İşte zayıflatan 8 besin

Bazı besinler, kalori içerse de metabolizmayı hızlandırarak zayıflamaya yardımcı olabilir. Yaz kapıyı çalmışken, diyet yapamam diyenlerdenseniz bu besinleri öğününüze katarak metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz.

OMEGA 3: Omega-3 yağ asitlerinin metabolizmayı düzenlediği bilimsel olarak kanıtlanmış besin türlerinden bir tanesi. Omega-3 aslında bir yağ asidi ve vücudun yağ yakmasını kontrol eden, leptin hormonunu etkiliyor. Ayrıca Omega-3 vücudumuz tarafından asla kendisi üretilmediği için dışarıdan alınması gerekiyor. Balıkta ve semiz otunda bolca bulunan omega-3’ü bu şekilde vücudunuza alabilirsiniz.

GREYFURT: Metabolizmanızı hızlandırır ve kalori yakımını artırır. Ayrıca sizi tok hissettireceği için de daha az yeme ihtiyacı duyabilirsiniz. Lif bakımından da zengin olduğu için kan şekeri seviyenizi dengede tutar.

KEREVİZ: Kerevizin sırrı oldukça basit: Çok az kalori içeriyor ve yediğinizden fazlasını yakmanıza yardımcı oluyor. Ayrıca içinde bolca da su barındırıyor. Ancak mineral ve besin değeri açısından yeterli olmayabilir. Bu yüzden tek başına kereviz tüketmek vücut direncinizi düşürebilir. Başka yiyeceklerle birlikte yemeyi ihmal etmeyin.

TAM BUĞDAY: Çalışmalar gösteriyor ki tam buğday ürünleri işlenmiş beyaz una ve türevlerine göre çok daha sağlıklı. Kronik bir hastalık riskini azaltıyor. Ayrıca tam buğdayın glisemik endeksi de düşüktür ve daha uzun süre tok tutar. Besin değeri olarak da vitamin, mineral ve karbonhidrat bakımından zengin ama yağdan fakirdir.

YEŞİL ÇAY: Yeşil çay da metabolizmayı hızlandıran en önemli yardımcılardan bir tanesi. Antioksidan olarak da zengin bir içeriğe sahip olan yeşil çayın mucizelerini artık bilmeyen yok gibi.

KAHVE: Türk kahvesi kültürümüzün önemli bir parçası öyle ki kahvaltı bile aslında kahve-altı yani kahve öncesi yemek olarak adlandırılmıştır. Kafein kalp atışlarını hızlandırır, kan daha fazla oksijen alır ve böylece daha fazla kalori yakar. Ancak kahvenizi içebiliyorsanız şekersiz içmeye çalışın. Şekersiz kahvenin kalorisi yok denecek kadar azdır.

AVOKADO: Avokado doymamış yağ içerdiği için metabolizmayı hızlandırır ve hücrenin enerji üreten kısımlarını serbest radikallerden korur. Kolesterol artışını önler, kalp hastalığı riskini azaltır ayrıca saçlara ve gözlere de faydalıdır.

BAHARATLAR: Her türlü baharat daha fazla kalori yakmaya yardımcı olur. Ayrıca baharatların kalorisi de düşüktür.

 

 

 

İşte kırışıklık düşmanı besinler

Sağlıklı bir diyet sadece genel sağlık durumunuzu iyileştirmekle kalmaz aynı zamanda sağlıklı bir cilde sahip olmanızı da sağlar. Cildinizin parlak ve sağlıklı görünmesi için listemizdeki besinleri tüketmelisiniz.

Cilt doktorları, vücudumuzu kaplayan derinin, bedenimizin dış dünyaya açılan penceresi olduğu görüşünde birleşiyor. Zayıflamak adına yaptığımız diyetlerde tükettiğimiz besinlere dikkat etmediğimiz taktirde cildimiz elastikiyetini ve canlılığını kaybediyor. Bu yüzden de cildinizin ışıltısını ve sağlıklı görüntüsünü korumak adına doymuş yağ oranı açısından yüksek gıdalar tüketmeye özen göstermelisiniz.

   İşte daha sağlıklı ve diri bir cilt için tüketmeniz gereken besinler

  YABAN MERSİNİ: Antioksidanlar, ciltte görülen yaşlanma etkilerini en aza    indirmek adına büyük bir rol üstlenir. Özellikle yaban mersini bu anlamda  büyük bir antioksidan kaynağı. C vitamini bakımından da son derece zengin  olan yaban mersinini başlı başına tüketebileceğiniz gibi hazırlayacağınız bir  meyve salatası içinde de tüketebilirsiniz. Doktorlar antioksidan içeren meyve  ve sebzeleri çiğ olarak tükettiğinizde pişmiş olarak tüketilenden daha çok  fayda sağladığını söylüyor.

  BALIK TÜKETİN: Omega-3 yağ asitleri bakımından zengin bir diyetin olmazsa  olmaz parçası balıktır. Özellikle cildin gözeneklerini tıkamayan omega-3 bu  haliyle cilt için mükemmel bir destek besini haline geliyor. Cildinizin daha güzel  görünmesi adına tüketeceğiniz omega-3’ü tek başına değil de yemek  çeşitlerinden biri olarak tüketmeye dikkat edin. Diyet süresince sadece omega-  3 almak cildinizi gençleştirmek yerine onun donuk ve kuru bir hale gelmesine  neden olabilir.

  KEPEKLİ EKMEK: Kepekli ekmek ve diğer tahıllı ürünler makarna ya da beyaz  ekmek için iyi bir alternatif olabilir. Cilt için fazlaca tüketilmesi pek de iyi  olmayan beyaz ekmek ve durum buğdayından yapılmayan makarnalardan  kaçınmanız faydanıza olacaktır. Doktorlar ayrıca sağlıklı bir sindirim sistemi için  de lifli ve kepekli ürünler tüketilmesini öneriyor. Çünkü sindirim problemleri yaşayan birinin cildinin de sağlıklı görünmesi mümkün değil.

  SU TÜKETİN: Özellikle yaz aylarında çok fazla su kaybeden vücudumuz yorgun  düşerken cildimiz de kurur ve kötü bir görüntüye sahip olur. Bunu engellemek  adına gün içinde bol bol sıvı tüketmemiz gerekiyor. Ancak bu sıvı ihtiyacını  şekerli içeceklerden değil de sudan temin etmeniz cildinizin daha sağlıklı  görünmesini sağlayacaktır. Çünkü şekerli içecekler vücudunuzdaki insülin  seviyesini yükseltecek ve bu da cildinizi olumsuz etkileyecektir.

  YEŞİL ÇAY: Yeşil çayın cildiniz için iki yararı var. İlki vücudun nem seviyesini    kontrol altına alırken, ikinci olarak da yaşlılık etkileriyle mücadele eden  antioksidanlar içermesi. Doktorlar cilt sağlığını muhafaza etmek isteyenlerin  her öğünde ilk tercihleri yeşil çay olmalı diyor.

  PROBİYOTİK YOĞURT: Sağlıklı bir diyet için özellikle sindirim sağlığına yardımcı  olan probiyotik yoğurtlar öneriliyor. Aynı zamanda deri iltihabı gibi sağlık  sorunlarına da iyi gelen yoğurt günlük beslenme planınız içinde mutlaka  olmalı. Ancak doktorlar özellikle probiyotik yoğurdun içindeki bakterilerin her  cilt tipine faydalı gelmeyeceği konusunda da uyarıyor.

  TATLI PATATES: A vitamini, ciltteki kırışıklıkları ve yaşlılık belirtilerini azaltmak  adına son derece faydalı. Piyasada A vitamini içeren pek çok krem olsa da  doktorlar bu ürünlerin çok fazla kullanılmaması gerektiğini söylüyor. Bunun  yerine cildinize faydalı olacak A vitamini açısından zengin tatlı patatesi  deneyebilirsiniz.

  BROKOLİ: Brokoli ve diğer yeşil sebzeler cilt için çok faydalı. Ancak bu sebzeleri  ve meyveleri tüketirken dikkat etmeniz gereken en önemli nokta onların  renkleri… Doktorlar koyu renkli sebze ve meyvelerin daha sağlıklı olduğunu  bunun daha fazla A ve C vitamini içerdiğinin bir göstergesi olduğunu söylüyor.  Ayrıca bu vitaminler, yüzdeki ince çizgilerle ve kırışıklıklarla mücadele ediyor.

