Kalbiniz için bunlara dikkat!

Kalbi zorlayan kalp krizine davetiye çıkaran davranışlar

Dünyada kalp hastalığı belki de günlük yaşamı etkileyen en önemli hastalıkların başında geliyor. ABD’de 3 yetişkinden 1’i kalp hastalığından etkileniyor. Oysa bu 17 alışkanlıktan kaçınarak daha sağlıklı bir kalbe sahip olabiliriz.

TV seyretmek

Düzenli egzersiz yapsanız bile saatlerce televizyon karşısında oturmak kalp krizi ve felç ihtimalini artırıyor. Bunun sebebi ise basit. Hareketsizlik kandaki yağ ve şeker seviyesini olumsuz etkiliyor. Doktorlar periodik olarak yürümeyi tavsiye ediyor. Eğer ofisteyseniz telefonla ayakta konuşarak riski azaltın.

Depresyonu hafife almak

Stresli, agresif ve depresifseniz bunun kalbinize ayratacağı sonuçlar ciddi olabilir. Stres, depresyon göz ardı edilmeye müsait durumlardır. Özellikle stresi içselleştirenler büyük kalp rahatsızlığı riski altındalar.Ancak kalp sağlığınız için depresyonu hafife almayın. Doktorlar sorunlarınızı sürekli yakınlarınızla konuşmanızın kalbinize iyi geleceğini söylüyor.

Horlamayı küçümsemek

Horlama küçük bir uyarı gibi gelebilir. Ancak uyku düzensizliğinin ciddi bir uyarısıdır. Uyurken nefesinizin kesilmesi kan basıncının da yükselmesi ve kalbin uykuda daha çok çalışması anlamına gelir.Daha çok şişman ve obez kişiler uyku bozukluğundan muzdarip olsa da zayıf insanlarda da görülen bu hastalık asla hafife alınmamalı. Eğer horluyor ve yorgun uyanıyorsanız doktorunuza başvurun.

Diş temizliğini ihmal etmek

Diş eti hastalıkları ile kalp rahatsızlıkları arasında sebebi ortaya çıkarılamasa da büyük ilişki var. Eğer dişlerinizin aralarını temizlemeyi ihmal ederseniz zaman içinde bakteri birikmesi yaşanır. Bir teoriye göre bu bakteri vücuttaki iltihapları tetikler. Bu iltihaplar da damarların fonksiyonlarının aksamasına yol açabilir. Bu yüzden komple bir diş temizliği çok önemlidir.

Yalnız yaşamak

Tabii ki herkesin yalnız kalması gereken bir dönem olabilir. Ancak başkalarıyla iletişimde olmak sağlıklı yaşamın önemli bir parçası.Yapılan araştırmalar gösteriyor ki aileleri ve yakın arkadaşlarıyla güçlü bağları olan insanların kalpleri daha dayanıklı oluyor ve daha uzun bir yaşama kucak açıyor.

Vücudunuza aşırı yüklenmek

Evet, sadece fit kalmak için değil kalp sağlığı için de spor yapmak önemli. Ancak sporu abartmak da kötü sonuçlar doğurabiliyor.Doktorlara göre spor yaparken vücuda aşırı yüklenmek ve sonrasında sporu tamamen bırakmak kalp için zararlı. Düzenli ve yüklenmeden yapılan egzersiz ise kalbe çok faydalı.

Aşırı alkol tüketmek

Aşırı alkolün yüksek tansiyona yol açtığını artık bilmeyen kalmadı. Aşırı alkol aynı zamanda kandaki yağ oranını artırdığı gibi kalp durmasına kadar etkide bulunabiliyor. Daha fazlası alkolde bulunan ekstra kalori kilo almaya yol açarken aşırı kilolar da kalp sağlığını tehdit ediyor.

Aşırı yemek

ABD’deki kalp hastası erkeklerin yüzde 72’si kadınların yüzde 64’ü obez. Bu da kilonun kalp rahatsızlıklarında ne kadar rol oynadığını gösteriyor.Bu yüzden daha az yemek yiyin. Şekerli içecekler yerine su için. Ekmek ve makarna gibi yüksek kalorili ve karbonhidrat oranı yüksek yiyecekleri sofranızda azaltın.

“Risk altına değilim” demek

Kalp hastalıkları, dünyada en çok can alan hastalıklardan biri. Bu yüzden kişinin risk altında olmadığını zannetmesi aslında riski başlı başına artıran bir faktör. Yüksek tansiyon, kolestrol, şeker, kilo sürekli takip edilmesi gereken faktörler. Sigaradan da mutlaka uzak durulmalı.

Kırmızı et yemek

Kırmızı et yüksek oranda doymuş yağ oranı içerdiğinden kalbe zararlı yiyecekler arasında. Doktorların tavsiyesi rejiminizde yüzde 10’dan az kırmızı et yemeniz. Eğer kırmızı eti terk edemeyenlerdenseniz, ufak parçalarla az yiyin. Ayda sadece birkaç kez biftek yemek kalp sağlığınızı olumlu etkiler.

Kontrollerinizi ertelemek

Kolesterol, tansiyon ve kan şekerini mutlaka düzenli bir şekilde ölçün. Eğer bu değerler yükselirse kalp rahatsızlığı gibi hastalıklara yenik düşme ihtimaliniz de artar.Bu risk yaşlanınca daha artar. 50’li yaşlarında olan kişilerin yüzde 90’u yüksek tansiyon riski taşıyor. Bu yüzden genç yaşlarda bu değerleri kontrol etmek her zaman riski azaltır.

Sigara içmek

Tekrarlamaktan bir sakınca gelmez: Sigara içmeyin. Doktorların uyardığı gibi sigara kalp için topyekun bir felakettir. Damarları tıkayan sigara kalp riskini muazzam azaltır. Ayrıca çevrenizdekileri de uyarmanız gerekir. Yılda 46 000 kişi pasif içiciliğin yol açtığı kalp hastalığından yaşamını yitiriyor.

İlaçları ihmal etmek

İlaçların her zaman yan etkisi vardır. Bu etkilerden dolayı ilaç almak için isteksizlik olabilir. Ancak yüksek tansiyon ilaçlarının düzenli alınması gerekir. Kendinizi iyi hissetmeniz tansiyon düzenleyici ilaçları bırakmanıza gerekçe olmamalı. Bu tip ilaçları mutlaka doktor kontrolünde, uygun periyotlarda alın.

Meyve ve sebze yememek

Doktorlar en kalp dostu diyetlerin sebze ve meyve içerdiğini belirtiyor. Abur cuburu minimuma indirip sebze, düşük yağlı süt ve meyvelere yönelin.

Fiziksel belirtileri görmezden gelmek

Merdivenleri çıkarken nefes nefese kalıyorsanız, göğsünüzde baskı hissediyorsanız bir doktora görünme zamanı geldi.

Tuzlu yiyeceklerden kaçınmamak

Ne kadar tuz tüketirseniz tansiyonunuz o kadar artar. Aşırı tuz tüketimi ve beraberinde yüksek tansiyon böbrek problemleri ve kalp krizi riskini artırır.

Abur cubur yemek

Yüksek oranda şeker, yağ ve kalori içeren yiyeceklerin besin değeri genelde düşük olur. Araştırmalara göre yüksek kalorili yiyecekler obezite ve şeker hastalığı riskini artırır.

 

Bu yiyecekler öldürüyor!

Gündelik hayatta hiç tereddüt etmeden tükettiğimiz bazı besinler, ciddi hastalıklara hatta ölüme yol açabiliyor.

Sağlıklı bir beslenme programında yer alması gerektiği konusunda hemfikir olduğumuz marul, yumurta, domates gibi besinler, Food and Drug Administration’ın yayımladığı en riskli yiyecekler arasında üst sıralarda yer buluyor.

Yer Fıstığı: Besin alerjilerine bağlı ölümlerin başında yer fıstığa alerjisi olanlardan kaynaklanıyor.

Ackee Meyvesi: Jamaika’da yetişen bu lezzetli, ama bir o kadar da zehirli meyve, vitaminler ve protein açısından zengin olsa da, iyice olgunlaşmadan tüketildiğinde karaciğerinizden glikozun salınmasını engeller ve ölüme neden olur.

Sosis: Amerika Çocuk Hastalıkları Akademisi’nin araştırmasına göre, sosisler, çocuklarda boğulma tehlikesi arz ediyor.

