Ramazan’da Sporla Formda Kalın!

Formda kalmak ve rahatlamak için son derece önemli olan sporu, Ramazan ayında da hayatımızdan çıkarmamamız gerektiğini belirten eski milli jimnastikçi Herbalife Türkiye Spor Danışmanı Ebru Karaduman, bu dönemde su ve mineral kaybına yol açacak ağır sporlar yerine hafif sporların tercih edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Ramazan ayı beslenme alışkanlıklarının ve düzeninin en çok değiştiği dönemdir. Bu dönemde spor yapma alışkanlıkları da değişiyor hatta çoğu zaman spor yapmaktan vazgeçiliyor. Oysa Ramazan ayında hafif sporlara yönelerek formda kalmak mümkün. Herbalife Türkiye Spor Danışmanı Ebru Karaduman, Ramazan ayı süresince spora ara verilmesinin yüzde 30 civarında kondisyon kaybına sebep olabileceğine dikkat çekti. Ebru Karaduman, spora ara verilmesiyle yavaşlayan metobolizma nedeniyle alınan kiloların verilmesinin birkaç ayı bulacağını da vurgulayarak kilo almamak için bu dönemde egzersizin son derece önemli olduğunun altını çizdi.

Ebru Karaduman 1

Oruç tutan bireylerde su ve mineral kaybının yoğun olduğunu söyleyen Ebru Karaduman, bu dönemde ağır sporlar yerine hafif sporların tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Karaduman şunları söyledi:“Oruç tutanlar çok yağ ve su kaybedecekleri için ağır sporlardan kesinlikle kaçınmalıdır. Özellikle iftar sonrasında ağır spor yapıldığı zaman alınan besinler henüz sindirilmediğinden veya üzerinden az zaman geçtiğinden kan şekerinde oynamalar olması mümkündür. Bu nedenle bu dönemde oruç tutacak kişiler için en ideal spor, tempolu yürüyüştür.”

Ramazan’da yürüyüş ne zaman ve nasıl yapılmalı?

Ebru Karaduman, oruç tutan kişilerin yürüyüş için serin saatleri tercih etmeleri gerektiğini belirterek, alışık olunan tempoda yürüyüş yapılması gerektiğini söyledi. Ebru Karaduman; “Ramazan’da en ideal saat iftardan 1-1,5 saat öncesi olabilir. İftardan önce yürüyüşe vakit ayıramayanlar ise iftardan en az 1 saat geçtikten sonra yürüyüş yapmalıdır. İlk 10 gün, 20 ila 30 dakika arasında, daha sonra ise 40 ila 60 dakika arasında tempolu yürünebilir” diye belirtti. Yürüyüş dışında alternatif arayanlara ise Karaduman, hafif koşu ya da bisiklete binmeyi önerdi.

 

Sıcak Hava Migreni Tetikliyor!

Hava sıcaklıklarındaki artışla birlikte yaz hastalıkları da kendini göstermeye başladı. Migren ve baş ağrısı şikayetleri de sıcaklıklardaki yükselmeye paralel bir şekilde hızla artıyor. Ancak bir dizi önlem alarak sıcakların bu olumsuz etkisinden korunmak mümkün.

Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, hava sıcaklıklarının migren ve baş ağrısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.

Güneşi başımda hissediyorum” diyorsanız…

Halk arasında ağrıyan eklemlerin, yağmurun gelişine işaret ettiğine inanılmaktadır. Aile büyüklerini dizlerini ovuşturup bir yandan da “dizlerim ağrıyor kesin yağmur yağacak” derken görmek mümkün ki; bu durum aslında tıbbi bir gerçeğe de işaret etmektedir. Hava durumu, sağlığı etkileyebilmekte, yakınmaları kötüleştirebilmekte ve hatta bazı hastalarda ölüm riskini artırabilmektedir. Hava değişikliklerinin etkilediği 5 tıbbi durum da net olarak bilinmektedir: Artrit, astım, şeker hastalığı, kalp hastalığı ve migren.Almanya ve İngiltere’de yapılan bilimsel çalışmalar da hava durumu ve tıbbi durumlar arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.

Yüksek hava sıcaklığı şiddetli baş ağrılarına yol açıyor

Hava sıcaklığının baş ağrısı şikayetlerini artırdığının pek çok kişi farkında değildir. Baş ağrısı yüksek hava ısısı ve düşük hava basıncı ile başlayabilir. 7 yıl süren ve 7504 hasta üzerinde yapılan bir bilimsel araştırmada; hava sıcaklığındaki 5°C artış, baş ağrısı oluşumunu, takip eden 24 saat içerisinde % 7,5 artırmaktadır. Basınç düşüşü ve baş ağrısı arasındaki ilişki ise daha düşüktür; basınç düşünce hastalar 2-3 gün sonra baş ağrısı çekebilmektedirler. Bu çalışmalar, acil servislere başvuran hastalar üzerinde yapılmış, evde baş ağrısı çekip, hastaneye gitmeyen hastalar ihmal edilmiştir. Ayrıca baş ağrısı öncesinde hastanın fiziksel durumu, stresi, aldığı gıda ve içecekler gibi, ağrıyı başlatabilecek diğer faktörler de göz önüne alınmamıştır.

Sıcak havalarda baş ağrısından korunmak için…

Öncelikle hastanın sıcaklık artışının ağrıya neden olup olmadığına dikkat etmesi gerekir. Sıcaklık ağrıya neden oluyorsa ani sıcaklık artışına karşı önlem almak önemlidir.

Klimalı ortamlarda bulunulmalıdır. Ancak klimaya doğrudan maruz kalınmamalıdır.

Sokağa çıkıldığında geniş kenarlıklı şapkalar ve gözlükler takılabilir.

Kıyafet seçimine özen gösterilmeli, açık renk terletmeyen ve bol giysiler seçilmelidir. 

Yeterli sıvı alımı önemlidir. Günde 2-2,5 litre su tüketiminde yarar vardır.

 

Migreni tetikleyen yiyecek ve içeceklere dikkat!

Migren ağrısını artıracak besinlerden uzak durulmalıdır.Alkollü içecekler, sakatatlar, sucuk, salam, sosis, pastırma, jambon gibi şarküteri ürünleri,hazır et ve tavuk suyu tabletleri,kalamar, karides ve midye gibi deniz ürünleri,konserveler,yağlı ve baharatlı yiyecekler, kafeinli içecekler (çay, kahve, asitli içecekler) incir, kuru üzüm, papaya, avokado, muz ve kırmızı erik,çikolata ve kakao, bakla, fıstık ezmesi, özelikle kuru fasulye, mercimek ve soya ürünleri gibi bazı baklagiller migreni tetikleyebilir. .

 

Kulak Enfeksiyonuna Dikkat!

Dış kulak yolu enfeksiyonu; havuz, deniz ve duşta kulağa su kaçması nedeniyle ortaya çıkabilir. Yaz aylarında artış gösteren ve tedavi edilmediği takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen rahatsızlığın sık görülmesinin en önemli nedeni; temizliğinden emin olunmayan havuz sularıdır.

Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Prof. Dr. Fikret İleri, dış kulak yolu enfeksiyonu ve nedenleri hakkında bilgi verdi.

Suda çok kalmak ve kulak çubuğu kullanmak riskli

Dış kulak yolu iyi korunan ve kendi kendini temizleyebilen bir yapıya sahiptir. Buna rağmen mantar, virüs ve bakteri gibi çeşitli enfeksiyonlar bu bölgeyi etkileyebilmektedir. Dış kulak yolunu kaplayan koruyucu yağlı tabakayı ortadan kaldıran her türlü etken bakterilerin ciltten içeri girmesine ve dış kulak enfeksiyonuna neden olmaktadır. Özellikle aşırı suda kalma ve kulak çubuğu gibi çeşitli aletlerle dış kulak yolu temizliği yapmaya çalışanlarda koruyucu yağlı tabaka zarar görmektedir. Buna bir de kirli denizlerde ve düzenli bakımı yapılmayan havuzlarda yüzmek eklenince dış kulak enfeksiyonu kaçınılmaz olur.