  AVOKADO: A ve C vitamini açısından son derece zengin olan Avokado, aynı  zamanda lifli yapısı ve içerdiği sağlıklı yağlarla da cilt dostu besinler arasında  öne çıkıyor. Cildinizdeki yaşlılık belirtileriyle mücadele eden Avokadoyu, ev  yapımı cilt maskelerinin ham maddesi olarak kullanabileceğiniz gibi dilimleyip  cildinize yerleştirebilirsiniz. Doktorlar dilimleme yönteminin maskeden daha  sağlıklı olduğunu çünkü maskelerin ciltteki gözenekleri tıkayabileceğini ve  sivilceye neden olabileceğini söylüyor.

 

Kulakta bu belirtilere dikkat!

Seslerin net bir şekilde duyulmasına engel olan her türlü duruma denilen kulak tıkanıklığı oldukça sık görülen bir durum. Son yıllarda üst solunum yolları enfeksiyon sıklığının artması, uçağın ulaşım aracı olarak daha yoğun kullanılmaya başlaması gibi nedenlerle kulak tıkanıklığında artış görülüyor.

Acıbadem Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Güzin Akkuzu, kulak tıkanıklığının genellikle geçici bir durum olduğunu ve kendiliğinden geçtiğini, ancak bazen önemli bir hastalığın da habercisi olabileceğini belirterek, “Eğer şikayet 5-7 günden fazla sürmüşse ve tıkanıklığa; kulak ağrısı, kulak akıntısı, baş dönmesi ve burun kanaması gibi eşlik eden bir belirti varsa, altta yatan neden tümör, enfeksiyon ve kulak zarında yırtılma gibi ciddi bir sağlık sorunu olabilir. Bu nedenle hastanın zaman kaybetmeden doktora başvurması gerekiyor.” uyarısında bulunuyor.

KULAK TIKANMASINA YOL AÇAN 8 NEDEN

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Güzin Akkuzu, kulak tıkanmasına neden olan 8 faktörü sıraladı:

1.Buşon: Kulak tıkanıklığının en sık sebeplerinden biridir. Dış kulak yolu girişindeki salgı bazen fazla salgılanma ya da dış kulak yolunun yeterince geniş olmaması nedeniyle birikim yapabiliyor. Salgı birikimi dış kulak yolunu tamamen doldurmadan genellikle rahatsızlık vermiyor, ancak tam kapattığında ani bir tıkanıklık hissi oluşturuyor.

2.Dış kulak yoluna giren yabancı cisim: Dış kulak yolunu tamamen doldurursa tıkanıklığı neden olabiliyor.

3.Dış Kulak yolu enfeksiyonu: Dış kulak yolu enfeksiyonları genellikle dış kulak yolunun havuz, deniz veya duşta su kaçmasına bağlı uzun süre nemli kalması sonucu oluşuyor. Dış kulak yolunda meydana gelen ödem nedeniyle hasta ağrının yanı sıra kulak tıkanıklığı da hissediyor.

4.Orta Kulak Enfeksiyonu: Orta kulak, içeresinde üç kemikçiğin ses iletimini sağladığı hava dolu bir boşluktur. Orta kulak enfeksiyonu sırasında bu boşluk iltihaplı sıvıyla doluyor ve ses iletimini bozuyor. Hasta kulak ağrısının yanı sıra kulak tıkanıklığından da yakınıyor.

5.Östaki tüpü fonksiyon bozukluğu: Östaki orta kulak ve geniz arasında (yumuşak damağın üst kısmı ve burnun gerisi ) orta kulak basıncını dış ortam basıncıyla eşitlemeyi sağlayan ve burun gerisindeki salgıların orta kulağa kaçışını engelleyen dar bir kanal. Sürekli açık olmuyor. Yutkunmakla veya esnemekle açılıyor ve dış ortamla orta kulak basıncını eşitliyor. Sinüzit ile saman nezlesi gibi alerjik reaksiyonlar, uçak yolculuğu gibi ani basınç değişiklikleri östakinin tıkanmasına neden oluyor ve orta kulak basınçları eşitlenemiyor. Orta kulakta oluşan negatif  basınç kulak zarına vakum etkisi yaratıyor ve kulak tıkanıyor. Tıkanıklık şiddetliyse hasta beraberinde ağrı da hissedebiliyor. Bu fonksiyon bozukluğu uzun sürerse orta kulaktaki vakum etkisi nedeniyle çevre dokulardan orta kulağa sıvı çekiliyor ve halk arasında kulak nezlesi diye bilinen serözotit denilen probleme neden oluyor. Uzun süreli kulak tıkanıklığının nedenlerinden birini de serözotit oluşturuyor.
6.Ani işitme kaybı: Birdenbire ya da birkaç günlük süreçte ilerleyerek devam edebilen işitme kaybına ani işitme kaybı deniyor. Hasta bazen işitme kaybını ani başlayan tıkanıklık, dolgunluk gibi algılayabiliyor. Genellikle nedeni belli olmuyor. Çoğunlukla tek taraflı gelişiyor. Tedaviye erken başlanması başarı şansını artırdığı için kulak tıkanıklığı hissedildiğinde, özellikle de telefonla görüşürken bir işitme asimetrisi varsa doktora zaman kaybetmeden başvurması öneriliyor.
7.Nazofarinkste kitle: Uzun süren ve kulak tıkanıklığına neden olan östaki fonksiyon bozukluklarında da kulak tıkanabiliyor. Bu nedenle endoskop yardımıyla geniz eti ya da tümör var mı araştırılması gerekiyor.
Kulak tıkanıklığını geçirmek için bunları yapın

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Güzin Akkuzu, kulak tıkanıklığını gidermenin yollarını şöyle anlattı:

·Esnemek, yutkunmak: Östaki tüpü tıkanıklığı kulak tıkanıklığının en sık sebeplerinden biri. Esnemek, sakız çiğnemek ve yutkunmak gibi hareketler östakinin açılıp kapanmasını sağlayarak kulak tıkanıklığını düzeltebiliyor.

Sıcak duş ve buhar solumak: Sıcak duş ve buhar solumak, burun ile genizdeki mukusu incelterek akışkanlığını artırıyor ve geniz ile burnun açılmasını sağlıyor. Östaki tıkanıklığını da gidereceği için kulak tıkanıklığının ortadan kalkmasına yardımcı oluyor.

Kulak kepçesini hareket ettirmek: Dış kulak yoluna su kaçmasına bağlı bir tıkanıklık varsa, başı yana doğru eğerek kulak kepçesini hareket ettirmek ve ısıtıcı yastık koymak kulak tıkanıklığının düzelmesini sağlayabiliyor.
Tedavisi nedene göre yapılıyor

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Güzin Akkuzu, kulak tıkanıklığı tedavisinin altta yatan nedene bağlı olarak uygulandığını belirterek şu bilgileri veriyor: “Örneğin, buşon ve dış kulaktaki yabancı cisim gibi nedenlerden meydana gelmişse, doktor tarafından bu oluşumun dışarı alınması yeterli tedaviyi sağlıyor. Dış veya orta kulak enfeksiyonunda ilaç tedavisine başvuruluyor. Üst solunum yolları enfeksiyonu ile sinüzit gibi enfeksiyonlara bağlı tıkanıklıkta yakınmaları gideren ve özellikle burnu açmaya yönelik ilaç tedavileri, gerekliyse antibiyotik tedavisi veriliyor. Serözotitsorunu burun açıcı spreyler veya ilaçlara rağmen düzelmezse kulak zarı çizilerek sıvı boşaltılıyor. Bazı kronik durumlarda uzun süreli çözüm için kulak zarına tüp takılabiliyor. Kulak tıkanıklığının nedeni, ani işitme kaybı ise antiviral ilaçlar ve kortizon tedavisine başvuruluyor. Kitle ya da geniz eti nedeniyle gelişen kulak tıkanıklıklarında cerrahi tedavi gerekebiliyor.”

Tıkanıklığa eşlik edebilen şikâyetler neler?

İşitmede azalma

Çınlama, uğultu,

Kulakta dolgunluk hissi

Baş dönmesi

Kulak ağrısı

Burun tıkanıklığı

Burun kanaması.

 

Diyabet gözünüzü tehdit etmesin!

Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Altan diyabet teşhisi konan hastaları hiçbir şikayetleri olmasa dahi her yıl göz muayenesi olmaları gerektiği konusunda uyarıyor. Doç. Dr. Tuğrul Altan göz kusurlarının düzeltilmesi, lazer operasyonları ve retinopati hakkında bilgi verdi.