Ton Balığı: Dünya üzerinde en yaygın tüketilen balık türlerinden olan Ton Balığı da risk grubuna dahil.Özellikle beyaz renkli türleri fazla tüketildiğinde, içerdiği yüksek cıva nedeniyle hamile ve çocukların sinir sitemi gelişimini olumsuz etkileyebiliyor.

Mantar: Doğada yetişen mantarlar türlerinden bazıları, zehirlenmelere ve hatta ölüme yol açabiliyor. Kendi bahçenizde dahi bulabileceğiniz bazı mantarlar halüsinatif etki yaratırken, bazıları ölüme kadar giden çok daha ciddi zararlar teşkil edebiliyor. Güvenli olduğuna emin olmadığımız mantarları tüketmemek gerekiyor.

Yumurta: Pek çok insanın temel besin maddelerinden biridir. Ancak, Health.Com’a göre, Salmonella salgınlarının büyük bir kısmı yumurta tüketimiyle ilişkili. Yumurtların içinde üreyebilen bu zararlı bakteri, doğru tüketilmeyen yumurtalar aracılığıyla insanlara bulaşabiliyor. Bu yüzden yumurtaları iyi pişirmek ve buz dolabında muhafaza etmek gerekiyor. Çiğ yumurta içeren mamulleri tüketmemek de alınabilecek önlemlerden.

İstiridye: Pahalı restoranların çok aranan lezzeti, İstiridyeler; doğru tüketilmediğinde pek çok hastalığa neden olabiliyor. İstiridyeler, okyanus tabanına yapışıp sudaki planktonları süzerek beslenirler. Eğer filtreledikleri su kirliyse, İstiridyenin kendisi de kirlenmiş olur. Yakalanıp servis edilme sürecinde de doğru adımların izlenmesine dikkat etmek gerekiyor. Örneğin az piş ya da çiğ tüketildiğinde ciddi rahatsızlıklara neden olabiliyor.

 

 

 


Ciltteki kırışıklıklar tarih oluyor!

İlerleyen yaşla birlikte ciltte oluşan kırışıklıklar birçok kişi için ciddi sorun olabiliyor. Cilt gençleştirme konusunda pek çok kozmetik ürün ve çeşitli tedavi yöntemi uygulanıyor.

PRP (Trombositten Zengin Plazma) ile yaşlanma belirtileri, ciltteki lekeler sorun olmaktan çıkıyor. PRP ile ciltteki leke ve akne izlerinden kurtulabilir, daha parlak, sıkı ve canlı bir cilde sahip olabilirsiniz. Kişinin kendi kanından elde edilen plazmanın, cilde enjekte edilmesiyle yapılan PRP ile cilt daha parlak ve genç bir görünüme kavuşuyor. PRP’nin, yaşlanma ile oluşan hasarlı dokuları onararak daha genç bir görünümün elde edilmesini sağladığını söyleyen Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gonca Gökdemir “PRP yüz, boyun, dekolte ve ellerin dış yüzüne uygulamalar yapılabilir” diyor.

PRP, trombositten zenginleştirilmiş plazma tedavisinin kısaltılmış ismidir. Bu yöntem, kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak bir dizi işlemden geçirildikten sonra elde edilen trombositten zengin plazmanın, yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesi şeklinde uygulanır. Trombosit denilen kan hücreleri, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımı ve doğal haline dönüşmelerini sağlamak için gerekli “büyüme faktörlerini” yapısında barındırmaktadır. Eğer dokularımızda herhangi bir hasar olursa bu kan hücreleri, hasarlı dokuya gelerek onarım sürecini başlatırlar. PRP tedavisinde ise normal şartlar altında toplanan trombositlerden daha çok miktarda hücre hasarlı dokuda birikmektedir ve böylece onarım süreci hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.

PRP tedavisi nasıl uygulanır?

Tedavi için hastadan yaklaşık 10 CC kan alınır. Özel bir tüpte santrifüj edilir. Bu işlem sonucu plazma içinde normalden daha fazla miktarda trombosit birikmiş olur. Trombositten zenginleştirilmiş bu plazma, aynı kişiye enjeksiyon yoluyla verilir. Kişinin kendi kan ürünü kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmez. Uygulama 4-6 hafta arayla 3-4 seans yapılmaktadır. Cilt gençleştirme tedavisinde lazer sistemleri, peeling, dermaroller yöntemleri ile birlikte kullanılabilir.

Hangi durumlarda PRP uygulanmaz?

Kişinin trombosit sayısı yetersiz olan hastalar

Kanser hastaları

Kan sulandırıcı ilaç alanlar

Aktif enfeksiyonu olan hastalar

Dermatolojide PRP’nin kullanıldığı alanlar

Cilt gençleştirme: Yapılan çalışmalar PRP tedavisi ile ciltte yaşlanma ile azalan kollajen yapısının yenilendiğini göstermektedir. PRP, yaşlanma ile oluşan hasarlı dokuları onararak daha genç bir görünümün elde edilmesine olanak sağlar. Bu amaçla yüz, boyun, dekolte ve ellerin dış yüzüne uygulamalar yapılabilir.

Saç dökülmesi: PRP, genetik olmayan saç dökülmelerinde tek başına etkili bir tedavidir. Genetik saç dökülmelerinde ise tek başına ya da saç ekimi yöntemleriyle birlikte kullanılmaktadır.

Yara iyileşmesi: Vücutta iyileşmeyen uzun süreli yaralar, yatağa bağlı olan hastalarda görülen yatak yaraları, damar hastalığı sonucu oluşan bacak yaralarında iyileştirici etkileri bulunmaktadır.

 

Hastalık riski taşıyor!

Hijyen Konseyi Sözcüsü Mehmet İmrek, bardakta mısır satanların kullandığı karıştırma kaplarının, bir sonraki işlem için yıkanmadan ve dezenfekte edilmeden açıkta muhafaza edildiğini savunarak, “Daha sonra açık ortamda her türlü zararlı bakterilere maruz olan bu kap, bir başka kullanım için yeniden kullanılarak tüketicilere bardak bardak mikroplu mısır olarak servis ediliyor” dedi.

İmrek, Hijyen Konseyinin, hijyen konusunda özgün çalışmalar gerçekleştirecek bir çatı yapılanması olduğunu söyledi. Konseyin, hiçbir yere ve makama bağlı olmadığını belirten İmrek, 1 Şubat’ta faaliyetine başlayan kuruluşta, gıda mühendisleri, veteriner hekimler, hukukçular, sağlıkçılar ile gıda ve tüketici derneklerinin yer aldığını kaydetti.

Konsey olarak bardakta mısır satışlarına dikkati çekmek istediklerini vurgulayan İmrek, seyyar arabalarda veya dükkanlarda satılan bu mısırların, sağlıklı olup olmadığı ile besleyiciliğinin tartışılmasının yanı sıra hijyen kurallarına uygun hazırlanıp satıldığından söz edilmesinin mümkün olmadığını anlattı. Cadde, sokak veya alışveriş merkezlerinde açık ortamlarda duran karton bardağın içine, yine kapalı ortamda saklanmayan karıştırma kabı içinde kaynatılıp ılıtılmış, çeşitli sos ve baharatlarla tatlandırılmış mısırın konulduğunu anlatan İmrek, şöyle devam etti:

“Bardakta mısır satanların kullandığı karıştırma kabı, bir sonraki kullanım için yıkanmadan ve dezenfekte edilmeden açıkta muhafaza ediliyor. Daha sonra açık ortamda her türlü zararlı bakterilere maruz olan bu kap, bir başka kullanım için yeniden kullanılarak tüketicilere bardak bardak mikroplu mısır olarak servis ediliyor. Ülkemizdeki mevzuata göre mısırların içine konulduğu bardakların da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından izinli, ruhsat almış işletmelerce üretilmesi gerektiği halde hiçbir kurala uyulmadan açıkta satılan bu ürünleri tüketen çocukların ve gençlerin sağlığı tehdit altındadır.”