En önemli belirti dayanılmaz boyuttaki ağrı

Genellikle işitme kaybı ve kulakta tıkanıklık gibi belirtilerle ortaya çıkan dış kulak yolu enfeksiyonunun en rahatsız edici belirtisi ağrıdır. Bazı hastalarda ağrı, kişinin ağzını açıp kapatmasına bile engel olabilecek kadar şiddetlidir. Dış kulak yolunun şiş ve akıntı ile dolu olması sebebiyle hastalar muayene sırasında da ağrı hissedebilmektedir.

Tedavi edilmezse sık sık tekrarlayabilir

Tanı konulması son derece kolay bir rahatsızlık olan dış kulak yolu enfeksiyonu, tedavi edilmediği takdirde kronikleşerek sık akut atakların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Özellikle şeker hastalığı veya bağışıklık sistemi bozukluğu olan hastalar, dış kulak yolu enfeksiyonu tedavisini kesinlikle ihmal etmemelidir.

Hastanın durumuna göre tedavi planlanmalı

Hastalığın tedavisinde hastaya uygun olarak seçilen antibiyotikli ve kortizonlu damlalar genellikle yeterlidir. Bazı durumlarda ise tedavinin yanı sıra hekim tarafından yapılacak kulak bakımına da ihtiyaç duyulmaktadır. Dış kulak yolu çok şiş olan hastalarda damlalar kullanılamaz. Bu vakalarda dış kulak yoluna yerleştirilen pamuklar, ilaçlarla devamlı ıslatılarak tedavi etkili hale getirilmektedir.

 

 

İftar Sofralarına Devam

İftar Sofralarına Devam

Ataşehir Belediyesi Ramazan ayı süresince mahallelerde vereceği iftar yemeğinin ikincisini, Örnek Mahallesi’nde verdi.

Örnek Mahallesi kapalı pazar alanında verilen iftar yemeğine ilgi oldukça fazlaydı. Yaklaşık bin kişinin katıldığı iftar yemeğinde yer bulamayan vatandaşlar ayakta oruçlarını açtılar.

o2
 Bu yıl daha hijyen ve daha organizeli davranan belediye yetkililerinin bu tavrı,  iftara katılan vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılandı. Ayrıca Belediye  Başkan Yardımcısı Abdullah Der ve diğer yetkililerin, yemek dağıtımında  gösterdikleri hassasiyet ve vatandaşlarla birebir ilgilenmeleri, iftara katılan  mahalle halkının takdirini kazandı.

Deniz suyunun faydaları

  Denizin bize sundukları saymakla bitmez. Daha önce çok kere keşfedildi ki    faydaları saymakla bitmiyor deniz suyunun ve denize girmenin. Cildimizden  ruhumuza olan etkilerine kadar işte denize girmenin faydaları:

  Deniz suyu, kan plazması gibi, 104 ana element ve mineral içeriyor. Cildin    gözeneklerinden nüfuz eden deniz suyu dolaşım sistemine giriyor ve vücut  fonksiyonlarını dengeliyor. Bu nedenle denize girmek vücut için son derece  faydalı ancak ısıtılmış deniz suyuna girmek bu etkilerin daha da artmasını  sağlıyor.

 Deniz suyu, sadece fiziksel hastalıklara deva olmaz. Birçok psikolojik  rahatsızlığa da şifa olabilmektedir. Anksiyete, depresyon, sinirlilik, agresiflik,  ruhsal bozukluklara, içeriğinde bulunan magnezyum, brom, lityum maddeleri  etkisi ile tedavi etmektedir. Çünkü bu maddeler, beyindeki melatonin ve  serotonin seviyesini dengelemektedir. Böylece mutluluk ve huzur verir.

 Saçların kepeklenmesini önler.

 Sivilcelerin kurutulmasında ve siyah noktaların temizlenmesinde son derece  etkilidir. Deri soyulmasına zemin oluşturduğu için daha sağlıklı ve güzel ciltlere  kavuşturmaktadır. Bu yüzden estetik ve güzellik merkezlerinde deniz suyu  kullanılmaktadır.

 Kan dolaşımını hızlandırır ve mideyi rahatlatır

 Mantar gibi olumsuz etkenlerden vücudu arındırır. Özellikle erkeklerin korkulu  rüyası ayak kokusu ve ter kokusunu giderme de başarılıdır.

 Son zamanlarda diş sağlığına çok önemli katkısı olduğu ortaya çıkmıştır. Diş  ağrısı esnasında deniz suyu, ağızda gargara yapıldığında ağrıyı gidermektedir.  Ağızda bulunan yaraların çabuk iyileşmesini sağlamaktadır.

 Deniz suyu, araştırmalar neticesinde İnsan kanında bulunan içeriklere en yakın  sıvı olduğu ortaya çıkmıştır. Kalsiyum karbonat, sülfat, potasyum klorür ve  sülfat, magnezyum klorür, magnezyum sülfat özellikleri şifa özelliği  kazandırmaktadır.

 Deniz suyunda bulunan iyot (deniz tuzu) bağışıklık sistemini geliştirir ve tiroid  aktivitesi artırır. Büyük bir doğal antiseptik olan deniz suyu önemli derecede  enfeksiyonlara karşı , bakteri ve mikrop öldürmek için vücudun direncini  arttırmaktadır.

 Deniz suyu eski çağlardan bu yana tıp alanında sıklıkla kullanılmıştır. İnsan  vücudu bünyesinde yer alan 84 maddeyi bünyesinde barındıran su, vitamin  deposu özelliği taşımaktadır. Mineral tuzları, amino asitler ve eser  elementlerden oluşan deniz, doğal tedavi yöntemidir.

 Her suya girdiğinizde, denizin kendi büyük elektromanyetik enerji alanının  içinde hissedersiniz ve doğal olarak enerji sisteminizi şarj etmenizi ve tekrar  dengelemenizi sağlar. Bu çok belirgin bir biçimde, detoks ve yenileme sürecine katkıda bulunur.

Ramazan’da diyetiniz bozulmasın!

Ramazan geldi çattı. Her günün ziyafet mantığıyla hazırlandığı günler başlıyor. Sofraların bolluğuna dayanmak zaten yeterince zorken bir de diyet yapıyorsanız durum daha da zorlaşabilir.

Sofranın bereketinin giderek arttığı Ramazan ayında, diyet yapanların bu sofraların cazibesine nasıl dayanabileceğini, Hisar Intercontinental Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Karacanoğlu anlattı.

 Diyetime Ramazan’da da devam edeceğim diyorsanız bunları uygulayın:

Yaklaşık 15 saat aç kalacağınız ve öğün sayınız ikiye düşeceği için mutlaka sahura kalın.

Bol su içmeye özen gösterin.

İftarda kalori değeri ve yağ oranı düşük gıdaları tercih edin.

Sahurda tam tahıllı ekmek, haşlanmış yumurta, süt, peynir, zeytin, ceviz, meyve, açık çay ve bol su tüketin.

Kepekli ekmekten yapılan bir tost ya da bir kase çorba da tüketebilirsiniz.

İftarda ise sofraya oturulduğu an bir anda yemek yerine çorba ve tam tahıllı ekmek tüketmeye özen gösterin.

Çorba ve tam tahılı ekmekten yaklaşık 20 dakika sonra az yağlı et, balık, tavuk, etli sebze yemeğiyle birlikte salata, yoğurt tüketebilirsiniz.

Yemekten yaklaşık 2 saat sonra da bir ara öğün yaparak posa için meyve tüketin.

Tatlısız olmuyor diyorsanız şerbetli tatlılar yerine dondurma ve güllaç gibi hafif sütlü tatlılar yiyin.

Vücut gün boyu susuz kaldığı için en az 2 litre (10 su bardağı) su içmeye özen gösterin.

 

Dikkat! Susuz kalmayın!

 Yeterli yağış olmaması nedeniyle tarım alanları başta olmak üzere tüm yaşamı  tehdit eden susuzluk, yanıbaşındaki sürahide öylece durduğu halde yeterince  su içmeyen insanlarda geri dönülmez hasarlara yol açıyor.