 

Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Altan diyabet teşhisi konan hastaları hiçbir şikayetleri olmasa dahi her yıl göz muayenesi olmaları gerektiği konusunda uyarıyor. Doç. Dr. Tuğrul Altan göz kusurlarının düzeltilmesi, lazer operasyonları ve retinopati hakkında bilgi verdi.


Tedavi çeşitlilik gösteriyor

Diyabetik retinopatinin tedavisinde lazer fotokoagülasyon uzun yıllar altın standart olarak kabul edildi. Lazer tedavisi aslında ışık enerjisi kullanarak sinir tabakasını yakma işlemi. bu işlem görme kaybı riskini yarıya indiriyor ve etkisi genellikle kalıcı oluyor. Fakat sinir tabakasında oluşturulan etkiye bağlı olarak bir miktar fonksiyonel kayıp kaçınılmaz oluyor. Diyabetik makula ödeminde 2002 yılından itibaren kortizonlu ilaçların göz içine uygulanmasıyla tedavide önemli bir aşama kaydedildi. Bu ilaçlarla lazerle elde edilemeyen görme artışları sağlanıyor. Ancak katarakt gelişimi, göz tansiyonundaki artışlar gibi ciddi yan etkilerin ortaya çıkması ilacın etkinliğini sınırlandırıyor.

Yeni tedavilerin yan etkisi daha düşük
Tedavi seçeneklerine bir yenisi daha eklendi:  Bu, damar büyüme faktörü karşıtı olan bir antikordur (Anti-VEGF). Bunun göz içine enjeksiyonuyla daha yüksek görme kazanımları ve korunması elde edilirken yan etkileri de kortizona göre çok daha az olmaktadır. Yakın zamanlarda yan etkisi daha düşük, etki süresi daha uzun göz içi kortizonların da piyasaya çıkmasıyla tedavi seçenekleri daha da artmıştır. Tedavi seçiminin yapılmasında muayene ve tetkik sonuçları olduğu kadar kişinin genel sağlık durumu, geçirmiş olduğu göz ameliyatları, daha önceki tedaviler gibi faktörler de etkilidir.


Tedavi çeşitlilik gösteriyor

Diyabetik retinopatinin tedavisinde lazer fotokoagülasyon uzun yıllar altın standart olarak kabul edildi. Lazer tedavisi aslında ışık enerjisi kullanarak sinir tabakasını yakma işlemi. bu işlem görme kaybı riskini yarıya indiriyor ve etkisi genellikle kalıcı oluyor. Fakat sinir tabakasında oluşturulan etkiye bağlı olarak bir miktar fonksiyonel kayıp kaçınılmaz oluyor. Diyabetik makula ödeminde 2002 yılından itibaren kortizonlu ilaçların göz içine uygulanmasıyla tedavide önemli bir aşama kaydedildi. Bu ilaçlarla lazerle elde edilemeyen görme artışları sağlanıyor. Ancak katarakt gelişimi, göz tansiyonundaki artışlar gibi ciddi yan etkilerin ortaya çıkması ilacın etkinliğini sınırlandırıyor.

Yeni tedavilerin yan etkisi daha düşük

Tedavi seçeneklerine bir yenisi daha eklendi:  Bu, damar büyüme faktörü karşıtı olan bir antikordur (Anti-VEGF). Bunun göz içine enjeksiyonuyla daha yüksek görme kazanımları ve korunması elde edilirken yan etkileri de kortizona göre çok daha az olmaktadır. Yakın zamanlarda yan etkisi daha düşük, etki süresi daha uzun göz içi kortizonların da piyasaya çıkmasıyla tedavi seçenekleri daha da artmıştır. Tedavi seçiminin yapılmasında muayene ve tetkik sonuçları olduğu kadar kişinin genel sağlık durumu, geçirmiş olduğu göz ameliyatları, daha önceki tedaviler gibi faktörler de etkilidir.

 

Yorgunluğunuzun nedenini biliyor musunuz?

Yorgunluğunuzun altında yatan nedenleri ve aslında hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle yorgunluktan kurtulabileceğinizi biliyor muydunuz?

Yorgunluktan kurtulmak için hayatınızda yapmanız gereken değişiklikleri Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Akif Nuri Doğan’dan öğrendik.

 Yeterli Uyku

Yorgunluğunuzun nedeni yeterince uyumamanız olabilir. Yetişkin bir kişinin her gece 7-8 saat uyuması gerekir. Bunun için öncelikle uyku sürenizi de göz ününde bulundurarak düzenli bir program oluşturun. Yatak odanızda dizüstü bilgisayar, cep telefonu, televizyon gibi araçları bulundurmayın. Tüm düzenlemeleri yapmanıza rağmen hala uyku problemi yaşıyorsanız mutlaka bir hekimden yardım isteyin.

 Uyku Apnesi

Gece boyunca nefesin sık sık durmasıyla uyanma şeklinde ortaya çıkan uyku apnesi probleminde 8 saat uyusanız bile uykunuzu yeterince alamadığınız için yorgunluk problemi yaşayabilirsiniz. Uyku apnesi probleminin yanı sıra sigara içiyorsanız ve kilo probleminiz varsa uyku testi ve kontroller için mutlaka hekiminize danışın.

 Yanlış Beslenme

Yorgunluğun önemli nedenlerinden biri de yanlış beslenme alışkanlıklarıdır. Dengeli bir diyet kan şekerinizi normal sınırlar içerisinde tutacağı için halsiz hissetmenize engel olur. Düzenli kahvaltı yapın. Her öğünde protein ve kompleks karbonhidratları tüketmeye çalışın. Ayrıca sürekli enerji için gün boyunca küçük öğünler ve atıştırmalıklar yiyin.

 Depresyon

Depresyonun baş ağrısı, iştah kaybı gibi önemli belirtilerinden biri de geçmeyen yorgunluktur. Yorgunluğunuz birkaç haftadan fazla sürüyorsa mutlaka hekiminize danışın. Terapi ya da ilaçlar hastalığınızın tedavisinde önemli bir rol oynar.

 Hipotiroidi

Metabolizma hızını kontrol eden tiroid bezinin hastalıkları yorgunluk, halsizlik ve kilo alımına neden olabilir. Uzun süredir devam eden bir yorgunluğunuz varsa mutlaka hekiminize başvurun ve tiroid ile ilgili testlerinizi yaptırın.

 Aşırı Kafein Tüketimi

Kafein ölçülü dozlarda tüketildiğinde uyanıklığı ve konsantrasyonu artırabilir. Ama çok fazla tüketildiğinde kalp hızı ve kan basıncını olumsuz yönde etkileyerek yorgunluğa neden olabilir. Çok fazla kafein tüketiyorsanız yavaş yavaş azaltmayı deneyin. Kafein tüketimini aniden bırakırsanız kafein eksikliği daha fazla yorgunluğa neden olabilir.

 İdrar yolları enfeksiyonları

İdrar yolları enfeksiyonları her zaman kendisini idrara çıkarken yanma ve ağrıyla göstermeyebilir. Bazı durumlarda tek belirtisi yorgunluk olabilir. Hekiminizden yardım isteyerek basit bir idrar testi ile enfeksiyon problemi yaşayıp yaşamadığınızı öğrenebilirsiniz. İdrar enfeksiyonu yaşıyorsanız antibiyotiklerle hastalığınız tedavi edildiğinde yorgunluğunuz genellikle birkaç hafta içinde kaybolur.

 Diyabet

Diyabet hastasıysanız çok sık yorgunluk problemi yaşarsınız. Bu nedenle kalıcı ve açıklanamayan bir yorgunluk problemi yaşıyorsanız mutlaka hekiminize danışın. Yapılan muayene ve testlerle diyabet olduğunuz ortaya çıkarsa, ilaç tedavisi, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları değişiklikleriyle yorgunluğunuz tedavi edilebilir.

 Dehidrasyon

Yorgunluğunuz yeterince su tüketmemenizden de kaynaklanabilir. Yeterli su içip içmediğinizi idrarınızın rengine bakarak anlayabilirsiniz. Yeterince su tüketen bir kişinin idrarı şeffaf renktedir. Eğer idrarınız koyu renk ise ve herhangi bir sağlık sorunundan kaynaklanmıyorsa susuz kalmışsınız demektir. Saat başı ya da planlı bir fiziksel aktivite öncesi en az iki bardak su için.

 Çalışma Saatleri

Gece ya da vardiya usulü çalışıyorsanız dengeniz bozulduğu için yorgunluk problemi yaşayabilirsiniz. Bu sorunu gündüz mümkün olduğunca karanlık, serin ve sessiz bir odada uyuyarak çözebilirsiniz. Bu düzenlemelere rağmen hala uyku problemi yaşıyorsanız mutlaka hekiminizden yardım isteyin.