“Bekleme süresi uzadığında risk daha da artmaktadır”

Dünyadaki üretimin neredeyse tamamına yakını genetiği değiştirilmiş organizmalı olan mısırın, çok çabuk mikroorganizma üreyebilecek karakterde olduğunu ileri süren İmrek, “Özensiz tüketilmesi sağlıklı olmadığı gibi her türlü hastalık yapıcı mikroplara açık ortamlarda iş yerinin ve personelinin, Gıda Hijyen Sertifikası olmadan satışına izin verilmesi de halk sağlığı için sakıncalıdır” ifadesini kullandı.

Gıda satışı yapan iş yerleri ve personelinin “Hijyen Eğitimi Yönetmeliği” gereğince sertifikalandırılmasının zorunluluğuna dikkati çeken İmrek, sertifikası olmadığı halde faaliyette bulunanların, Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 282′nci maddesi gereğince 250 lira ila bin lira arasında idari para cezası ile cezalandırıldığını belirtti. Bardak mısırın 72-75 derece sıcaklıkta pişirilip tüketim için 30-35 derece sıcaklığında tutulduğundan, mikroorganizmaların çoğalmaya başlayacağını dile getiren İmrek, şunları kaydetti:

Bekleme süresi uzadığında risk daha da artmaktadır. Güvenli tüketim için pişmiş besinler, ısılarını kaybetmeye başlamadan hemen yenmesi gerektiğinden bardakta mısır için bu kurala uyulmamaktadır. Haşlanmış mısırın pişim aşamasından sonra hemen tüketilmesi gerekir ancak bu satışlarda gün boyu tüketim için sıcak tutulduğundan mikropların barınabildiği ve hızla arttığı şartlar oluşmakta, ısıya bağlı olarak çoğalan ve bulaşan mikropların sebep olduğu bağırsak enfeksiyonları, ishal, gıda zehirlenmeleri, tifo, viral hepatit A, malta humması gibi hastalıklar ortaya çıkabilmektedir.”

İmrek, Hijyen Konseyi olarak bunun takipçisi olduklarını ifade ederek, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ilgili diğer kamu kurumlarının ortak denetimler yaparak hijyen kurallarına uygun şartları taşımayan bu gibi satıcıların yasada belirtilen niteliklere uygun hale getirmeleri için yasal işlem başlatmasını istedi.

Mehmet İmrek, önlem alınmaması durumunda mevzuata uygun olmayan yerlerin kapatılması için dava açacaklarını sözlerine ekledi.

Faydalarını biliyor muydunuz?

Muzdan bala birçok besinin, meyvenin ya da sebzenin cildimize iyi geldiğini, cildin onarımına daha temiz ve parlak olmasına yardımcı olduğunu biliyor muydunuz?

İşte besinlerin cilde faydaları

Muz maskesi: Muz besleyici ve içeriği zengin bir meyvedir. Özellikle solgun, yıpranmış ve kuru ciltlerde doğal yenilik sağlayacaktır. Lekesiz ve olgun bir muzun yarısını ezerek güvenilir bir markaya ait olan nemlendirici kremle karıştırın ve cildinize sürün. 15 dakika sonra soğuk suyla yıkayın. Haftada 1 defa uygulamanız yeterlidir.

Elma maskesi: Elma bazı kısımları yağlı bazı kısımları kuru olan karma ciltler için ideal bir meyve. Çünkü kuru bölgeleri daha da kurutmuyor. Golden elma dediğimiz yeşil elmanın içini iyice ezerek 1 kahve kaşığı kadarını, 2 kahve kaşığı nemlendiriciyle karıştırın ve cildinize sürün. 20 dakika bekledikten sonra soğuk suyla yıkayın. Haftada 2 defa uygulamanız yeterli. Farkı göreceksiniz.

Portakal maskesi: Meyve asidi açısından zengin olan portakalı, problemli ve yağlıya yakın normal ciltler için öneriyorum. Portakalı sıkıp 2 kahve kaşığı ölçüsündeki suyunu nemlendirici kremin içine katın. Maskeyi yüzünüze sürüp 10 dakika sonra yıkayın. Haftada 2 defa uygulamanız gözle görülür bir canlanma sağlayacaktır.

Limon maskesi: Yağlıya yakın normal ve problemli ciltler için uygun bir meyvedir limon. Portakal maskesi gibi hazırlanır. Ancak portakaldan farklı olarak yüzünüzde 5 dakika bekletin ve problemler düzelinceye kadar haftada 2 kez uygulayın.

Avokado maskesi: Yorgun ve kurlu ciltleri nemlendirecek ve canlandıracak, güneşlenmenin ardından da kullanılmasını önerebileceğim bir maske. 1 kahve kaşığı avokadonun içini ezip 2 kahve kaşığı nemlendirici kremle karıştırın ve kalın bir tabaka halinde cildinize sürün. 15 dakika beklettikten sonra yıkayın. Haftada 1 defa uygulamanız yeterli olacaktır.

Salatalık maskesi: Sıkıştırıcı ve ferahlatıcı özelliği nedeniyle yağlıya yakın normal ciltler için çok uygun. Cilde parlaklık verip canlandırır ve gözenekleri sıkılaştırır. Salatalığın çekirdeksiz bölümünden 1 kahve kaşığı alıp iyice ezdikten sonra 2 kahve kaşığı nemlendiriciyle karıştırın. 10 dakika yüzünüzde bekletin. Ayda sadece iki kez uygulamanız sonuç için yeterli.

 

 

 

Bahar yorgunluğunu yok eden besinler..

Tam tahıllar: Tam buğday, çavdar ve yulaf gibi tam tahıl ürünlerini düzenli tüketmeniz bahar yorgunluğunu yenmenize yardımcı olur. Tam tahıllar; zengin lif içerikleri, kan şekerinde dalgalanma yaratmamaları ve yüksek oranda B vitamini içermeleri nedeniyle baharda en yakın dostunuz olması gereken besinlerdendir.

Kuşkonmaz: İçerdiği probiyotik lifler sayesinde, bağırsaklarımızda yaşayan probiyotik bakterilerin üremelerini sağlar. Prebiyotik özelliği ile sindirim sisteminin düzgün çalışmasında, bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli etkileri vardır.

Kuruyemişler: İçerdikleri E vitamini, lif, magnezyum ve potasyum ile yorgunluğun düşmanı olan besinlerdir. Özellikle fındık, badem ve ceviz içerdikleri omega-3 yağ asitleri nedeniyle diğer kuruyemişlerden bir adım öndedir. Günde 1 avuç kuruyemiş tüketmek, hem kalp sağlığınız hem de baharı enerjik geçirmeniz için gereklidir.

Ananas: Yüksek C vitamini içeriğinin yanı sıra, içerdiği bromalin ile düzenli tüketildiğinde vücutta yağ yakımına destek olduğu biliniyor. Aynı zamanda bahar ayında selülitleri düzeltme etkisi nedeniyle kadınların baş tacı olmalı.

Avokado: Avokado, vitamin-mineral içeriği yüksek ve aynı zamanda sağlıklı yağ asitlerini yapısında bulunduran bir meyvedir. Günlük vitamin ihtiyacının karşılanmasında ve vücudun ihtiyaç duyduğu yağ asitlerinin alınmasında önemli rol oynayabilir. Ayrıca avokado, birlikte tüketildiği besinlerin vücutta daha iyi kullanılmasına yardımcı olur.

Koyu yeşil yapraklı sebzeler: Koyu yeşil yapraklı sebzeler, B vitamini ailesinde yer alan folik asitten zengindir. B vitaminleri bahar yorgunluğu açısından önem taşıdığı için koyu yeşil yapraklı sebzelerin de soframızda bu mevsimde sıkça yer alması gerekir.

Mantar: Yapılan bazı bilimsel araştırmalar mantarın da seratonin salgılanmasına yardımcı olduğu görüşündedir. Mantar aynı zamanda iyi bir protein kaynağı olduğu için vejetaryenler için de sağlıklı bir seçimdir.

Nar: İçerdiği antosiyanin ve diğer polifenolik birleşikler ile kalp-damar sağlığını korumada ve kanser riskini azaltmada etkin. Bahar aylarında ise sıkça görülen boğaz ve barsak enfeksiyonlarına karşı koruma sağlıyor. C vitamini içeriği ile dikkat çeken meyveler kategorisindedir.

Muz: İçerdiği yüksek potasyum oranı ile yorgunluğu yenmekte kullanılacak besin silahlarından biridir. Aynı zamanda mutluluk hormonu olarak bilinen seratonin hormonunun salgılanmasını sağlar.

