

Sizler de bu özel günde sevdiklerinizi LSV Dükkân ürünleri ile karşılayın ve lösemili bir çocuğun gülümsemesine ortak olun.

BİR ÇOCUĞUN HAYATINDAN DAHA DEĞERLİ NE OLABİLİR Kİ

Hediye seçenekleri için www.lsvdukkan.com’u ziyaret ederek internet üzerinden sipariş verebilir bir çocuğumuzun hayallerine siz de dokunabilirsiniz.

Akıllı Çocuk Dünyası adresimiz: Arjantin Caddesi Filistin Sok No: 45 Ankara

Numaralarmız : Ankara (312) 447 06 60
İstanbul (212) 268 68 68
İzmir (232) 381 66 44
Bursa (224) 233 33 36

 

Şiddete karşı dans

Şiddete karşı dans

 

Kadına uygulanan şiddete ve baskıya karşı, kadınların isyanını canlandırmaya yönelik başlatılan “1 Billion Rising” (1 Milyar Ayaklanma) kampanyasına destek olmak için bir araya gelecek Ataşehirli kadınlar hep birlikte dans edecek.

Tüm dünyada kadına yönelik şiddeti protesto etmek ve buna bir dur diyebilmek için kolları sıvayan kadınlara destek olmak için Ataşehir Belediyesi tarafından 14 Şubat Sevgililer Günü’nde gerçekleştirilecek etkinliğe Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’de katılacak.

Dünyanın dört bir yanında insanlık dışı muamelelere maruz kalan kadınlar için başlatılan uluslararası kampanya kapsamında; Ataşehirli kadınlar, 14 Şubat saat: 14.00’da tüm dünya ile birlikte “Kadına Şiddete Hayır” demek için Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu Fuayesi’nde dans edecek.

Bir milyar kadına ulaşmayı amaçlayan “1 Billion Rising” (1 Milyar Ayaklanma) kampanyasının sloganı ise şu şekilde:

“Dünyada her üç kadından biri, hayatında bir kere şiddet görüyor ya da tecavüze uğruyor.

“Bir milyon kadının haklarının ihlal edilmesi gaddarlıktır.

“Bir milyon kadının dans etmesi devrimdir.”

Tarih: 14 Şubat 2014 Cuma

Saat: 14.00

Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu Fuayesi – (Novada Ataşehir AVM / Kat: 4)

Adres: Küçükbakkalköy Mahallesi, Şehit Şakir Elkovan Cad. No:20 / Ataşehir

Kentin kaza haritası

İşte yanıtı…

Anlık yol ve trafik bilgisini dinleyicileriyle paylaşan Radyo Trafik, kentin kaza haritasını çıkardı. Üç aylık veriler ışığında (Eylül-Ekim-Kasım) İstanbul’da en çok hangi saatlerde, hangi noktalarda kaza yaşandığı belirlendi.

EN ÇOK EYLÜLDE

Buna göre, en çok kaza eylül ayında gerçekleşti. Eylülde kazalar 10.00–17.00 ve 17.00–24.00 saatleri arasında meydana geldi. Eylül ayında yoğun İstanbul trafiğinde genellikle hasarlı kazalar meydana geldi.

Cumartesi günlerinde hafta içi kaza oranı derecesinde ortalama 60-70 civarında kaza meydana geldi. Pazar günleri trafik genellikle saat 13.00’ten sonra yoğunlaştı. Pazar günlerinin ortalama kaza sayısı ise 20-30 civarında oldu.

Ekim ayında eylüle oranla daha az kaza meydana geldi. Ekimde de kazalar en çok 10.00-17.00 arasında meydana geldi. Cumartesi günlerindeki kaza oranı yine hafta içi günlerini aratmadı.

BİR GÜNDE 80 KAZA

En çok yaralanmalı ve ölümlü kazalar ekim ve kasım ayında yaşandı. Kasımda da kazalar en çok 10.00-17.00 saatleri arasında yaşandı.

Kasım ayında yağışların daha da etkili olmasıyla birlikte cumartesi günlerinin kaza sayısı günlük ortalama 70-80 arasına yükseldi. Pazar günlerinde ise oran değişmedi. En çok kaza eylül ayında meydana gelirken ikinci sırayı kasım ayı aldı.

Yaralanmalı ve ölümlü kaza oranlarındaki artış ise ekim ve kasım aylarında yaşandı. 3 ayda meydana gelen kaza sayısı yaz aylarından fazla.

İŞTE EN ÇOK KAZA OLAN NOKTALAR

FSM KÖPRÜSÜ ANADOLU AVRUPA YÖNÜ: Genellikle köprü öncesinde ya da kavacık kavşağı civarında meydana gelen kazalar. Bu bölgede genellikle TIR ile küçük aracın karıştığı hasarlı kazalar oluyor. Her gün ortalama 3 kaza meydana geliyor.

FSM KÖPRÜSÜ AVRUPA ANADOLU YÖNÜ: Gişe öncesindeki kazalar OGS-HGS şeritleri arasındaki geçişlerden, gişe sonrasındaki kazalar ise köprüye doğru yolun daralmasından kaynaklı meydana geliyor.

BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ ANADOLU VE AVRUPA YÖNÜ: FSM Köprüsü kadar olmasa da Boğaziçi’nde de Anadolu ve Avrupa yönünde sık sık kazalar yaşanıyor. Özellikle ölümlü ve yaralanmalı kazalar bu köprüde daha çok meydana geliyor.

MAHMUTBEY GİŞELER: TEM Mahmutbey Gişeler – İstoç ve Altınşehir yönlerinde TIR sayısının fazla olmasıyla birlikte TIR ile küçük aracın karıştığı kaza sayısı çok yüksek.

İSTOÇ VE TEKSTİLKENT: TEM İstoç – Tekstilkent ve TEM Tekstilkent – İstoç yönlerinde gün içinde meydana gelen hasarlı kaza oranı oldukça yüksek.

KÜÇÜKÇEKMECE VE AVCILAR: E5 Küçükçekmece – Avcılar ve ters istikametinde yoğunlukla birlikte kaza oranı oldukça yükseliyor. Bu güzergahta günlük ortalama 2 hasarlı kaza meydana geliyor.

HALİÇ KÖPRÜSÜ: E5 Haliç Köprüsü Okmeydanı ve Topkapı yönlerinde her gün en az 1 kez kaza meydana geliyor. Bu kazalar ağırlıkla köprü giriş-çıkışlarında yaşanıyor.

ALTINŞEHİR: TEM Altınşehir – Mahmutbey ve Ispartakule yönlerinde özellikle sabah ve akşam saatlerindeki trafik yoğunluğunda hasarlı kazalar meydana geliyor.

ÇAMLICA GİŞELER: TEM Çamlıca Gişeler – Ataşehir yönünde meydana gelen kaza oranı oldukça yüksek. Özellikle TIR’ların trafikte olduğu öğle saatlerinde kaza oranı yükseliyor.