  Günde ortalama 8 bardak su içmemiz gerekirken vücudumuz 10 bardak su    kaybediyor.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, beyninin %75’i, kanının %92’si, kaslarının %75’i, kemiklerinin %22’si sudan oluşan insanın vücudu susuz kaldığında meydana gelen hasarları tespit etti.

  İşte yeterince su içmemenin yol açtığı 11 rahatsızlık:

Yorgunluk: Su vücudunuzdaki en önemli enerji kaynaklarındandır. Dehidratasyon (susuz kalma) vücudu yavaşlatan enzimatik aktiviteye sebep olarak yorgunluk ve halsizliğe yol açar.

Astım ve alerjiler: Dehidratasyona maruz kalan vücut, sudan tasarruf etmek için havayollarını daraltıyor. Siz daha susuz kaldığınızı hissetmeden histamin bu durumun farkına varıyor ve salgısını arttırıyor.

Yüksek kan basıncı: Vücut normalde tam olarak su ihtiyacını karşıladığında kanın %92’si sudur. Vücudun susuz kaldığı zamanlarda ise kan kalınlaşarak akışı sırasında dirence sebep olur ve bu da kan basıncının yükselmesi ile sonuçlanır.

Cilt problemleri: Dehidratasyon deri yoluyla toksinlerin atılmasını bozmakta ve her türlü cilt problemi için savunmasız hale getirmektedir; dermatit, sedef, kırışıklık.

Yüksek kolestrol: Vücut susuz kaldığında kolestrol seviyesini arttırarak hücreden daha fazla su kaybını önlemeye çalışır.

Sindirim bozuklukları: Su ve alkali (kalsiyum ve magnezyum) minerallerin eksikliği gastrit, ülser ve reflü gibi birçok sindirim sistemi problemine yol açar.

Mesane ve böbrek problemleri: Toksin ve atık asit birikimi bakterilerin gelişmesi için ortam sağlar, buda böbrek ve mesanede inflamasyon, Ağrı ve enfeksiyona daha yatkın olması ile sonuçlanır.

Kabızlık: Suyun eksikliğinde, vücudun kritik fonksiyonları için su sağlama görevi kalın bağırsağındır. Su yetersiz kaldığında atık maddeler bağırsak içinde çok yavaş ilerlemeye başlar ve bu da kabızlığa yol açar.

Eklem ağrısı ve sertlik: Bütün eklemlerde büyük bir kısmı sudan oluşan kartilaj yastıkçıkları vardır. Vücut susuz kaldığında kartilaj zayıflar ve eklem tamiri yavaşlar böylelikle ağrı ve rahatsızlık hissi oluşur.

Kilo alma: Vücudunuz etkin bir şekilde toksinleri elimine edemez ve yağ hücrelerinin içinde saklar. Bunun yanında eğer vücut yeterli su ile toksinlerin güvenli bir şekilde atamıyor ise yağ hücresini serbest bırakmaz.

Vakitsiz yaşlanma: Kronik olarak vücut susuz kaldığında, organlar ve hatta vücudun en büyük organı olan deride kırışıklık başlar ve erken yaşlanma belirtileri verir.

 

 

 

 

 

 

 

“Bağımlı olma özgür yaşa”

“Bağımlı olma özgür yaşa”

 

 

CHP Ataşehir Gençlik Örgütü uyuşturucu madde kullanımlarına karşı protesto yürüyüşü düzenledi.

İçerenköy muhtarlığı önünde başlayan yürüyüşte “Bağımlı olma, özgür yaşa”, Bağımlı olma katilinle tanışma”, “Maddeye karşı omuz omuza” sloganları atarak halkı madde bağımlılarına karşı mücadeleye çağırdılar.

Yürüyüş sonunda CHP Ataşehir Gençlik Kolları başkanı Alican Aytaç yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi. “ Umutlu yarınlar için sağlıklı nesiller yetiştirmeliyiz. Çocuklara, gençlere ve ailelere madde bağımlılığın yol açtığı fiziksel, ruhsal ve toplumsal sorunlar hakkında yetkili kurumlar tarafından bilgi verilmesi, ailelerin ve bağımlıların bilinçlendirilmesi gerekmektedir.”a2

Uyuşturucuya verilen her genç kaybedilmiş bir vatandır diyen Aytaç konuşmasını şöyle sürdürdü. “ Çağımızın baş belası olan uyuşturucu gün geçtikçe gençlerimizi tesiri altına almakta, uyuşturucu madde kullanımı her geçen gün daha da yaygınlaşmaktadır. Yapılan araştırmalarda %24 oranında artış tespit edilmiş olup yaş ortalaması ise 15’e kadar düşmüştür. Uyuşturucu kullanımının çok yaygın olduğu dikkate alındığında bağımlı olan kişilerin uyuşturucu temin etme konusunda zorluk yaşadıkları gün gibi a1aşikardır. Ataşehir ilçemizde 13 ile 25 yaş arası 40 bin kişinin madde bağımlısı olduğu tahmin ediliyor.”

Sıcakta düşen tansiyona dikkat!

Havaların ısınmasıyla birlikte değişen sıcaklık ve nem oranları, çeşitli sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Yaz aylarında sanılanın aksine tansiyonun yükselmediğini, su ve tuz kaybına bağlı olarak genellikle düşük tansiyon problemiyle karşılaşıldığını belirten Türk Nöroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Babür Dora, bu durumun beraberinde halsizlik, yorgunluk, bayılma ya da bayılacakmış gibi olma, başdönmesi, göz kararması gibi bulguları getirebildiğini bildirdi.

 Yaz aylarında tansiyon değerlerinin kış aylarına göre daha düşük seyrettiğini belirten Türk Nöroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Babür Dora,yeterince sıvı tüketmemenin tansiyon düşüklüğü, böbrek yetmezliği, halsizlik ve yorgunluğa neden olabildiğini bildirdi. Prof. Dr. Babür Dora, şu bilgileri verdi:

 Sıcak havalarda kan basıncı yükselme değil düşme eğilimi göstermektedir. Y apılan çalışmalar kan basıncının kış aylarında yaza göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Örneğin Çin’de yapılan bir çalışmada kan basıncının kış aylarında yaza göre 10 mmHg fark ettiği gösterilmiştir. Yaz aylarında kan basıncındaki bu düşüşün en önemli nedenleri cilt damarlarında genişleme, terleme ve su ve tuz kaybıdır. Bu beraberinde halsizlik, yorgunluk, bayılma ya da bayılacakmış gibi olma, başdönmesi, göz kararması gibi bulguları getirebilmektedir.”

Nem oranındaki değişiklikler inme riskini artırıyor

İnme riskinin de ani sıcaklık ve nem oranı değişimleri ile ilişki gösterdiğini hatırlatan Prof. Dr. Dora, “Nem oranlarındaki ani düşme veya yükselmeler inme açısından risklidir. Yine hava sıcaklığındaki ani düşmeler, gelişen inmenin ölümcül olma ihtimalini artırmaktadır” dedi.

Klima uyarısı

Prof. Dr. Babür Dora, sinüzite bağlı başağrılarının daha çok kış aylarında görülmekle birlikte yazın klimalı ortamların etkisiyle yaz mevsiminde de görülebildiğini belirterek, “Klimalar bazı migrenlilerde de başağrısını tetikleyebilmektedir” uyarısında bulundu.

Yaz aylarında beyninizi koruyacak 10 öneri”

Yaz aylarında güneşin ışınlarının en dik açıyla geldiği saatler olan 11:00-16:00 arasında açık havada gezmeyin.

Güneşin etkili olduğu saatlerde dışarıdaysanız mutlaka başınızı koruyacak şapka vb kullanın.

Bol bol sıvı tüketin.

Yemeklerde daha hafif besinler tercih edin.

Geceleri uyuduğunuz ortamın serin, havadar ve sessiz olmasına dikkat edin. En az 7-8 saat uyku almaya çalışın.

Aşırı alkol almaktan kaçının. Gündüz saatlerinde alkol tüketmemeye çalışın.

Sıcak ve güneşin tepede olduğu saatlerde gölgede veya kapalı alanlarda istirahat edin.