Kefir: Kefir, içerdiği probiyotik bakteriler ile bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. Güçlü bir bağışıklık sistemi, bahar yorgunluğunu kolay atlatmamızı sağlar.

Karnabahar,brokoli: A, E, C vitaminlerinden zengin bu iki sebze aynı zamanda suforafen isimli antioksidanı içeriyor. Bu nedenle vücudumuzu temizlemeye yardımcılar aynı zamanda hormona bağlı kanser türlerine yakalanma riskini azaltıyorlar.

 

 

 

 

 

Prostat kanserinde robotik cerrahi

Günümüzde prostat kanseri; erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olarak biliniyor. Ülkemizde her yıl 100 bin sağlıklı erkekten 31’ine prostat kanseri tanısı konuluyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2008 yılı verilerine göre ise ABD’de erkekler arasında görülen en sık kanser açık ara prostat kanseri olarak görülüyor.

Prostat kanserinin tedavisinde birden fazla disiplinin bir arada çalışarak multidisipliner bir tedavi anlayışının benimsenmesi gerektiğini söyleyen Liv Hospital Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Haluk Akpınar “Erkeklerde en sık görülen kanserlerden biri olan prostat kanserinin tedavisinde robotik cerrahi büyük bir önem taşıyor. Bu yöntem sayesinde hastaların yaşadığı komplikasyonlar en aza iniyor” diyor.

Kanser tanısı konulduktan sonra cerrahi şart mıdır?

Hayır. Her prostat kanseri tanısı sonrası ne cerrahi ne de diğer tedaviler şart değildir. Temelde kabul gören tanı sonrası tedavi için hastanın beklenen yaşam süresinin 10 yıl ve üzerinde olmasıdır. Prostat kanseri tanı sırasındaki kan PSA değeri, biyopsi hücre skoru ve parmakla muayene bulgusuna göre temelde üç değişik risk grubuna ayrılır. Bu konuda hasta ve hasta yakınına bilgi verilerek her risk grubuna uygun tedavi alternatiflerinin tartışılması gerekir.

 Prostat kanseri ameliyatı ülkemizde yaygın olarak açık mı, kapalı mı yapılıyor?

Radikal prostatektomi adı verilen prostat kanseri ameliyatı ülkemizde daha çok açık yöntemle yapılıyor. Fakat ülkemizde robotik cerrahi yapan merkezlerin sayısı ve robotik ameliyat sayısı hızla artış gösteriyor. Üroonkoloji Derneği ve robot kayıt verilerinden çıkarımla ülkemizdeki radikal prostatektomi operasyonlarının yüzde 25-30’unun robotla gerçekleştirildiği söylenebilir.

Robotik cerrahinin prostat kanseri ameliyatındaki üstünlüğü nereden geliyor?

Ameliyat robotu ilk olarak kalp cerrahisi hedeflenerek geliştirildi. Fakat sahadaki kullanımı sonrası özellikle radikal prostatektomi yapmaya çok uygun olduğu görüldü. Dar alanda ve derin bölgelerde rahatça çalışılabilmesi, üç boyutlu yüksek görüntü kalitesi ve yüksek hareket kabiliyeti nedeniyle robot prostat kanseri cerrahisinde hızla popüler oldu. Ben kendi pratiğimde robotu en sıklıkla prostat kanseri tedavisinde kullanıyorum.

Ameliyat sonrasında sorun görülür mü?

Yapılan bilimsel çalışmalarda robotik radikal prostatektomi sonrası idrar kaçırmanın daha az olduğu, ameliyat sonrası erken dönemde görülebilen bu şikayetin özellikle genç hastalarda daha hızlı düzeldiği bildiriliyor. Ameliyat öncesi cinsel fonksiyonları normal olan hastalarda kanser evresi de gözetilerek sinirler korunduğunda ereksiyon yeteneği de büyük ölçüde korunabiliyor.

PROSTAT KANSERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Prostat kanserinin belirtileri hastalığın evresine göre değişmekle beraber;

Başlangıç aşamasındaki hastalık hiçbir bulgu vermez.

Tanı çoğunlukla yükselen kan PSA değeri sonrası yapılan biyopsi ile konulur.

İleri evrelerde ise idrar yollarındaki tıkanmaya bağlı sık idrar, idrarda yanma, gece idrara kalkma gibi prostatizm belirtileri görülür.

Yayılmış hastalıkta ise kemik ağrısı, kansızlık, halsizlik, gibi yakınmalar olabilir.

Kesin tanı prostattan biyopsi alınıp mikroskopla patolojik inceleme yapılarak konulur.

 

 

 

Bahar detoksu..

Bir kış mevsimini daha geride bıraktık ama sanırım çoğu kişide beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikle ve daha az hareketle birkaç kilo alınmış olabilir. Bahar mevsimiyle birlikte kendimize de bakmamızın zamanı geldi.

O zaman ne yapalım;

Güne ılık limonlu su ile başlayın

Su sindirim sisteminin çalışmasına destek olur eğer mide veya tansiyon sorununuz yoksa limonlu su ile toksik maddelerini atımını hızlandırmış olacaksınız.

Sebzelerin en yeşilini tüketin

Yeşil sebzeler içeriğindeki klorofilden dolayı kan dolaşımındaki oksijen kapasitesini artırıyor. Yeşil sebzeler enflamasyonu azaltıyor yani ödem atıcı özellikleri var. Ayrıca lif, C vitamini, demir, folik asit içerikleri de oldukça zengin.


Balık tüketiminizi artırın

Kırmızı et, sakatat, şarküteri ürünlerinden bir süre uzak durup daha çok balık ve tavuk yemeğe çalışın. Balık içeriğindeki omega-3 sayesinde ilkbaharda bağışıklık sisteminizi de güçlendirecek.


Alkol, çay ve kafein içeren içeceklerden uzak durun

Vücuttaki toksik madde miktarını artırdıkları için bir süre içmemenizde fayda var. Yerine yeşil çay, ısırgan, ıhlamur desteği almanızı öneririm.


Beyaz un yerine tahıllı, kepekli unlu besinler tercih edin

Detoks süresince lif tüketiminizin yüksek olması önemli. Tahıllı, kepekli unla yapılmış ekmek lif ihtiyacımızın bir kısmını karşılayacaktır, ayrıca daha az işlem gördüğü için en sağlıklı ekmek çeşididir.

Konserve, salamura ürünleri tüketmeyin

 İçeriğindeki yüksek orandaki tuz ve besin değerini kaybetmesinden dolayı bu dönemde konserve ve salamura besinlerden uzak durun, her şeyin tazesini tercih edin. Diyetisyen Özlem Sert Aydın


Uyku apnesi kanser ihtimalini..

Uyku apnesi kanser ihtimalini artırıyor.

Türk insanında da fiziki yapısı nedeniyle oldukça sık görülen uyku apnesi yapılan yeni bir araştırmaya göre kansere neden oluyor. Gece yeteri kadar nefes alamayan uyku apnesi hastalarının oksijensiz kalması tümörün büyümesine neden oluyor.

Uyku apnesi yaşayanların, bu sorunu yaşamayanlara göre kanserden ölme ihtimali ise yüzde 340 daha fazla. Sydney Hemşirelik Okulu’ndan araştırmacılar, tıkayıcı apnesi olanların kansere yakalanma oranının ise yüzde 250 daha fazla olduğunu keşfetti. Tıkayıcı apnesi olanların kasları ve yumuşak dokuları hastaların uyku sırasında 10 saniye kadar nefes alamamasına neden oluyor.

Şişman, kısa boylu, kısa boyunlu kişilerde sıkça görülen uyku apnesi ayrıca tip 2 diyabet, obezite, kalp krizi, tansiyon gibi hastalıklara da neden oluyor. 397 kişiyi 20 yıl boyunca izleyen Sdyney Üniversitesi’nden araştırmacılar araştırmaya katılan herkese uyku apnesi olup olmadıklarının anlaşılacağı bir ev verdi ve kansere yakalanma oranları gözlendi.

Göbek bölgesi yağlarından kurtulmak istiyorsanız..

Göbek bölgesindeki yağlardan kurtulmak istiyorsanız yediklerinize de dikkat etmeniz gerekir. İşte bu bölgede sorunu olanlara öneriler.