TEM Çakmak Köprüsü – Ataşehir ve Ümraniye yönünde ve genellikle Çakmak Köprüsü altında çok sayıda hasarlı kaza meydana geliyor.

ŞİLE YOLU: Özellikle Nevzat Demir tesisleri civarı ve Tepeüstü yönünde çok sayıda kaza meydana geliyor. Sabah trafiğindeki yoğunlukta kaza oranı artıyor.

BOSTANCI: E5 Bostancı – Küçükyalı ve Kozyatağı yönünde genellikle hasarlı kazalar günde en az 1 kez yaşansa da yağışlı günlerde ağır hasarlı, ölümlü ve yaralanmalı kazalar meydana gelebiliyor.

Bu belirtilere dikkat!

BU BELİRTİLER KANSERE İŞARET EDEBİLİR

Türkiye’de her yıl yaklaşık 175 bin kişiye kanser teşhisi konuluyor. Bu hastaların büyük bir çoğunluğu ise rahatsızlığın geç fark edilmesi nedeni ile hayatını kaybediyor. Kanserde erken tanı yaşam kalitesi ve süresinin artması için çok önemli, bu hastalığı yenmenin yolu ise onu tanımak ve doğru tedavi stratejisini belirlemekten geçiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir, “4 Şubat Dünya Kanser Günü” öncesinde kanser ile ilgili bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Kanserde risk faktörlerini tanıyın

Kanser, vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerin kontrolsüz bölünmeleri, çoğalmaları, çevre dokulara ve vücudun diğer yerlerine yayılabilmeleri sonucu oluşan hastalıktır. Tek bir hastalık olmayıp, 100’den fazla çeşidi olan bir hastalıklar grubudur. Genlerimizdeki değişiklikler, yaşam tarzı ve çevresel faktörler. Bu üç ana faktörün etkileşimi kanser oluşma riskini belirlemektedir. Radyasyon, sigara içmek, alkol kullanımı, enfeksiyonlar, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivitenin azlığı dünya genelinde ana risk faktörleridir.

Kadın ve erkeklerde sık görülen kanserler farklık2

Kadınlarda meme kanseri ve tiroid kanseri en sık görülen türlerdir. Daha sonra kalın bağırsak, rahim, akciğer kanseri gelmektedir. Erkeklerde ise; akciğer kanserinden sonra en çok prostat kanseri görülmektedir. Bunu idrar kesesi, kalın bağırsak, mide kanseri takip etmektedir.

Bu belirtilere dikkat!

Meme kanseri geliyorum diyor

Meme veya koltuk altında kitle, sertlik, kalınlaşma, meme ucunda kaşıntılı, döküntülü yara ya da ağrı, meme derisinde gamzeleşme veya çekinti, aniden başlayan meme başı akıntısı meme kanseri konusunda önemli ipuçlarıdır.

Öksürük ve nefes darlığı akciğer kanserini düşündürebilir

Uzun süren öksürük, sabit göğüs ağrısı, kanlı balgam, nefes darlığı, hırıltı veya boğuk seslilik akciğer kanserine işaret ediyor olabilir. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, boyunda ve yüzde şişlik, iştahsızlık veya kilo kaybı ile kronik yorgunluk da bu hastaların en sık karşılaştığı belirtilerdir.

Tuvalet alışkanlıklarınıza çok dikkat edin

Mesane (idrar kesesi) ve prostat kanseri; idrar yaparken ağrı, sancı olması; idrarda kan görülmesi veya idrar yapma sıklığının değişmesi ile görülebilir.

Küçük bir ben cilt kanseri anlamı taşıyabilir

Vücutta yeni oluşan benlerin olması ya da yıllardır var olan bir ben veya siğilde şekil, boyut veya renk değişikliği görülmesi cilt kanserini akla getirebilir. Benlerin bir dermatoloji uzmanı tarafından düzenli takip altında olması önemlidir.

Bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler kalın bağırsak kanseri yönünden araştırılmalıdır

İshal, kabızlık, bağırsakta tam boşalmama hissi, dışkıda kan görülmesi, normalde olduğundan daha ince dışkılama önemli belirtilerdir. Karında gaz, şişkinlik hissi, krampların olması, istemsiz kilo kaybı, uzun süren yorgunluk hissi, bulantı ve kusmalar görüldüğünde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Vücudunuzdaki genel değişiklikleri önemseyin

Kişinin bedeninde ele gelen kitleler ve şişlikler, deri değişiklikleri, iyileşmeyen yaralar, bağırsak ve idrar alışkanlıklarındaki değişiklikler, beklenmedik ve anormal kanamalar ve akıntılar, yutma güçlüğü ve hazımsızlık, ses kısıklığı, açıklanmayan kilo kaybı, ateş, halsizlik ve ağrı kanserin belirtileri olabilmektedir.

Korunmak için yaşam tarzınızı düzenleyin

Sigara içmemek, alkol almamak ya da miktarını en aza indirmek, radyasyondan uzak durmak, enfeksiyonlardan korunmak, sağlıklı beslenmek, kilo dengesini korumak ve egzersiz yapmak alınabilecek başlıca önlemlerdir. Kanserde erken belirti ve bulguları öğrenerek riskleri bilmek, kanser tarama programlarına girmek de kanserden korunma konusunda önemli adımlardır.
.

 

 

 

 

 

 

 

KIŞIN EN DEĞERLİ 3’LÜSÜ

KIŞIN EN DEĞERLİ 3’LÜSÜ

 

Hareketsiz geçen soğuk kış günlerinde özellikle hastalıklara yakalanmamak için sağlıklı beslenme büyük önem taşımaktadır.Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç konu ile ilgili bilgiler verdi.

YEŞİL MERCİMEK

Yeşil mercimek vitaminler bakımından zengindir. Yeşil mercimek protein, karbonhidrat; lif, fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, A vitamini, B1 vitamini, B2 Vitamin ve yüksek oranda folik asit içerir.Dış kısmında çözünebilen ve çözünemeyen posa,iç kısmında nişasta ve protein bulunur.Yağ içeriği oldukça düşüktür ve çoğunluğu doymamış yağ asitlerinden oluşmaktadır.Yeşil mercimek kolesterol içermez. İçerisinde yüksek oranda yararlı karbonhidrat bulunur ve yüksek karbonhidrat içermesine rağmen glisemik indeksi oldukça düşüktür. Çünkü sindirimi uzun süren yeşil mercimek karbonhidratları kana çok yavaş yavaş karışır.Öğünlerde yenilecek 1 tabak yeşil mercimek yemeği sizi uzun süre tok tutar.Bu nedenle kilo vermeye yardımcıdır. Ayrıca posa içeriği açısından haftada en az 3 kere tüketilmelidir. Yeşil mercimeğin protein kalitesini arttırmak için tahıllarla birlikte tüketilmelidir.Yeşil mercimek C vitaminlerinden zengin sebze ve meyvelerle tüketildiğinde yapısındaki demir ve kalsiyumu artar. Yeşil mercimek kadın sağlığı açısından oldukça önemlidir.Sindirim sistemi hastalıklarının,bazı kanser türlerinin,kalp ve damar hastalıklarının önlenmesinde büyük rol oynamaktadır.Folik asit açısından zengin olan yeşil mercimek hamileler için de oldukça faydalıdır.