Günün daha serin olan saatlerinde (Sabah erken ya da akşamüzeri) en az yarım saat temiz havada egzersiz yapın ya da en azından yürüyüş yapın.

Başdönmesi, göz kararması, aşırı halsizlik, bulantı hissettiğinizde bir yere oturun ve mümkünse tansiyonunuzu ölçtürün. Bunlar tansiyon düşmesinin bulguları olabilir ve bayılmaya neden olabilir.

Yüksek tansiyon, kalp ve inme hastaları hipertansiyon ilaçlarını almadan önce mutlaka kan basınçlarını ölçmelidir. Kan basıncı çok düşük çıkan hastalar ilaç dozunu atlamalıdır.

 

 


Kalp hastaları oruç tutabilir mi?

Ramazan’la birlikte oruç tutacakların bu yıl her zamankinden daha dikkatli ve hazırlıklı olması gerekiyor. Temmuz sıcakları ve uzun günler nedeniyle, sağlıklı kişilerde bile fazla miktarda sıvı ve tuz kaybı olabilir. Tansiyonda ani düşmeler, ritim bozuklukları ve bayılma gibi durumlara karşı önlem almak çok önemli.

 İftarda aşırı miktarda, yüksek kalorili ve yağlı yiyecekler yemenin koroner damar hastalığı olanlarda kalp krizini tetikleyebileceğini söyleyen Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Yelda Tayyareci “Oruç dikkatli ve planlı şekilde tutulduğunda tıbben yararlıdır. Ancak bu tamamen bu dönemde uygulanan beslenme ve yaşam şekli ile mümkün” diyor.

 Ramazan’da sıkça yapılan yanlış beslenme hataları pek çok sağlık problemine yol açabiliyor. Bu sene Ramazan ayı hem sıcak geçecek, hem de uzun açlık süresi olacak. Bu süre içerisinde yaşanacak su ve tuz kaybı, tansiyon düşüklüğüne ve kalp üzerinde olumsuzluklara neden olabilir. Ramazan’da açlık hissi iftar saati geldiğinde çok yemek yeme isteği doğuruyor. Açlık sonrasında iftarda aşırı miktarda, yüksek kalorili ve yağlı yiyecekler yemek ise koroner damar hastalığı olanlarda kalp krizini tetikleyebilir. Acile başvurular özellikle iftar ile sahur arasındaki tokluk süresinde daha çok yaşanıyor. Bunun diğer önemli bir nedeni ise, bu dönemde ardı ardına içilen sigaraların, damarlarda spazm yapıcı etkisi.

 Hurmanın faydası saymakla bitmiyor

Son yıllarda yapılan araştırmalar orucun dikkatli ve planlı bir şekilde tutulduğunda tıbben yararlı olduğunu gösteriyor. Ancak bu tamamen bu dönemde uygulanan beslenme ve yaşam şeklinin düzenlemesi ile mümkün! Örneğin Ramazan’da sık tüketilen besinlerden hurma, dengeli bir enerji ve karbonhidrat içeren mükemmel bir besin kaynağıdır. Lifli bir yiyecek olması bağırsak ve bu dönemde sık rastlanan kabızlık problemlerini de ortadan kaldırır. Aynı zamanda sıvı kayıplarıyla meydana gelebilecek potasyum ve magnezyum açığını da kapatır. Ramazan ayında kilo verilmesi orucun diğer olumlu etkilerindendir. Bu dönemde kan kolesterolleri üzerinde de olumlu etkiler gösterilmektedir.

Kalp hastaları oruç tutabilir mi?

Yakın zamanda kalp ameliyatı geçiren, ağır kalp yetersizliği olan, kalp damar hastalığı tanısı konulup tedavi edilmeyenler ve hastanede yatan kalp hastaları oruç tutmamalıdır. Yüksek tansiyon veya kalp hastalığı nedeniyle ilaç kullananlar ise bu konuda doktoruna danışarak, ilaçlarını sahurda ve iftarda aksatmadan alarak oruç tutabilirler. Ancak bu yıl sıcaklar ve uzun günler nedeniyle her zamankinden daha dikkatli olmalılar. Sık tansiyon kontrolü yapılmalı, gerektiğinde doktorla konuşarak ilaçların dozlarının düzenlenmesi gerekir.

Ağır sporlara ara verin

İftar ile sahur arasındaki süre kısa olduğundan, gün içerisinde istirahat ve uyumak oldukça yararlıdır. Bol miktarda sıvı tüketilmesine dikkat edilmelidir. Sahurda ve iftarda yağlı yiyecekler, çay, kahve ve alkol tüketiminden kaçınılmalıdır. İftar yemeğinden sonra yavaş tempolu bir yürüyüş metabolizmayı hızlandırır. Bu dönemde ağır sporlara ara verilmelidir.

KOLESTEROL SEVİYESİNİ DENGEDE TUTMAYA YARAYAN 10 BESİN

Balık: Somon, sardalya, hamsi gibi balıklarda bol miktarda bulunan omega-3 yağ asitleri, kolesterolün yükselmesini engelleyerek, damar tıkanıklığını engelliyor.

Yeşil yapraklı sebzeler: Yeşil yapraklı sebzeler de aynı şekilde damar sertliğini engeller ve kolesterol seviyesini kontrol altında tutar. Semizotu, pazı, tere, roka, Akdeniz yeşillikleri, maydanoz, dereotu gibi yeşil yapraklı sebzelere rengini veren klorofil pigmenti ödem sorunu da ortadan kaldırır.

Domates: Domates içinde barındırdığı beta karoten ve güçlü antioksidan etkisi ile vücudumuzu serbest radikallerden korur. Tansiyonu engeller ve kalp ritmini düzenlemeye yardımcı olur.

Avokado: Avokado, kalp sağlığına faydalı olan potasyum ve aynı zaman da folik asit ve E,B vitaminleri açısından da zengindir.

Kuru erik: Kuru erik içinde barındığı lifler ve fitokimyasalar sayesinde kalbinizi korur. İçindeki potasyum tansiyonu kontrol altında tutmaya yardımcı olur.

Ceviz: Son araştırmalar cevizin kalp sağlığı etkin bir besin olduğunu vurguluyor.

İncir: A, E, K vitaminleri açısından zengin ve antioksidan.

Karpuz: Karpuz A, C vitaminlerini içerir. Kalp krizine yol açacak serbest radikalleri dengede tutmaya yardımcı oluyor.

Elma: Elma, demir, C vitamini, fosfor ve potasyum ve lif açısından zengin bir meyvedir. Damarların esnekliğini korumasını sağlıyor.

 

 

Ramazan’da tansiyona dikkat!

Ramazan Öncesi Tansiyonunuzu Kontrol Altına Alın

Dengeli beslenmenin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha anlaşıldığı ve beslenme hataları nedeniyle ne yazık ki hastanelerin acil servislerinin daha sık ziyaret edildiği Ramazan ayında hipertansiyon hastalarının dikkat etmesi gerekenleri Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları ve Romatoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Soy anlattı.

Oruç tutmaya kararlıysanız ve tansiyon problemi yaşıyorsanız mutlaka kapsamlı bir fizik muayene, kan basıncı ölçümü, EKG, açlık kan şekeri ve kolesterol düzeyleri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testlerinizi yaptırın.

Ramazan öncesi kan basıncınızı günde iki-üç kez ölçtürerek kontrol altında olup olmadığı kontrol edin. Önemli olan, kan basıncı ölçümünün aç karnına, yorgunken veya gürültülü ortamlarda ölçülmemesi gerekliliğidir. Kan basıncı, ideal olarak yemeklerden bir saat sonra, dinlenmiş iken ve sakin-gürültüsüz ortamlarda, önerilmiş olan ilaç düzenli kullanılıyorken ölçülmelidir.

Kan basıncınız bir veya iki ilaçla kontrol altına alınabiliyorsa ve ilaçlarınızı aksatmayacaksanız oruç tutabilirsiniz.

Kan basıncınız ikiden fazla sayıda ilaçla ancak kontrol altında alınabiliyorsa oruç tutmadan önce mutlaka hekiminizle görüşüp kan basıncı kontrolünüzü sağladıktan sonra oruç tutun.