Soğuk patates

Patates soğukken daha fazla lif içerir. Bu lifler açlık hissine karşı etkili olan hormonların üretilmesinde etkilidir. Ayrıca soğuk patatesteki nişasta,  lif, vitamin ve mineraller yağ yakımını hızlandırır.

Elma sirkesi

Elma sirkesi yağ depolanmasına karşı etkilidir ve yağ yakımını hızlandırır. Salatalara ve balığa elma sirkesi eklemesi unutmayın.

Aspir Yağı

Aspit yağı aynı elma sirkesinde olduğu gibi salatalara eklenerek tüketilebilir ve yağ yakımını hızlandırır. İçeriğindeki asitler metabolizmayı hızlandırır.

Siyah fasulye

Protein ve lif deposu olan siyah fasulye yağın depolanmasına karşı etkilidir ve açlık hissini azaltır.

Armut

Taze armut kalori açısından çok düşük bir meyvedir. Lif deposu olan armut açlık hissini giderir ve içerisindeki antioksidanlar sayesinde göbek bölgesindeki yağ depolanmasını engeller.

Ay çekirdeği

Ay çekirdeğini dilediğiniz her yemeğe katabilirsiniz. Tekli doymamış yağ içeren ay çekirdeği göbeğinizdeki yağlardan kurtulmanız için size yardımcı olacaktır.

 

 

Hangi yaşta hangi ağrılar..

Ağrılar hayatımızda istemesek de var olan ve özellikle 30 yaşından sonra bizi daha sık ziyaret etmeye başlayan sağlık problemleri… Hangi yaş döneminde hangi tür ağrıların daha fazla görüldüğünü ve daha iyi hissetmek için yapılabilecekleri Hisar Intercontinental Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Lütfiye Müslümanoğlu ile konuştuk…

 30 Yaşından Sonra Görülen Ağrılar

Baş ağrısı: 30 yaş döneminden sonra stres yaygınlaştığı için baş ağrısı daha sık görülür. Özellikle masa başı çalışanlarda, bütün gün bilgisayar başında oturanlarda boyunda zorlamaya bağlı ağrılar oluşabilir. Bu ağrılar ve stresinizi azaltmak için nefes ve boyun egzersizleri yapabilirsiniz. Sıcak kompres de ağrılarınızı azaltabilir.

Karpal Tünel Sendromu: Klavyeler, cep telefonları, bilgisayar oyunları gibi aynı hareketlerin sürekli tekrarlandığı aktiviteler bileğinizdeki sinirler üzerindeki basıncı artırarak bilek ve ellerinizde ağrı oluşmasına neden olabilir. Ailenizde daha önce bu hastalığı geçiren yakınlarınız olması ve geçmişte yaşadığınız yaralanmalar Karpal Tünel Sendromunu tetikleyebilir. Tekrar eden hareketlerden vazgeçme ihtimaliniz yoksa; çalışma alanınızı yeniden düzenlemeyi tercih edin. Klavye kullanırken sandalyenizde omuzlarınız rahat edecek şekilde oturun. El, bilek ve dirseklerinizi düz tutun. Ayaklarınızı yere basın ya da ayak desteği kullanın. Bunlara rağmen bileklerinizde ağrı oluşuyorsa mutlaka bir hekime başvurun. Hastalığınız ilerlerse ameliyat olmanız gerekebilir.

 40-50’li Yaşlarda Görülen Ağrılar

Sırt Ağrısı. Yaşlandıkça, kötü duruş, kötü işyeri ve yanlış uyku alışkanlıkları omurga üzerine binen stresi artırarak sırt ağrısına neden olabilir. Duruşunuza dikkat edin. Kendi vücudunuzun ağırlığının %25’inden fazlasını kaldırmayın ve mutlaka çalışma ortamınızı düzenleyin. Sandalyenizin ve monitörünüzün uygun yükseklikte olup olmadığını kontrol edin. Eğer ağrılarınız sabahları yataktan kalktığınızda oluşuyorsa, yatağınızı değiştirin ve sizin için en doğru olan uyku pozisyonunu öğrenin.

Kaslarda gerilme ve Tendinit. Tendinit tendonlardaki zayıflıktan ve incelmeden dolayı oluşur. Yaşlılarda ve genç çalışan, genelde omuz ve kollarını zorlayan kişilerde daha fazla görülür. Tekrarlanan ve sizi zorlayan hareketler zamanla ödeme dönüşerek kronik ağrıya neden olabilir. Mutlaka hekiminizden destek isteyin ve sizin için uygun olan egzersizleri yapın. Dinlenme, buz kompresi ve hekiminizin önereceği ilaçlar ağrılarınızı azaltabilir.

 60 Yaşından Sonra Görülen Ağrılar

Osteartrit: Özellikle kadınlarda daha fazla görülen bu hastalık; eklem ağrısı, şişlik, kalça, diz ve sırtta sertliğe neden olabilir. Hastalığın tedavisinde mutlaka hekiminizden destek alın ve kilonuzu kontrol altında tutun. Bu hastalıkta önemli olan aktif bir hayat sürmektir. Ancak yaşınız ve vücudunuza uygun olan egzersiz programlarını uygulayın. Dayanıklılık egzersizleri ve sağlıklı kilonuzu koruyarak eklemleriniz üzerindeki yükü hafifletip ağrılarınızı azaltabilirsiniz. 

Yoğun stres yaşayanlar..

Yoğun stres yaşayanlar uykusunda diş sıkıyor

Kişinin genellikle uykusunda bilinç dışı bir şekilde dişlerini sıkması, gıcırdatması durumuna bruksizm adı veriliyor. Yoğun stres, kaygı, endişe gibi duyguların tetiklediği bruksizm, günümüzde ortalama her beş kişiden ikisinde görülüyor.

DENTADENT Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Kurucu Hekimi Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzm Dr. Namık Kemal Ayhan’a göre modern hayatın negatif getirileri bruksizmi ciddi ölçüde tetikleniyor. Gerilim, öfke, hayal kırıklığı, acı gibi duyguları yaşayanlar, rekabetçi ve aceleci kişilik yapısına sahip olanlarda yoğun şekilde görülen buruksizm, günümüzde ortalama her beş kişiden ikisinde görülüyor.

Dr. Namık Kemal Ayhan ‘‘Toplumun önemli bir kısmı henüz bruksizmin ne olduğunu tam olarak bilmediğinden, yaşadığı belirtileri de tanımlayamıyor. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimize uykusunda diş gıcırdatma şikayetiyle gelen hastalarımızın neredeyse tamamı, bir yakınının veya eşinin aracılığıyla durumdan haberdar olduğunu söylüyor. Bazı hastalarımızın bruksizm yaşadığını ise diş muayenesinde biz fark ediyoruz. Zira hastanın bazı dişleri törpülenmişçesine aşınmış olabiliyor.” diyerek ekledi: “Uykusunda diş sıkan hastaların bazılarında, dolgu ve porselen kaplamalarında kırılmalar, çatlamalar da meydana geliyor. İmplant ve doğal dişleri çevreleyen (boyun) kemiklerde ve çene kemiğinde de erimelere yol açması muhtemel bir sorun olan bruksizm, ileri vakalarda çene ekleminin fonksiyonlarında bozulmalara da sebep olabiliyor.”

Namık Kemal Ayhan_yeni

Dentadent Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Kurucu Hekimimi Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Namık Kemal Ayhan bruksizm belirtilerini şöyle sıralıyor;

  • Eşiniz, ailenizden biri veya bir yakınızın uyurken dişlerinizi gıcırdattığını söyledi mi?

  • Boyun ve omuzlarınızda sürekli tekrarlayan ağrılarınız var mı?

  • Sabah uyandığınızda çene ekleminizde, yüz kaslarınızda bir yorgunluk ya da ağrı oluyor mu?

  • Çenenizi açıp kapatırken olmaması gereken bir ses çıkıyor mu?

  • Sabahları sıklıkla baş ağrısı ile uyanıyor musunuz?

  • Diş ve diş etleriniz hassas mı?

  • Gün içerisinde dişlerinizi sıktığınız, gıcırdattığınız oluyor mu?

Dr. Ayhan ve gene DENTADENTADSM doktorlarından protez ve çene eklemi uzmanı Dr. Çağatay Dayan’a göre söz konusu belirtilerden yalnızca bir tanesi bile bruksizm şüphesiyle uzman bir diş hekimine muayene olmanız için yeterli bir neden.