t3

BULGUR

Sağlıklı beslenmenin vazgeçilmezlerinden biri olan bulgur,protein,mineral,vitamin,posa ve lif açısından oldukça zengindir.Ayrıca karbonhidrat değeri de oldukça düşüktür.İçeriğinde demir,B 1 vitamini,B2 vitamini,kalsiyum ve Niasin mevcuttur. Çinko, magnezyum ve krom gibi mineraller içerir.Bulgur vücuda enerji de verir.Bulgur ıspanaktan daha fazla demir oranına sahiptir.Porsiyon yününden karşılaştırıldığında, ıspanakta 3,2 miligram, bulgurda ise 3,5 miligram demir olduğu görülür. Vitamin ve protein yönünden de pirinçten daha zengindir.Bulgur’un faydaları da saymakla bitmez.Bağışıklık sistemini güçlendirir,kansere karşı koruyucu özelliği vardır,B vitamini deposudur,içerdiği B1 vitamini, sinir ve sindirim sisteminin güçlenmesine yardım eder,içerdiği folik asit, anne karnındaki bebeğin zeka gelişimi üzerinde etkilidir,kan şekerini yükseltmez,şeker hastalarına iyi gelir,hazmı kolaylaştırır,kilo aldırmaz bu nedenle diyet yapanlar için idealdir.Günlük lif ihtiyacı 1 tabak bulgurla karşılanabilir.

TARHANA

Kış aylarının en lezzetli çorbalarından biri olan tarhana oldukça besleyici ve doyurucu bir besindir. Vitamin ve mineral açısından zengindir.Tarhana her yaş grubu tarafından rahatlıkla tüketilebilecek bir besindir. A, B grubu vitaminleri ile kalsiyum, demir ve çinko minerallerini içerir. Karbonhidrat açısından zengin olan tarhana çorbası protein ve likopen içeren besinler arasında da sayılır. Tarhananın faydaları arasında en önemlisi bağışıklık sistemini güçlendirmesidir. Bu nedenle kış aylarında sıkça görülen grip ve soğuk algınlığı gibi hastalık süreçlerinin çabuk atlatılmasını t2sağlar.Tarhana çorbası kişinin ihtiyacı olan enerjiyi kazanmasına yardımcı olduğu için yorgunluğa birebirdir.Sindirimi kolay olan bu besin sindirimin düzenlenmesinde de katkıda bulunur.
Kalp üzerinde de olumlu etkileri bulunan tarhana kötü kolesterol ve yüksek tansiyonun düşürülmesine yardımcı olur. Kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltması da tarhananın faydaları arasındadır.Tarhana çocuklar içinde çok besleyicidir.Bebeklerin beslenmesinde ek gıda olarak en çok tercih edilen besinlerden biridir.Birçok sebze ve baharatı içeren tarhana, bebekler için çok önemli olan yoğurdu da içerir. Karbonhidrat açısından zengin olmasından dolayı doyurucudur.Ayrıca tarhana iştah açıcıdır.
Gelişme çağındaki çocuklar için de çok faydalıdır, kemik gelişimine de katkı sağlar ve kemikleri güçlendirir. İçerdiği likopen sayesinde de birçok hastalığa karşı vücudu korur.Çorba yapılırken isteğe bağlı olarak içerisine nohut veya mercimek de eklenebilir.

 

Korunayım derken hastalanmayın

GRİPTEN KORUNAYIM DERKEN HASTALANMAYIN
Sağlıklı kalmak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için sıkça başvurulan vitaminlerin bilinçsiz tüketimi hastalıklara davetiye çıkarıyor. Vitamin desteğinin mutlaka doktor önerisi ile alınması gerektiğini belirten Memorial Ataşehir Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, vitaminlerin bilinçli kullanımı hakkında bilgi verdi.
A vitamini karaciğeri, C vitamini böbrekleri hasta edebilir
Vitaminler, birçok fizyolojik olayda anahtar rol üstlenen moleküllerdir. Vitaminler insan vücudu tarafından sentezlenemedikleri için besinlerden sağlanması gerekmektedir. Sağlıklı bireylerde gıdalara ek olarak vitamin almaya gerek yoktur. Ancak vitamin ihtiyacını artıracak durumlar veya eksikliğinin saptandığı olgularda vitamin verilmesi gerekir. Kişinin kendince ya da eş dost tavsiyesi ile vitamin alması kesinlikle yanlıştır. Vitamin desteği mutlaka doktor önerisiyle alınmalıdır. Bilinçsizce tüketilen A vitamini karaciğer bozukluğuna, fazla C vitamini böbrek taşı ve mide rahatsızlıklarına, D vitamini zehirlenmeye sebep olabilir.