Kronik Yorgunluk Sendromu ve Fibromiyalji

Yorgunluğunuz ne yaparsanız yapın 6 aydan fazladır sürüyorsa, günlük aktivitelerinizi yapmak sizin için zorlayıcı olmaya başladıysa Kronik Yorgunluk Sendromu ya da Fibromiyalji hastalığı ile karşı karşıya olabilirsiniz. Her iki hastalığın da ortak özelliği nedeni açıklanamayan yorgunluktur. Hekiminizin desteği ve yönlendirmesiyle günlük programınızı, uyku alışkanlıklarınızı değiştirerek ve size uygun bir egzersiz programına başlayarak toparlanabilirsiniz.

Reflü tedavisi mümkün!

Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü Doç. Dr. Tamer Karşıdağ, reflü cerrahisi hakkında bilgi verdi.

Öksürük, ses kısıklığı ve göğüs ağrısı görülebiliyor

Kişide göğüste yanma ve ağıza acı su gelmesi (reflü) gibi şikayetler varsa reflü hastası olma olasılığı vardır. Ancak bu klasik ikili yanında, hastalarda “minör bulgular” denilen başka belirtiler de olabilmektedir. Bunlar öksürük, ses kısıklığı, orta kulak iltihabı, astım, tekrarlayan farenjit/larenjit, diş çürükleri, yemek borusunda daralma, boğazda tıkanma hissi, kalple ilgili olmayan göğüs ağrısıdır. Hastalığın tanısı yalnızca bu bulgulara bakılarak değil reflü ile birlikte göğüste yanma hissi ve 24 saatlik pH monitörizasyonu adı verilen bir laboratuvar çalışması ile konulmaktadır.

Reflü hastalığının tedavisi için “altın dönem” kaçırılmamalı

Reflü bir hastalık haline geldiğinde, sindirim sistemindeki yapıların henüz bozulmamış olduğu ve medikal tedaviyle; yani ilaç, diyet ve önerilerle bu yapıların korunabildiği bir dönem vardır. Bu “altın dönem” kaçırılırsa tedavisi cerrahidir. Bu, çok kısa bir süreç değildir. Ancak iyi bir tedavi ve takip gerektirmektedir. Bu dönemdeki hastalar, çoğunlukla cerrahi bir girişime ihtiyaç duymadan başarı ile tedavi edilebilmektedir.Majör ve minör bulguların uzun süre gözardı edilmesi ile veya yetersiz tedavi yöntemleri ile bu dönem kaçırılabilmektedir. Sonrasında cerrahi düzeltmelerin yapılması gereken bir aşama gelmektedir. Medikal tedavinin yetersiz olması dışında uzun süreli ilaç tedavini reddeden hastalarda da cerrahi tedavi düşünülür. Reflü hastalığı bazen nadir görülen kas hastalıklarına da bağlı olarak görülebilir. Bu hastalarda cerrahi, bir tedavi yöntemi değildir. Dikkatli olmak gerekir.

Cerrahi yöntem şikayetleri sonlandırıyor

Hastanın sıkıntılarını azaltmak için ve yutağın alt kısmının mide içeriği ile sürekli tahriş olması sonucu gelişebilecek kötü huylu değişimleri görüldüğünde cerrahi gerekmektedir. Bunun yanında kullanılan ilaçlarla hastalığın bulguları kontrol edilemiyorsa, ilaçlarla çok iyi kontrol edilen hastalar bir seferlik tedavi istediğinde, “Barrett ösofagus” denen yutağın alt kısmındaki mukozal yapıda değişiklik varsa, ösofagus dışı bulgular varsa, genç hastalarda, hasta ilaçlarını düzenli almıyorsa, osteoporozu olan menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda medikal tedavinin maliyetini düşürmek için cerrahi tedavi gerekir.

Cerrahinin uygulanamadığı durumlar

·Hastanın genel anestezi alamayacak durumda olması

·İleri kalp veya akciğer hastalıkların varlığı

·Kanda pıhtılaşma bozukluğu olması durumu

·Portal hipertansiyon hastalığı varlığı

Reflünün kapalı ameliyatla tedavisi mümkün

Günümüzde geçerli yöntem laparoskopik olarak yapılan girişimlerdir. Yani hastanın karnında geniş bir kesi yapmadan 5-10 mm’lik deliklerden girerek, ince çubuklar kullanarak bu hastalığın cerrahi tedavisi yapılmaktadır. Yutağın alt kısmında diyaframdan gelen kasların daraltılması ve midenin üst cebinin yutak etrafında çevrilmesi, mide girişinden yukarıya sıvı, katı veya gaz içeriğinin kaçmasını azaltmaya katkıda bulunur. Bu yöntemle bozulmuş olan yutak-mide geçişi başarılı bir şekilde onarılabilir. Hasta seçiminin doğru yapılmadığı dönemlerde cerrahinin başarısının daha düşük olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak uygun hasta seçimleri ile birlikte ve cerrahi yöntemlerin doğru uygulandığı merkezlerde ise başarı oranı oldukça yüksektir.

 

 

Limonlu suyun bilinmeyen faydaları

  Cildinizi temizler – Su içmek kendi başına vücudunuzu toksinlerden arındırır ama içine C vitamini eklendiğinde kanınızdaki toksinler de temizlenir ve cildiniz kızarıklıklardan ve ince çizgilerden kurtulur.

  Solunum problemlerinize yardımcı olur – Eğer solunum yollarınızda probleminiz varsa, limonlu su sizin için ideal içecektir! Limon, antibakteriyel özelliği sayesinde göğüs enfeksiyonlarınızdan kurtulmanızı ve öksürüklerinizin rahatlamasını sağlar.

  Beynin ve sinir sistemininin daha hızlı çalışmasını sağlar – İçeriğindeki potasyum sayesinde depresyondan kurtulmanızı, unutkanlığınızı atmanızı ve beyin sisinin ortadan kalkmasını sağlar.

  İmmün sisteminizi güçlendirir – Limonun içindeki potasyum kan basıncını düzenler, beyni uyarır ve soğuk algınlığı ile savaşır.

  Kilo vermenizi sağlar – Limonlu su içmek yemek yeme isteğinizin önüne geçer, metabolizmanızı güçlendirir ve şişkinliğinizi atmanızı sağlar.

  Akşamdan kalmalığınızı yok eder – Limonlu su midenizi sakinleştirir ve antiseptik işlevi görerek detoks yapmanızı sağlar.

  Nefesi tazeler – Limonlu su, sigara, baharatlı yemekden dolayı kötü kokan nefesinizi tazeler.

  Ph seviyenizi düzenler – Ph seviyenizi düzenlemek sizi pek çok hastalığa karşı korur.

 Ağız ve diş sağlığına faydalı – Limonda bulunan asit, diş üzerinde biriken, diş renginin değişmesine ve dişlerin çürümesine neden olan bakterileri temizler. Dişlerin beyazlamasına yardımcı olurken, diş eti enfeksiyonlarına ve dil yaralarına karşı da koruma sağlar.

 

Diyette altın kural “irade”

Yaz ayları yaklaştıkça kilo vermek için değişik yöntemler deneyenlerin sayısı giderek artıyor. Türkiye Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanlarından Dyt. Bahattin Arslan, yazılı ve görsel medya aracılığıyla insanların sağlıklı olmayan diyetlere, ilaçlara ve çeşitli aletlere çaresizce başvurduklarını söyledi.

İnsanın kendisini fiziksel ve psikolojik olarak rahat edebileceği bir kilosu olduğunu belirten Arslan, “Kendimizi mankenlere benzetmek uğruna bilinçsizce uygulayacağımız diyetler, kullanacağımız bitkisel ve kimyasal ilaçlar aslında bedenimizi değil bağışıklık sistemimizi ve irademizi zayıflatan geçici uygulamalardır.” dedi.

En iyi diyet uygulamasının özelliklerini de anlatan Arslan, “En iyi diyet kısa sürede size bol kilo vermeyi vaat etmeyen ve beslenme alışkanlığınızı değiştiren beslenme programı ve eğitimidir. En sağlıklı kilo kaybı da haftada 500 gr ve egzersizle verilen kilolardır.” ifadelerini kullandı.