Ramazan, uzun ve sıcak bir döneme rastladığı için yeterli sıvı alamama ve ter yoluyla vücuttan sıvı kaybı sonucu, kan basıncında ani yükselme ve düşüşler yaşayabilirsiniz. Bunların üzerine bir de ilaçlarınızı aksatırsanız tansiyon kontrolünüz bozulabilir. Bu nedenle yeterli sıvı tüketmeye ve ilaçlarınızı düzenli almaya özen gösterin.

İftarda mümkün olduğunca az yemek yiyin.

Günlük kalori miktarınızı sahur dâhil olmak üzere 3-4’e bölün.

İftarda yemeklerinizi hızlı yemeyin. Mümkün olduğu kadar yavaş (en az 20-30 dakika) tüketin.

Gıdaları mutlaka çok iyi çiğneyin.

Hafif bir çorba ya da bir salata ile başlayıp bir süre ara verdikten sonra yemeğe devam edin.

Mutlaka sahura kalkın. Kesinlikle aç karnına oruç tutmayın.

Turşu, tuzlu kraker ve bisküvi gibi tuzlu gıdalardan uzak durun.

Sofranızda sosis, salam, sucuk, pastırma gibi ürünlere yer vermeyin.

Börek ve kızartma türü gıdaları kesinlikle yemeyin.

Sofranızdan tuzu kaldırın.

Psikolojiyi olumsuz etkiliyor!

 Kepçe Kulak Psikolojiyi Olumsuz Etkiliyor!

Büyük,küçük dinlemeden herkesi estetik manada oldukça kötü yönden etkileyen kepçe kulak çözümsüz değil. Cİ Estetik Plastik Cerrahi Kliniği Plastik Rekonstrüktif&Estetik Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Günay Çavdar konu ile ilgili bilgiler verdi.

 

dr.günay beyKulağın, görevi dış dünyadaki ses dalgalarının toplanarak orta ve iç kulağa iletilmesini sağlamaktır. Kulak kepçesinin şekil bozukluğu veya kafa ile yaptığı açının normalden büyük olmasıdır.Kulak kepçesi kıkırdak yapısındadır ve kendine özgü bir şekli vardır. Bu durum insanları çocukluktan itibaren psikolojik olarak etkilemekte ve özellikle çocukluk çağında bu kişilerin ilerideki yaşamlarını da etkileyebilen sosyal problemlere neden olabilmektedir.


Kepçe kulak ameliyatı,okula başlamadan önce genel anestezi altında da yapılır. Erişkin yaşta olanlar sadece kulağı uyuşturarak lokal anestezi veya genel anestezi ile ameliyat edilebilir.

Kepçe kulak ameliyatı, her bir kulak için yaklaşık 30-40 dakikadan toplam yaklaşık 1-1,5 saat sürer. Ameliyatın ardından kulaklarınızda 1-3 gün boyunca kalacak olan bir bandaj sarılır. bandajlar açıldıktan sonra 2-4 hafta arasında kulak bandanası kullanılması gerekir. Ameliyattan sonra ağrı hissedebilirsiniz, ancak bu ağrı sizi rahatsız edecek kadar şiddetli olmayacak. İlk birkaç gün kullanacağınız ağrı kesici ilaç sizin iyileşme dönemini rahat geçirmenizi sağlar. Ameliyat olduktan sonra ilk 3 ay kulaklarınızı darbelerden ve öne doğru katlanma hareketinden sakınmalısınız.

 

Ramazan ayında nasıl beslenmeli?

 Uzun ve sıcak günlerde tutulan oruç birbirinden lezzetli yemeklerle hazırlanan sahur ve iftar sofraları ile birleştiğinde Ramazan’da kilo almak ve sağlık problemleri ile karşılaşmak kaçınılmaz olabiliyor. Bu nedenle Ramazan ayında sağlıklı beslenme kurallarına iki kat özen gösterilmesi gerekiyor.

Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Emine Yüzbaşıoğlu, oruç tutarken doğru beslenme hakkında bilgi verdi.

Dyt Emine Yuzbasioglu

Geceden yemek yiyip yatmak mideye zarar veriyor

Oruç tutarken açlık süresinin artması nedeni ile iftar ve sahur olmak üzere 2 öğün yerine akşam saatlerinde bir öğün daha yapmak uygun olacaktır. Uykuya ara vermemek için iftarda yenilenle oruç tutmak veya yiyip yatmak yazın bu uzun günlerinde günün ilerleyen saatlerinde hipoglisemiye ( şeker düşüklüğüne ) bağlı olarak sağlık problemleri ortaya çıkmasına sebep olacaktır Bu nedenle kesinlikle sahur yapılmalıdır. İftarda hafif yemekler yiyerek sonrasında bir ara öğün yapmak gün boyu boş kalan midenin sindirim için zorlanmasına engel olacaktır. Ara öğün olarak da meyve galeta veya leblebi gibi karbonhidrat kaynağıyla 1 bardak süt veya yoğurt tüketimi uygundur.

Sahurda yenen yumurta tok tutuyor

Sahurda mideyi yormayan az yağlı bol protein içeren mönü tercih edilmelidir. Yüksek protein daha uzun tokluk hissi oluşturacağından orucun daha rahat tutulmasını sağlar. Haşlanmış 1 yumurta, az yağlı az tuzlu peynir çeşitleri, 1 bardak süt veya yoğurttan oluşan mönüye 3-4 dilim ekmek, susuzluğu önlemek açısından 1 porsiyon meyve ekleyerek güzel bir sahur mönüsü oluşturulabilir. Yumurta kullanarak yapılan az yağlı bir menemen veya yine yumurta kullanarak hazırlanan bir salata mönüdeki posa içeriğini artıracağından gün içinde yaşanabilecek kabızlık sorununu da ortadan kaldıracaktır.

Sofranızın ihtişamlı olmasından çok, sağlıklı yiyeceklerden oluşmasına özen gösterin

Gün boyu aç kaldıktan sonra hiç doyulmayacak düşüncesiyle hazırlanan sofralardan uzak durulmalıdır. Kızartma, börek, pilav, makarna ile şerbetli tatlılar Ramazan sofralarını süsleyerek kilo artışına neden olmaktadır. Kilo alımını ve mide rahatsızlıklarını önlemek için; ağır kızartma yemekleri yerine hafif zeytinyağlı veya etli sebze yemekleri tercih edilmelidir. Kırmızı et ve beyaz et dengeli olarak tüketilmeli, tek yönlü seçim yapılmamalıdır. Her yemeğin yanına yakıştırılan pilav veya makarna gibi yağ içeriği yüksek olan karbonhidrat grubu yerine ekmek ve Ramazan’ın olmazsa olmazı pide iftar mönüsü için daha uygundur. İftarda çorbayla yemeğe başlamak, sonrasında 10-15 dakika ara vermek ve daha sonra yemeğe devam etmek yemek sonunda yaşanacak şişkinliği ortadan kaldıracaktır. Ayrıca iftarda tüketilen salata günlük alınan posa miktarını olumlu yönde etkileyerek kabızlık sorununu da engelleyecektir. Uzun süre açlığa bağlı olarak oluşan hipoglisemiye bağlı olarak tatlı isteği diğer günlere oranla Ramazan’da daha fazla olmaktadır. Bu isteği karşılamak amacıyla şerbetli ağır tatlılar yerine, sütlü veya meyveli hafif tatlılara yer verilmelidir. Yemek sonrasında yenilen meyve veya iftarda önerilen hurma da tatlı isteğini kısmen azaltacaktır.

İçecek tercihinizi sudan yana kullanın

Normalde günlük su ihtiyacı 2-2,5 litredir. Uzun ve sıcak yaz günlerinde bu miktardan daha az su tüketimi başta böbrek rahatsızlıkları olmak üzere birçok sağlık problemini beraberinde getirecektir. Bunun yanında çok şekerli ve asitli içecekler yerine; komposto, ayran, taze sıkılmış meyve suyu gibi sağlıklı içecekler sıvı ihtiyacı karşılamak için tercih edilmelidir. Ancak sağlıklı da olsa bu içecekler asla suyun yerini almamalıdır.