g2
Gripten korunmak için C vitamine sığınıyorsanız dikkat edin
Alınan C vitamininin fazlası böbrekler yoluyla dışarı atılır. Yüksek dozda uzun süre vitamin C alımında oksalat taşları oluşabilmektedir. Ayrıca C vitamininin mide asidini artırdığı ve midenin saldırgan faktörlerinden biri olduğu da bilinmektedir. Kansızlığı olan hastalarda demirle birlikte C vitamini alınması tavsiye edilir; ancak demir birikimi olan bazı durumlarda önerilmez. Uzun yıllardan beri C vitamininin soğuk algınlığından koruyucu etkisi üzerinde durulmaktadır. C vitamininin soğuk algınlığı geçiren kişilerde hastalık süresini kısalttığı ve semptomların ciddiyetini azalttığı bildirilmektedir. Günlük alınması gerekli C vitamini miktarı yetişkinler için günde 50-75 mg’ dır.
Vitaminin fazlası zarar
A, D, E, K ve C vitaminlerine ait zarar ve yan etkiler iyi bilinmektedir. A vitamini vücutta birikip karaciğer toksisitesine yol açar. A vitamini toksisitesi, onu bağlayan proteinlerin yok olması ve bu yüzden A vitamininin hücrelere hücum etmesiyle belirir. Bu, genellikle vitaminlerin beslenme ile alınması durumunda ortaya çıkmaz; fakat kişinin takviye kullanması durumunda belirebilir. Belirtileri mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal ve kilo kaybıdır. Kas ve sinir sistemi de iştahsızlık, sinirlilik, yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik, baş ağrısı ve kaslarda zayıflık belirtileri göstererek etkilenir.
D vitamini uzun etkilidir ve vücutta birikir. D vitamininin fazlası kandaki kalsiyumun yüksek konsantrasyonda olmasına neden olur. Kalsiyum böbrek taşı oluşturabilir. Kandaki yüksek kalsiyum seviyesi ayrıca kan damarlarının sertleşmesine neden olur ki; özellikle bu da kalp ve akciğer arterleri için tehlikelidir ve ölümcül olabilir. D vitamini toksisitesinin ek belirtileri ise; iştahsızlık, baş ağrısı, zayıflık, halsizlik, aşırı susuzluk, sinirliliktir.
E vitamini ile zehirlenme çok fazla miktarda alınırsa görülür; fakat A ve D vitaminlerinde olduğu gibi kolay olmaz. Belirtileri baş ağrısı, zayıflık, baş dönmesi, halsizlik ve görme bozukluklarıdır.
K vitamini zehirlenmesi sadece K vitamini için suda çözünen kaynakları tüketen insanlarda meydana gelir. Belirtileri ise kırmızı hücrelerin yıkımı, sarılık ve beyinde hasarlanmadır.
Tiaminin (B1) anormal bir şekilde çok alımı sinir sistemini etkiler. Güçsüzlük, baş ağrısı, alınganlık ve uyku bozukluğuna yol açar. Ayrıca taşikardi yapabilir.
Yüksek miktardaki Niasin (B3) sinir sisteminde, kandaki glukoz ve yağda uyuşturucu etkisi yaratabilir. Kusma, dilin şişmesi, bayılma gibi belirtiler meydana gelebilir. Buna ek olarak karaciğerin fonksiyonunu etkileyebilir ve düşük kan basıncına neden olabilir.
B6 vitamininin uzun süreli yüksek dozda alımı, kimi zaman geri dönüşümü olmayan sinir hasarlarına neden olur. Ayaklarda uyuşmayla başlar, ellerde his kaybolabilir ve ağız uyuşabilir. Diğer şikayetler ise; yürümede zorluk, bitkinlik ve baş ağrısıdır. Alımı azaltıldığı zaman bu semptomlar azalır; fakat her zaman tamamen kaybolmaz.
Folat’ın yan etkileri ishal, uyku bozukluğu ve alınganlıktır. B12 vitaminiyle olan yakın ilişkisinden dolayı, folatın yüksek miktarı B12 vitamini eksikliğini kapatır.
C vitamini toksisitesi kusma, karın krampları uyku bozukluklarıdır. Böbrek taşına da yol açabilir.

 

 

 

 

 

Lösemili çocuklardan anlamlı mesaj

ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Her mesleğin zor yanları vardır ama bir meslek vardır ki günlük koşuşturma arasında hayatın akışını fark etmemizi sağlar. Mesai kavramı tanımaksızın toplumun gözü kulağı olan, gerçeklerin peşinde yılmadan koşan ve 15 yıldır çocuklarımızı hiç yalnız bırakmayan değerli basın mensuplarımız ;
10 Ocak Çalışan Gazeteciler gününüzü en içten dileklerimizle kutlarız.
Bu anlamlı günde çocuklarımızın kalplerinden dudaklarına dökülen mesajlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz;
Emine G (13): “ Bütün zorluklar içinde her zaman haberlerde gazetelerde bize yer verdiğiniz için kendimizi çok değerli hissediyoruz sizleri çok seviyoruz.
Gamze A (13): “Lösemili çocuğun maskesinin arkasındaki gülüşü milyonlara gösterdiğiniz için çok teşekkür ederiz.
Aysun Ç (13): “ Lösemi ve kanserle vediğimiz büyük savaşta sizin de desteğinizi hissetmek bize güç veriyor.”
Ahmet T(13): “ Bazen yazılarınızla bazen fotoğraflarınızla, kimi zaman dondurucu soğukta, kimi zaman yağmurlu havalarda ama her zaman yüreğinizle sesimiz olduğunuz için iyi ki varsınız, Çalışan Gazeteciler Gününüz kutlu olsun”

 

 

Değerli Halkımıza Önemle Duyurulur: LÖSEV asla sokakta para toplamaz, para ile gazete satmaz, evinize gelerek bağış istemez. 
 LÖSEV ve lösemili çocuklar adına bağış topluyoruz diyenlere itibar etmeyin, 155 polis imdat ve Vakfımızla hemen iletişime geçiniz.     

SEN DE KANSERE DUR DE! Gönüllü ol

Bağışlarınız için tüm bankalardan LÖSEV’e havale ücreti ödemeden 1 TL bile bağışlayabilirsiniz.
SMS yoluyla bağış yapmak için 3406’a SMS gönderebilirsiniz. Her bir mesaj bedeli 10 TL + 2 SMS’dir.

ÖDEMLERİNİZİ ATIN!

ÖDEMLERİNİZİ ATIN,BALON GİBİ ŞİŞMEYİN !

Bazı günler yüzük parmağıma sığmıyor,ayakkabılarım küçük geliyor,göz kapaklarım şişiyor diye şikayet ediyorsanız,ödem problemi yaşıyor olabilirsiniz.Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç ödem atmanın yolları ile ilgili bilgiler verdi.
Ödem,vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur.Ödemi hücre içi sıvının hücre dışına çıkması ile doku aralarında ve cilt altında birikmesi olarak da tanımlayabiliriz. Ödem,daha çok bayanlarda görülüyor ve ciddi hastalıkların belirtisi olabiliyor.Böbrek ve karaciğer hastalıkları,kalp-damar sorunları,hormonal hastalıklar ödeme yol açabiliyor.Ödeme neden olan durumdanlar bazıları şunlardır:Regl dönemi,menopoz,fazla kilo,az su tüketimi,fazla karbonhidrat tüketimi,bol tuzlu diyet gibi…Ayrıca Magnezyum Eksikliği/B6 Vitamin Eksikliği ve tansiyon dengesizliği de ödeme neden olabiliyor.
Tüketilen su ve tuz miktarı şişme ve ödem oluşmasında çok önemlidir. Ödemin en erken belirtileri göz kapaklarında, el, ayak ve ayak bileklerinde şişme meydana gelmesidir. Ödem ile birlikte kilo artışı da tipik bir bulgudur.Ödemin tedavisi özellikle nedene yönelik olmalıdır.Eğer hastalığa bağlı bir ödem söz konusu değilse,ilaç kullanmadan bazı tedbirlerle ödemlerinizden kurtulabilirsiniz.