İnsanların kilo almasının ya da vermesinin kişiden kişiye değiştiğini özellikle vurgulayan Arslan, şu açıklamalarda bulundu;

Az Yediğinizi Düşünüp Kilo Veremediğinizi Düşünüyorsanız;

– Metabolizma hızınız düşüktür.

– Tembelsinizdir; spor yapmıyorsunuzdur.

– Kabızlık probleminiz olabilir.

– Ayda 2 kilo veriyorsanız bu başarıdır.

Fastfood ve hamur işinden vazgeçemeyenlerin bu sevgilerinden vazgeçmeleri gerektiğini söyleyen Arslan, “Eğer vazgeçemiyorlarsa bu yiyeceklerle olan birliğinizi haftada bire indirip egzersizle bunu geri vermelisiniz.” şeklinde konuştu.

 

Bazı insanların diyet yapıp da kilo veremediğinden yakındığını dile getiren Arslan, diyetin altın kuralının iradeli olmak olduğunu söyledi. İnsanların kısa sürede çok kilo vermeyi hedeflediği için hayal kırıklığına uğradığını vurgulayan Arslan, diyet beklentilerinin düşük tutulması gerektiğini böylece sıkılmadan diyet yapılabileceğini belirtti.

 

Ben arkadaşlarımdan, eşimden, dostumdan az yiyorum ama onlar kilo almıyor ben alıyorum.” şeklinde yakınmalar olduğunu da söyleyen Arslan, “Şunu kesinlikle bilmek gerekiyor ki, insanların metabolizmaları farklıdır ve farklı düzeyde enerji tüketirler.” dedi.

 

Kilo almak istemeyenler için basit öneriler de sunan Arslan, bu önerilerini şöyle sıraladı:

 

– Günlük beslenmenizi 3 ana , 2 ara öğün olarak düzenleyin.

– Yemeklerinizi yavaş yavaş ve iyi çiğneyerek yemeye özen gösterin

– Seçici olun ve size ikram edilen her şeyi yemeye çalışmayın.

– Yağlar konusunda dikkatli olun, tam yağlı besinler yerine yarım yağlı besinler tercih edin.

– Akşam yemeklerini en geç saat 19.30’a kadar yemiş olun.

– Bol miktarda sebze, meyve ve kepekli ürünler tüketmeye özen gösterin.

– Yemeklerinizdeki tuz miktarını azaltın.

– Fast food, hamur işi ve şekerli besinleri haftada 1 porsiyon olarak tüketin.

– Sağlığınız için günde en az iki litre su için.

– Uzmanların tavsiye etmediği kimyasal ve ya bitkisel zayıflama tabletlerini kullanmayınız.

 

 

 

 

Meme kanserinden korunmak mümkün!

Meme kanseri görülme yaşı gittikçe küçülüyor. Bu yüzden uzmanlar klinik meme muayenelerinin başlangıç yaşının 30 olmasını öneriyor. Kozmetik ürünlerde bulunan kimyasalların kanser gelişimini tetikleyebileceğine dikkat çektiğini söyleyen Liv Hospital Meme Cerrahi Prof. Dr. Levhi Akın “Meme kanserinde erken tanı ancak düzenli kontrol ile mümkün. Ayrıca dünyada ve ülkemizde milyonlarca kadının kullandığı bazı kozmetik ürünlerin içinde yer alan kimyasallar, vücutta östrojen ve diğer hormonları engelleyerek ya da onları taklit ederek hormonal dengeyi bozabilir. Bu yüzden kozmetik ürünlerle mesafeli bir ilişki kurmak çok önemli” diyor. Prof. Dr. Akın meme kanseri tedavisinde dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

 Kozmetik ile meme kanseri ilişkisi var mı?

Araştırmalar bazı kimyasalların insanlarda kanser gelişimine katkıda bulunabileceğini düşündürüyor. Bu kimyasalların birçoğu vücuttaki östrojen ve diğer hormonları engelleyerek ya da onları taklit ederek vücudun hormonal dengesini bozabilir. Kozmetik ve kişisel bakım ürünleri çeşitli bileşimlerden oluşmalarına rağmen, meme kanseri ile bağlantıları araştırılan kimyasallar; birçok kozmetik üründe koruyucu olarak sıklıkla kullanılan parabenler (makyaj, nemlendiriciler, saç bakım ürünleri ve tıraş kremleri/jelleri) ve oje, saç spreyindeki renkleri tutmak ve kırılganlığı azaltmak için sıklıkla kullanılan, ayrıca birçok kişisel bakım ve temizlik ürünü kokularının içinde bulunan ftalatlar’dır.

Meme kanserinde kontrol yaşı ne olmalı?

Klinik meme muayenelerinin başlangıç yaşının 30 yaş olması öneriliyor. Yüksek risk altında olanlarda muayene başlangıç yaşı 20’dir. Mamografi için tarama yaşının 40 olması, 40 yaşından başlayarak, her yıl mamografi çektirilmesi gerekir. Meme veya yumurtalık kanseri açısından güçlü bir aile öyküsü veya geçmişte göğse uygulanan bir ışın tedavisi gibi yüksek risk faktörleri varsa, yıllık mamografiler 30 yaş civarında başlayabilir. Mamografi taramalarında takip gerektirecek bulgu saptanmayan kişilere her yıl yerine iki yılda bir mamografi çekilmesini önerenler de var.

Yaşam tarzı meme kanserini nasıl etkiliyor, nasıl olmalı?

Yaşam tarzının etkileyebileceği faktörler meme kanseri açısından kontrol edilebilen risk faktörleri olarak sınıflandırılmaktadır. Bunlar;

Kilo fazlalığı

Uygunsuz diyet

Egzersiz yapmamak

Fazla alkol tüketimi

Tütün kullanımı

Menopoz sonrası hormon kullanımı

Doğum kontrol hapı kullanımı

Gece ışığa maruz kalma

D-vitamini eksikliği

Stres ve anksiyete, olarak örneklenebilir.

Dolayısıyla; kendi kendine düzenli meme muayenesi, yıllık klinik meme muayenesi, yıllık mamografi ve gerekirse ultrasonografi taramaları, fazla kilolardan kurtulmak, uygun ve sağlıklı bir diyet, düzenli egzersizler, fazla alkol tüketmemek, kesinlikle tütün kullanmamak, stresten uzak sakin bir yaşam kurmak, menopoz sonrası hormon kullanmamak ve doğum kontrol hapı kullanmak dışında korunma yöntemlerini tercih etmek meme kanserini önleyebilmek için en iyi seçenekler olacaktır.

 

 

 

İşte zayıf kalmanın sırrı!

İspanya’daki Navarra Üniversitesi’nden bilim insanlarının gerçekleştirdiği kapsamlı bir araştırma günde bir kutu tam yağlı yoğurt yiyen kişilerin istemeden kilo alma olasılığının yoğurt yemeyenlerden çok daha düşük olduğu ortaya çıkarttı.

Araştırma kapsamında 8 bin 500 sağlıklı kadın ve erkeğin kilo değişimlerini yedi yıl boyunca gözlemleyen uzmanlar, yoğurdun kilo kontrolü üzerindeki olumlu etkisinin birçok kişinin yoğurdu yemeklerden sonra tüketmesine ve bu sayede tatlı yemekten kaçınmasına ya da yoğurdun içinde bulunan bakterilere bağlı olabileceğini düşündüklerini söyledi.

Araştırmayı gerçekleştiren ekibin başında bulunan Dr. Miguel Martinez-Gonzalez, kilo alımını engellemede sadece tam yağlı yoğurdun etkili olduğunu, yağsız yoğurtları tüketmenin zayıf kalmaya yardımcı olmadığını belirtti.

Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da gerçekleştirilen Avrupa Obezite Kongresi’nde konuşan Martinez-Gonzalez, yoğurdun kilo alımını engelleyici etkisinin bol meyve ve sebze içeren Akdeniz diyeti ile birlikte tüketildiğinde  arttığını da söyledi.

 

Tütüne veda

31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü

Tütüne veda, sağlıklı yaşama merhaba

31 Mayıs tüm dünyada ve ülkemizde Dünya Tütünsüz Günü olarak kutlanıyor, bu tarih tütün kullanımının sağlığa olumsuz etkileri konusunda bilinç yaratmak için önemli bir fırsat sunuyor.
Dr. Back-Up doktoru Gizem Gülsuna, 31 Mayıs’ta tütün bağımlılığından kurtulmak için önemli bilgiler paylaşıyor.