Bazı durumlarda diş problemlerinin hallolmasıyla sorun çözülebiliyor

Kişinin yaşadığı stresle paralel olarak şiddeti artan bruksizm, bazen dişlerdeki kapanış bozukluklarından da kaynaklanabiliyor. Diş sorunlarının halledilmesiyle bu sorun giderilirken, sorun dişlerin yapısından kaynaklanmıyor ise, vakaya göre farklı tedavi yöntemleri devreye giriyor. Bunlardan birinde diş hekimi ve fizyoterapist ortak bir tedavi sürecine gerek duyabilirken, diğer bir çözüm kasların gevşemesine yönelik olabiliyor. Ayrıca, bruksizm yaşayan kişi, uykusu esnasında dişlerine zarar vermeye devam etmesin diye, ağız ve diş ölçüleri alınarak bir diş plağı hazırlanıyor.

Burun estetiği yaptırmak..

Burun estetiği yaptırmak isteyenler dikkat!

Burun estetiği  ülkemizde en sık yapılan estetik ameliyatlardan. Revizyon, tampon,deviasyon artık herkesin bildiği kelimeler. Ancak zaman zaman doğruyu yanlış yanlışı doğru ile karıştırabiliyoruz. Uzman gözüyle burun estetiği  ve son trendleri  Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op. Dr.Bahadır Baykal anlattı.

DSC_0230 copy

Burun estetiği yaptırmak isteyen bir kişinin en büyük hatası doğru doktor seçmemek olur. Mutlaka  burun  ameliyatları konusunda ihtisaslaşmış doktor seçimi yapılmalıdır. Bu durum sizi gereksiz yere ikinci kez bıçak altına yatmaktan korur.

Hiçbir ameliyat için garanti yoktur, en iyi ellerde dahi % 5 oranında ikinci bir ameliyata gerek duyulabilir. Ama risk her doktor için aynı değildir.  Burun estetiği konusunda özelleşmiş, deneyimli, bu konuda eğitim almış ve dünyadaki gelişmeleri takip eden bir cerraha ameliyat olmanızla daha genel çalışan bir hekime ameliyat olmanız arasında risk yönünden de, başarı yönünden bir fark olması doğaldır.

Burun estetiğinde bilimsellik ön plandadır. Burnun her noktasına hakim olduktan sonra bu ameliyatta başarıyı sağlayabilirsiniz. Ancak güzellik algısı yeterince gelişmezse ameliyatlarınız tek düze olur ki, bu da aslında bilimle sanatın bir araya geldiği ameliyat rinoplasti için tercih edilemeyen bir durumdur. El yeteneğiniz yoksa zaten iyi bir cerrah olamazsınız.

Psikiyatrik problemleri olanları bir kenara bırakırsak, telefon açıp “burun ameliyatı kaç lira? “ diye soran hastalara daima temkinli yaklaşıyorum.  Sanki bir ürün alırmışcasına fiyat araştırması yapan hastaların şunu bilmesinde fayda var, burnunuzun alacağı sonuç her cerrahta aynı değildir bu nedenle tecrübeli ve başarı oranı yüksek hekimlerin ücretleri belli bir standartın altında değildir. Burun estetiği kampanyasında kredi kartına taksitle ameliyat olan ancak burnu çöken, eğriliği artan o kadar çok hasta var ki; hasta bunları düzelttirmek için doktor doktor dolaşıyor. Sonuçta ucuza ameliyat olayım derken, sonraki ameliyatlar yüzünden estetik daha da pahalıya geliyor.  Başarı şansı ise azalmış oluyor. Unutmamak lazım ki;  dokunulmamış, ameliyat edilmemiş bir doku ile yapılan ameliyat daha güzel sonuç verir.

Travma geçirmiş yada daha önce ameliyat olmuş hastalara yapılacak olan düzeltme ameliyatlar. Bu hastalarda kulaktan yada kaburgadan kıkırdak almak zorunda kalabiliyoruz, ameliyatlar uzun sürüyor ve başarı şansı her zaman yüksek olmayabiliyor. Tabii yüz asimetrisi olan hastaları da unutmamak lazım

Yüzün sol ve sağ yarımı simetrik olmayabiliyor, Ülkemizdeki insanların üçte ikisinde orta yüz deformitesi mevcut. Dolayısıyla burun kendi içinde orta hatta düz dursa bile yüzdeki asimetri nedeniyle karşı bakışta düz durmayabilir, gözlerin arasındaki mesafe eşit gözükmeyebilir, bu durum bazen sıkıntı yaratabilir. Ameliyat öncesinde hastayla konuşmak gerekir.

Ülkemizde burun ameliyatları zor mu ? diye sorulacak olunursa…Toplumumuzun çoğunluğunda yağlı ve kalın bir cilt dokusu mevcut. Maalesef bu yapı burun estetiğinde dezavantaj yaratır. Kendine göre problemler yaratır ve iyileşmesi uzun sürer. Kuzey Avrupa Ülkeleri ile kıyaslandığında daha sorunlu burnumuz var diyebilirim”

 

 

Kalbin bir tek hayatına bağlansın!

Kalp Sağlığı Haftası’nda Yeşilay, bağımlılıkların kalbe olan zararlarına dikkat çekiyor. Alkolden uyuşturucuya, teknolojiden nargileye pek çok bağımlılık önce kalbi vuruyor. Yaşam kalitesini düşüren kalp rahatsızlıkları hatta ölümle sonuçlanan bağımlılık öykülerinde ise mutlu sonlar maalesef yer almıyor. 

Yaşamsal faaliyetlerin en önemli anahtarı olan kalp sağlığına dikkat çekmek amacı ile ülkemizde 12-18 Nisan tarihleri arasında Kalp Sağlığı Haftası kutlanıyor. Hafta boyunca yapılan bilinçlendirme çalışmaları kapsamında Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılık yapan alkol, sigara ve nargile ile ilgili önemli hatırlatmalarda bulundu. Kişinin en büyük bağımlılığının sağlıklı ve güzel bir hayatın kendisi olması gerektiği mesajı ile yola çıkan Yeşilay, sağlığa zararlı madde kullanımlarının hayatı kalbinden vurmaya eş değer olduğunun altını çiziyor.

Kalbi dumana terk etmemek gerekiyor

Tütün, içerdiği 4000’den fazla toksik madde nedeniyle, akciğer başta olmak üzere birçok kanserin ve kalp hastalıklarının da en önemli sebebi olarak biliniyor. Sigara günümüzde 50’nin üzerinde sağlık sorunu ile ilişkili ve bu sayı araştırmalar derinleştikçe artıyor. Bu hastalıkların en az yirmisi ise ölümcül.

Koroner kalp damar hastalığına neden olan sigara kalbin daha fazla sayıda çarpmasına, kan basıncının yükselmesine, damar sertliğine yol açıyor, hipertansiyon ve atardamar tıkanıklığı riskini artırıyor. Yani yalnızca mutluluk ve heyecan duyduğunuz anlarda hızlanması gereken kalp, sigara yüzünden tüm güzel duyguları yaşayabileceğiniz anları sizden çalıyor.

Sinsi düşman; Nargile

Sigaranın bedene verdiği zararlar konuşulurken  daha fazla zararlı madde barındırmasına rağmen nargile konusunda tehlikenin farkına varılmadığı gözleniyor. Nargile sigaranın zararsız bir alternatifi gibi sunuluyor.

Oysa nargile de bir tütün ürünü ve bütün tütün ürünleri gibi kanser, kalp ve damar hastalıkları, serebrovasküler hastalıklar, solunum yolu hastalıkları gibi pek çok öldürücü hastalığa neden oluyor. Dumanı sudan geçmesine rağmen yüksek oranda zehirli maddeler içeriyor ve akciğer kanseri, mesane kanseri, ağız kanserleri gibi hastalıklara yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.  

Alkol, kronik kalp rahatsızlıklarına açık davetiye çıkarıyor

Tüketilen alkol miktarı ile kalp krizinin doğru orantılı olarak artışının altında alkolün bedendeki etki mekanizması yer alıyor. Alkol karaciğer reseptörlerinde yalancı açlık durumu oluşturduğu için yağ akümülasyonunu santral obezite şeklinde oluşturuyor.