Ödemden Kurtulmak İçin;
Hazır yiyecekler,et suyu tabletleri,turşular,konserveler tuz yönünden zengin besinlerdir.Bu sebeple bu besinlerin tüketimde dikkatli olunmalıdır.
Yemeklerinizi pişirirken az tuz ile edin ve tuzdan çok baharat kullanın.
Şeker tüketiminize dikkat edin.Çünkü şekerin sindirilmesinde çok miktarda su gerekir ve vücut suyu tutar. Tüketilen şeker miktarının azalmasıyla ödem sorunu da azalacaktır.
Her hangi bir sağlık sorununuz yoksa gün içinde ödem atımını hızlandıran biberiye, ısırgan otu, kiraz sapı ve funda yaprağı gibi bitkilerin çaylarından faydalanabilirsiniz.
Yeşil yapraklı sebzeler vücuttun fazla suyu atmaya yardımcı olur.Ayrıca posa içeriği yüksek olan gıdalarında bağırsakların çalışmasını arttırdığı için ödemin atılmasında katkısı vardır.Probiyotik yoğurt veya kefir tüketmeniz de fayda var.
Uykunun da ödem oluşumunda katkısı vardır.Yetersiz yani az uyumak ödem sorununun ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.Bu nedenle günde ortalama 7-8 saat uyumaya dikkat etmenizde fayda var.
Karbonhidrat içeren besinler yerine kompleks karbonhidrat içeren besinler (tam tahıllı,kepekli,çavdarlı gibi…)tüketmenizde yarar var.
Su tüketimizin düzenli olması büyük önem taşır.Her gün düzenli olarak 2 -2,5 litre su tüketmelisiniz. Özellikle egzersiz yapıyorsanız mutlaka yanınızda su bulundurmalısınız.
Fazla kilolarınız mevcutsa bir diyetisyen yardımıyla ideal kilonuza ulaşmalısınız.
ÖDEM ATICI TARİF :
-Gece yatmadan önce 1 bardak suya ,1 adet kuru hurma koyup bekletin.
Sabah hem suyu hem hurmayı tüketin. Bağırsak hareketlerinin hızlanmasına ve ödemin atılmasını sağlar.
-1 demet maydanoz, 2 salatalık ve 1 orta boy havuç suyunu karıştırıp için. Dilerseniz 1 çay kaşığı rendelenmiş taze zencefil de ekleyebilirsiniz. Günde 2 kere aralarda tüketmek ödem atmanın sihirli formülünden biridir.

Dikkat! Domuz Gribinden Beter

Uzmanlar uyarıyor: Bu salgın hastalık domuz gribinden beter!

Burun akıntısı, öksürük, ateş ya da baş ağrısı şikâyetiyle hastanelere başvuranların sayısında son dönemde ciddi bir artış yaşanıyor. Uzmanlar da son günlerde salgının boyutunun arttığını belirtiyor ve uyarıyor: “Hep korktuğumuz domuz gribi değil, maalesef daha ağır geçen H3N2 virüsü ile karşı karşıyayız. Her hasta en az 1 hafta dinlenmeli, risk grubundakiler mutlaka doktora görünmeli.”

‘DOMUZ GRİBİ OLSA DAHA İYİ’

Sabah’ın haberine göre, Prof. Dr. Selim Badur: Grip aktivitesinde bir artış var ancak bu her kış olan ve beklenen bir dönemdir. Mevsimsel grip dediğimiz H3N2 virüsü ve H1N1 virüsü ağırlıklı bir salgın. Ancak biz çoğunlukla incelediğimizde H3N2 virüsünü görüyoruz. Aslında birkaç yıl önce adından söz ettiren ve domuz gribi olarak anılan H1N1 virüsü olsa daha iyi çünkü o daha hızlı geçiyor. H3N2 daha ağır geçiyor. Bu grip virüsü saptananların yüzde 80’inden fazlasında H3N2 virüsüyle karşılaşıyoruz. Yaklaşık 1 hafta istirahat etmek gerekiyor. Antibiyotiklerin maalesef etkisi yok. Antiviral ilaçlar bulguların ortaya çıkmasından itibaren 48 saat içinde kullanılması gerekiyor. Geç kalındığında pek işe yaramıyor. Aşılanmak için de henüz geç değil. Şubat sonuna kadar aşılanma yapılabilir.

‘PİYASADA İLAÇ BULMAK ZOR’

Prof. Dr. Önder Ergönül: İnfluenza A ile karşı karşıyayız. Bu H1N1 ya da H3N2 virüsü olabiliyor. Domuz gribi dendiği zaman insanlara hala çok kötü geliyor ancak domuz gribi aslında hafif bir türdür. Daha geç geçen daha ağır seyreden bir tablo görüyoruz. Aralık başı, ortası gibi başlayan salgın şu sıralar en yüksek seviyeye ulaştı. Giderek sayılar artıyor. Evde istirahat, işe ya da okula rahatsızlık bitmeden dönmemek yayılma hızını da azaltır. Kronik rahatsızlığı olan, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlılar, hamileler mutlaka doktora danışmalı. Yalnız bir sıkıntı da ilacının piyasada pek bulunmaması. Etken madde oseltamivir içeren 3 ilaç şu anda piyasada çok zor bulunuyor. Hastalar boş yere de antibiyotik kullanmamalı. (Vatan)

Beden Aklı ile zayıflayın

BEDEN AKLI İLE ZAYIFLAYIN !!

Bilindiği gibi fazla kilo hem sağlığı hem de psikolojiyi olumsuz yönde etkiliyor.Bu nedenle kilo problemlerinden kurtulmak gerekir.Dr.Fevzi Özgönül ideal bedene ulaşılmanın çok ta zor olmadığını belirtiyor.

Fazla kilo yani aşırı miktarda vücutta yağ birikmesi sağlık durumunu hemen etkileyen ve kişilerin ciddi sağlık problemlerinin içine çeken kilolar yüzünden pek çok insan yaşam kalitesini kaybetmektedir.Şeker hastalığı, Yüksek tansiyon, koroner kalp hastalığı, kanda yüksek yağ düzeyi, metabolik sendrom gibi pek çok şikayet kiloların gelmesiyle birlikte kendini göstermeye başlar.Kilolu insanlarda ayrıca safra kesesi hastalıklarına yakalanma, uyku apnesi olma, astım ve solunum zorluğu yaşama, karaciğer yağlanması riskleri artar. Gebelik döneminde bir takım komplikasyonların gelişme riski, aşırı kıllanma sorunu, adet düzensizlikleri de aşırı kilolu olan kadınları bekleyen sorunlardır.Vücut sistemleri kadar psikososyal durum üzerinde de yaşattığı bir takım olumsuzluklar vardır.Çevreden utanma,öz güven eksikliği gibi durumlar yaşanabilir.Yani kilonun zararları oldukça fazladır.Tabii ki zayıf olmakta tamamen sağlıklı olmak demek değildir.Aslında önemli olan en ideal bedene sahip olmaktır. Bu ideal bedene dönebilmek için kilolu kişinin vücudu için gerekli olan Protein, yağ, vitamin, mineral ve karbonhidratları yiyecekler ile almalı ve onları sindirtebilmek için biraz hareket etmesi yeterli olacaktır. Gerisini bedenin aklına bırakıyoruz. Zaten ideal bedenimiz içerisinde ideal bir ağırlık taşır. Sonuç olarak biz de kendiliğinden zayıflamış ve bize ait olan ideal kilomuza dönmüş oluruz. Bedenimiz, içerisindeki DNA zincirinde yazılı olan bedene kendiliğinden geri döner.Bu sistemin çalışabilmesi için, aynı bebeklerin büyüme çağında beslendikleri gibi besleyici değeri yüksek gıdalar ile beslenmemiz yeterlidir.İdeal bedene sahip olmak için aslında en önemli etken BEDEN AKLI’dır.Beden Aklı ile zayıflama tedavisinde, sizi zayıflatmıyoruz.Hastamıza, bir liste vermiyoruz. Sadece doktorların annelere yaptığı tavsiyeleri yapıp gerisini doyana kadar 3 öğün beslediğimiz bedenimizin aklına bırakıyoruz. Kendiliğinden ideal bedene ve ideal kiloya dönüyor.