 

 

Sıcağa bağlı hastalıklar

SICAKLARIN TETİKLEDİĞİ HASTALIKLAR…
Artan sıcaklar havuz ve deniz gibi keyifleri beraberinde getirirken, bir taraftan da yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle tatsızda olabiliyor.Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Metin A. Telli sıcakların vücudumuzu nasıl etkilediği ve hangi hastalıkları tetiklediği konusunda önemli bilgiler verdi.
Yaz aylarında sıklıkla sıcak ve güneşli bölgelere giderek tatil yapma sevdası, insan doğasına aykırı olmasına rağmen giderek artmaktadır. Toplumsal şartlanma gereği yaşanan bu göçler bazı sağlık sorunları da beraberinde getirmektedir.
İnsan vücudu sıcakla karşılaşınca çeşitli mekanizmalarla ısı kaybını arttırarak ortama uyum sağlamaya ve vücut sıcaklığını normal değerlerde tutmaya çalışır. Isı kaybı, terleme ve yüzeysel damarların genişlemesi ile sağlanır. Terleme ve ısı kaybını azaltan faktörler ise, sıcağa bağlı hastalıkların ek risk faktörleri olarak göze çarpar: obesite, cilt kan akımını azaltan cilt hastalıkları, dehidratasyon (vücudun susuz kalması), tansiyon düşüklüğü, kalp yetersizliği, metabolizmayı hızlandıran ilaçların kullanılması, kas aktivitesinin arttırılması, terlemeyi engelleyen trisiklik antidepresanlar-allerji ilaçları yani anti histaminikler-bazı psikiyatri ilaçları vücut suyunu azaltan idrar söktürücüler-alkol kullanımı,kalp damar hastalıklarında sıklıkla kullanılan beta-blokerler, lsd-cocaine ve amfetamin gibi kas aktivitesini arttıran maddelerin kullanımını sayabiliriz.
Sıcağa bağlı hastalıklar, yaşla, bilinç bozukluğunun düzeyi ile artmış vücut-kitle indeksi, azalmış fiziksel fitness ve egzersiz süresi ile doğru orantılı olarak artar. İklime uyum sağlamada yetersizlik, acclimatizasyon yetersizliğini etkileyen diğer faktörler inaktivite, obesite, tütün kullanımı ve bazı ilaçların kullanımıdır. Sıcağa maruz kalma yavaş yavaş arttırılarak iklime uyum sağlanmalı, çoğumuzun yaptığı gibi, ilk günden itibaren tam gün ısı ve güneşten faydalanma arzusu,tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır

m1
Vücut, kanın sıvı kısmı olan plazma hacmini arttırarak, kalp atım hacmini ve pompa gücünü arttırarak, nabzı yavaşlatarak ve düşük tuz içerikli terlemeyi sağlayarak iklime adapte olur. Ağır egzersiz yapılmadan önce mutlaka iklime adaptasyon sağlanmış olmalıdır, aksi ölümle sonuçlanabilen ağır komplikasyonlar gözlenir, sıvı alımı artırılmalı özellikle dengeli elektrolit içeren sıvı ve su alımı önemlidir. Sadece tek başına su kullanımı sodyumun düşmesine sebebiyet vererek ciddi komplikasyonlara yol açar.
Ani gelişen bayılma ve şuur kaybı: Vücut sıvısının azalması ciltte vazodilatasyon, ve buna bağlı olarak hayati organlara ve beyine yeterince kan ulaştırılamaması sonucu oluşur. Sıklıkla egzersiz (uzun süreli ağır egzersizler) sonrası gelişir, ayağa kalkınca tansiyonda düşme ve bayılma hissi vardır, cilt soğuk ve nemlidir, nabız zayıftır, kan basıncı düşmüştür, hasta hemen yatay pozisyona getirilir ağızda veya damarda su ve tuz içeren sıvılar verilerek denge sağlanır.
Sıcak krampları: Su ve tuz kaybı yavaş ve ağrılı kas kramplarına yol açabilir, kramplar sıklıkla 1-3 dakika sürer ve en çok kullanılan kaslarda görülür. Cilt soğuk ve nemlidir, kaslar hassas ve ağrılıdır, kas seyirmesi gözle görülür, hasta ajitedir ve ağrılardan şikayet eder, vücut sıcaklığı yükselmiştir, şahıs hemen serin bir bölgeye götürülmeli, bir galon suya 4 çay kaşığı tuz atıldıktan sonra hastaya içirilmelidir böylece hem tuz hem de sıvı ihtiyacı karşılanır. Hasta 1-3 gün arası istirahat etmelidir.
Sıcak bitkinliği: Yeterince sıvı ve elektrolit almadan sıcağa maruz kalanlarda ve sıcakta aktivitede bulunanlarda gözlenir, vücut sıcaklığı 37.80C in üzerindedir. Nabız normalin %50 üstündedir, vücut nemlidir, sıcak baygınlığı ve krampı esnasındaki bulgulara ek olarak, bulantı, kusma, bitkinlik, hızlı nefes alıp-verme, susuzluk, güçsüzlük, çarpıntı, santral sinir sisteminin etkilenmesi sonucu baş ağrısı,baş dönmesi,histeri ve psikotik nöbetler görülebilmektedir. Tedavi edilmez ise sıcak çarpmasına dönüşebilir.
Sıcak çarpması: Hayatı tehdit eden tıbbi acil durumlardan biridir. Beyin fonksiyon bozukluğu 400C üzerinde ateş terlemenin olmaması bulguları ile kendini gösterir, klasik ve egzersiz ile birlikte olmak üzere iki ana tipi vardır.
Klasik tipte sıcaklık ayarlama-termoregülasyon merkezinde bozulma ile seyreder (daha önce değinilen çeşitli ilaçların kullanımı sorumludur)
Egzersiz ile birlikte olanda ise sıcak ve nemli ortamda yapılan aşırı egzersiz sorumludur
Beyin, kalp, böbrek ve karaciğer hasarına sebep olur, ölüm görülebilir, acilen tam teşekküllü bir hastane ve gerekirse yoğun bakım şartları sağlanmalıdır.

 

Ayak sağlığına dikkat!

Ayaklarınızdaki değişimin aslında birçok hastalığın da habercisi olduğunu ve bu değişimleri dikkate aldığınızda erken teşhisle hangi hastalıklarınızı tedavi ettirebileceğinizi biliyor muydunuz?

Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları ve Romatoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Soy ile ayak sağlığının genel sağlık durumunuz hakkında vereceği ipuçları hakkında bilgi verdi.

Soğuk ayaklar

Ayak parmaklarınız her zaman soğuksa nedeni zayıf kan akımı olabilir. Zayıf kan akımı, sigara, yüksek tansiyon ya da kalp hastalığı ile bağlantılı dolaşım sorunlarının habercisidir. Kontrolsüz diyabete bağlı sinir hasarı da ayaklarınızı soğuk hissetmenize neden olabilir. Diğer olası nedenler arasında hipotiroidizm (guatr bezinde yetersizlik)ve anemi vardır.

Ayak ağrısı

Ayaklarınız uzun bir gün sonunda ağrıyorsa yanlış ayakkabı tercihinizden kaynaklanabilir. Özellikle yüksek topuklu ayakkabı giyiyorsanız ayak ağrısı problemiyle karşılaşmanız kaçınılmazdır. Ayrıca basketbol, koşu gibi yüksek etkili spor yaparken oluşan stres kırıkları ve küçük çatlaklar da ağrıya neden olabilir. Ayrıca iltihaplı romatizmalar birçok eklemin yanı sıra ayakları da etkileyebilir ve ilk olarak ayak ağrısı ile kendini gösterebilir.

Kırmızı, beyaz ve mavi ayak parmakları

Raynaud hastalığı, ayak parmaklarınızı önce mavi, sonra beyaz ve tekrar doğal rengine çevirebilir. Bunun nedeni ani damar daralmalarına bağlı oluşan damar spazmlarıdır. Stres ya da sıcaklık değişimleri, skleroderma, romatoid artrit, Sjogren hastalığı gibi iltihaplı romatizmalar ve tiroit problemleri de hastalığı tetikleyebilir.