Aslına bakarsanız alkol kaynaklı göbek oluşmasının sebebi de bu. Dolayısı ile kronik yani uzun yıllar tüketilen alkol sonucu gelişen santral obezite en başta şeker hastalığı açısından önemli bir risk faktörü; bu da dolaylı olarak damar hastalıklarına ve kalp krizine giden yolun başlangıcı oluyor.

 

Dikkat! Bahar çarpabilir!

Bahar kimileri için rengarenk çiçekleri, neşeyi, huzuru mutluluğu temsil etse de kimileri için durum tamamen farklı olabiliyor. Bazıları için özellikle baharın ilk günleri yorgun ve mutsuz geçiyor. Kendinde kolunu kaldıracak enerjiyi bulamıyor.  Bugünlerde uykusuzluk yaşıyor, kendinizi çok yorgun ve mutsuz hissediyorsanız dikkat! Bahar depresyonu kapınızı çalmış olabilir. Liv Hospital’dan Uzman Klinik Psikolog İrem Can Esenkaya bahar depresyonunu ve korunma yöntemlerini anlattı…

Bahar depresyonu nedir? Bahar mevsimi nasıl bir etki yapıyor?

Bahar depresyonu, baharda başlayan ve her sene aynı zamanlarda görülen bir depresif duygu durumudur.  Bu duruma bahar depresyonu denilmesinin sebebi hep aynı mevsimde tekrar etmesidir. Bahar mevsimi insanların zihninde hep olumlu olaylarla eşleşmiştir. Fakat, bahar depresyonu yaşayan kişi yaşadığı olaylar olumlu olsa dahi kendini depresif hissedebilir.

Bahar depresyonunun belirtileri nelerdir?

Kaygılı ve endişeli olmak, uyku bozuklukları, asabilik, telaşlı olmak, kilo kaybı, iştah kapanması veya açılması ve artan cinsel istek bahar semptomlarının arasında sayılabilir. Bu semptomlara önceden zevk alınan aktivitelerden zevk almama ve işlevsellikte düşüş de eklenebilir. Bahar depresyonu yaşayan kişi, okula ya da işe gitmekte sıkıntı yaşayabilir.

Bahar depresyonu ciddiye alınmalı mı? Kişi ne zaman uzmana başvurmalı?

Kaygılı ve endişeli olma durumu, uyku bozuklukları, asabilik, telaşlı olma gibi semptomlar iki haftadan fazla sürdüğü takdirde, bir uzmanla görüşmek, bu sıkıntıları yaşayan kişi için koruyucu olacaktır. Çünkü, araştırmalar bize depresyonun tedavi edilmediği takdirde tekrarlama şansının arttığını göstermektedir. Bununla beraber, yaşadığınız sıkıntıların başka bir psikiyatrik hastalığın habercisi olup olmadığını öğrenmek de önemlidir. Özellikle ailede psikiyatrik rahatsızlığı olan başka akrabalar varsa daha dikkatli olunmalıdır.

Ciddiye alınmalı mı?

Yaşanan bahar depresyonu, psikolojik bir sebepten kaynaklanabileceği gibi, tiroid hormonları düzensizliğinden de kaynaklanıyor olabilir. Sebepler arasında bir ayırıcı tanı yapmak için de bir uzmandan yardım almak önemlidir.

ÖNERİLERE UYUN, BAHAR DEPRESYONUNDAN KURTULUN

·Günün uzamamasından ve güneşin daha erken doğmasından faydalanıp erken kalkın. Uyku hijyeninizi korumaya, yani her gün aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterin.

·Güne taze besinlerle başladığınız bir kahvaltı şekeri dengelediği için ani ruh hali değişimlerini engelleyecektir.

· Daha aktif olun. Günde 30-40 dakika egzersize ayırın. Bunu yapamadığınız zamanlarda, otobüse 2 durak sonra binip, 2 durak erken inmek, bakkala markete giderken arabaya binmek yerine yürümeyi tercih etmek gibi küçük günlük aktivitelerden faydalanın.

·Paketli gıdalar yerine taze sebze, meyve tüketimine özen gösterin.

·Bahar mevsimi hep olumlu yaşam olayları ile eşleştirilir. Fakat bahar ayları da hayatımızın diğer ayları gibi hem olumlu hem olumsuz olayları beraber yaşayacağımız bir ay olacaktır. Bir olumsuzluk ile karşılaştığınızda “Baharda herkes mutluyken bile bana böyle oldu” demek yerine, “Hayatımda bir sürü olumlu ve olumsuz olay oldu, hepsi gibi bu da geçecek” düşüncesi, size olaylar karşısında kontrolde olma hissi sağlar ve daha iyi hissetmenize yardımcı olur.

 

 

Evdeki Tehlikelere Dikkat !!

Evdeki Tehlikelere Dikkat !!

 

Evde yaşanan kazalar can sıkıcı sonuçlara neden olabiliyor.Orthopaedia Dal Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr. Adnan Bağrıaçık ev kazaları ve korunma yolları ile ilgili bilgiler verdi.

Ev içi bazı eşyalar, malzemeler bazen ev halkı tehlike arz edebilir. Tehlikeye en açık ve tehlikeli grup maalesef çocuklar ve yaşlılardır umuzun evinde bulunan bu tehlikeler için önlem alabiliyorsak hemen alalım. Buzdolabı, bazalı yataklar, derin dondurucular evde çocuk varsa tehlikeli olabilir. Çocuk bunlan içine girip, kapak kapanırsa geri çıkamayabilir. Yine çamaşır makinesi de içine girme konusunda çocukların dikkatini çeken eşyadır.

Yine çocukların üstüne düşerek tehlike yaratabilecek bazı eşyalar; televizyon, dolap, saksı, koltuk, bilgisayar, yatak dolapları yataklar, ayna ,lavabo, akvaryumu sayabiliriz.

Yine çocukların dokunması veya devirmesiyle tehlikeye açık eşyalar: soba, elektrikli ısıtıcılar, çaydank, kettle, sıcak tencere, ocak, fırın, ateş, mum bu grupta sayabileceğimiz araç gereçler. Yine kibrit ve çakmakla oynamak da bir yangını başlatabilir. O nedenle bunları kolay ulaşılabilir gelişigüzel yerlerde tutmayın. Yine evde silah varsa ve çocuk buna ulaşıp oynamak isterse bir faciayla karşılaşabilirsiniz. Vantilatöre yine çocuklar e2ellerini sokarak, parmaklarını parçalayabilirler, klima daha uygun bir seçenek diyebiliriz. Özellikle metalik kapı ve pencereler (arabalar dahilocukların ellerinin sıkışmasına müsait yerlerdir, çok dikkat etmek gerekir. Yine kesici delici eşyalar (vazo, tabak, bardak, ayna, pencere, bıçak, keser) koyacınız yerleri iyi belirleyin. Çivi, boncuk, toplu iğne, iğne, kürdan da çocukların ağzına veya burnuna kaçırıp tehlikeye yol açabilecek argereçlerdir. Yine çocuklar için bisiklet ve korunaksız balkon dam gibi mekanlar özellikle dikkat edilmesi gereken konulardır. Küvet, dolu su kovaları, havuz da hem çocuklar hem yaşlılar için boğulmaya veya düşmeye uygun alanlarr. Yine mutfakta kıyma çekme makinaları, mutfak robotları anneler ve çocuklar için tehlikeli olabilir. Evinizde yaşlılar varsa onların kayabilecekleri veya takılıp düşecekleri eşyalakaldırın. Bunlara halı, sehpa, terlik, kaygan – ıslak zeminleri dahil edebiliriz.

Yine ev hanımları için çok önemli bir konuda şofben, doğalgaz, tüp gaz kaçaklarıdır. Basite
aldığımız yanlış ev temizleme teknikleri hatta elektrikli süpürge kullanımı da kolayca bel
boyun fıtıkları, menisküs yırtıklarına neden olabilir.

 

Dünya Parkinson Günü

Dünya Parkinson Günü

 

Dünya Parkinson Günü’nde Hisar Intercontinental Hospital Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Göksel Somay’la Parkinson hastalığını ve Parkinsonla yaşamı konuştuk…

Beyinde ‘dopamin’ adını verilen maddenin eksikliği ile ortaya çıkan ve kronik nörolojik bir hastalık olan Parkinson; hareket bozukluklarına ve istem dışı hareketlere yol açar. Özellikle el ve ayaklarda titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik, denge kaybı, yürüme güçlüğü, konuşma ve el yazısı değişikliği ile ortaya çıkan hastalık, ilaç ve destek tedavilerle yavaşlatılabilir.