Zaten sizin olan ideal bedene nasıl ulaşabileceğiniz konusunda size rehberlik yapıyoruz. Bu rehberlik işimizde pusulamız sizin iştahınız, yardımcılarımız doyana kadar yediğiniz besleyici yemekler oluyor.Size ne yediniz ve ne kadar yediniz diye sormuyoruz. Yedikten sonra ne hissettiğinizin önemini anlatıyoruz.

Beden Aklı ile zayıflama tedavisini hızlandırmak için Karboksipunktur yöntemini de uyguluyoruz.Bu yöntem ile de daha hızlı kilo veriliyor.Karboksipunktur, akapunktura benzer bir uygulama. Her iki kulak kepçesi, çene altı ve el bileklerin ön yüzündeki özel noktalardan cilt altına 1-2 cc lik oksijen ve karbondioksit gazı verilerek yapılıyor.Karboksipunktur uygulamasında vücudun daha hızlı yapılandırmaya geçebilmesi için, endokrin sistem bütünüyle uyarılıyor ve bağ dokusunun tamiri ve vücudun sıkılaşıp küçülebilmesi için gerekli olan besinlerin emilimine yardımcı olmak için, sindirim sistemi uyarılıp gerekli sindirim enzimlerinin salgılanması sağlanıyor. Bu iki uyarı ile vücudumuz daha hızlı küçülüp daha hızlı kilo veriyor.

Ve son olarak ‘‘Asla ben kilo veremiyorum düşüncenizi aklınızdan çıkarın !’’ ideal kiloya ulaşmak aklınızdan geçiyor bunu unutmayın !

 

 

Yüz güldüren tedavi!

İDRAR KAÇIRMADA YÜZ GÜLDÜREN YENİ TEDAVİ !!

 
Tüm dünyada yaygın olan idrar kaçırma sorunu, ülkemizde de birçok kadının çözüm aradığı bir konu olmaya devam ediyor. Her geçen yıl tıp dünyasında yeni yöntemlerin uygulanmaya başlaması, bu konuda problemli olan kadınların da yüzünü güldürüyor.İşte bu yeni yöntemlerden biri olan Manyetik Pelvik Taban Stimulasyonu hakkında Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Cengiz Bahadır önemli bilgiler verdi.
MANYETİK PELVİK TABAN STİMULASYONU
İdrar kaçırma (inkontinans) nedenleri nelerdir?
Kadınlarda idrar kaçırmanın çok sayıda nedeni vardır. En sık sebepler mesanenin enfeksiyonları (sistit), zor doğumlar, çok sayıda doğum yapmak, menopoz sonrası rahim sarkmaları, mesane taşları, rahim ve diğer genital organlardan geçirilen operasyonlar sayılabilir. Ayrıca sinir sistemi kaynaklı felçler, Alzheimer ve demans gibi hastalıklar da sık rastlanılan idrar kaçırma nedenleri arasındadır. Yine şeker hastalığı, obezite de idrar kaçırma nedeni olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda kas gevşeticiler, idrar söktürücüler, sinir sitemine etkili ilaçlar, tansiyon ilaçları da idrar kaçırma nedeni olabilir.
Bu idrar kaçırma nedenleri arasında sık rastlanılan zor doğumların ayrı bir önemi vardır. Uzamış zor doğumlar sırasında mesaneyi yerinde tutan kaslarda küçük yada büyük yırtıklar oluşabilmektedir. Bu tip durumlarda mesane doluyken hapşırma, öksürme ve ağır bir yük kaldırma ile idrar kaçırma oluşur ki bu duruma stres inkontinansı denir. Bu durum ilerlerse mesane tam dolu değilken bile idrar kaçırma olabilir.
Birde “urge inkontinans” değimiz bir diğer sık rastlanılan idrar kaçırma şekli vardır. Bu durumda hasta idrarının geldiğini hisseder ama tuvalete gidene kadar bir miktarını kaçırır. Bu durum genelde sistit gibi kronik mesane enfeksiyonlarında ve diğer genital sistem rahatsızlıklarında görülebilir. Bazen bir neden tespit edilemeyebilir.
İdrar kaçırma nasıl tedavi edilmelidir?
İdrar kaçırmanın başarılı bir şekilde tedavi edilmesi için kaçırmanın nedeninin tam olarak ortaya konması gerekir. Çoğu hastada hastanın şikayetlerinin dinlenmesi bile tanı için yeterli olabilir. İdrar yolları ultrason incelemesi, idrar testi de ayırıcı tanıda yardımcı olabilir. Zor olgularda ise ürodinami olarak adlandırılan ve idrar kaçırmadaki bozukluğu tam olarak ortaya koyabilen özel bir test uygulanmaktadır. Gerekli testlerle idrar kaçırmanın sebebi ortay konduktan sonra tedaviye geçilebilir.
İdrar kaçırma tedavisinde egzersiz, manyetik kas stimulasyonu, ilaç tedavisi ve son olarak çeşitli ameliyat yöntemleri uygulanabilir.