Sigara, nargile, pipo içmek veya dumanını solumak zamanla kişide psikolojik ve fiziksel bağımlılık oluşturuyor. Tütün ürünlerinde 4000’den fazla kimyasal madde bulunuyor, tütün kullanımı çok sayıda hastalığa sebep oluyor. Kullanıcılarına özel evde bakım hizmetleri veren Dr. Back-Up’ın doktoru Gizem Gülsuna, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü’nde tütün bağımlılığının yarattığı sağlık problemleri hakkında bilgi veriyor.

Tütün bağımlılığının riskleri

Dr. Gülsuna “Tütün kullanımı, kalp ve damar hastalıkları, akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi rahatsızlıklara yol açar. Bunlar dışında damarlarda tıkanma ve buna bağlı felç, midede gastrit, ülser ve mide kanseri, ciltte sararma, kırışıklık, cilt kanseri, ağız kokusu ve dişlerde sararma gibi etkileri vardır. Gebelikte sigara içilmesi erken doğuma ve buna bağlı olarak çeşitli gelişim bozukluklarına, doğum sonrası da sütün kesilmesine yol açar. Sigara içenlerde akciğer kanseri olma riski 22 kat, mesane kanseri riski 2 kat, bronşit riski 10 kat, kalp hastası olma riski 3 kat, kalp krizi riski 1-4 kat, prostat kanseri riski 2 kat, rahim ağzı kanseri riski 16 kat artar. Pasif içici olarak tütün dumanına maruz kalmak dahi kanser, kalp hastalıkları ve KOAH gibi birçok hastalığa neden olur” diye bilgi verdi.

Sigara bırakma tedavisinde davranış danışmanlığı ve ilaç tedavisinin büyük önem taşıdığını söyleyen Dr. Gizem Gülsuna, “Ülkemizde pek çok hastanede Sigara Bırakma Poliklinikleri bulunuyor. Ayrıca özel sağlık kurumları da sigarayı bırakmaya yönelik ilaç ve psikolojik tedavi hizmeti veriyor” diyerek tedavi yöntemlerini anlattı: “İlaç tedavisinin amacı, sigaranın bırakılmasını izleyen dönemde ortaya çıkan nikotin yoksunluğunu gidermek. Bu ilaçlar doktor tarafından reçeteli olarak verilir. Bunun dışında bir sağlık uzmanına başvurmadan satılan sigara bırakma ürünlerine itibar etmemek gerekir. Sigara içmenin ruhsal ve davranışsal yönleri de vardır. Bu faktörler yeterince incelenmezse, nikotin yoksunluğu geçtikten sonra kişi tekrar sigaraya başlayabilir. Hastanın bağımlılık kriterlerine göre planlanan psikolojik tedavide; baş etme becerileri, öfke kontrolü, aile görüşmesi, motivasyona yönelik çalışmalar ve değişik terapi yöntemleri uygulanır.”

Dr. Gülsuna’nın sigarayı bırakmak için paylaştığı öneriler ise;

1.       Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sigarayı Bıraktırma Poliklinikleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan destek alın.

2.       Sigarayı bırakma gerekçeleriniz neler? Bir kağıda yazıp buzdolabının üzerine, arabanızın camına ya da sık baktığınız bir yere yapıştırın.

3.       Sigara içmediğiniz zamanları hatırlayın.

4.       Satın almadığınız sigaraların parasıyla hoşunuza giden bir şeyler yapın, ya da kendinize hediyeler alın.

5.       Sigarayı bıraktığınızda bu dört maddeyi aklınızdan çıkarmayın.

 

Metabolizmayı ateşle!

Hem bedenimizi hem de ruhumuzu yaza hazırlamanın tam zamanı. Hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle, hayalinizdeki görüntüye kavuşmanız mümkün. Kış aylarının soğuk ve kapalı havası birçok kişinin hareketsiz kalmasına, kilo almasına, spordan ve hatta sosyal hayattan uzaklaşmasına neden oluyor. Bu olumsuz beden ve ruh hallerinden kurtulmanın zamanı geldi. Liv Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Sanem Apa yaza hazırlanmanın ipuçları hakkında bilgi verdi.

·Metabolizmanın çalışması ve beyin performansı için en önemli öğün olan kahvaltıyı kesinlikle atlamayın.

·Beyaz rafine edilmiş besinler yerine tam buğday, çavdar, kepek gibi rafine edilmemiş tahılları tercih edebilirsiniz.

·Kefir ve prebiyotik yoğurtlar tüketmek sindirim sisteminizi ve dolayısıyla bağışıklık sisteminizi destekler.

·Sebze ve meyveler C vitamini açısından zengin besinlerdir. Mandalina, kivi, kuşburnu ve portakal gibi meyvelerle, ıspanak, pazı, sivri biber, brokoli, brüksel lahanası gibi yeşil yapraklı sebzelerin tüketimini artırın.

·Kafeinli içecekleri azaltın. Kahve, çay, soğuk içecekler, kakao ve benzerleri gibi kafeinli içecekler yerine “Beyaz çay” gibi bitkisel çayları rahatlatıcı etkilerinden de yararlanmak için tercih edebilirsiniz. Beyaz çay sağlıklı beslenme alışkanlıları ile birlikte gün içinde 2- 3 fincan tüketildiğinde metabolizmayı canlandırıcı etki gösterir.

·Geceleri yağlı ve çok miktarda yemek yememeye özen gösterin. Gece yavaşlayan metabolizma bir de ağır ve yağlı besinlerin sindirimi için zorlanmamalı.

·Az az, sık sık yemek yemeyi tercih etmeliyiz.

·Sabahları özellikle aç karnına yapılan yürüyüşler metabolizmayı canlandırmada destek sağlar.

·Yaban mersini antioksidan kapasitesi nedeniyle çok iyi bir ara öğün alternatifi olabilir.

 

Yorgunluk ve saç dökülmesine dikkat!

Memorial Ankara Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sibel Ertek, “24-31 Mayıs Dünya Tiroit Farkındalık Haftası”nda tiroid hastalıkları hakkında bilgi verdi.

İyot eksikliği tiroid rahatsızlıklarına sebep oluyor

Tiroid bezi boynun ön kısmında bulunan ve tiroid hormonlarını salgılayan bir iç salgı bezidir. Tiroid hormonları yiyecekler ve suyla aldığımız iyot kullanılarak salgılanmaktadır. Bu nedenle ülkemizde özellikle iyot eksikliğinin fazla olduğu bölgelerde tiroid hastalıkları ve guatr daha fazla görülmektedir.

Ailesinde tiroid hastalığı öyküsü olanlar risk altında

Tiroid bezi, görünümü normal olsa da çalışması normal düzeyde olmadığı zaman vücuttaki diğer organları etkileyen başka hastalıklara neden olabilmektedir. Tiroidin çok çalışması olarak bilinen ‘’hipertiroidi’’ ve az çalışması olarak tanımlanan ‘’hipotiroidi’’ rahatsızlıklarının endokrinoloji muayenesi ve basit kan tetkikleri ile anlaşılması son derece kolaydır.Tiroid bezinin büyümesi ise guatr hastalığına yol açmaktadır. Guatr, “nodül” denilen yumruları içerebilmektedir. Nodülün tespit edilmesi durumunda, ultrasonografi ile değerlendirilip yapısının ve boyutlarının belirlenmesi gerekmektedir. Özellikle ailesinde tiroid kanseri öyküsü olanlarda, radyasyona maruz kalmış kişilerde ve ayrıca nodülün büyük olduğu veya şüpheli özellikler gösterdiği durumlarda bu yumruların kanser hücreleri içerip içermediği mutlaka araştırılmalıdır.

Tiroid kanserinde erken tanı için…

Tiroid kanserleri, erken dönemde yakalandıklarında kemoterapi ve radyoterapiye gerek kalmadan tedavi edilebilen hastalıklardır. Tiroid nodüllerinin kanser riskini belirlemede ultrason eşliğinde kullanılan ‘’tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi’’ yöntemi, hastalığın tanısının konulmasını ve ameliyata gerek kalmadan tedavi edilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle özellikle ülkemiz gibi tiroid hastalıklarının yaygın olduğu bölgelerde tiroid muayene ve taramaların yapılması hayati önem taşımaktadır.