Parkinson hastalığının görülme sıklığı nedir?

Ülkemizde yapılmış çalışmalara göre hastalığın sıklığı diğer ülkelere benzer şekilde tahminen 100 bin hasta olduğudur. Hastalığın görülme oranı 65 yaş üstü bireylerde %1, 85 yaş üstü bireylerde %5’e kadar çıkmaktadır.

Risk faktörlerini göz ardı etmeyin!

Parkinson hastalığının nedeni bilinmediği için risk faktörlerini tanımlamak zor olsa da yaşlanma, aile öyküsü ve maruz kalınan çevresel faktörlerin etkisi kanıtlanmıştır. Özellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan hastalık; çok nadir de olsa 30’lu yaşlarda da görülebilir. Aile öyküsü 50 yaş döneminden sonra görülen hastalık için geçerli olmasa da 30 gibi erken yaş döneminde görülen hastalıkta önemli bir risk faktörü olabilir. Bazı araştırmalar, pestisitler, kimyasal veya kuyu suyu gibi bazı çevresel risk faktörlerine uzun süreli maruz kalmanın Parkinson hastalığının gelişme riskini artırdığını düşündürmektedir.

Hangi belirtileri dikkate almalıyım?

  • Elde, çenede titreme, el yazısında bozulma,

  • Yüz mimiklerinde ve vücut duruşunda bozulma,

  • Hareket esnekliğinde bozulma ve yürümede yavaşlama,

  • Koku duyusunda bozulma,

  • Kabızlık gibi barsak sorunları

  • Depresyon belirtileri ve uyku sorunları

  • Bellek ve düşünme yeteneği ile ilgili sorunlar,

Teşhis

Parkinson yavaş ve sinsi seyreden bir hastalıktır. Parkinson hastalığının teşhisi için laboratuvar testleri yoktur. Uzman nörolog tarafından belirtiler ve muayene bulguları ile tanı konur. Ancak hekiminiz benzer belirtileri olan başka bir durumu da görmek için bazı testler isteyebilir. Kan testleri anormal tiroid hormon düzeyleri veya karaciğer hasarı kontrol etmek için yapılabilir. Beyin görüntüleme tetkikleri BT/MRG tanı ve ayırıcı tanı için yapılır. Pet gibi tarama testleri ve dopamin sistemini ve metabolizmasını ölçen bazı ileri tetkikler ile tanılar doğrulanır.

Parkinson hastalığının tedavisi

Parkinson hastalığının belirtileri için kullanılan birçok ilaç mevcuttur. Bu ilaçlar, hareket, koordinasyon ve davranış ile ilişkili bir beyin kimyasal maddesi olan dopamini etkileyerek yarar gösterir. Bilinmesi gereken en önemli konu; Parkinson hastalığının tedavisinin her hastada farklı olduğudur. Tedavi tümüyle hastanın yaşam kalitesini artırmak için planlanmalıdır.

Ameliyatsız tedavi

                                             DAMAR TIKANIKLIKLARINA AMELİYATSIZ TEDAVİ

Damarlarda tıkanıklık veya daralma şeklinde ortaya çıkan periferik damar hastalıkları; bacakta yürürken ağrı, uyuşma, güçsüzlük, cilt rengi değişikliği ve tırnak bozuklukları ile ortaya çıkabilmektedir. Ani olan tıkanıklıklarda bacakta şişlik, morarma ve şiddetli ağrı ve bazen bacağın soğuması görülebilir. Memorial Hizmet Hastanesi Girişimsel Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Suat Altınmakas, periferik damar hastalıklarının tedavisinde modern uygulamalar ve EKOS yöntemi hakkında bilgi verdi.

Damarlarda gelişen ani tıkanıklıkların tedavisi konusunda son yıllarda uygulamaya giren EKOS sistemi, damar içindeki pıhtının ultrason dalgaları yardımı ile parçalanması ve pıhtı eritici ilaçlar ile tamamen ortadan kaldırılması şeklinde uygulanmaktadır. Pıhtı ile tıkanan damarın içine “kateter” adı verilen plastik bir boru yerleştirilir ve bu borunun içine damardaki pıhtı üzerine ultrason dalgaları ve ilaç uygulayan özel bir malzeme konulur. EKOS sistemi tüm büyük damar sistemlerindeki pıhtılaşmalar için kullanılabilmekle birlikte sıklıkla akciğer embolisi, bacak toplardamarlarındaki pıhtılaşmalar, bacak ve kol atardamarlarındaki ani tıkanıklıklar için kullanılmaktadır.

Erken teşhis ve tedavi hayati önem taşır

Akciğer embolisi genelde bacak damarlarındaki pıhtının akciğere atması, akciğer atardamarının ani olarak tıkanması ve akciğerin bir bölümünün kan alamadığı için devre dışı kalması durumunda hayati tehlike oluşturabilmektedir. Büyük bir damarın tıkanmasına neden olan bir pıhtı akciğere attığı durumda tanı çok hızlı konulup, tedavi başlanmadığı takdirde hayat tehlike ortaya çıkabilmekte ya da hastalar hayat boyu nefes darlığı, bacaklarda ve karında şişlik gibi sorunlarla yaşamak zorunda kalmaktadır.

Daha düşük kanama riski ile daha yüksek damar açıklığı sağlanır

Hastalık tanısı yeterince hızlı konduğunda EKOS tekniğini uygulama imkanı yok ise; geleneksel tedavi olarak hastalara etki gücü son derece zayıf olan pıhtı eriticiler verilmektedir. Etki gücü çok yüksek pıhtı eriticiler verildiğinde ise beyin kanaması veya mide bağırsak sisteminde kanamalar ortaya çıkabilmektedir. EKOS sisteminin avantajları burada ortaya çıkmaktadır. Hastalara ultrason dalgalarının pıhtıyı parçalama gücü nedeni ile çok güçlü pıhtı eriticiler çok düşük dozlarla etkili bir şeklide verilebilmekte, sonuç olarak da; daha düşük kanama riski ile çok daha yüksek damar açıklığı sağlanabilmektedir. Elde edilen başarılı sonuç hastaların ölüm oranlarını düşürmekte ve yaşam kalitesini artırmaktadır.

Fazla kilolar, diyabet ve ani toplardamar tıkanıklıkları akciğer embolisine zemin hazırlayabilir

Şeker hastalığı, vücuttaki fazla kilolar, uzun süreli yatmayı gerektiren hastalıklar, ortopedik kalça ve diz ameliyatları ile uzun süreli hareketsiz kalınan yolculuklar, ani toplardamar tıkanıklıkları akciğer embolisine davetiye çıkarıyor. EKOS sistemin yaygın olarak kullanıldığı bir diğer alan; bacak derin toplar damarlarındaki anıklık durumudur. Bu, her yaştan insanı etkileyebilen, özellikle uzun süreli yatarak tedaviler ve uzun süreli yolculuklar ile bazı genetik hastalığı olanlarda ya da hamilelerde sık görülen bir durumdur. Bu hastalık genellikle tek taraflı olarak bacak veya seyrek olarak kolun ani ağrılı şişliği ile kendini göstermekte, bazen sadece diz altı bölgeyi bazen de tüm bacağı etkileyebilmektedir. Bu rahatsızlık özellikle tüm bacağı etkilediğinde bacakta hayat boyu geçmeyecek şişlik, ağrı ve yaralar ile seyreden bir hastalığın öncüsü olabilmektedir.

Günümüzde yaygın ve eski bir tedavi yöntemi olarak bu hastalar sadece basit kan sulandırıcılar ile tedavi edilmeye çalışılmakta olup, nadiren farklı tedavi seçenekleri sunulmaktadır. EKOS sistemi bu hastalarda başarılı sonuçlara alınmasını sağlamaktadır. Ayrıca sistem bazı kalp hastalıklarında kalpte oluşan pıhtının diğer organların damarlarına özellikle de bacak atardamarına atılması ile ani olarak gelişen bacakta soğuma, morarma, bacağın hızla kangren olması gibi durumlarda da ameliyatsız bir şekilde iyileşme sağlayabilmektedir.