Egzersiz
Tedavinin olmazsa olmazıdır. Hastaya deneyimli bir fizyoterapist tarafından pelvik taban kaslarını nasıl kullanması gerektiği öğretilir. Yaptırılan özel egzersizler ile idrar tutmaya yardımcı kasların gücü artırılır. Hasta bu egzersizleri evinde de kendi uygulamaya devam eder. Egzersiz tedavisinin tek olumsuz yanı hastada belli bir bilinç düzeyi gerektirmesidir. Yani Alzheimer’li ve felçli hastalarda uygulanması zordur. İlaç ve manyetik stimülasyon tedavisi ile kombine olarak kullanılabilir.
Manyetik Pelvik Taban Stimulasyonu
Bu yeni yöntemde özel bir cihaz ile pelvik taban kasları manyetik akım ile uyarılır. Bu sistemde hasta içine manyetik koil yerleştirilmiş özel bir koltuğa oturur. Hastanın kıyafetlerini çıkarmasına gerek olmayıp günlük kıyafetleri ile oturabilir.Uygulanması son derece kolay ve ağrısızdır. Manyetik stimulasyon uygulandığında hasta pelvik kaslarının kasıldığını hisseder. Haftada 2-3 kez 20 dakika süreyle uygulanır. Hastanın klinik durumuna gire 15-20 seans yeterli olur. Duruma göre seansların arası açılarak daha uzun süreler de uygulanabilir. Bu yöntem idrar tutmayı sağlayan kasların güçlenmesine sebep olarak idrar kaçırmayı tamamen ortadan kaldırabilir yada azaltır. Bir çok bilimsel çalışma ile yöntemin etkinliği ispatlanmış olup ABD’de FDA tarafından da onaylanmıştır. Yalnız tek başına değil mutlaka pelvik taban egzersizleri ile beraber uygulanmalıdır.
Manyetik Pelvik Taban Stimülasyonu hangi hastalarda kullanılabilir ?
Zor doğum ya da çok sayıda doğuma bağlı olarak pelvik taban kasları zayıflayan ve stres inkontinansı olan hastalar, urge inkontinans vakaları, ameliyat olamayacak hastalar bu yöntemden çok fayda görebilir. Erkeklerde prostat operasyonu sonrasında görülen idrar kaçırma şikayetlerinde de yöntemin etkinliği gösterilmiştir.
Manyetik Pelvik Taban Stimülasyonu  Tedavisinin yan etkisi var mıdır?
Yapılan çalışmalarda herhangi bir yan etki gözlenmemiştir.
İlaç Tedavisi
Uygun hastalarda bazı ilaçlar ile idrar inkontinansı kısmen azaltılabilir. İlaç tedavileri özellikle stres ve urge inkontinans vakalarında etkilidir. İlaç tedavisi uygun hastalarda manyetik stimulasyon ve egzersiz tedavileri ile kombine edilmelidir.
Cerrahi Tedavi
Bu tedavi yöntemleri ile şikayetleri azalmayan hastalarda cerrahi yöntemler uygulanabilir. Son yıllarda daha basit yöntemler geliştirilmiş olup uygun vakalarda başarılı sonuçlar alınmaktadır.

 

Çöpleri yeraltında toplanıyor

 Ataşehir’in çöpleri yeraltında toplanıyor

Ataşehir’de yeraltı çöp konteynırı sistemi yaygınlaşıyor

Türkiye’de ilk defa 2006 yılında uygulanmaya başlanan yeraltı çöp konteynırı sistemi Ataşehir’de hızlı bir şekilde yaygınlaşıyor. Ataşehir’de yeraltı çöp konteynırı sayısı 250’yi aşarken, Ataşehir Belediyesi tarafından ilçedeki 70 daire ile üstü apartman ve sitelere, yeraltı çöp konteynırı sistemi kullanma zorunluluğu getirildi.

Yerüstü çöp konteynırlarına göre 10 kata kadar daha fazla atık toplayabilen yeraltı çöp konteynırı sistemi aynı zamanda uzun ömürlü olması sebebiyle maliyet hesaplarını da amorti edebiliyor.

Ataşehir’de yeraltı çöp konteynırı sayısı 250’yi aşarken, İstanbul geneline bakıldığında; Beykoz’da 200, Pendik’te 70, Kadıköy ve Bakırköy’de 45, Tuzla’da 40, Üsküdar’da 30, Kartal’da 26, Ümraniye’de ise 15 adet yeraltı çöp konteynırı bulunuyor.

Ayrıca ilçedeki yerüstü çöp konteynırı sayısı da Ataşehir Belediyesi’nin kurulduğu 2009 yılından bu yana 2.000’den, 3.000’e çıkartıldı.

Ataşehir’in mahallelerindeki yeraltı çöp konteynırı sayıları:

Barbaros Mahallesi’nde 80,

Atatürk Mahallesi’nde 20,

Mimar Sinan Mahallesi’nde 18,

Yenişehir Mahallesi 16,

Yeni Çamlıca Mahallesi 16,

İçerenköy Mahallesi 15,

İnönü Mahallesi 12,

Esatpaşa Mahallesi 12,

Küçükbakkalköy Mahallesi 11,

Fetih Mahallesi 8,

ÖrnekMahallesi 8,

Kayışdağı Mahallesi 8,

Ferhatpaşa Mahallesi 7,

Aşıkveysel Mahallesi 5

Mustafa Kemal Mahallesi 5,

Yenisahra Mahallesi 5,

Mevlana Mahallesi 4.

Gelin kaynana savaşı

Gelin kaynana savaşı

Gelin Kaynana Savaşlarının Mitolojik Hikâyelere Kadar Uzandığını Biliyor muydunuz?

Erkek annesi olmanın avantajlarını sonuna kadar kullanmaya çalışan ve biricik oğullarını aileye sonradan katılan bir kadınla paylaşma konusunda sıkıntı yaşayan annelerin sadece günümüzde olduğunu sanmayın. Bu mesele insanlık tarihi kadar eski…

Geçmişten bugüne gelin kaynana savaşlarını Hisar Intercontinental Hospital Psikiyatri Uzmanı Dr. Bilal Ersoy’dan öğrendik…

Kadim Yunan mitolojisinde, güzellik tanrıçası Afrodit, Oğlu Eros’un güzelliği dillere destan Psike’ye âşık olmasına katlanamaz ve Psike’ye yapmadığını bırakmaz. Tanrıça Afrodit ile gelini Psike arasında yaşananların, gelin-kaynana çatışmasının insanlık tarihi kadar eski olduğunun kanıtı olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Ersoy; ‘Ruhun güzelliğini, sevgisini, korkularını, çelişkilerini, olgunlaşma sürecindeki acısını ve huzura ulaşmasını simgeleyen bu mitostaki Psyche (ruh) bir kelebek ile sembolize edilir. Çünkü kelebek de tıpkı ruhumuz gibi zorlu bir olgunlaşma sürecinden geçer. Psikoloji kelimesinin kökü “psike” bu mitolojik hikâyeden gelir.’ diye konuştu

Evlilik Yeni Bir Kurumdur; Erkeğin Yetiştiği Aileye Yapılan Bir Ekleme Değil!