Belirtileri başka hastalıklarla karıştırmayın

Hem dünyada hem de ülkemizde sıklıkla görülen tiroid hastalıkları doğru tanı ve uygun tedavi yöntemleri sayesinde önlenebilir rahatsızlıklardır. Tiroid hormonlarına bağlı rahatsızlıkların belirtileri stres veya depresyon gibi başka rahatsızlıkların belirtileriyle karıştırılarak göz ardı edilebilmektedir. Tiroid hastalıklarında sıklıkla görülen belirtiler; boyunda şişlik veya ele gelen yumru, halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, kabızlık, ciltte kuruluk, kabalaşma, turuncuya yaklaşan renk değişiklikleri ve artan saç dökülmesidir. Bunların yanı sıra tiroidin az çalıştığı hipotiroidi durumunda çabuk üşüme ve soğuğa tahammülsüzlük, tiroidin çok çalıştığı hipertiroidi rahatsızlığında ise aşırı terleme ve sıcağa tahammülsüzlük belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıkların en yaygın belirtilerinden bir diğeri ise göz çıkıklığıdır. Bu belirtilerin bir veya birden fazlasının kendisinde olduğunu düşünen kişiler, muayene ve tetkikler için endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.

 

 

 

 

 

Saçlarınız için bunları tüketin!

Bakımlı saç size sağlıklı bir görüntü vererek güzelliğinize güzellik katar. Sürekli dile getiriliyor; saçlarınızı dışarıdan yapılan bakımla beraber aldığınız aldığınız besinlerle de desteklemeniz gerekiyor. Bu nedenle saç derisinden saç uçlarına kadar faydalı olan besinleri sizin için sıraladık. İşte saçlar için önemli 9 besin:

   SOMON: Omega-3 deposu somon, B12 vitamini ve demir içermesi açısından en iyi protein kaynağıdır. Saç derisinin omega-3 yağ asidine ihtiyacı vardır ve eksikliğinde kurumuş saçlara neden olmaktadır. Eğer vejeteryansanız mutlaka günde 2 kaşık keten tohumu tüketin.

  FASÜLYE: Fasülye, saçlarınızın sağlıklı uzaması ve kırılmaması için gereken demir, çinko ve biotin içeren iyi protein kaynağıdır.

  KOYU YEŞİL SEBZELER: Ispanak, brokoli gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, vücudun sebum üretmek için ihtiyaç duyduğu A ve C vitaminleri için mükemmel kaynaklardır.

  YUMURTA: İster haşlanmış yiyin ister omlet şeklinde, yumurta saçlar için en iyi protein kaynaklarından biridir.

  TAM TAHIL: Tahıllı ekmekler ve kahvaltılık gevrekler saçlarınız için yüksek dozda çinko, demir ve B vitamini içerir. Özellikle de diyet yaparken saçlarınızın zayıflamaması için bu ürünleri rahatlıkla tüketebilirsiniz.

  HAVUÇ: Tam bir A vitamini kaynağıdır havuç. Saç derisi sağlığı açısından havucu her gün tüketmek gereklidir.

  İSTİRİDYE: Saçların uzamasında etkili bir antioksidan olan çinko içeren istiridyeyi tüketmek çok faydalıdır.

  KURU YEMİŞ: Kalın,güçlü ve parlak saçlar için fındık yiyin. Kaju, fındık, ceviz ve badem müthiş çinko kaynaklarıdır. Çinko eksikliğinde saç dökülmesi yaşayabileceğinizi düşünerek bu yemişleri her gün tüketmenizi tavsiye ediyoruz.

  TAVUK ETİ: İçerdiği protein nedeni ile saçlarınızı sağlığına kavuşturan bir besindir. Eğer protein açısından yetersiz ve kalitesiz beslenirseniz saçlarınız zayıflar ve rengini kaybeder.

Bunlar metabolizma hızını artırıyor!

Kilo verme yolunda çekilen sıkıntıların sonucunu en kısa sürede ve sağlıklı bir şekilde almak herkesin hakkı. Bunun için yediklerimize-içtiklerimize dikkat etmenin yanında, hangi saatte yediğimiz bile kilo vermenizi etkiliyor. İşte metabolizma hızımızı artırarak daha kolay kilo vermenin bu püf noktaları:

Metabolizma hızınızı ölçmekle başlayabiliriz: Başlangıç olarak metabolik hızınızı yaş, boy, kilo ve aktivite seviyenize göre hesaplamanız gerekiyor. Bu bilgi, kilo almaya başlamadan önce vücudunuzun kaç kalori tüketebildiğini belirlemeye yardım eder. Daha sonra metabolizmanızı hızlandırmak ve kilo vermek için gerekli düzenlemeleri yapabilirsiniz.

 Günlük kalori miktarını azaltma oranı: Agresif bir diyete girdiğinizde ve büyük yasaklarla günlük kalori alımını kestiğinizde, vücudunuz panikler ve açlık moduna girer. Bu da metabolizmayı yavaşlatır. Etkili bir diyet yapmanın en iyi yolu, normalde tükettiğinizden 100 kalori kadar azaltmak.

Akşam yemeğinden sonra yiyeceğiniz bir miktar dondurmayla metabolizmanızı hızlandırabileceğinizi biliyor musunuz? Normalde bir kap dondurma yiyorsanız, bu defa 3 yemek kaşığı kadar daha az koyun kaba; bu da 100 kaloriye denk gelecektir. Süt ürünlerinden tüketmek, yağ hücrelerini yağları yakmak için uyaran kalsiyumdan almanızı sağlar.

 Protein tüketimi: Daha hızlı bir metabolizma istiyorsanız, proteini göz ardı etmeyin. Çünkü vücudunuz proteinleri sindirmek için karbonhidratları sindirmek için olandan iki kat daha fazla kalori yakar. Haftada iki kez balık içeren bir yemek olmak üzere beslenme planınıza daha fazla protein ekleyin. Vücutta yağ yakan enzimleri artıran omega 3 yağ asitlerini içeren somon türü balıkları daha fazla tercih edebilirsiniz.

 Her 3 saatte bir yemeli: Ne kadar sık yerseniz metabolizmanız o kadar hızlı çalışır. Ancak düzenli yemeye, yani günde üç öğün ve iki ara öğün şeklinde beslenmeye dikkat etmelisiniz. Uyandıktan sonraki bir saat içinde bir şeyler yemek, vücudunuzu aşırı acıkmanın etkilerinden korur, unutmayın. Vücudunuzu dinç tutun ve bu beslenme takvimini uygulayın:

Saat 6-8: Kahvaltı Saat 10: Ara öğün Saat 12-14: Öğle yemeği Saat 15-17: Ara öğün Saat: 17-19: Akşam yemeği Saat 20’den sonra bir şey yemeyin Ara öğünleri atlamayın. Araştırmalara göre, günde üç kez 250 kalori kadar ara öğün tüketenler, ana öğünlerde daha az yiyorlar ve daha yüksek metabolizma hızına sahipler.

Bu içecekleri buzlu için; kahve, yeşil çay, su : Kahve ve yeşil çay, kafein içerdiğinden, doğal metabolizma hızlandırıcı niteliğinde. İçlerine buz kattığınızda bu özelliklerini daha da artırırsınız. Buzlu içecekler vücudunuzu, kendisini ısıtma konusunda harekete geçireceğinden daha fazla enerji harcarsınız.

 Çinko takviyesi: Çinko, doyduğunuzda vücudunuza sinyal veren ve dolayısıyla aç değilken daha fazla yemenizi engelleyen leptin seviyesini yükseltir, açlığı da azaltır. 15 mg’lık paket olarak ya da genelde 12 mg kadar çinko içeren mutivitaminden alarak bu ihtiyacınızı giderebilirsiniz.

Kısa süreli egzersizler yapmak faydalı: Kısa süreli egzersizler yapmak, aniden oluşan kalori ihtiyacı sonrasında bunları hızla yakmak için kaslarınızı uyandırır. Kısa bir süre dans etmek ya da tırmanır şekilde yürümek gibi kısa süreli ama kuvvetli egzersizler, metabolizmanızı hızlandırır.

 

 

 

 

 

 

Hastalığı tırnak ele veriyor!

Vücutta meydana gelen demir, çinko, folik asit ve B 12 vitaminlerinin eksikliği durumlarında tırnaklarda birtakım bozukluklar meydana gelmektedir. Tırnaklarda kırılma, kabalaşma, çatlama ve tabakalaşma gibi durumlara neden olabilen bu eksiklikleri gidermek için beslenmeye de dikkat etmek gerekmektedir.

Kırmızı et, süt ve süt ürünleriyle deniz ürünlerinin tırnak sağlığı için yenmesi şart. Fakat beslenmenin yeterli olmadığı durumlarda bu eksiklikleri karşılamak amacıyla vitamin takviyesi de yapmak gerekir.