Topuk ağrısı

Topuk ağrısının en sık nedeni topuktan başparmağa uzanan plantar fasia olarak adlandırılan adalede oluşan iltihaplanmadır. Sabah uyandığınızda ve ayağınızın üzerine bastığınızda ağrı keskin olabilir. Bunu sonucunda topukta “epin kalkanei-topuk dikeni”, denilen kemiksi oluşumlar gelişebilir. Bu durum, özellikle Ankilozan spondilit grubu hastalıklar için önemli bir uyarıcı bulgudur. Topuk ağrısının diğer nedenleri de artrit, aşırı egzersiz ve yanlış ayakkabı seçimidir. Daha az yaygın nedenleri ise topuk altındaki kemikte oluşan yangı, tümör ya da kırık bir kemik olabilir.

Ayağı sürükleyerek yürümek

Bazen bir sorunun ilk işareti daha geniş yürüme ya da yürürken ayağınızı sürükleme gibi yürüme şeklinizdeki değişiklik olabilir. Bunun en önemli nedeni periferik sinir hasarının getirdiği duyu kaybıdır. Bu vakaların yaklaşık% 30 şeker hastalığı ile bağlantılıdır. Sinir hasarı ayrıca enfeksiyon, vitamin eksikliği ve alkolizm nedeniyle de olabilir.

Çomak parmak

Ayak ve el parmaklarında parmakların aşağıya doğru eğilmesi ile oluşan bu problemin en yaygın nedeni akciğer hastalığıdır. Ama aynı zamanda kalp hastalığı, karaciğer ve sindirim bozuklukları ya da bazı enfeksiyonlara neden olabilir. Bazen altta yatan herhangi bir hastalığı olmayan kişilerde de görülebilir.

Şişmiş Ayaklar

Genellikle çok uzun yol yapan kişilerde ve hamilelerde görülen bu problem geçicidir. Ancak devam ediyorsa zayıf kan dolaşımı, böbrek bozukluğu, tiroid, lenf sistemi ile ilgili bir sorun ya da bir kan pıhtısının habercisi olabilir. Eğer ayaklarınızda kalıcı şişlik varsa mutlaka bir hekime görünün.

Yanan Ayaklar

Ayaklarda yanma hissi, periferik sinir hasarı ile şeker hastaları arasında yaygındır. Ayrıca B vitamini eksikliği, ayak mantarı, kronik böbrek hastalığı, bacaklarda ve ayaklarda zayıf kan dolaşımından (periferik arter hastalığı) veya hipotiroididen de kaynaklanabilir.

İyileşmeyen yaralar

İyileşmeyen ayak yaraları diyabet için önemli bir uyarı işareti olabilir. Diyabet, dolaşıma zarar verdiği için özellikle ayak bölgesindeki yaraların iyileşme sürecini olumsuz yönde etkileyerek; basit bir yarayı problemle bir yaraya dönüştürebilir. Bu yaralar da enfeksiyona yatkındır. Diyabet hastasıysanız ayaklarınızın bakımına çok dikkat edin ve her gün herhangi bir yara olup olmadığını kontrol edin.

Ayak başparmağı ağrısı

Ayak başparmağında görülen kızarıklık ve şişmeyle devam eden ağrının en önemli nedenlerinden biri Gut hastalığıdır. Osteoartrit( kireçlenme) de ağrı ve şişliğe neden olabilir. Ayrıca yanlış ayakkabı kullanımı ya da genetik yapı nedeniyle ayak başparmağında çıkıntıyla birlikte ağrı görülebilir.

Kaşıntılı ayaklar

Kaşıntılı, pullu cilt görünümünde olan ayak mantarı, 20 ve 40 yaşları arasındaki erkeklerde daha fazla görülür. Kızarıklık, kuruluk ile birlikte görülen kaşıntıyla kendini gösteren ayak mantarı kimyasal madde veya cilt bakım ürünlerine cildin verdiği reaksiyonla ortaya çıkar. Kaşıntılı ayaklar üzerinde deri kalın ve sivilce benzeri ise sedef hastalığına neden olabilir.

Ayak spazmları

Ani, keskin ve birkaç dakika sürebilen kas spazmları; aşırı iş yükü ve kas yorgunluğu nedeniyle sık sık karşılaşılan durumlardır. Diğer nedenleri ise potasyum, magnezyum, kalsiyum, ya da D vitamini düzeylerinde düşme, zayıf kan dolaşımı, su kaybı olabilir. Hamilelik veya tiroid bozuklukları, değişen hormon düzeyleri de ayak spazmlarında önemli bir rol oynayabilir. Spazmlar sık veya şiddetli ise mutlaka bir hekime başvurun.

Ayak üzerinde koyu lekeler oluşması

Cilt kanserinin en tehlikeli formu olan Melanom, düzenli olarak güneşe maruz kalmayan bölgelerde bile gelişebilir. Bu nedenle vücudunuzu iyi tanıyın ve ayda bir kez mutlaka kontrol edin.

Sarı ayak tırnakları

Kalınlaşmış sarı ayak tırnakları genellikle mantar enfeksiyonundan kaynaklansa da lenfödem (lenfatik sisteme ilişkin şişlik), akciğer sorunları ya da sedef hastalığı, sedefe bağlı artrit gibi altta yatan başka bir hastalığın da belirtisi olabilir.

 Beyazlaşmış tırnaklar

Beyazlaşmış tırnaklar tırnak enfeksiyonu ya da sedef hastalığından kaynaklanabilir. Tırnak sağlam ve bunun çoğu beyaz ise karaciğer hastalığı, konjestif kalp yetmezliği ya da şeker hastalığı gibi daha ciddi bir durumun belirtisi olabilir. Herhangi bir endişeniz hakkında mutlaka hekiminizle konuşun. 

Kaslara iyi geliyor!

Sarılmak kaslara iyi geliyor!

California Üniversitesi’nden bilim insanlarının araştırması, “bağ kurma”, “aşk” ya da “sarılma” hormonu olarak da bilinen oksitosinin yaşlılarda kas zayıflığının giderilmesini sağlayabileceği ve hatta obeziteyi önleyebileceğini gösterdi.

Sarılırken salgılanan oksitosin hormonunun kemiklerin zayıflamasını önleyebileceği belirlendi.

Sarılmak kemiklerin zayıflamasını önleyebilir

Yaşlı farelere bu hormonu enjekte eden bilim insanları hayvanların kaslarının güçlendiğini gördü. Hormon enjekte edilen yaşlı farelerin kaslarının genç farelerde olduğu gibi yaklaşık yüzde 80 daha hızlı güçlendiği ortaya çıktı.

Bilim insanları ayrıca oksitosinin diğer kas zayıflaması tedavilerinden farklı olarak kanseri tetiklemediğini de belirtti.

 

Bu gıdalar beyni öldürüyor!

Daily Mail gazetesi beyni tüketen ve öldüren 11 gıda maddesini yayınladı.

İşte beyni tüketen 11 gıda

 

Şeker ve şeker ürünleri

 

Uzun süreli şeker kullanımı nörolojik problemlere sebep olur. Ayrıca hafızayı da zayıflattığı tespit edilmiştir.Öğrenme kabiliyetini zaafiyete uğrattığı da ifade edilmektedir. Bu sebeple şekerden uzak durmak gerekir.

Alkol

 

Alkolün karaciğeri iflas ettirdiği bilinmektedir. Ancak az bilinen diğer etkisi de beyni bitirip tükettiğidir. Sağlıklı düşünme yeteneğini zayıflatır, hafızayı da tüketir. Kısa vadede alkol bırakıldığı takdirde etkileri belli bir düzeyde onarılabilmektedir. Ancak uzun süreli kullanımlarda kalıcı hasarlara da yol açabilir.

 

Fast Food

 

Yakın zamanda Montreal Üniversitesi´nde yapılan bir araştırma fast food ürünlerinin beynin kimyasını değiştirdiğini ortaya koymuştur. Bu da depresyon ve anksiyete sorunlarına yol açmaktadır. Fast Food ürünlerinin içindeki katkı maddelerinin öğrenme bozukluğu, motivasyon eksikliği ve hafıza zayıflığına da yol açtığı kanıtlanmıştır.