Gelin ile kaynana arasında yaşananlar, kız çocuğunun annesiyle yaşadığı rekabetin bir türevidir. Geleneklerimiz çiftleri, eşlerinin ebeveynlerine “anne”, “baba” demeye zorlar. Mutsuz evlilikler ve cinsel kimlik çatışmaları nedeniyle anneler erkek çocuklarını sahiplenirler. Ayrımlaşma ve bireyleşme sağlıklı gelişmediği için evliliklerde bu yapışıklığın çözülmemesi bir krize dönüşür. Anadolu’da evlilik, ailesinden çıkan iki insanın kurduğu yeni bir kurumdan çok, erkeğin yetiştiği aileye bir eklemlenme olarak algılanır. Soyadı ile ilgili yasal düzenleme, bir yanıyla bu gelenek ve algının bir uzantısıdır. Genç “ kız alınır”, başka bir aileye “gelin gider”.

Kadının Görevi Güzel Olmak; Erkeğin Görevi Eve Ekmek Getirmek Olmamalıdır!

Ataerkil toplumlarda genç kadından ev içinde becerikli olması, erkeğe bakım vermesi ve biat etmesi beklenir. Güzellik, kadın için vazgeçilmezdir. Erkekten beklenen ise eve ekmek getirmesi ve belirli bir statüde olmasıdır. Eros ve Psike’nin hikâyesinde Afrodit, güzellik üzerinden bir rekabete girer gelin adayıyla. Psike ile Eros’un yasak aşkı ortaya çıkınca ve Psike Eros’a talip olunca işkencesine başlar. Psike, kültürümüzde, özellikle taşrada yaygın olarak gördüğümüz ev içi psikolojik baskıya maruz kalır. Ev içinde ve dışında zorlu görevlerle yıldırmaya çalışır. Biricik oğlunu kimseyle paylaşmak istemez Afrodit. Aslında aralarında bir güç ve iktidar mücadelesi başlar. Çünkü ataerkil toplumlarda erkeğe sahip olmak, iktidar ve güce sahip olmak demektir. Kaynana, bir yandan iktidarını ve gücünü kabul ettirmeye çalışırken, bir yandan da gelini zorlu bir sınavdan geçirir.

Klasik Yunan Mitolojisi ataerkil bir tiranlığı anlatır. Baş tanrı Zeus güçlü ve cinsel yönden aktif bir erkek tanrıdır. Psike Tanrıların ülkesi Olympos’a (yani erkeğin evine) ve tanrısallığa (yani erkeğin soyuna) kabul edilmeden önce sınavdan geçirilir. Toplumumuzda erkeğin annesinin gelin adayını hamamda görmesi, “kız isteme” sırasında gelinin kahve yapması ile sembolize edilen maharetini görme geleneği Psike’nin başından geçenlerden çok da farklı değildir. Bakım verme ataerkil toplumlarda kadına biçilen roldür. Afrodit, biricik oğluna bakım verecek Psike’nin yeterliliğini ölçer.

Evlilik, kadınlar (gelin ve kaynana) arasında, kökleri çocuklukta (3-6yaş arası dönemde) atılan rekabet duygularını harekete geçirir. Bizimki gibi, geniş aile olmaya meyilli, çözülmemiş rekabet çatışmaları olan toplumlarda evlilik, kaynananın iktidarını, gelinin olgunluğunu kanıtlamaya çalıştığı bir çatışmaya döner. Çoğu zaman erkek, annesi ile eşinin arasında kalır.

Çekirdek aileye, kişilerin özerkliği ve farklılıklarına, çocuklarımızın erişkin olduklarındaki seçimlerine saygı duyma kapasitemiz, toplumun ve bireyin ruhsal gelişmişliğinin önemli bir göstergesidir. Gelin kaynana ilişkisi, rekabet, kıskançlık, ayrımlaşma-bireyleşme gibi ruhsal olgunluğun önemli bileşenlerinin yoğunlaştığı bir çatışma alanıdır. Dolayısıyla mutlu ve olgun ebeveynler, mutlu ve özerk çocuklar yetiştirmeden gelin kaynana çatışması da son bulamayacağa benzer.

Kar Gözünüzün Dostu Olmayabilir!

Kar Gözünüzün Dostu Olmayabilir!

Kış mevsimini en yoğun hissettiğimiz şu günlerde ülkenin dört bir yanını beyaz örtü kaplamış durumda… Ancak seyrine doyulamayan kar manzaraları içimizi ferahlattığı kadar gözlerimizi de karartabilir. Güneşten gelen ultraviyole ışınların kar ya da buzdan yansımasıyla gözde oluşan kar körlüğünü Hisar Intercontinental Hospital Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Uzmanı Op. Dr. Faruk Eroğlu’na sorduk…

Kar körlüğünün belirtileri ve yol açtığı rahatsızlıklar;

Ultraviyole keratiti olarak da bilinen, gözün ani ve yoğun ultraviyole ışınlara maruz kalması sonucu oluşan kar körlüğü göz kapaklarında ve konjonktiva tabakasında (göz akını ve kapakların içini kaplayan ince zar) kızarıklıklara ve yanıklara yol açar. En önemli etkisini ise gözün en ön kısmında bulunan kornea tabakasında gösterir. Buna bağlı gözlerde yanma, batma hissi, sulanma, ağrı ve fotofobi (aşırı ışık hassasiyeti) oluşur. Göz kapaklarında istemsiz kapanma (blefarospazm) görülür. Gözde oluşturduğu hasarın şiddetine göre ise farklı derecelerde bulanık görmeye de yol açabilir.

Ani ve yoğun şekilde ultraviyole ışınlara maruz kalan gözlerde hassasiyet ve şikâyetler 6-8 saat sonra başlar ve birkaç gün sürebilir. Fakat gözlerde oluşan hasarın boyutuna göre bu süre 1 haftaya kadar uzayabilir.

Kar körlüğünün gözlerde oluşturduğu tahribatın ve rahatsızlığın etkisini en aza indirmek için;

  • Gözlerinizi bol suyla yıkayın.

  • Göz kapaklarınıza soğuk pansuman yapın.

  • Gözlerinizde oluşan ağrıyı hafifletmek için suni gözyaşı, çok ağrılı durumlarda ise hekiminizin kontrolünde ağrı kesiciler kullanın.

  • Kesinlikle gözlerinizi ovuşturmayın. Çünkü ovuşturma rahatsızlığınızın daha da ilerlemesine ve korneada yaralanmalara yol açabilir.

  • Gözlerinizde ağrı, bulanık görme gibi şikayetleriniz varsa hiç vakit kaybetmeden göz hekiminize başvurun.

Kar körlüğüne maruz kalmamak için alınması gereken önlemler;

  • Karlı havada mutlaka ultraviyole blokajlı koyu renkli güneş gözlükleri kullanın.

  • Koruyucu suni gözyaşı damlaları kullanın.

  • Kışın kullanacağınız güneş gözlüğünü seçerken geniş çerçeveli, göz ve çevresini tamamen kaplayanları tercih edin.

  • Gözünüzde daha önce yaşadığınız göz hastalığı, göz ameliyatı ya da göz kuruluğu gibi herhangi bir problem varsa daha dikkatli hareket edin.