Oje enfeksiyon oluşumuna neden olur

Kozmetik ürünlerinin çok büyük bir kısmı cilde zarar vermektedir. Oje de bu ürünlerden biridir. Her ne kadar ojeler güzel bir görünüm sergileseler de; tırnağı havasız bırakır ve bazı enfeksiyonların oluşmasına fırsat tanır.

İç organ hastalıkları tırnağı bozabilir

Bazen iç organ hastalıklarında, romatizmal hastalıklarda, kalp, karaciğer ve akciğer hastalıklarında tırnaklarda bazı bozulmalar olabilir. Tırnağın bazen de genetik olarak küçük kalması ya da batık çıkması durumu söz konusudur.

Tırnak hastalıklarının yüzde 60′ı mantarlar

Tırnağı hastalandıran en önemli nedenlerin başında mantarlar gelmektedir. Tırnak hastalıklarının yüzde 60′ı mantarlardır. Tırnağın serbest kenarından girer. Islaklık, nemlilik, karanlık, kapalılık, dar ayakkabı, travma ya da sıkışmayla, başkasının ayakkabısını giymekle, ve manikür-pedikürde vücuda girmektedir. Şayet kişinin vücut direnci düşükse, şeker hastasıysa, uzun süre antibiyotik kullandıysa ya da kortizon kullanmışsa bu mikropların vücuda girmesine ortam hazırlar. Bu mantarlar tırnakta kalınlaşma, kırılma, sararma ve çizgilenme yapar. Mantarların batması durumunda ise dolama oluşmaktadır. Bu tür mantarlar elden çok ayakta görülmektedir. Tedavisi en zor olan mantar, tırnak mantarlarıdır. Sedef ya da sıkıntı da tırnak bozukluklarına neden olabilir. Bu durumda tırnak üzerinde noktacıklı bir görünüm ortaya çıkar, enine ya da boyuna çizgiler, tırnak yatağının üzerinde kamburlaşma ve bombeleşme meydana gelebilir.

 

Süt tüketimine dikkat!

 Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt.  Yeşim Çelik, “21 Mayıs Dünya Süt Günü” öncesinde, sütün beslenmedeki önemi ve tüketilirken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Her gün 1 bardak süt için

Kalsiyum çocukların kemik ve diş oluşumlarının tamamlanmasında, ileriki yaşlarda kemik yoğunluğunun azalmasını önlemede, gebe ve emziklilikte artan ihtiyaca bağlı depolardaki azalmayı önlemede yardımcıdır. Süt ve ürünleri de en önemli kalsiyum depolarıdır. Süt tüketimi alışkanlığının çocukluk çağında kazanılması ve hayat boyu sürdürülmesi önemlidir. Yetişkin bireyler özellikle kadınlarda ileriki dönemlerde ortaya çıkacak olan kemik erimesi hastalığı için, günde bir su bardağı sütü diyetlerine eklenmelidir. Kalan 3-4 porsiyonluk süt ve süt grubu gereksinimi yoğurt, ayran, cacık ve peynirden sağlanabilir. Özellikle okul çağındaki çocukların her sabah güne bir su bardağı sütle başlayıp, günü akşam içecekleri bir su bardağı sütle bitirmeleri önemlidir.

Günde 2 kase yoğurt karın bölgesindeki yağları azaltıyor

Yoğurt önemli bir protein, yağ, vitamin ve mineral madde kaynağıdır. Yoğurtta bulunan bakterilerin kanser, enfeksiyonlar, mide bağırsak sistemi hastalıkları ve astım gibi rahatsızlıklarda önleyici etkisi bilinmektedir. Bunun yanında yoğurdun içerdiği probiotik ve prebiotik maddeler kabızlık, ishal, kalp hastalıkları, şeker, kemik erimesi ve kalın bağırsak kanseri gibi çeşitli rahatsızlıklara iyi gelmekte, bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Yapılan birçok bilimsel çalışma günde 2 kase tüketilen yoğurdun karın bölgesindeki yağları azaltmada etkisi olduğunu göstermiştir. Yoğurt bakterilerinin faaliyeti sonucu B grubu bazı vitaminler, özellikle riboflavin (B2) sentezi oluşmaktadır.

Çocuğunuza 1 yaşına kadar inek sütü vermeyin

Çocuklar için 1 yaşına kadar inek sütü alımı demir emilimi sorunlarına neden olabileceğinden önerilmemektedir. Bu grup için daha çok günlük süt alımı tercih edilebilir ancak 500 ml ye kadar pastörize edilmiş süt tüketimi uygun olacaktır.

Hamilelik döneminde rahat bir uyku için…

Anne adayları süt tüketiminde dikkatli ve özenli davranmalıdırlar. Hamileler her gün yatmadan bir bardak süt içerek hem rahat bir uyku uyuyabilir hem de vücut için gerekli kalsiyum ihtiyacını karşılar. Bebeğin yetersiz kalsiyum alması durumunda anne kemiklerinden kalsiyum çekmesi ihtimaline karşılık anne adayının süt ve ürünlerinin tüketimine önem vermesi gerekir.

Sütün bozulma riskine dikkat!

Pastörize edilen sütler buzdolabında 4-5 derecede yaz mevsiminde 1 gün, kışın 2-3 gün saklanabilir. Pastörizasyon işlemi tam yapılmamış olan sütlerde tat ve renk değişimi olur ve bu sütlerde zararlı bakteriler olabilir. Pastörize edilmeyen bir sütten insanlara geçebilecek olan pek çok hastalık bulunmaktadır. Bunların başında tüberküloz, brusella, stafilokok enfeksiyonları gelmektedir. Bunun için süt satın alınırken güvenilir bir markayı tercih etmek doğru olacaktır. Mümkünse cam şişelerde pastörize edilmiş sütleri tercih edilmelidir.

 

 

Dikkat! Susuz kalmayın!

İşte yeterince su içmemenin yol açtığı 11 hastalık

Yorgunluk: Su vücudunuzdaki en önemli enerji kaynaklarındandır. Dehidratasyon (susuz kalma) vücudu yavaşlatan enzimatik aktiviteye sebep olarak yorgunluk ve halsizliğe yol açar.

Astım ve alerjiler: Dehidratasyona maruz kalan vücut, sudan tasarruf etmek için havayollarını daraltıyor. Siz daha susuz kaldığınızı hissetmeden histamin bu durumun farkına varıyor ve salgısını arttırıyor.

Yüksek kan basıncı: Vücut normalde tam olarak su ihtiyacını karşıladığında kanın %92’si sudur. Vücudun susuz kaldığı zamanlarda ise kan kalınlaşarak akışı sırasında dirence sebep olur ve bu da kan basıncının yükselmesi ile sonuçlanır.

Cilt problemleri: Dehidratasyon deri yoluyla toksinlerin atılmasını bozmakta ve her türlü cilt problemi için savunmasız hale getirmektedir; dermatit, sedef, kırışıklık…

Yüksek kolestrol: Vücut susuz kaldığında kolestrol seviyesini arttırarak hücreden daha fazla su kaybını önlemeye çalışır.

Sindirim bozuklukları: Su ve alkali (kalsiyum ve magnezyum) minerallerin eksikliği gastrit, ülser ve reflü gibi birçok sindirim sistemi problemine yol açar.

Mesane ve böbrek problemleri: Toksin ve atık asit birikimi bakterilerin gelişmesi için ortam sağlar, buda böbrek ve mesanede inflamasyon, Ağrı ve enfeksiyona daha yatkın olması ile sonuçlanır.

Kabızlık: Suyun eksikliğinde, vücudun kritik fonksiyonları için su sağlama görevi kalın bağırsağındır. Su yetersiz kaldığında atık maddeler bağırsak içinde çok yavaş ilerlemeye başlar ve bu da kabızlığa yol açar.

Eklem ağrısı ve sertlik: Bütün eklemlerde büyük bir kısmı sudan oluşan kartilaj yastıkçıkları vardır. Vücut susuz kaldığında kartilaj zayıflar ve eklem tamiri yavaşlar böylelikle ağrı ve rahatsızlık hissi oluşur.

Kilo alma: Vücudunuz etkin bir şekilde toksinleri elimine edemez ve yağ hücrelerinin içinde saklar. Bunun yanında eğer vücut yeterli su ile toksinlerin güvenli bir şekilde atamıyor ise yağ hücresini serbest bırakmaz.

Vakitsiz yaşlanma: Kronik olarak vücut susuz kaldığında, organlar ve hatta vücudun en büyük organı olan deride kırışıklık başlar ve erken yaşlanma belirtileri verir.