 

Kızarmış yiyecekler

 

Bütün işlenmiş yiyecekler kimyasallar, katkı maddeleri, yapay tatlandırıcılar ve koruyucular içerir. Bunlar hem çocuklarda hem yetişkinlerde ciddi beyin hasarlarına yol açar.Kızarmış veya işlenmiş gıdalar beyin sinirlerini zedeler. Bazı yağlar ise diğerlerine göre daha zararlıdır. Doğadaki en toksik ve tehlikeli kızartma yağının ise ayçiçek yağı olduğu tespit edilmiştir.

 

İşlenmiş veya önceden pişirilmiş gıdalar

 

Tıpkı kızarmış gıdalar gibi işlenmiş gıdalar da merkezi sinir sistemine zarar verir. Bu da dejeneratif beyin bozukluğuna yol açar. İleriki yaşlarda Alzheimer´a neden olur.

 

Çok tuzlu gıdalar

 

Tuzun kalbe zarar verdiğini herkes bilir. Bilinmeyen şey ise tuzun içindeki yoğun sodyum beyne de zararlıdır ve düşünme yeteneğini zayıflatır. Zekayı da gerilettiği ispat edilmiştir.

 

Tahıllar

 

Tahılların hepsi beyin fonksiyonlarına zarar verir. Ancak bunun tek istisnası yüzde 100 tam kepekli tahıllardır. Yani tam tahıllar.
Eğer çok tahıl tüketirseniz bu hızlı yaşlanmanıza da yol açacaktır.

 

İşlenmiş proteinler

 

Proteinler kas yapıcıdır. Et ise en yüksek kalitede ve en zengin protein kaynağıdır. Ancak sosis, salam, sucuk ve benzeri gıdalar gibi işlenmiş proteinlerden uzak durulmalıdır.

 

Doğal proteinler sinir sistemini yapılandırırken, işlenmiş proteinler tam tersini yapar. Yani sinir sistemini tahrip eder.

 

Trans yağlar

 

Kesinlikle her türlü trans yağdan uzak durulmalıdır. Trans yağlar bir çok ciddi soruna yol açar. Kalp sorunları, kolesterol ve obezite bunların en çok bilinenidir. Az bilinen ise beyne de oldukça zarar verdiğidir.

 

Refleksleri öldürür, beyin işlevinin kalitesini düşürür. Ayrıca felç riskini de maksimum düzeye çıkarır. Alzheimer benzeri etkileri de uzun vadede ortaya çıkar.

 

Yapay tatlandırıcılar

 

İnsanlar zayıflamak için şeker yerine yapay tatlandırıcı kullanırlar. Bunların daha az kalori içerdiği doğru olsa da faydasından çok zararı vardır. Uzun kullanımlarda beyin hasarına ve zihinsel bozukluklara yol açar.

 

Nikotin

 

Nikotinin zararları saymakla bitmez. Beyinle ilgili olanına gelince… Vücudunuzun en önemli organı olan beyninize kan gitmesini engeller.Kan gitmezse oksijen de gitmez. Bu da beyninizin yavaş yavaş ölmesine yol açar. Kılcal damarları tıkadığı için nörotransmitterlerin üretilmesine engel olur ve işlevini engeller.Bu da sinir sistemini tüketir.

 

 

 

 

 

Güneş lekelerine armutla dur deyin!

Güzellik ve Cilt Bakımı Uzmanı Cemile Gülsüm Kayacı, armut ile güneş lekelerinden kurtulmanın mümkün olduğunu açıkladı. Armudun cilt lekelerini gidermede nasıl kullanılması gerektiğini anlatan Kayacı, yanlış güneş kremi kullanımına ve dikkat edilmesi gereken noktalara da değindi.

Yaz aylarının korkulu rüyası olan güneş lekeleri için en doğal çözümün “armut” olduğunu ifade eden Güzellik ve Cilt Bakım Uzmanı Cemile Gülsüm Kayacı, bu meyvedeki alfa arbutin maddesinin cilt lekelerinin yok edilmesinde çok etkili olduğunu söyledi.


Güzellik ve Cilt Bakım Uzmanı Cemile Gülsüm Kayacı, güneş lekeleri için armudu önerdi. Armutta alfa arbutin maddesinin bulunduğunu belirten Kayacı, “Arbutin aktif maddesi ayı üzümü (uva ursi), kış sümbülü, armut ve dut ağacı gibi bitkilerden elde edilen ve ciltte renk açıcı olarak kullanılan doğal bir aktif bitkidir. Cildi beyazlatmak ve ciltte oluşan renk değişikliğini ortadan kaldırmak için kullanılmasını önermekteyiz. Ciltteki fazla melanini inhibe ederek cildin renk ayrışmalarını kısa sürede (8-12 hafta) azaltır. Leke ya da hiperpigmentayon tedavisinde etkili aktiflerden biridir. Cilde uygulanmasından hemen sonra enzimlerle birleşerek fazla tyrosin oksidasyonunu engeller. UV ile oluşan pigmentasyonda da etkili olduğu klinik olarak ispatlanmıştır” diye konuştu.

Cilt lekelerinden kurtulmak için armudu nasıl kullanmalıyız?

Alfa arbutin maddesi ile leke açılmasının 8-12 hafta sürebileceğini kaydeden Cemile Gülsüm Kayacı, bunu kullanırken mutlaka gündüzleri güneş koruyucu kullanılması gerektiğini ifade etti. Kayacı, armudun cilt lekelerini gidermede nasıl kullanılacağını da anlattı:

Armudu dilimler halinde yüzümüzde 10-15 dakika tutabiliriz. Püre yapıp maske ya da peeling gibi de uygulayabiliriz. Ben daha çok püre halinde yüze yedirilerek yapılan uygulamaları tavsiye ediyorum. Gece uyumadan önce yapılması daha etkili olur. Çünkü cilt gece 23.00 ile sabah 04.00 arası yenilendiğinden gece yapılan uygulamalar daha etkili olmaktadır. Düzenli uyku, sağlıklı beslenmek, bol su içmek, spor yapmaya dikkat edersek sağlıklı bir yaşam sağlıklı güzel bir yüze sahip olabiliriz. Bu noktada yaz ayları geldi su içmeyi asla ihmal etmeyelim su cildin en temel ihtiyaçlarındandır. Sadece yaz aylarında değil yaz kış yeteri kadar su içmemiz gerekir.”

Güneş kremi konusunda bu hatayı yapmayın

Güneş koruyucu kremlerle ilgili yapılan en temel hatanın bu kremlerin sadece yaz aylarında kullanılması olduğunu da anlatan Güzellik ve Cilt Bakım Uzmanı Cemile Gülsüm Kayacı, “Güneş koruyucuları yaz kış dört mevsim kullanmak gerekir. Güneşteki zararlı ışınlar yaz aylarında artsa da kış aylarında da bu ışınlar havada bulunmakta. Ayrıca güneş koruyucular cildi sadece zarar ışınlardan değil havadaki serbest radikallerden de korumaya yardımcı olur. Yaşanan pek çok cilt probleminin ana nedeni havadaki serbest radikaller. Yaşadığımız ortamda bulunan radyasyon, egzoz dumanları, sigara içilen ortamların havası ve daha pek çok etken cildimize zarar veriyor. Bu etkileri azaltmak içinde güneş koruyuculardan yararlanmalıyız. Ancak bu noktada şunu belirtmekte fayda var. Dermokozmetik ürünler alırken içeriklerine mutlaka dikkat edin. Kimyasal değil bitkisel içerikli ürünleri almaya özen gösterelim. Hani bir söz vardır, ‘kaş yapayım derken göz çıkarmak’ diye; sonuçta doğa bize sınırsız bir imkan sunmuşken doğal olan varken kimyasal ürünleri neden kullanalım ki? Unutmamak gerekir ki biyolojik yaş yoktur cilt yaşı vardır. Sağlıklı ve genç bir cilde sahip olmak için doğada sınırsız bir mağaza var. Üstelik bu ürünlerin hepsi elimizin altında olan ürünler” dedi.